9 C
İstanbul
Pazartesi, Temmuz 26, 2021
Ana Sayfa Kritik Savaş yoksulluktur, işsizliktir, açlıktır, yetersiz beslenmedir!

Savaş yoksulluktur, işsizliktir, açlıktır, yetersiz beslenmedir!

“Savaş yoksulluktur, işsizliktir, açlıktır, yetersiz beslenmedir, bunun sonucu ortaya çıkan hastalıklardır…”

***
ERİCH MARİA REMARQUE
(123. Doğum gününde saygıyla…)

  Almanya’da Hitler faşizminin iktidara gelmesiyle birlikte kitapları meydanlarda yakılan Erich Maria Remarque (22 Haziran 1898-25 Eylül 1970), dünyaca tanınmış ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ ve ‘İnsanları Seveceksin’ başta olmak üzere tüm yazdıklarında, öncesi ve sonrasıyla savaş içindeki insanları anlatır. 18 yaşında askere alınan ve Savaştan yaralı olarak dönen Erich Maria Remarque savaşı, yaşamış genç bir askerin gözünden anlatır. Nazilerin iktidara gelmesinden sonra kızkardeşi idam edilen Remarque ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır.
   Erich Maria Remarque’nin romanlarında anlattığı savaş, çarpışan insanların savaşı değildir. Roman kişileri, okul sıralarından, çalıştıkları işyerlerinden, sevdiği insanlardan zorla koparılarak savaş alanlarına gönderilmiş insanlardır.
 Savaşan askerlerin çoğu niçin savaştıklarını, ne uğruna savaştıklarını bile bilmeyen insanlardır. Erich Maria Remarque, romanlarında ‘savaşı’ çılgınlık olarak niteler.
       ***
    1931 yılında yayınlanan ‘Dönüş Yolu’nda, 1. Dünya Savaşı sonrasında, savaştan dönen insanların yalnızlığını, çevresine yabancılaşan insanları anlatan Erich Maria Remarque, ‘Ölesiye Yaşamak’ romanında da savaş sonrası Almanya’ da yaşanan hiperenflasyon sürecini, Alman ulusal para birimi Markın, Dolar karşısında eriyip gittiği günleri, bu süreçte ortaya çıkan faşizm ideolojisinin kaynaklarını gösterir.
Barlarda, restoranlarda, stadlarda durup dururken sayısız kez çalınıp söylenen ulusal marş, marşı söylemeyenlere yönelen saldırılar v.b. roman kurgusu içerisinde ustalıkla anlatılır.
Erich Maria Remarque’nin romanlarını okuduğunuzda, ‘savaş nedir?’ sorusunun yanıtının bir daha unutmamak üzere belleklere adeta kazındığını görürüz. Savaş yoksulluktur, işsizliktir, açlıktır, yetersiz beslenmedir, bunun sonucu ortaya çıkan hastalıklardır.
Erich Maria Remarque (1898-25 Eylül 1970), “Dönüş Yolu” romanında, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın son günlerini ve sonrasını, ‘dönüş’ü anlatır. 
Erich Maria Remarque’nin savaştan dönenlerin yaşadığı travmayı anlattığı satırlar, kitaplarının niçin Naziler tarafından yakıldığını anlamamızı kolaylaştırır.
Çünkü askerlerin yaşadıklarını anlattığı satırlar, gencecik insanları, savaşa sürenlerin yalanlarını parça parça eden satırlardır.

“… Günün birinde bir savaşa girmiştik. Komünistlere karşı olduğunu söylemişlerdi. Sonra ölenleri gördüğüm zaman —hepsi işçiydi, bazılarının üzerinde eski asker ceketleri ve çizmeleri vardı, bizim eski arkadaşlarımızdı onlar—içimde bir şeyler yırtıldı.” der askerlerden en kahramanı.
Savaş sonrası travma yaşayanlar, savaştan vücut ya da akıl sağlığı bozulmuş olarak “sağ” dönebilen askerlerle sınırlı değildir. Askerlerin aileleri, çocuklarının savaştan “sağ” dönmesinin sevincini yaşayamayacak derecede savaştan sarsılmış durumdadırlar. Yiyecek bulmak zordur; yiyecek bulabilmek için  “savaş” vermek gerekmektedir. Bu “savaş” komşulara, arkadaşlara karşı verilen bir savaştır. Aileler, çocuklarını normale dönüştürebilmek için de mücadele etmek zorundadır.
Savaştan sonra yaşama tutunmak için sığındığı sevdiği kızı, bir tüccarın kucağında bulan ve tüccarı silahla öldüren Albert, yargılandığı mahkemede, mahkeme başkanının “bir insanı öldürdünüz” sözüne karşılık, “daha önce de birçok insanı öldürdüm” yanıtını verir. “Savaş sırasında, bu başka bir şey” “Vatanınızı savunmak için verdiğiniz bir kavgaydı o..”          sözüne karşılık olarak verilen cevap, çarpıcıdır.      “o zaman vurduğum insanlar bana hiçbir şey yapmamışlardı…”
  &&&
Savaşın bitmesiyle çaresiz bir şekilde orta yerde bırakılan insanların yaptığı gösteri yürüyüşünü çok etkileyici bir biçimde anlatır Remarque.
Bir gösteri yürüyüşü düzenlenmiştir. Bu gösteri yürüyüşüne savaştan “sağ” dönmeyi başaran askerler de katılmaktadır. Üzerlerinde cephede giydikleri solmuş üniformalar olan bir alay insan yavaş yavaş yaklaşır, dörtlü sıralar oluşturmuş, ellerinde pankartlar taşımaktadırlar.

  “Vatan bize böyle mi teşekkür ediyor.”
 “Savaşa katılanlar açlık çekiyor.”

   Bu sözler yazılı pankartları  taşıyanlar, tek kollu insanlardır. Sık sık arkalarından gelenlerin ilerleyip ilerlemediğini görebilmek için dönüp bakmaktadırlar, Çünkü, en hızlı yürüyenler tek kolu olan bu askerlerdir…
Onların arkasında, boyunlarına kısa deri tasmalar bağladıkları köpekleriyle bir grup insan yürümektedir.  Hayvanların tasmasında üç nokta işareti vardı. Bu insanların hepsi savaşta kör olmuşlardır…
Bu nedenle hareketleri doğuştan kör olanlardan farklıdır. Doğuştan kör olanların sahip olduğu yürüme becerisinden ve alışkanlıklardan yoksundurlar.
Körlerin ardından tek gözlüler yürümektedir, Savaşta,  başlarından isabet alan bu insanların yüzleri paramparça olmuş, ağızları yamuk, şişmiş durumdadır; içlerinde çenesi yada burnu olmayanlar vardır. Onların arkasından bacakları kesilenler yürümektedir.  Birçoğunun takma bacağı vardır.
Onların ardından toprak altında kalmış olanlar yürümektedir. Elleri, başları, giysileri, bedenleri zangır zangır titremektedir.  Sanki korkudan o anda da titriyor gibidirler. Artık titremelerine engel olacak güçleri kalmamış, kasları ve sinirleri beyinlerine başkaldırmıştır. Gözleri sabit ve cansız bakmaktadır…
Yürüyüş alayı caddelerden yavaş yavaş ilerler. Yürüyüşçülerin geçtiği yerler birden derin bir biçimde sessizleşmektedir.
   &&&
Faşizmin iktidara gelmesiyle birlikte Erich Maria Remarque gibi kitapları meydanlarda, doğduğu şehirde yakılan Stefan Zweig’ın, Dünün Dünyası başlıklı otobiyografisinde, Savaşın başladığı günleri anlatırken alıntıladığı bir cümleyle bitirelim.
Stefan  Zweig, ‘Can Çekişen Barış’ bölümünün başına, Shakespeare’ın “Julius Ceaser” den aşağıdaki sözleri koyar.

“Battı Roma’nın güneşi
 Günlerimiz sona erdi.
Çiy taneleri,   bulutlar ve belaların zamanı şimdi,
bizim işimiz bitti.”

***

Eserleri:
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, (1929)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

Karşılaşma

Konuştun mu Sait? Hani kimseyi beğenmiyordun? Hani korkaktı sana aklıselim ilerleyelim, diyenler. Şimdi karanlığa gönderdiklerine için yanıyor mu? Nasıl kıydın o küçücük kara gözlü kıza....

Söküm

Basında, Brezilya Donanması’na ait uçak gemisinin İzmir’deki bir gemi söküm tesisinde söküleceği, haberleri dolaşıyordu. 600 ton asbest içeren geminin yola çıktığı zamanlarda Cihat, aylardır...

KOD-29

    KOD-29      Yeni mekanıma yerleşip doğayı dinlerken, karnımın gurultusunu duydum. Anladım ki bu doğa kuş sesleri ve çiçek kokularıyla sürdürülebilir değil. Beyni...

Masal

Tuttum bir güle aşıladım ömrünü uzattım babamın çocuk kaldım çok kısacık eskiyen bahçelerinde nar rüzgarıyla çağıran Toroslar ardından tayların al alazında tuttum bir bülbülü ağladım sarıldım anamın ninnilerine.

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK