9 C
İstanbul
Cuma, Eylül 24, 2021

KOD-29

    KOD-29

     Yeni mekanıma yerleşip doğayı dinlerken, karnımın gurultusunu duydum. Anladım ki bu doğa kuş sesleri ve çiçek kokularıyla sürdürülebilir değil. Beyni doyurduğumuz gibi mideyi de doldurmak lazım… Hazırda ne yapabilirimin yerine hazır ne alabilirimin telaşası içinde buzdolabının üzerindeki magnetlerden alışveriş için telefonlar aradım. Bir zincir mağazasının telefonu vardı. Aradım. Nazik bir bayan çıktı, “Buyurun” dedi. Ben de sipariş vermek istediğimi söylediğimde, “Beyefendi internetiniz var mı?” dedi. Ben de “Niye soruyorsunuz ki? Bu dönemde interneti olmayan mı var?” “Beyefendi sizi yönlendirmek için… Biz telefonla sipariş almıyoruz… Web sitemiz üzerinden sipariş verebilirsiniz.” dedi.
  Teşekkür ettim. Böylesi daha iyiydi… Siteye girerek aklıma gelmeyecek şeyleri de görebilir anımsayabilir ve sipariş verebilirdim. Site gayet kullanışlıydı… Ekmek dahil her şey vardı. Yok yoktu. Siparişi verdim. Etrafı şöyle bir kolaçan edeyim. Komşularıma bir merhaba diyeyim bağlamında çıktım dışarı. Bahçenin dibindeki karaçamın üstünde bir alakarga sesleniyordu. Anlaşılan bir eş seçme seramonisine tanık oluyordum. Hemen ötede başka bir ağaçta kumrular fingirdeşiyordu.  Doğaya ve insan dışındaki canlılara bu kadar yakın bakmadığımı anladım. Yerde serçeler bir şeyler topluyor kalkıyor tekrar başka kuşlar onların yerine alıyordu. O tarafa doğru gittiğimde tedirgin oldular, tüm kuşlar -yerde ve ağaçtakiler- zincirleme havalanarak bahçenin içinden ve kenarlarından uzaklaştılar. İnsanın tedirginliği ve tedirgin edici davranışları…
            ***
    Bahçede ne kadar zaman kaybettim bilmiyorum ama tam dışarı çıkmak üzereydim ki bir dublonun benim istikamate doğru geldiğini gördüm. Belki bana gelirler diye bahçenin kapısının önünde bekledim birkaç dakika sonra araba önümde durdu. “Sedir Sokak no: 22 burası mı?” diye sordu.  “Evet” dedim. Zaten arabanın üzerinde benim sipariş verdiğim zincir marketin logosu ve tanıtım afişleri vardı. “Sanırım bana geldiniz.” dedim. Buyurun kapının önüne kadar devam edin dediğimde genç adam biraz duraksadı sonra ben ondan önce evin kapısının önüne doğru uzanınca onun için yapacak bir şey yoktu arkam sıra geldi. Birlikte kapının önünde durduk.
  O arabadan indi, ben de kapıyı açmak için birkaç basamak çıktım. Sonra oradan seslendim.
    Genç adam siparişleri  mutfağa bıraktı. En sonunda sipariş belgemi verdi. Sonra “Kusura bakmayınız glütensiz ekmek siparişinizi getiremedim. Kalmamış ama sizi ekmeksiz bırakmadım. Tam buğday ve kepek ekmek getirdim. Arabada isterseniz onları vereyim isterseniz ödeme yapmış olduğunuz ekmek paralarını iade edeyim.” 
     Ben de “Tamam diğer ekmekleri getirirseniz sevinirim.”
     Genç adam gitti…
   Ekmekleri de getirdi. Sonra bana döndü, “ Yazarmışsınız duyduğum söylentiye göre” dedi.
   “Nasıl yani? Burada söylentiler mi dolaşıyor hakkımda.”
  “Yok yok! Barış’ın  annesi söylemiş ona. O da bana… Sonra ben başkasına uzar gider. Bakmışsınız gazeteci olmuşsunuz ya da nobel ödüllü birisi. Kulağınıza kadar gelirse şaşırmayınız.”
    Hadi bakalım…
   Gencin bir sıkıntısı var yine gitsem gitmesem mi söylesem mi söylemesem mi sancıları içinde anladım. “Pardon sanki bana bir şey diyecekmişsiniz gibi geldi.”
     Yok yok sizi alıkoymayayım. Önemli bir şey değil zaten.”
   Alıkoymak noktasında katılmıyorum siz benim vitamin yemek depomsunuz. Burada sağlıklı ve iyi kalmam biraz da sizin getireceğiniz ürünlerle ilgili olacak”  dedim.
      “İşte ben de tam da bunu söyleyecektim ama dedikoduya girer mi bilmiyorum.”
    “Dur sen şöyle otur şuraya ben de kahvelerimizi getireyim… Siparişlerin içinde vardı getirdin değil mi? Sıcak su hazır içine şimdi boca eder içeriz”
       “Ben almayayım.”
     “Olur mu birlikte iki laf ederiz. Bak anlatacaklarınız da  var. Belki anlatıma katkı sunacaktır. Bir içki gibi olmasa da bu da zihni açar.”  Kalkıp kahveleri fincanda getirdim.
        “Evet, şimdi söyle bakalım. Araştırma gazetecilik yapalım… Mesele ne?”
       “Efendim kısa keserek anlatayım buraya geliş ve gidiş sürelerimiz belli onun dışında fazladan kalacağımız zamanın hesabını soruyorlar.”
      “Yani işler sıkı diyorsunuz. Biz de hızlı dinleriz. Ya da lastiğe bir çivi saplayayım mı ne dersin? Lastik patladı dersin gerekçen de… “
       Yo yooo sakin onun masrafını da bana çıkarırlar.“
       “Allah Allah, yollar iyi değildi vesaire dersin neyse… Dinliyorum.”
     “Efendim biraz önce Barış dedim ya… Barış işte buna benzer olaylar yüzünden  işten çıkartıldı.”
      “İyi de bu dönemde işten çıkarma bildiğim kadarıyla yasak. Yanlış mı biliyorum?”
   “Doğru biliyorsunuz da yetkililer işverene açık kapılar bırakmış bir yolunu bulmuşlar. Pandemi sürecinde işten çıkarma istisnası olan -Kod 29- işçilerin -ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışlar” sergilediği iş akdinin feshini iş kanunun kapsamına almışlar. İşçilerin eylem ve davranışları buna uygun olup olmadığına bakmadan işlerine gelmeyen işçileri bu kapsamda işten çıkarıyorlar.” dedi tedirginliği her halinden belli, saatine bakıyor sık sık.
            ***
    Ben elimde bir kalem sağa sola elimin içinde oynatırken birden “kod 29” diye bir şeyle karşılamam benim açımdan da yeni ve incitici bir durumdu. Neymiş “Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymamak” diye tekrar ettim ve önümdeki not defterime kodu ve bu maddeyi yazdım. Ne çok yaralayıcı, “ahlak ve iyi niyet”. İşverenler  yine kendi lehlerine “ahlak kurallarıyla” ahlaksız davranışlarıyla insanların gözüne ne güzel sokuyorlar.
    “Sahi, kusura bakmayanız hitap etme bağlamında adınız neydi? Biliyorum siz benim adımı da öğrendiniz!” “Benim adım Adil” dedi.
     Adil 24 yaşlarında sarışın orta boylarda çenesi ileri biraz çıkık ama kol ve bacak kasları yaptığı işten dolayı olmalı ki diye düşünürken…
    “Normalde ben amatör bir sporcuyum. Güreşin her türüyle ilgiliydim, bir takımım da vardı. Ama onlar mazide kaldı. Futbol gibi para getirmiyor. Bu işi yine Barış vasıtasıyla buldum. Barış üniversite halkla ilişkiler bölümünü bitirmiş iş bulamadığından açık öğretimin lojistik bölümünü okuyarak oradan mezun olduktan sonra bizim zincir mağazada işe girmişti. Tabi lojistik sorumlusu dediklerine bakmayınız bildiğin getir götür işleri yapıyoruz tıp kı benim gibi aslında hamalın yeni adı “lojistik sorumlusu”… dedi ve  o arada pat diye bir ses geldi. İrkildim. Ne oluyor cinsinden. Bu korkuma tanık olan Adil “Korkamayınız bizim delinin kamyonu onun yolda gidişi öyledir. Şimdi bizim mağazaya meyve sebze getiriyordur yukarıdaki bozuk yoldan, kestirme olduğundan kimse vurmaz arabasını oraya bizim deli dışında” dedi.
   “Ya… Burada gerçekten öyle şehirlerarası yollar falan yok ama kaçak göçek geçen kamyonlar ve diğer arabalara rastlayabiliriz. Onlarda hayli gürültücüdür. Neyse konuyu dağıtmadan, Barış’ı işten çıkardılar o kodla ama işin ilginç yanı Barış iki ay önce mağazanın en iyi eleman ödülünü aldı. Bu koda sokmalarıyla çelişkili.”
     İyi de neden böyle bir şey yaptılar ki Barış iş yeri barışını bozmuş olmasın dediğimde ise, “Evet, Barış siz de dediniz ya sağlıklı gıdalar falan… Bir defasında dışarıdan gelen ürünlerin sağlıklı olmadığını görmüş bunu satın almaya bildirmiş bu ürünler sıkıntılı müşterilere bunları sunamayız demişti. Hatta o ürünleri indir bindir yapanlardan birisi de bendim.”
    Tabii şaşkınım, içtiğim bardağın dibine bakıyorum tortular var mı? Bize de dandik malları gazlamış olmasınlar diye düşündüm ne yalan söyleyeyim. Adil’e baktım… “Hangi tür ürünlerdi bunlar?” dedim çatık bir kaşla ve sinirlenmiş halimle…
    O da, “Beyefendi sorun olan mallar genelde meyve ve sebzelerde oluyor… Merkezi sistemle alınmayan ürünler üzerinden oluyor. Biraz önce pat pat giden kamyon mesela o tür ürünleri ya taşıyordur ya da almaya gidiyordur. Neyse bu durum birkaç uyarı konusu yapılınca satın almacı zaten kıldı Barış’a. O da değil sadece Barış iş barışını değil bizzat iş barışının olması işin çabaları da vardı. Bunlar da toplanınca yol göründü.
  “Eee anladım da benim burada rolüm ne olacak?  Nasıl bir katkı sunacağım? Ben edebiyatla ilgiliyim sadece.”
   “Yazar değil misiniz? Bir köşeniz yok mu orada bu ve buna benzer yaşadığımız sorunları dile getirseniz yazsanız?  O zaman belki sesimizi duyan olur.”
   “Benim bir köşem yok. Tek köşem evimde yazarken oturduğum alan. Bunun için sizler imza falan toplayım birlikte hareket etmeniz lazım gerekmez mi?”
    “Söylemesi güzel, bir yan yana gel bakalım hepimizi kod 29 gönderirler zaten işsizlik çığ gibi büyümüş. Barış gibi birisini gözünün yaşına bakmadan attıklarına göre bize onların acıyacağını ya da geri adım atacağını mı düşünüyorsunuz. İçimizde bazıları onlara haber uçuruyor. Sendikalaşalım dedik ikinci gün her birimizi tek tek çağırdılar. Tehditler vs hatta ailelerimize telefon açıp bunlar anarşik eylemler yapmayı planlıyorlar demişler. Ortalık o zaman iyice karıştı.”
  Gerçekten burası kaostan besleniyor. Bizler sakin yerler buralarda yazılır çizilir derken arka plan ehlileştirilerek ve alengirli işler daha rahat sürdürülür olmuş. Nasıl yaşadığınla ilgili değil de nasıl gördüğünle ilgili bütün bunlar. Adil’e döndüm, “Tamam Adil. Senin de hayli zamanı çaldık şimdi git hesap sormasınlar…  Bu kaosun içine bir çomak sokalım bakalım.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikMasal
Sonraki İçerikSöküm

ÇOK OKUNANLAR

İnsancıl Öykülerin Yazarı: Yervant Gobelyan

İnsancıl Öykülerin Yazarı: Yervant Gobelyan Mehmet Aslan Ara sıra derslerimde, beğendiğim yazarlardan öyküler okurum öğrencilerime. Okuduğum yazarlar içinde, Yervant Gobelyan kadar, öğrenciler üzerinde etki bırakan başka...

M. GÜNER DEMİRAY’IN ŞİİRİ: Yürekten Yüreğe Kanatlanan Şiirler

M. GÜNER DEMİRAY’IN ŞİİRİ: Yürekten Yüreğe Kanatlanan Şiirler Mehmet ASLAN M. Güner Demiray, Yunus Emre’den Pir Sultan’a, Tevfik Fikret’ten Nazım Hikmet’e dek sürüp gelen gerçekçi şiir...

HARABATİ BABA TEKKESİNDE NE OLUYOR?

Bir İşgal, Bir Asimilasyon Hareketi ve Alevi Bektaşi Toplumunun Bir Büyük Sınavı HARABATİ BABA TEKKESİ   Kuruluşu 480 yıl önceye kadar giden Makedonya'nın Tetova kentindeki Sersem...

Reina ve Pasha

            Reina ve Pasha            Genç ve güzel bir kadın yaklaştı, “saat kaç?” dedi.            ...

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK