9 C
İstanbul
Cuma, Eylül 24, 2021
Ana Sayfa Eleştiri "Taşıran Damlanın Cesareti" 

“Taşıran Damlanın Cesareti” 

DOĞAYI KUCAKLAYAN VE SAVAŞ KARŞITI ŞİİRLERİYLE ABBAS KARAKAYA
“Taşıran Damlanın Cesareti”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“İTHAF

Küçük karabalıklara
Tarçın ve kekiğe
Kendilerine tırmanan dağlara”

Abbas Karakaya’nın yeni kitabı Taşıran Damlanın Cesareti, El Yayınları arasında çıktı. Bu kitaba dair söyleyeceklerim var. Şiir sanatının önemli yanı yaşadığı çağı bütünlüğü içinde çelişkileriyle gösterebilmesidir. Sanatın kalıcılığı ve sanatçının toplumsal bağ kurması için yaşadığı çağın sorunlarını hissettirme arasında diyalektik bir bağ vardır. Bir diğeri ise sanat eserinin ileride kalması ve gelecek yüzyılda da etkili olmasıdır. Sanat eserinin bilinç taşıması hele tarihsel bilinç bu olgularla iç içedir. Üretilen bir sanat eserinin estetik nesne olarak önemi o eserin tartıştırdığı toplumsal bilinç ve kalıcılığını sağlayan tarihsel bilinçtir. Sanatçının büyüklüğü bu sorunsallıkla ilgilidir. Bu sorun sanatçının özne olarak toplumsal bağ kurmasıyla ilgilidir. Bütün bu söylediklerim Abbas Karakaya’nın şiirindeki özelliklerden dolayıdır. Karakaya’nın şiirinde iki tema öne çıkar. Savaş karşıtlığı teması ve doğaya yabancılaşma. Bu iki tema şiir geleneği içinde şimdiye kadar çok az işlenmiştir. Günümüzün bu toplumsal gerçekliğini şiirleriyle önümüze taşır Karakaya.
Şimdi doğaya yabancılaşmayı gösteren şiirlerine bakalım.                                                 

PAZAR GÜNÜ

Sokaklar tenha
Dükkânlar kapalı
Bankalar, borsalar
Kapalı Pazar günleri

Ağaçlar kapalı değil
Deniz kapalı değil
Pazar günleri
Yüzüyor balıklarıyla

 

Bu kısa şiir doğayı hissetmenin veya doğaya yönelmenin küçük bir nüvesi olarak görülebilir. Oysa Karakaya’nın şiiri insan doğa çelişkisi üzerinden devam eder. İnsanın doğaya yabancılaşmasını ve insanla doğa arasındaki mesafeyi gösterir Karakaya.

AKSAZ’da
Dağlar, dağlara tutunmuş
Çalılar, ağaçlar bir yaz günü
Bir başına demlenen deniz
Sessizliklerine aldılar beni de

Nasıl oldu bilemedim
Parmağımı derin çizdi bıçak
Fışkırdı kanım göle
Nilüferlerin üstüne

Karanlık denizin derinliğinde
Ağzıma saplanan zıpkın
Gözlerimden boşalan ateş
Gölü, nilüferleri de örttü sis

Yeni doğmuş, yavru bir arının
Sesi kadar duydu mu beni?
Doğanın haşin, sonsuz belleği
Bastırırken otları parmağıma

Bu şiiri üstteki çağrı özelliği taşıyan şiirle koparmamak lazım. Doğayla insan arasındaki ilişkiyi göstermesi açısından güzel bir şiir. Fakat bu şiire insan merkezli bakışın dışına çıkarak doğa merkezli bir şiir olarak bakmak lazım. Doğaya dair ise onun bir canı, ruhu olduğunu gösterir bize bu şiir. Doğa insanın bir parçası doğa varlığımızın nedeni, doğanın varlığı bizim varlığımız olur böylece. Akan kan doğanın kanıdır.  Bu diyalektik bakış Karakaya’nın doğa algısını gösterir. Sabaha Doğru şiirinde şöyle diyor.
“Sabaha yürü
Pürenlerin salınışı içine
İlk öpüşün hatırasını düşürerek
Ayak bileklerinden tanıdığın
Senden hoşlanan kız gelecek aklına”
Bu şiir doğayla hafıza arasındaki ilişkiyi gösterir. Şiir geleneği içinde bu tarz bir imgelem pek göremeyiz.  İnsanın bir özelliğini önümüze sererken, sanatın içerik olarak genişlemesi de diyebiliriz. Hafıza sorununu sadece insanın doğaya yabancılaşması olarak görmek yetmez. Aynı zamanda insan doğa uyumunu da gösterir. Bu şiirde ortak bir duygu yaratamadığımız bir olgu önümüze çıkar; doğa belleği diriltir, insanın hafızasını canlı tutar olay ve olgulara derinlikli bakmasını sağlar. Bellekle doğa arasındaki ilişki milyonlarca yıl içinde oluşmuş ilişkidir. İnsanın kendi benliğini hissetmesi kendi ve doğasıyla ve dış doğayla uyumuyla ilgilidir. Kentleşme ve sanayi toplumu bu uyuma darbe vurmuştur. Belleğin oluşması doğanın değiştirip dönüştürülmesi süreciyle ilgilidir. Gerçekten insan doğadan uzaklaştıkça, doğa içinden edindiği belleğinden uzaklaşır. Bu şiiri yeniden insanı yabancılaşmasını aşması için güzel bir gerekçedir.  İnsanlığın evrensel bir sorununu doğaya yabancılaşmanın farklı bir nüansını, hem de hiç irdelenmemiş bir nüansını görürüz.

SINIR TANIMAYAN LEYLEKLER

Göğü güzelleştiren siz
Sınır tanımayan leylekler
Uçtukça genişletiyorsunuz
Yeryüzünü hepimiz için

Hepimizin başlangıcı su
Bağlıyız geceyle gündüze
Kemik, kas, sinir ve kan
Derimizin altı da aynı

Kurşuna bağışıklığı
Yok hiçbir canlının
Çok şeyimiz ortak
Çok şeyimiz tanıdık

Utanç duvarları
Mayın tarlaları
Dikenli teller
Kalekollar kimin için

Acıyla bakıyorlar bize
Sınır tanımayan leylekler
Süzülüp geçerken mezarsız
Yoksul ölülerin üstünden

Gerçekten de kendine düşman kendi doğasına düşman insan dışında başka canlı var mıdır? Diğer canlılar ne kendi doğasına düşman ne doğaya. Onlar doğayla uyum içinde yaşarken bu uyumu insan paramparça eder. Bu leyleğin bilinci olsa insanın doğaya yabancılaşmasını anlayamaz. Kimin için bu Kalekollar, Dikenli teller. Çalınan Park şiirinde şöyle diyor. “Söktüler parkın ağaçlarını/ Orman içi villalarda yaşıyor/ Ağaçları söktürenler” Kapitalizmin doğayı bir meta, kar nesnesi olarak görür. Karakaya şiirinde kapitalizmin doğa tahribatını gösterdiği güzel dizeler bunlar.

İşte bu doğa sorgulanması, doğa tahribatını gösterilmesi Karakaya’nın şiirinde uç veren şiirler. Aynı zamanda çağın içinde yaşamanın, çağın sorunlarını anlamanın getirdiği bir sonuç bu. Şiirlerinde doğaya yabancılaşmanın ve kapitalizmin yarattığı doğa tahribatının öne çıkma nedeni, doğa sorununu doğru algılanmasından dolayıdır. Bu sorun günümüzün evrensel sorunudur. Bu sorunun şiir alanında fazla öne çıkmamasının nedeni, bu sorunun yakıcı olarak yeni görülmeye başlanması ve postmodern sanatın veya burjuva edebiyatın toplumsal sorunları dışlamasıyla ilgilidir. Sanatın toplumdan uzaklaşması, siyasallığını kaybetmesi toplumsal sorunları sahiplenen gerçekçi edebiyatın yeterli gücü olmamasıyla ilgilidir.

Bunun dışında günümüzün bir başka evrensel sorununu tema olarak işler Karakaya. Bu tema savaş temasıdır. Karakaya’nın şiiri içinde savaşla doğa arasındaki ilişkiyi gösteren şiirler de var. Savaşın doğada yarattığı tahribat günümüzde daha çok görülüyor. Doğaya yabancılaşma ile savaş arasındaki ilişki pek irdelenmemiştir. Bunun dışında savaş ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi şiirlerinde gösterir Karakaya.

GİTMİYORLAR SAVAŞA

Kuzey’i askere çağırıyorlar
Kulak asmıyor çağrıya Rıfat Ilgaz
Hamsiler de karşı savaşa
Sırtlarını dönüyorlar sese

Güney’i itiyorlar savaşa
“Fakirin kanını satacaklar yine”
Diyor Orhan Kemal
Hürü Ana, İnce Memed
Onlar da karşı savaşa

Akdeniz’in sedir ormanları
Bütün katlarıyla Toroslar
Asi nehri ve kolları
Gitmiyorlar, gitmiyorlar savaşa

Diyarbakır’da Tahir Elçi
Dilinden düşürmedi savaşı
Vazgeçmedi, eğilmedi
Dicle’de atıyor nabzı şimdi

Babasız büyüyen çocuklar
En iyi onlar bilir
Babalarını göndermiyorlar savaşa.

Savaşın olumsuzluklarını ve kapitalizmin kendi varlığını devam ettirmenin bir yolunun savaş olduğunu şiirlerinde gösteriyor Karakaya. Savaş karşı olmanın yolunu şiirleriyle önümüze seriyor. Bu hümanist tutum şiirlerinde genelleşmiştir diyebiliriz. Savaş kültürünün yarattığı militarist tutuma da karşıdır diyebiliriz. Bu militarist tutum ile faşizm arasında ilişkiyi gören hisseden biridir. Karakaya’nın şiiri savaş karşıtlığıyla, az da olsa savaşma güdüsünden uzaklaşılacağına dair inanç vardır. Bu inanç ve düşünce günümüz şiirinde yoğun işlenmeli bence. Bu bakış aynı savaş ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi gösterir. Bu anlamda kapitalizmin sürekli hale getirdiği savaş ideolojisinin görünür hale getirir Karakaya’nın şiiri. Abbas Karakaya’nın şiiri, sanatın toplumsal sorgu özelliğini nasıl yitirildiğini gösterir. Postmodern  sanat, sanatın temel işlevi olan sahicilik duygusunun yitimini sağlamıştır. Sanatla toplumsal mücadele arasındaki ilişkiyi tarumar etmiştir. Savaşın yarattığı tahribatı, insanın insana yabancılaşmasını, kapitalizmin insanda, doğada yarattığı tahribatı göstermeyen şiir, ne işe yarar. Bu anlamda Karakaya’nın şiiri, sanatla toplumsallığı ve toplumsal bağı yeniden kurar.

Karakaya’nın bu kitabı aynı zamanda 2017 2020 arasındaki olguları, sınıf savaşımını gösteren bir çeşit kılavuzdur. Toplumcu gerçekçi şiir içinde yaygın bir gelenektir bu. Nazım Hikmet, Hasan Hüseyin Korkmazgil’de bu durum çok öne çıkar. Yaşadığın anı kavrayarak o anın psikolojisini şiire taşımaya görev edinmek, toplumcu gerçekçi bir tavırdır. Bir anlamda kitaptaki şiirlerin çeşitliliği bu tutumu karşılar. Bu anlamda sanat sanat için yapılmaz bir toplumsal sorumluluk üzerinde yapılır. Kapitalist sanat ister istemez sanatı, toplumsal sorumluluğun dışına atarak sanatı sanat için uygulayan bir alana dönüştürür. Bu sanatta toplumsal sorumluluk bulunmaz, sanat bir tekniğe dönüşür. Vicdandan, sorumluluktan uzaklaşır, sanatçı ve sanat eseri bir kapitalist kar marjı olur.

Abbas Karakaya’nın şiiri soru sordurma daha doğrusu insanı düşündürme üzerine şekillenir. Nesnelliği kavramanın yolu insanda merak dürtüsü ile ortaya çıkan soru sorma yani düşündürme pratiğiyle ilgilidir. Günümüz topluma soru sormayan, fazla düşünmeyen tüketici bir toplumdur. Şiirin böyle bir eğitme yanını işaret ederken, ortaya koyduğu şiir didaktik bir şiir değildir. Bu sorular sorarak dünyayı anlama biçimi genel şiir geleneğinin sorgulanması üzerinden ortaya çıkarılmıştır.

Şiirlerinde bir çocuksuluk varken, kendi çocuğunu da şiirine katar. Buradaki anlam farklı bir şekilde çocuksulluğu geniş tutmakla ilgilidir. Genel olarak sanatçının yaratma güdüsünü tetikleyen çocuksuluğun yarattığı oyun güdüsüdür. Şiire can katan katharsis duygusunu ortaya çıkartan bu çocuksu oyun güdüsüdür.

Karakaya şiirinde ironiyi geniş bir şekilde kullanıyor. Bu durum şiirine tatlı bir hale kazandırırken. Sorularla hayatı kavrama, ironi, çocuksuluk ve oyun güdüsü şiirlerinde rahatça girmemizi sağlıyor. Sağladığı haz dönüşüp değişmemizi sağlıyor.
Son olarak Karakaya’nın Vasiyet şiirine bakalım.

VASİYET
Ağaçlara özenirdi desinler
Yaprakların fısıltısını duymaya çalıştı
Razı gelirse dalı olayım bir ağacın
Su taşıyayım köklerinden en tepeye
Çayıra uzanayım yorulduğumda
Cırcır böceği de olabilirim çalılarda

* Bu şiirinde varlığının nedeni doğaya dair büyük saygıyı görürüz. Ben de Abbas Karakaya’nın şiirine ‘ithaf’ şiiriyle başladım ‘Vasiyet’ şiiriyle bitirdim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

İnsancıl Öykülerin Yazarı: Yervant Gobelyan

İnsancıl Öykülerin Yazarı: Yervant Gobelyan Mehmet Aslan Ara sıra derslerimde, beğendiğim yazarlardan öyküler okurum öğrencilerime. Okuduğum yazarlar içinde, Yervant Gobelyan kadar, öğrenciler üzerinde etki bırakan başka...

M. GÜNER DEMİRAY’IN ŞİİRİ: Yürekten Yüreğe Kanatlanan Şiirler

M. GÜNER DEMİRAY’IN ŞİİRİ: Yürekten Yüreğe Kanatlanan Şiirler Mehmet ASLAN M. Güner Demiray, Yunus Emre’den Pir Sultan’a, Tevfik Fikret’ten Nazım Hikmet’e dek sürüp gelen gerçekçi şiir...

HARABATİ BABA TEKKESİNDE NE OLUYOR?

Bir İşgal, Bir Asimilasyon Hareketi ve Alevi Bektaşi Toplumunun Bir Büyük Sınavı HARABATİ BABA TEKKESİ   Kuruluşu 480 yıl önceye kadar giden Makedonya'nın Tetova kentindeki Sersem...

Reina ve Pasha

            Reina ve Pasha            Genç ve güzel bir kadın yaklaştı, “saat kaç?” dedi.            ...

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK