9 C
İstanbul
Çarşamba, Haziran 23, 2021
Ana Sayfa Genel ŞAİRLERE SULTAN OLMAK

ŞAİRLERE SULTAN OLMAK

ŞAİRLERE SULTAN OLMAK

Böyle bir şairin, Muhiddin Ebu’l-Fezail’in “melik uş-şu’ârâ” olarak atanmasına dair berât günümüze ulaşan sınırlı sayıda Selçuklu resmî belgeleri arasında yer almaktadır. Osman Turan’ın derlediği Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar başlıklı kitapta da (Türk Tarih Kurumu Y. 1988) tıpkı basım olarak yer alan bu berâtta, derleyicinin özetlemesiyle, “Şairin baba ve dedeleri zamanından beri saltanata mülâzemet ettiği bu vazifeye getirildiği, her defa sultanın meclisinde musahiblere fesahat ve belâgatini göstermesi, nâzımlarıyla gönüllere ferahlık vermesi, mübarek günlerde ve bayram merasimlerinde tebrik şartlarını takdimden sonra güzel şiirler ve zarif sözlerle lâtif tabiatlı ve hassas kalbli olanlara tenezzüh bahşetmesi ve her manzumenin sonunda devletimizin devamı için dua ibareleri koyması (gereği) bildirildikten sonra İstiyfâ divanı kaleminde kendisine tahsis olunan maaşa tasarruf edeceği kaydedilmektedir.”
Aflakî’nin Menâkıb al-’Arifîn (Ariflerin Menkıbeleri) kitabında“melik’üş şuera” olarak anılan ve Fuat Köprülü’nün yitik otuz ciltlik şehnamesini “muazzam bir eser olsa gerek” diye nitelediği Kânî’î Tusî’, yine dönemin etkin şairlerinden Erzincanlı Nizameddin Ahmed aynı “mevki”ye atanmış diğer şairler. Edebiyatı bir “olumsuzlama”, yani her çeşit hegemonyaya reddiye olarak tanımlayan çağımız edebiyat teorisyenleri, sözgelimi Frankfurt Okulu temsilcileri bu tarz bir “şairlik” için acaba ne derlerdi? Gelgelelim, yakın yüzyıllara kadar şairin çoğunlukla kendisine “patron”lar aradığı gibi bir gerçekle yüzleşmek kaçınılmaz görünüyor. Dahası, her çeşit karşıtlık da ancak başka bir şemsiye altına sığınarak ve çoğunlukla karından konuşarak (ezoterik biçimde) mümkün olabilmiştir. Tasavvuf en etkin korunak ya da karından konuşma dili olarak karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, Selçuklu başkentini mekân tutan Mevlânâ Celaleddin-i Rumî, “melik uş-şu’ârâ” mevkisine resmen atanmış olmasa da, şairliğinden çok manevî ağırlığıyla, kendi dönemi içinde bir çeşit “sultanlık” yapmıştır denebilir. Osmanlı döneminde ise, her şairin aynı zamanda bir tarikatın başı olmak gibi bir şansı olmadığı gibi, resmen atanan bir görevli-şair de yoktu. Ancak, dönemin en etkili, deneyimli, yaşlı ya da saray ve iktidar çevreleriyle ilişkileri iyi şairleri, son sözün kendilerinde bittiği “sultan şair” işlemi görüyorlardı. Sözgelimi, Nabî yetiştiği Urfa’dan sonra bir vakit de Halep’de yaşamış, İstanbul’a geldiğinde kendisini tam da o konumda bulmuştu. Bakî ise, İstanbul’da yetişmekle birlikte, hayatının bir döneminde hayli yokluk çekmişti. Kanunî Sultan Süleyman’ın musâhibi olunca durumu düzelmişti. Padişah hızını alamayıp onu bir de şeyhülislam yapınca, “Şairde ilim olmaz” diyen ulemâ karşı çıkmıştı. III. Murad zamanında, en üst düzeyde sayılan Süleymaniye Medresesi müderrisliğinden bu nedenle uzaklaştırılır. Kendi döneminde “şairler sultanı” sayılan ve şairlere dönük iltifat ve bağış trafiğini yöneten şairler arasında Necati de var. Halil İnalcık, ilkin Şair ve Patron adlı ilginç kitabında (Doğu Batı Y., 2003), daha sonra o kitabı da içeren daha kapsamlı Has-bağçede ‘Ayş u Tarab – Nedîmler Şâirler Mutrîbler (Türkiye İş B. Y. 2010) kitabında, Osmanlı şairlerinin “caize”ler koparacakları “patronlar” arayıp durduklarını anlatır.

Cumhuriyet döneminde, çizilen bir çok karikatürde, önceleri Abdülhak Hamit, sonraları Yahya Kemal “şairler sultanı” olarak canlandırılırlar. Devlet katındaki yerleri ve “oturaklı” görünümleriyle yakışmaz da değildirler. İkisi de bu özelliklerinden ötürü maaş almazlar, ama başka görevler yükleyerek, devlet onları maaşsız da bırakmaz. Yahya Kemal’in ölümünden sonra ise bir “fetret devri” başlar, “şairler sultanı” olmaya aday epey düzmece şehzade türer, ama devir değişmiştir, sultanlıklar sona ermiştir artık. Esnaflık geleneğinde her mesleğin bir piri (kurucusu sayılan geçmiş ulu kişisi) ve el veren bir şeyhi (yaşayan ulu kişisi ve loncanın başı) bulunmaktaydı. Günümüzde zaman zaman tanık olduğumuz “yaşayan en büyük şair”i seçme girişimleri, bu geleneğin bilinçaltı kalıntısı mıdır, emektar bir şairi “onore” etmek midir, bir “baba” aranışı mıdır, belli değil…
Tahir Abacı / Şairler Kahvehanesi / İkaros Yayınları, 2018

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

Savaş yoksulluktur, işsizliktir, açlıktır, yetersiz beslenmedir!

"Savaş yoksulluktur, işsizliktir, açlıktır, yetersiz beslenmedir, bunun sonucu ortaya çıkan hastalıklardır..." *** ERİCH MARİA REMARQUE (123. Doğum gününde saygıyla...)   Almanya'da Hitler faşizminin iktidara gelmesiyle birlikte kitapları meydanlarda...

İkinci Yeni’den Toplumcu Şiire: Kemal Özer’in Şiir Serüveni

İkinci Yeni’den Toplumcu Şiire: Kemal Özer’in Şiir Serüveni  Giriş Cumhuriyetin ilk yıllarında Tük şiiri çeşitli vadilerde gelişimini sürdürürken çeşitli arayışlar içerisinde olan ve bunun sonucu şiirinde...

TYS BASIN AÇIKLAMASI

BASINA VE KAMUOYUNA Ekonomik krizin her gün derinleştiği ülkemizde, tüm halkı ayrıştıran ve çatışma iklimi yaratan bir politika izlendiğini görüyoruz. Devletle içiçe olan bir suç...

“Perspektif olmaksızın bir sanatsal üretimin ortaya çıkarılması düşünülemez”

Halen kurucusu olduğu “Sanat ve Toplum” internet sitesinin editörlüğünü yürüten Sinan Abuzer AKDAĞ ile genel anlamda sanatın sorunları, özel anlamda sanata bakışı ve alana ilişkin çözüm...

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK