9 C
İstanbul
Cuma, Eylül 24, 2021
Ana Sayfa Eleştiri SEVDALI BİR BULUŞMA

SEVDALI BİR BULUŞMA

KEMAL ÖZER’LE  “SEVDALI BİR BULUŞMA”

 Kemal Özer Şiirinin İçine Doğduğu Toplumsal/Şiirsel Ortam:

 Kemal Özer şiirine odaklanmak,  yakın kısa Türkiye tarihine de odaklanmak anlamına gelir. Toplumsal yaşamımız onun şiirinde neden bu denli belirgindir ve neden Kemal Özer şiiri denildiğinde, ilk çağrışımı toplumsal duyarlık olarak önümüze gelir? Soruların yanıtı da, verilecek yanıtların çevrenini oluşturacak tüm olasılıklar da ancak Türkiye’nin yakın toplumsal-siyasal gelişimine sahip olmakla anlamlı bir yere oturtulabilir.

 Öyleyse hem Kemal Özer’in şiirini oluşturan nedenselliklere, hem de ülkenin en kırılgan dönemlerine bir arada bakmak şiir belleğimiz için de verimli bir çalışma olacaktır.

Çok partili döneme geçen Genç Cumhuriyetin kurucu unsurlarının oluşturduğu partisi CHP, 1950 seçimlerini kaybetmiştir. Bu büyük bir olaydır ve artık “mutlak iktidar ve mutlak devlet” tekeli kırılmıştır. Artık yeniden yapılanmaya açık hale gelmiş bir siyasal ortam oluşmuştur. Büyük çalkantıların önü açılmış ve yeni parti demokrat Parti siyasal alanımızda güçlü bir aktör olarak girmiştir. Devlete sahip olma alışkanlığıyla, mutlak iktidar eğiliminin ortaya çıkardığı yeni arayışlarla, yeni partinin yeterince deneyimli olmayan örgüsü arasında genç Cumhuriyetin sancıları topluma hızla yansıyacaktır.

Bu sancıların bir ucunda da Yeni Dünya vardır. İki büyük savaşı arka arakaya yaşayan –özellikle de Avrupa da oluşan yeni şekillenmeler, yeni sermaye hareketleri de ülkemize yansıyacaktır. Toplumsal yaşam çeşitlenirken, değerler dizgesi de yenilenecek, özellikle de sınıfsal yapılar kentleşecek, burjuva sınıfı ile işçi sınıfları varlıklarını duyurmaya başlayacaklardır. Sınıflar güçlendikçe çatışma alanları değişecek, özellikle de yeni sermaye yeni kültürü ve onun gereksinimlerini oluşturan yeni sosyalleşme alanları ortaya çıkaracaktı. Diğer yandan DP’nin sağladığı görece özgürlük ortamı hızla sivil baskı alanları üretmeye başlayacak, özellikle de aydınlar, sançtılar ve gazeteciler üzerinde hissedilir bir güdümleme başlayacaktır.

Böyle bir ortamda genelde edebiyatımızın, özelde şiirimizin akışı da renklenecek, çeşitlenecekti.

Özellikle de 40 kuşağı şairlerin Toplumcu duyarlığı ve duruşu, neredeyse tüm şiir evrenimize yön verirken, bir yandan Garip hareketinin ortaya çıkması için, diğer yandan da 2.Yeni şiir/sanat anlayışının kimi belirtileri, bu yeni sosyal/siyasal ortamda kendini duyurmaya başlar. Üstelik sadece şiir de değil öykü ve romanda da yeni söyleme biçimlerinin arandığı dönemdir. Bu arayışların hem ulusal hem de uluslararası nedenleri bir arada çalışmaktadır.

Özellikle de Avrupa’da, Avrupa bilincini yerle bir eden 2 büyük paylaşım savaşı ve sonrasında birçok yerden gelen arayış ve tepkilerin kaynaklarından birisi de sanatsaldır/estetiktir. Fütürizm, Dadaizm, Sürrealizm gibi birer sanatsal tepki olarak ortaya çıkan sanat anlayışlarının yansımasıyla etkilenen sanat/edebiyat dünyamız, bir yanıyla da içerideki değişimden etkilenmektedir. Böylelikle arayışın odağına oturan “yeni” söyleme biçimleri, 40 kuşağının sanat anlayışına da bir tepki olarak ortaya çıkar ve moda deyimle tüm şiir/sanat ortamımızı etkilemeye başlar.

Diğer yandan Nazım Hikmetle başlayan serbest şiirimizin içinde yeni şiirsel duruşlarla, bireyselliğiyle farklı şiir anlayışlarının da temsilcileri izlenir. Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil gibi genel şiir sürecinden ve beğenisinden daha farklı yerlerde duran şairler de bir zenginliktir.                                                                                                      

1950 Kuşağına İlişkin Bir Çerçeve

İlk şiirleri 1951 yılında yayımlanır Kemal Özer’in. İlk şiirlerinde belirgin bir biçimde “bireysellik” ağır basar. Bunda elbette, 50 kuşağının genel edebiyat eğilimi ve beğenisi etkindir. Bu kuşağın her yazarı bir adadır. 50 kuşağında başat bir politik anlayış yoktur. Genel çizgisini bireyselleşme üzerine kurmuş olan bu kuşağın yazarları, hayatın tüm alanlarına yönelir ve sanatsal çalışmalarda sınır tanımazlar. Bir bakıma her yazar şiirsel/sanatsal kuralını kendisi “kendince” koyar. Böylelikle özgünlüğünü ve estetik yetkinliğini bireysellikten alan sanatçıların yapıtlarında da daha çok iç/sezgi değerleri biçim olarak metinlere yansımaya başlar. 50 kuşağının edebiyat anlayışını belli bir sanat akımının içine sığdırmak da mümkün görünmemektedir. Hem gelenekten beslenirler, folklorik olanla ilişkilenirler, hem de ondan kopacak deneysel aktalar yaparlar. Bir yandan nesnel dünyaya dair olanla gözlem/izlenim boyutunda ilişkiye girerler, diğer yandan da sanatsal yaratıda tamamen öznel davranırlar. Doğu edebiyatının kaynaklarına, en ilkel kaynaklarına da yöneldiler, batının edebi gelişme alanlarını koyan edebiyat kuramlarına da.

Diğer yandan ideolojik olarak da geniş bir yelpazenin içinde görülürler. Son derece sert, politik göndermeleri benimseyenler de, son derece naif, yumuşak bir dille söylemek de bu kuşağın özelliklerindendir. Tavır alırlar ama belli bir merkezleri yoktur. Bu nedenle de tavır alma konusunda da süreklilik izlenmez kuşağın yazarlarında. İnişli çıkışlıdırlar.  1950-1960 yılları arasındaki yaklaşımlarıyla, özellikle 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonraki yaklaşımların-da ciddi farklılıklar izlenebilir.

Genelde edebiyatta, özelde de bu dönemin şiirlerinde biçimin giderek ağır basar. Bir bakıma biçim arayışları içeriğin bir zorunluğudur. Özellikle imgesel zihinsel tasarımlarıyla dilde yeni söyleyişlerin, yeni anlam alanlarının açılması, bu yenilikleri taşıyacak/sunacak biçimlere de gereksinim duyulmasına yol açacaktır. Denilebilir ki, biçim bir zorunluluktur ve biçim içeriği özgürleştirici estetik bir tutumdur. Biçim aynı zamanda yatay söylemlerin, dikey söylemlere karşın bir üstünlük arayışına yönelme olarak da düşünülmelidir. Bir bakıma batı şiirinin –özellikle de İngiliz edebiyatından getirilen- etkisi olarak da şiirimize giren yatay anlatıya uygun bir biçim arayışıdır da.

 Kemal Özer ve 50 Kuşağı / İkinci Yeni İlişkisi:

Kemal Özer ilk şiirlerini 1951 yılında yayımlamaya başlar. İlk şiirlerinde görülen izlekler, daha çok bireycidir. Bu nedenle de biçime dayanır ilk şiirleri. Sonrasında da İkinci Yeni şiiriyle kurduğu bağ, şiirlerinin soyut söylenişiyle, imgeye dayalı, örtülü, çok çağrışımlı, çok katmanlıdır.

Ağıt, şiirinden bir örnek:
annem mi bir kadın
geciken bir kadın geceyatısına
ölüm kendini göstereli babamın saçlarından
günübirlik bir kadın
üsküdarla istanbul arasında 

babamdı sakalıydı babamın
bir akşam göle batırdı
çıkmamak üzere bir daha
hepsi de ekmek kokardı
sayısı unutulan parmaklarının

    Toplumcu şiir geleneğimizin güncelden evrensele uzanan sesidir Kemal Özer. Tanıklık ve sömürülenden yana taraftarlıktır onun şiiri. Duyarlık yaratarak değiştirmek ister dünyayı. Acıyı  güncelin nasıl bir duyarlık ve duygulanım yarattığını  görürüm;

        “Ağzımda kül tadı.
         Kurumuş kanı görüyorum
        okuduğum satırların arasında,
        yalayıp geçiyor yüzümü 
        utanca karışan sıcaklığı öfkenin
          bakarken fotoğraflarınıza.
          Bir yarayı öper gibi ağzım.

  Yaşamı tüm yönleriyle kucaklamaya çalışan ozanın derdi ‘bakılanı görünür kılmak’ tır. Bunun yüzden şiirini bir ayna gibi geçtiği bütün yollara tutarak görmezden gelinenin ya da umursanmayanın; kimliklerinden dolayı baskı gören, ana dilleriyle konuşmaları engellenen insanları gösterir. Uzaktadır onlar “Bir Adı Gurbet” olan yerde. Ve şair sormadan edemez;

      “Yükseldiği zaman suların nabzı
        hangi sınır karşı koyabilir?
        İzleri silindiği zaman toprakta
        hangi yürüyüş varabilir gideceği yere?
        Kimin yüreği bölünmeden kalabilir
        yeryüzü gurbete dönüştüğü zaman?”

  Sadece yansıtmakla da yetinmez. Gerçeği somut hale getirir. İnsan sarsılır kimi zaman, savaşın ortasındaki sesini duyduğunda;

       “Her duyduğumuzda ıslığını
         bize doğru yola çıkan bombaların
         soluk bile almadan bekliyoruz
         dolaşıyor aramızda dudakları
         soğuk ağızlı bir rüzgarın,
         üçümüz aynı anda ürperiyoruz
         ben, yapraklar ve mum ışığı”

  Ve hatırlayış özgürlüktür
       “yüreği bir çocuğa açılır
         yarılan yüreği tutsaklığın
         yenilgilere doğru savaşlarda
         büyük körfezlere doğru ansızın
         deniz bir sabah hatırlanır.”
  Anlamı belirsizliğe götüren savruk imgelerden uzaktır onun şiiri. İmge bütündür şiirde. Yalın söylemi ve lirizmi tercih ederek kurar imgelemini. Oldukça uzun bir şiir olmasına rağmen Haliç ayrı ayrı bölümlerde imge düzeneğindeki birlikle bütüncül bir kavrayışa götürür bizi:

       “Çoktan acıkmış İstanbul
       Sofra başlarında sabırsız,
       Çiğnemeye hazır çeneleri
       Obur gökdelenlerin,
       Hazır tıkınmaya büyük oteller,
       Bulvarlar, eğlence yerleri,
       tecimenler hazır öğütüp yutmaya,
       tasmasından çözmüşler iştahlarını
       salmışlar Haliç kıyılarına.”

   Şiir ve kavga ayrılmaz bir bütündür Kemal Özer’de. Şiir “kavganın yüreğinde” yer alır ve ozanı “bilinç işçisi” saydığından “insan yüreğini bilinçle doldurmanın yolu” olarak görür şiiri. Yunus Emre’yle Nazım Hikmet arasında ve adına “savaşımcı ozanlar geleneği” dediği bir zincire eklemlenir. İşçi sınıfının tarihsel bilinciyle yoğrulmuş kimi şiirleri  bildiri özelliği taşısada didaktik öğelerden ve slogandan arınmışlığı şiirini estetik bir düzleme oturtur. 

  Sevdasıyla kavgası iç içe bir ozanda aşk, ikili insan ilişkilerinin dışına taşarak, toplumsal duyarlığa evrilir elbette.” Zincirleri yok kafamızda/yalnız birbirimizi düşünmenin” derken de sınırlamayan, paylaşılan, aşkın değişen, dönüştüren çoğulcu duygularına uyak düşer kanımca.

 Belleğini yitirmeyen ozan, son kitabında Sivas kıyımını taşır şiire. Uzun bir bekleyişten sonra yazılmış olmasından dolayı duygusal bir patlama ya da bir öfke patlaması değildir “yangın şiirleri”. Derin bir yaranın dillenişidir bana göre. Yangına tanıklık  ‘dili düğümleyen sessizliği çözer ‘ “Temmuz İçin Yaralı Semah”ta. Ses artık “Orda bulunmayanın” sesidir. Ve sorar “ne kaldı?” diye “orda bulunmamaktır belki”

Kemal Özer’in geride bıraktığı bir mektuptur.” Şiirler okunduğunda biz olmasak ne değişir? Yaşamımız bir sevdalı buluşmaydı onun ışığıydı bıraktığımız. Öyleyse ‘bir aşk mektubudur’ yaşanan” der.
                                      KÜLLE YAZILAN
Kemal Özer’in anısına…

        Ormanın ruhu
        Ay’ın fısıldadıkları,
        Gecenin ve kanın içinden geçen bir yol
        Korkusuz!

        Bir sancılı yürüyüş,
        Yangınlara tanık kuşlar
        ve ağıtları
        Yıldızsız gözyaşına karışan
         katar katar acılar
         ve kelimeler
         yakılan, yırtılan
         belleğin derin kuyusuna düşmüş zamanın
        elinden tutup ayağa kaldıran kelimeler…

        Kendine çekilen asi bir dalga
        Kumdaki iz
        Sevdalı bir yüz
        Kendini emekten yaratan adil bir tanrı
        Kutsal ayetler
        Duyulan şiir külle yazılan.   

           Aydın ŞİMŞEK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

İnsancıl Öykülerin Yazarı: Yervant Gobelyan

İnsancıl Öykülerin Yazarı: Yervant Gobelyan Mehmet Aslan Ara sıra derslerimde, beğendiğim yazarlardan öyküler okurum öğrencilerime. Okuduğum yazarlar içinde, Yervant Gobelyan kadar, öğrenciler üzerinde etki bırakan başka...

M. GÜNER DEMİRAY’IN ŞİİRİ: Yürekten Yüreğe Kanatlanan Şiirler

M. GÜNER DEMİRAY’IN ŞİİRİ: Yürekten Yüreğe Kanatlanan Şiirler Mehmet ASLAN M. Güner Demiray, Yunus Emre’den Pir Sultan’a, Tevfik Fikret’ten Nazım Hikmet’e dek sürüp gelen gerçekçi şiir...

HARABATİ BABA TEKKESİNDE NE OLUYOR?

Bir İşgal, Bir Asimilasyon Hareketi ve Alevi Bektaşi Toplumunun Bir Büyük Sınavı HARABATİ BABA TEKKESİ   Kuruluşu 480 yıl önceye kadar giden Makedonya'nın Tetova kentindeki Sersem...

Reina ve Pasha

            Reina ve Pasha            Genç ve güzel bir kadın yaklaştı, “saat kaç?” dedi.            ...

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK