9 C
İstanbul
Pazartesi, Ekim 18, 2021
Ana Sayfa Eleştiri ŞOLOHOV VE EDEBİYATTA ÖDÜL SİSTEMİ

ŞOLOHOV VE EDEBİYATTA ÖDÜL SİSTEMİ

ŞOLOHOV VE EDEBİYATTA ÖDÜL SİSTEMİ

 “Şolohov’a göre, “sanatçı” olarak nitelenmek hakkı, yazarlığını insanların yararına ve insanların ruhlarında bir güzellik dünyası yaratmak için kullanan yazarlara aittir…”
***
1926 yılında yayınlanan “Don Hikayeleri” kitabıyla, gelecekte neler yazabileceğini göstermiş olan Mihail Aleksandroviç Şolohov toplumcu gerçekçi edebiyatın öncülerindendir. 1928-1929 yıllarında ilk iki cildi yayınlanan ve kendisine dünya çapında tanınmışlık sağlayan “Ve Durgun Akardı Don” romanından önce ismi bilinmeyen yazarlardandır. Öykülerinde ve romanlarında anlattığı Don bölgesindeki bir köyde 1905 yılında doğmuştur.

On beş on altı yaşlarında lise eğitimini yarıda bırakarak, Ekim Devriminden sonra yaşanan iç savaşın hem tanığı hem de devrimi savunan Kızıl Ordunun bir parçası olduğunu söyler.

Şolohov bu dönemini şöyle anlatır: “1920’den sonra Don’da çalıştım, tüm topraklarını karış karış dolaştım. Uzun bir süre yiyecek ve silah sağlamakla görevliydim… Her türlü acı olayı gördüm…”

Şolohov 1922 sonlarında Moskova’ya gelir. Hamallık, vasıfsız işçilik, yazıları temize çekme işlerinde çalışır. 1923 yılında yazmaya başlar. Şolohov’un yazdığı gençlik öykülerinin temelinde, Don bölgesinde yaşanan savaşta yaşanan dramatik olayların tanıklığı, saflarında mücadeleye atıldığı Ekim Devrimi’ni savunan emekçi halkın yiğitliği, mücadele gücü, insan sevgisi ve coşku vardır.
***
Şolohov 1925 yılından itibaren kendini tamamen edebiyata adamış ve Sovyet halklarının devrim öncesi ve devrimi savunma yıllarındaki yaşantısını anlatan dört ciltlik “Ve Durgun Akardı Don” romanını yazmaya başlamıştır. Eser, Şolohov’un on beş yıllık bir çalışması sonucunda tamamlanmıştır.

“Ve Durgun Akardı Don”, Şolohov’un, ülkemizde en çok bilinen, okunan romanıdır. Yaratılan derinlikli karakterler, anlatımdaki yalınlık, anlatılan kişilerin saflık ve sade yaşamları, olayların çokluğu ve geniş bir süreç ile coğrafyadaki anlatımı, anlatılan öykünün dramatik yapısı, unutulmaz bir destansı yapıtın oluşmasını sağlamıştır.

Don Kıyısında Hasat, Uyandırılmış Toprak, Don Hikayeleri Türkçeye çevrilen diğer önemli Şolohov kitaplarıdır.
***
Mihail Şolohov’un Türkçeye çevrilen kitaplarından biri, İngilizceden Eser Yalçın’ın çevirdiği, 1983 yılında “de yayınevi” nce yayınlanan, “Yazarın Sorumluluğu” başlığını taşır.

Şolohov’un yazı ve konuşmalarına yer verilen kitapta; Şolohov, kendi eserleri dahil Sovyet Edebiyatı hakkında düşüncelerini ortaya koyar. Çok anlamlı, genç yazarlara yol gösterici, ufuk açıcı yazılar ve konuşmalara yer verilen kitapta, yazarların görev ve sorumluluklarına ilişkin değerlendirmeler vardır.

Şolohov, yazarın görevinin, okuruna dürüst olmak, insanlara gerçeği söylemek, göstermek olduğunu tespit eder. Bu gerçeğin katı olabileceğini ancak yine de cesurca gerçeğin söylenmesi gerektiğini vurgulayan Şolohov, yazarların bir diğer görevinin, “insanların yüreklerinde geleceğe ve bu geleceği kurmak için yeteneklerine olan inançlarını güçlendirmek” olduğunu söyler.

Şolohov’a göre, “sanatçı” olarak nitelenmek hakkı, yazarlığını insanların yararına ve insanların ruhlarında bir güzellik dünyası yaratmak için kullanan yazarlara aittir.

Şolohov, edebiyat yapıtlarını, birinci, ikinci, üçüncü diye sınıflandırmanın kendisine fiyat listesini düşündürttüğünü söyledikten sonra ekleyecektir: “…Peki bu fiyat listesine girmeyen çalışmalar ne olacak? Herhangi bir ödül kazanamamış bütün o kitaplara ne diyeceğiz? Iskarta mı…”
***
Mihail Şolohov, 1954 yılında, Tüm Yazarlar Kongresinde, “Savaş Sonrası Edebiyatımızdaki Düşüşün Nedenleri” başlıklı konuşmasında; Sovyetlerde yazılan kitapların düzeyindeki düşüşleri irdeleyerek, bunun nedenleri hakkında düşüncelerini söyler. Bunlardan ilki, eleştirinin yetersizliğidir. Eleştirmenlerin tutumunu sertçe eleştiren Şolohov, edebiyattaki düşüşün bir diğer nedeninin, edebiyat alanındaki ödüllendirme sistemi olduğunu söyler.

Şolohov, edebiyat yapıtlarını, birinci, ikinci, üçüncü diye sınıflandırmanın kendisine fiyat listesini düşündürttüğünü söyledikten sonra ekleyecektir: “…Peki bu fiyat listesine girmeyen çalışmalar ne olacak? Herhangi bir ödül kazanamamış bütün o kitaplara ne diyeceğiz? Iskarta mı ya da ne? Bu saçmadır, yazarlar kötü biçimde haksızlığa uğradıklarını hissedeceklerdir. Bu sistem hiç de iyi değildir, hele insan pek çok iyi kitabın –yetenekli, akıllı kitapların– asla ödül almadıklarını, ama ödül kazanmış olanlardan daha fazla talep edildiklerini düşünürse!…”

Şolohov konuşmasının devamında, ödül sisteminin yaratığı sakıncaları örnekler: “… Örneğin bir yazar şöyle böyle orta hallice bir kitap yazıyor. Kendi yeteneği üzerine hayalleri yok ve kitabın geniş çaplı başarısını beklemiyor. Bir sonraki kitabının daha iyi olacağını umut ediyor. Birdenbire kitabı bir ödül alıyor. Gerçi ikincilik ödülü… Yazardan, ödül verenlere, tam bir dürüstlükle, “Ne yapıyorsunuz kardeşler? Bana ödül vermeyin, kitabım bunu haketmiyor” demesini mi bekliyorsunuz? Hayır! Bunu yalnız bir budala yapabilir. Böylece yazar bu ödülü alıyor ve çok geçmeden kendisinin ve ödülü verenlerin kitabın değerini yeterince bilemediğini ve ikincilik değil, birincilik ödülünün verilebileceğini düşünmeye başlar. İşte yazarları ve okurları böyle yanlış yola yöneltiyoruz.”

Şolohov, ödül sisteminin böyle devam etmemesi gerektiğinin altını çizerken, yazarlara verilen ödüllerle dalga geçer. Ödül sistemi böyle sürerse, kendilerinin altınla bakırı ayırt edemeyecek noktaya geleceklerini, okurların ödül kazanmış yazarlara karşı tetikte bulunacağını söyler. “…Bu kadar çok ödül verilirse, bazı yazarların ödüllerini taşımak için destek alması gerekecek, Yoldaş Simonov ödüllerini taşıyabilmek için, salonlarda tekerlekli sandalye ile dolaşmak zorunda kalacak…” diyen Şolohov, ödül kazananların “korku” içinde olduğunu söyleyecektir!

Şolohov aynı konuşmasının devamında, Simonov ve İlya Ehrenburg hakkında çok sert eleştiriler yapmaktan geri durmayacak, yazdıkları son kitaplarının önceki kitaplarının çok gerisinde kaldığını söyleyecektir.
***
Şolohov kitabında, 1919-1946 yılları arasında Yüksek Sovyet Prezidyumu Başkanlığı yapmış olan, 1926 yılından itibaren Sovyetler Birliği Komünist Partisi Politbüro üyesi Mihail İvanoviç Kalinin’in ölümü üzerine yazdığı yazıya da yer verir. Bu yazıdan bir paragraf paylaşmak isterim.

Kalinin anlatıyor: “…Elli yıl kadar önce Tiflis’te hapisteyken, elime tanınmış bir yazarın kitabı geçti. Hücrede yalnızdım ve sahip olduğum tek kitap oydu. Sayısız kez okudum. Onu tüm hayatım boyunca hatırlamam gerekirdi değil mi? Daha serbest kaldığım an onu unuttum. Bir daha da okumak istemedim. Gerçek edebiyat olmadığı için! Tolstoy ya da Çehov’sa bir kez okursun daima hatırlarsın. Kırk yıl önce değil, sanki yeni okumuşsun gibi gelir insana…”
***
Kalinin’in, Şolohov ve diğer tüm yazarlara seslenen sözleri ile bitirelim:
“Biz okurlar, yazarlardan yalnızca kitaplar değil, bize hayatımızın çok yönlü resmini veren iyi kitaplar istiyoruz…”

NOT: Aylık Kültür Sanat Dergisi İnsancıl’ın Şubat 2018 Tarihli 318. Sayısından.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

EDEBİYATIMIZDA RUŞEN HAKKI

EDEBİYATIMIZDA RUŞEN HAKKI “Ruşen Hakkı deyince, yaşadığı şehirde sokaklara adı verilen Kocaelili bir şair gelir akla. Gazeteciydi o, şairdi, yazardı... Onun kaleminde insanların bin bir...

BİR TÜRLÜ TUTUNAMAYANLAR VEYA ORTAÇAĞ TİPİ CEMAAT NOSTALJİSİ*

  Her zaman adil olmanın kolay olmadığını biliyorum. İdeolojik savaşım çoğu zaman karışık olmasını, kampların içiçe geçmesini ve argümanların mücadele verenlerin başı üzerinde keşismesini çok...

LEİBNİZ İÇİN NOTLAR*

Paris o zamanlar dünyanın kültür merkezidir. O zamanlar şimdi olduğu gibi yüzlerce kültür merkezi yoktur. Bir kültür merkezi daha vardır: Londra. Onda da daha çok Shakespeare'in ağırlığı...

BEN KENAR MAHALLE YAZARIYIM*

  - Önce şunu öğrenmek istiyoruz. Öykü nasıl oluşuyor sizde. - Öyküler, her şeyden önce yaşadıklarımdan kaynaklanıyor. Yaşadıklarımı, düşlerimi hayallerim, düşüncelerim biçimlendiriyor. Bana bu birikimin içinden bir çelişkiyi, yaşamanın, toplumun,...

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK