9 C
İstanbul
Cuma, Mayıs 20, 2022
Ana Sayfa felsefe Ölüm Duygusu ve Montaigne

Ölüm Duygusu ve Montaigne

Ölüm insan yaşamının tek trajik olgusudur Her insanın yaşamında trajik diyebileceğimiz olgular olabilir, ancak tüm insan yaşamını belirleyen tek trajik olgu ölümdür Tek tek insanların yaşamlarında görülen trajik durumların da daha çok ölümle ilgili olduğunu söyleyebiliriz. insan istemli bir varlıktır, ussal bir varlıktır, seçmeler yapabilen bir varlıktır, dolayısıyla yazgıyı aşabilen bir varlıktır insan usu insanlık durumlarına olabildiğince bir yön verebilir, onun tek söz geçiremediği ölümdür insan olmak başlıbaşına bir yazgılılık durumudur, insan bir yazgıyla ya da yazgının belirleyiciliğinde insan olur kimse yaşamı seçmez. yaşamayı seçmez. onu hazır bulur, kendisi için verilmiş bulur insan olmak doğaldır Ancak insan olmak ne ölçüde doğal da olsa hiçbir zaman doğal bir şey gibi yaşanmaz. Birey kendini kendi olarak duymaya başlad ığı anda doğall ığını insanlığıyla aşmak zorunda olduğunu sezer Doğada seçim yoktur. oysa o varolabilmek için seçimler yapmak zorundadır.

İnsan olma yazgısında trajik olandan çok istemli olan belirgindir ve belirleyicidir insan kendini insan kılacak gücün kendinde olduğunu sezer Bu gücü ortaya koyar ya da koymaz. ama onun kendisinde varolduğunu bilır. Bu güç istemin gücüdür. istem bir yapabilme gücü olarak insan yaşamının temel belirleyeni olur Ancak insan bir tanrı değildir ve istemini ancak kendi gücü çerçevesinde kullanabilir O yüzde yüz istemli değildir Yüzde yüz istemlilik dışında kalan her şeyi trajik diye nitelendirmek gerekmez. Benim istediğim zaman uçabilmem belki güzel olurdu ama bunu yapamıyor olmam benim dünyadaki durumumu
trajik kılmaz. insan kendini kuran, kendini oluşturan bir varlıktır doğanın koşulları içinde kendi çizdıği .Yoldan giderek kendini yeniden yaratır insan. insan olma durumu hep kendini yeniden yaratıyor olma durumudur insan olma yolunda gücünü kullanmamak belli bir insan olma yazgısına katılmayı göze almak demektir.

Yazgının trajik bir anlam kazandığı tek yer ölümdür insan istemi ölüm karşısında susar, kalakalır. Pek çok alanda seçmeler yapabilen insan bu alanda seçmeler yapma olanağına sahip değildir. Her insan. ölümlülüğünü bir zorunluluk olarak varlığında gezdirir ve ikide bir duyar. Ölüm karşısında tüm öngörüler. tüm dilekler. tüm yeğlemeler biter insanlık için değil
ama tek insan için bir bitiş noktası vardır, giz dolu bir noktadır bu Öleceğini bilen tek varl ık insandır insan ölümlü olduğunu bilir ama ölümün ne olduğunu bilemez. Olüm diye bir şeyi sezmeye çalışır Şunu iyi bilir bu konuda yapabileceğı hiçbir şey yoktur İşte bu çaresizlik onun trajik yazgısını oluşturur Anlar ki yaşam oldukça ölüm de vardır Bilir ki nereye gitse ölüm vardır Ölümü şurada burada, bir yol kıyısında, bir hastane avlusunda şöyle böyle bir şey olarak, kendisinin yaşamadığı, bir başkasının belki de yaşadığı bir insanlık durumu olarak görür Bir ölüm olayı nın tanığıdır o ama ölüme tanık değildir Her zaman ölümü
yakından duymak, onu iyiden iyiye anlamak ister. Dünyaya ölümlü bir varlık getirdiğini bilen tek varlık da insandır.

Bununla birlikte ölümle oyun oynayabilen tek varlık da insandır insandan başka bir varlık yoktur ki ölüme bile bile seve seve gitsin Trajedinin trajedisidir bu. Marşlar söyleyerek savaşa giden askerin durumu trajik değil midir? inanç ölüm duygusunu ya da ölüm
korkusunu dindirir, enaza indirir Uğrunda ölünecek bir şeyleri olanlar ölüme aldırmaz görünürler Ölümün geriye itilmesi, ölümün önüne ölümün görünümünü
kapatan bir değerin konulmasıdır bu. Bazen önderlerden ok sıradan inançlılar ölüme doğru atılmak isterler lümü bile hiçe sayan bir değerin savunucusu olmak her zaman üst düzeyde insan olmanın belirtisi olarak görünür Değerlerin bizden ölmemizi isteyip istemediği sorunu ayrı bir sorundur.  İnançlı genellikle inançlarını tartışmaz. inanç inanılmak içindir, gerekleri yerine getirilmek içindir, tartışılmak için değildir.

 

İnsanın ölüm karşısındaki durumu hiçbir zaman trajik olma niteliğinden ayrı olmayacaktır. Değişik ölümler vardır. acılı ölümler. mutlu ölümler, birdenbire ölümler. yoksulluk içinde ölümler. yalnızlık içinde ölümler Gerçekte bunların hepsi aynı trajik yazgıyı ortaya koyarlar Kendini uzun çabalarla varetmiş bir bilincin yokoluşu ne olursa olsun trajiktir Seçilmiş ölümler yani intiharlar bile trajıktir Her ölüm ya da her türlü ölüm insanı insan olmaktan çıkaran ve yokluğa gönderen bir güçtür Varlığını oya işler gibi oluşturan, bilincıni buna göre sürekli olarak geliştiren insan bir gün bir anda bir hiç olma durumuyla karşı karşıya
gelecektir Seçilmiş olsun seçilmemiş olsun ölüm insan olma durumunun yani sürekli kendini aşıyor olma durumunun karşıtı olmakla trajiktir. Ölüm tam anlamında yaşamın karşıtı olan şeydir, o bir sondur ya da bir yokluktur, bilinç açısından bir hiçliktir.

Ölüm korkusu yaşamı sürekli engeller. ona durmadan sorunlar çıkarır Bu yüzden Montaigne
“insanlara ölümü öğretecek olan onlara yaşamayı öğretecektir” diye düşünüyordu. Ölüm korkusu insanın en eski korkusu oldu. Gılgamış ölümsüzlük isteminin belirgin bir simgesidir Tanrıçalarla aşk yaşamak bile yeterli görünmez ona. ille de ölümsüzlük der
tutturur. En güzel şeylere kavuşur Gılgamış. yalnız ölümsüzlüğe kavuşamaz. O yalnız ölümsüz olmayı ister, ölümlü oldukça elde edeceği her şey geçıçı olacaktır Gerçek bir öbür dünya inancı ölüm korkusunu dindirebilır. hatta giderebilir Sokrates, kendisıne zehır
 içirileceği anda çocuklar gibi sevinçliydi bu aşağı değerdekı şeyler dünyasından, bu duyulur dünya’dan gerçek gerçekliklerin, gerçek güzelliklerin dünyasına gidecekti Bir tür çamura batmışlıktan bir tür sonsuz ruhsallığa kavuşacaktı ya da katışıksız ruhsallığını gerçekleştirecekti.

Dünyaya geldiğimiz anda ölüme adanırız. Ölümü tanımadan önce ya da ölüm diye bir şeyi görmeden bilmeden önce korkuyu tanırız. Korku giderek yoğun bir anlam kazanır ve ölüm korkusuna bağlanır Babasının kucağındaki küçücük bebek kafesin içinde kükreyen aslanı görünce ürperir Böylece dünyaya gelir gelmez ölümün en azından duygusuyla karşılaşırız ve ölüm için çalışmaya başlarız Her saat, her saniye, her dakika ölüm içindir, ölüme göredir, ölümü yazar ve ölümü duyurur. Geçen zaman yaşamı belirlerken ölümü de sezdirecektir. Zaman yaşamdır. yaşam da zamandır, yaşam kendinde ölümü bir zorunluluk gibi barındırır. Yaşamda her ilerleme bir ölüme ilerlemedir. Yaşam ölüme, ölüm adlı bilinmez bir şeye
yaklaşmaktır. Yaşamı bulduğunuz her yerde, kendi içinizde ve kendi dışınızda, şöyle sıradan bir bakışla bir şeylere bakarsanız ölümü de görebilirsiniz. Ölüm vardır, her zaman oradadır, bir sıkıntı gibi, bir istenmeyen yükümlülük gibi vardır Çocuk ölümle ilgili sorular sorar annesine ne anne ölümü anlatabilir ne çocuk ölümü anlayabilir. Ölüm anneyle çocuk arasında bir giz olarak kalacaktır.

Gene de yaşam vardır ve ölüm yoktur yaşam bir gerçekliktir ,ölümse bir tasarımdır insan yaşamadığı şeyi kavrayamaz. tasarlayabilir ama kavrayamaz. Kar görmemiş birine karı anlatabilirsiniz, deniz görmemiş birine denizi tanıtlayabilirsiniz, onun kafasında bir imge yaratacak kadar Tasarımın imgesi gerçekliğin imgesi kadar yoğun değildir Yaşam varken ölüm de vardır, yaşam bittiğinde her şey gibi ölüm de bitecektir Ölüm insanın ölümden kurtulduğu yerdir. Yaşamın tadına ya da acısına her an ulaşabiliriz, oysa ölüm renksiz ve kokusuzdur, bize kendini dolu dolu anlatmaz. Yaşam somut, ölüm soyuttur Ölüm yaşamdan soyutlamıştır, yaşamın bir koşulu ya da karşıtı olarak vardır ,yoksa o başlıbaşına bir varlık
biçimi oluşturmaz Ölüm bir türlü ne olduğunu bilemediğimiz. ayırdına bir türlü varamadığımız şeydir. Gene de vardır Olmadık bir anda, sevimli bir varlığı gözlemlerken, sevinç içinde dostlarla şakalaşırken, kendi kendimize oturup düşünüyorken, öfkemizi dindirmeye çalışırken onu içimizde, derinlerimizde bir yerlerde duyuveririz. Gene de o olmayan bir şeydir ya da neredeyse olmadığı şeydir Yaşam bittiğinde başlayacak şey olarak tanımlarız onu, oysa yaşam bittiğinde ölüm de ölüverir. “Bütün günler ölüme koşar,
sonuncusu ölüme varır”der Montaigne Yaşamın bittiği gün insan ölüm illetinden kurtulmuş olacaktır Yaşamın bitişi her şeyin bitişidir Doğmak bir şeye ulaşmak demektir. ölmek hiçbir şeysiz kalmak demektir “Doğumumuz bize nasıl her şeyin doğumunu getirdiyse ölümümüz de her şeyin ölümünü getirecektir” 

İnsanoğlu yokolmayı anlayamaz. Varlık vardır,yokluk bir tasarımdır insan olma durumu bir varolma durumudur. Yokluk görmediğimiz, bilmediğimiz şeydir. Yaşamdayızdır, varolmaktan yanayızdır. varolma durumundayızdır. Yaşam ve ölüm uzmanı Montaıigne
“Ölümü her zaman yaşamla yorumluyorum”der. Ölüm yaşamdan görünen şeydir, yaşamdan ötürü vardır. Yaşam olmasaydı ölüm de olmayacaktı. Ölümü yaşama göre anlamak gerekir Yaşamı bilenler. tanıyanlar elbette gelişigüzel yaşayanlardan daha köklü bakacaklardır ölüme Kimileri bilmeden yaşar Yaşamın ruhuna erenler bilgelerdir “Bize yaşamayı yaşam geçtikten sonra öğretıyorlar” diye yakınır Montaigneacı acı Yaşam ının son gününde bile yaşamın ne olduğunu öğrenememiş nice insan vardır. Birileri bir
bulanıklıkla doğar, bir bilinmezlikli sürdürür, yalanlarla garipliklerle yokolup giderler.

 Yaşam. yaşamı bilmeyene sıkıntı verir Çokları içın yaşam tüketilesi bir sıkıntı dönemidir  Yaşama eğildikçe sıkıntıyı, ölüme eğildikçe korkuyu görür kimileri. Oysa yaşam güzeldir ve sevinçle yaşanılması gereken şeydir. Onu ancak bilgililer, hayır bilgililer değil bilgeler sevinçle yaşayabilirler. Yaşam sevınçini duyabilmek için gerçek anlamda bilge olmak
gerekir. Bilge olmak yaşamın anlamına ulaşmış olmaktır. “Bilgeliğin en sağlam belirtisi kalıcı bir sevinçtir”der Montaigne Ne olursa olsun, yaşamı tanısın tanımasın herkes korku ıçindedir, ölüm korkusu içindedır Ölüm korkusu yaygındır, geneldir Bilge kişi, ölüm korkusunun anlamsızlığını görebilen kişidir. Epikuros bize daha o zamanlar ölüm diye bir şeyin olmadığını, buna göre ölüm korkusunun boş ve anlamsız bir korku olduğunu bildirmişti. Gerekçe şuydu kendi ölümümüzü yaşayamıyoruz. o geldiğinde biz gitmiş oluyoruz: başkalarının ölümünü de görsek bile yaşayamıyoruz: öyleyse ölüm korkusu anlamsızdır.

Epikuros’çu, Stoa’cı ve Pyrrhon’cu Montaigne her şeyden önce acıyı yenmenin gerekliliğini hatta zorunluluğunu savunur Acının üstüne çıkabilen kişi bilge kişidir insan maddi acıları da manevi acıları da altetmeyi bilmelidir Acıyla kıvranan insanlar, acıyla kendilerini yerden yere atan insanlar basit insanlardır. “Acı çekmekten korkan daha önce korkunun acısını
çeker”der Montaigne Acıyı yenmek gerekir, bu arada ölüm korkusunu da yenmek gerekir. Bilge kişi acıyı ve korkuyu, özellikle ölüm korkusunu altetmiş kişidir. Bilge kişi bir yaşam ustasıdır “Benim işim ve sanatım yaşamaktır”der Montaigne. En önce ölüme yakınlaşmayı bilmeli insan. ona dokunabilmeli, onun yanına oturabilmeli, onun dizlerine yata bilmeli. Belki bir yılana dokunmaya al ışmak gibi bir şeydir bu da Gün olur kanıksanır Öbür türlü, ölüm korkusu içinde her gün bir başka ölümle ölmek var Demek ki, “Ölüme alışmak için yapılacak tek şey ona komşu olmaktır”

Ölüme komşu olmak ya da ölümden uzaklaşmak. Belki de ölüme komşu olarak ondan uzaklaşabiliriz. Önemli olan onun ağırlığını sırtımızdan atmaktır. Çünkü ölüm korkusu her korkuya benzemez. yaşamı sıkıntıya uğratır. kişiyi giderek eli kolu bağlı kılar Der ki Montaigne:“Yaşamımız ölümle son bulur, yolumuz sonunda zorunlu olarak ölüme çıkar ölüm bizi korkutuyorsa ateşlere düşmeden tek adım atabilir miyiz? En basit çare onu hiç düşünmemektir” insan ölüm düşüncesinden yakayı kurtaramadığı zaman özgür olamaz. Bunun için ölmeyi, ölebilmeyi öğrenmek gerekir Ölmeyi bilen, kişi artık kendi içinde bir köle gezdirmeyen kişidir. Ölüm bizi tutsak etmeden biz onun karşısında ağırlığımızı korkmalıyızdır “Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, biz onu her yerde bekleyelim. Ölümün öndüşüncesi özgürlüğün öndüşüncesidir Ölmeyi öğrenen köle olmayı unutur “Genel olarak insanlar ölümün verdiği korkuyla ölülere acırlar Ölülerin acınacak bir yanı yoktur ya da ölülere acımak boşunadır Ölüm doğaldır, doğal olan her şey yararlıdır Burada Stoa’cı Montaigne çıkar karşımıza. “Doğada hiçbir şey yararsız değildir, yararsızlık bile“der. Bu yüzden ölüler için duyacağımız duygu acıma duygusu olmamalıdır: ‘Ölülere ben hiç acımıyorum. olsa olsa özlerim onları. Ben ölmekte olanlara çok acıyorum” Ölmekte olanlar ölümün soluğunu her gün enselerinde duyanlardır, her gün ölümü konu edinenlerdir, kısacası ölümden korkanlardır.

Evet. öyle yapıyoruz,‘Ölümü düşünerek yaşamı, yaşamı düşünerek ölümü tatsızlaştırıyoruz.’Oysa ölüm basit bir sondan. bir bitiş noktasından başka birşey değildir Belki de ölüm yoktur, yalnızca yaşamın sonu vardır Montaigne’e göre ölüm ‘yaşamın amacı
değil ucudur’ insan yaşamı ölüme biçilmiştir, buna  göre ölüm bizdedir. varlığımıza sinmiştir. O dıştan bir şey değildir, bizdedir, bizimledir ‘Ölüm varoluşumuzun koşuludur, sizin bir parçanızdır· kendi kendinizden kaçamazsınız. Sizin olan bu varlık eşit biçimde hem ölüme hem yaşama katılmaktadır. ‘Öyleyse ölümü bır yabancı saymak, bir düşman gibi görmek yanlıştır Onu yaşamın bir koşulu olarak algılamak doğru olur. Yaşamın sonu olmakla yaşamın bir parçasıdır o. Demin söylediğimiz gibi, o zaten bizim somut olarak yaşamadığımız, yaşayamadığımız şeydir·‘Enaz diye bir şey varsa ölüm enaz korkulacak şeydir O sizi ne ölmüşken ne canlıyken ilgilendirir: canlıyken ilgilendirmez. çünkü varsınızdır; ölüyken ilgilendirmez, çünkü artık yoksunuzdur’ 

Ah insanlar, ölümü bile kavrayamayacak basitlikte dolanıp dururlar insanlık gelişmiş olsaydı ölüm korkusu bu kadar yaygın, bu kadar belirgin, hatta bu kadar kıyıcı olur muydu İnsanların bilinçlenmeyle, bilgeleşmeyle bir ilişkileri yok. ‘Bilinçlerini geneleve gönderiyorlar. görünüşü sağlam tutuyorlar ‘Şöyle sağınıza solunuza bakın, her yerde cilalanmış insanlar göreceksiniz ilk bakışta bir şey sanacaksınız onları.
Afra tafralarıyla görünüşü pek güzel kurtarmışlardır. Ancak ölümden korkmayacak gibi değillerdir, kendilerini unuttukları zaman ölümü de unuturlar, ama kendilerini gördüler mi ölümü de görürler Bu insanlar erdemden sözederler, bir takım ahlak kurallarına uyarlar ya da uymuş gibi yaparlar Oysa erdemin temel ölçütü ölümden korkmamak ölçütüdür Şöyle der. Montaigne ‘Dünyanın tim erdemi ve tüm sözleri gelir bu noktaya, ölümden korkmamak noktasına dayanır’ Öyleyse insan ölüme hazır olmalıdır, hatta onun karşısında istekli ya da istemli olmalıdır. ‘Bu istemli ölüm en iyi ölümdür’ de Montaigne. Gene bu istemli ölüm deyimi bize intiharı düşündürmemelidir. Stoa’cı Montaigne, ölçülerinin intihar tutkusuna yakın duymaz kendini. Tersine, intihar düşüncesine açık açık karşı
çıkarak şöyle der·‘Yaşamımızın süresini kendi elimizle ayarlama anlayışını benimsemiyorum.’

İnsanı insan yapan bilgeliktir. Ölüm korkusunu yenen de o olacaktır. ‘Felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir‘der Montaigne. O, felsefenin gerçek insanı yaratacağına inanır, bu anlamda tam bir Stoa’cı özelliği gösterir. Bilgeliğin ötesinde tüm pırıltılar boşunadır, insan olacaksa Sokrates olmalıdır, olabilmelidir. Aleksandros (Büyük lskender)olmak o kadar da önemli değildir Şöyle der Montaigne:’Sokrates’i Aleksandros’un yerinde düşünebiliyorum. Aleksandros’u Sokrates’in yerinde düşünemiyorum. ‘Yalnız öğrenmek önemlidir ya da bilgeleşmek önemlidir. Yalnız ölmeyi öğrenmek değil, yaşamayı da öğrenmek önemlidir. Zaten yaşamla ölüm bir gerçekliğin iki ayrı görünümü olduklarına göre yaşamı öğrenen ölümü, ölümü öğrenen yaşamı öğrenmiş demektir Bilgelik yaşamdan kopuş anlamına gelmez. tersine bilge kişiler yaşama bütün boyutlarıyla yerleşmiş kişilerdir Ne kadar bilgeysek o kadar yaşamlıyızdır. Hatta bilgelikte bir tür çılgınlık bile bulabiliriz:’ En ince çılgınlık en ince bilgelikten doğar. ‘Ancak her şey yaşam içindir, ölüm korkusunu yenmek de başka şeyler de’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

Saint Simon’dan Erich Fromm’a günümüzde Ütopik Sosyalizm

  KAAN POLATLAR Gerçi kendilerinin fikirsel yaratıları da, aslında “ütopik” olarak sınıflandırdığı bu düşünürlere dayanıyordu. Onların alana kattığı birikimler olmasa elbette Marksizm de olamaz ya da...

GEZİ ONURUMUZDUR GEZİ UMUDUMUZDUR!

"GEZİ ONURUMUZDUR GEZİ UMUDUMUZDUR" Gezi davasından verilen ceza ezilenlerin isyan hakkına verilen haksız, hukuksuz cezadır. Egemenler şunu bilsin ki haksızlığın sömürünün olduğu her yerde, her...

Bozuk Ezber

I. Derin teneffüs boşluğunda dörtnala, müfredat yankısı solungacı sülfür çocukların hazır olda öldürüldü kalbi II. Türk ve doğruyken, hizada sabah ritüelinde kuşkusuz karnelerinde parça tesirli gül düğümlüyken kilitli sınıfların III. geniş teneffüs boşluğunda hazır olda öldürüldü...

EĞİTİMDE YAŞANAN ÇÖKÜŞ VE ATANAMAYAN ÖĞRETMEN İNTİHARLARI

17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıl dönümüydü. 1940’ta açılan Anadolu aydınlanmasının en önemli duraklarından biriydi öğretmen yetiştiren okullar. Kemal Tahir “Bozkırdaki Çekirdek” adlı romanında Köy Enstitülerinin kuruluş...

SON YORUMLAR

Ikbal kaynar on SALİH BOLAT VEFAT ETTİ
Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK