9 C
İstanbul
Pazartesi, Temmuz 26, 2021
Ana Sayfa Eleştiri İkinci Yeni’den Toplumcu Şiire: Kemal Özer’in Şiir Serüveni

İkinci Yeni’den Toplumcu Şiire: Kemal Özer’in Şiir Serüveni

İkinci Yeni’den Toplumcu Şiire: Kemal Özer’in Şiir Serüveni

 Giriş

Cumhuriyetin ilk yıllarında Tük şiiri çeşitli vadilerde gelişimini sürdürürken çeşitli arayışlar içerisinde olan ve bunun sonucu şiirinde radikal değişikliklere giden birçok şair var olmuştur.  Bireyci şiirden toplumcu şiire geçen, bu geçişi bildirilerle açıklayıp duyuran şairlerin yanında toplumcu şiir anlayışından mistik şiir anlayışına geçenler de olmuştur. Necip Fazıl Kısakürek, İsmet Özel, Attilâ İlhan ve Kemal Özer bu şairlerden sadece birkaçıdır. Türk edebiyatı,  bu gelgitleri, değişim-dönüşümü yaşayan birçok sanatçı, yazar ve şairle doludur.  Bu şairlerden biri de Kemal Özer’dir.

Şiir yazmaya 1950’li yılların başında başlayan Özer, ilk gençlik şiirlerinde Garip şiir anlayışının etkisinde kalır. Ancak bu dönemde kaleme aldığı şiirleri ilk deneme örnekleri olarak gören şair, bu şiirleri herhangi bir kitabına da almaz. Daha sonra İkinci Yeni şiir anlayışından etkilenen şair bu dönemde kaleme aldığı şiirlerini Gül Yordamı (1959), Ölü Bir Yaz (1960), Tutsak Kan (1963) adlı eserlerinde toplar. Bu şiirlerinde daha çok bireysel temalara yönelen şairin şiir dili de İkinci Yeni şiirine benzer özellikler taşır. Şiirde kapalılık, imgeye yaslanma, soyutlama, değiştirim, mantık dışı söyleyişler sıkça karşımıza çıkan unsurlardır. 1970’lerin başında şiir anlayışında köklü bir değişiklik yaşayan şair, İkinci Yeni çizgisinden toplumcu gerçekçi şiire geçiş yapar. Bu dönemde yayımladığı Kavganın Yüreği (1973) adlı eserinde Özer’in hem düşünce dünyasındaki değişimi hem de şiirindeki dönüşümü gözlemlemek mümkündür. Kavganın Yüreği ile birlikte işçi-emekçi dünyasının sorunları, somut olaylar, toplumsal-siyasal sorunlar şiirin temel beslenme kaynakları olarak karşımıza çıkar.

  1. Kemal Özer’in Yetiştiği Sosyal Çevre ve Şiirle Tanışması

1935’te İstanbul’da doğan K. Özer, aramızdan ayrıldığı 1 Temmuz 2009 tarihine kadar da genellikle İstanbul’da yaşamıştır. Babası Sivaslı, Devlet Demir Yolları’nda makinist olarak çalışan Mehmet Bey’dir. Annesi ise Balkan göçmeni bir ailenin kızı olan Kevser Hanımdır. Özer, Öykü dergisinin 1976 yılı Mart sayısında ailesi için şunları belirtir: “Annem (Kevser), bugün Bulgaristan sınırları içerisinde kalan topraklarda doğup büyümüş, ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etmiş sonra. Babam (Mehmet) ise, yirminci yüzyılın ilk yıllarında Sivas’ın Karaözü köyünden asker olup başkent İstanbul’a gelmiş, bir daha da baba ocağına dönmemiş bir başka göçmen. İstanbul, ikisinin yaşam çizgilerinin kesiştiği ve benim yaşantımın odaklaştığı yer oluyor” (Özer, 1976: 1).

Ailesinin göçmen kimliğinin Özer’in şair duyarlılığı, hüznü ve inceliği üzerinde etkili olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte şairin babasının işi gereği iki gecede bir eve uğraması, dar gelirli olmanın yarattığı sıkıntılar da çocukluk çağında onu etkileyen unsurlar olarak karşımıza çıkar. Ayrıca şairin babasını erken kaybetmesi, İstanbul’da annesiyle yalnız kalmaları, Özer’in psikolojisinde belirleyici bir rol oynamış, şairin ilk şiirlerinde çocukluğun izleri kendisini göstermiştir. Ailesinin, şairin üzerindeki etkisi için Osman Bolulu şunları dile getirir: 

Kemal Özer’in mayası dendiğinde, hiç göz ardı edilemeyecek bir şeyi vurgulamak zorunludur. Kökü Balkanlardan bir ana; yüzyıllardır çalkalanan bir topraktan, yaşama daha açık bakan bir coğrafyadan. Oralar insanının yaşamı hüzünlü-mücadeleyle sarmallaşmış, gurbetçiliğin acısı, dışta kalmışlıkla girişiktir onların iç derinliğinde.   Bir başka iç göçmendir baba. Sivas’ın Karaözü köyünden İstanbul’a düşmüş. Alevi kökenli, küçük bir memurdur. Orta Anadolu’nun içe kapanıklığı, doğduğu topraklardan uzaklığı, yüreğinde gizli bir yumaktır. (…) babanın erken yitirilişi… Ana oğul koca İstanbul’un içinde (Bolulu, 1999: 13-14). 

Özer, ilköğrenimini (1942-1947) Çerkezköy ve Aksaray’da çeşitli okullarda tamamladıktan sonra ortaokulu Kumkapı Ortaokulu’nda (1947-1950) okumuş,  liseyi ise İstanbul Erkek Lisesi’nde (1950-1954) tamamlamıştır. “Ortaokulu yine Aksaray’da, Pertevniyal Lisesi’nin orta bölümünde 1947–50 arasında okuyan Özer’in yazarlık hevesi ve ilk denemeleri bu dönemin ürünleridir” (Kolcu, 2010, 5). Edebiyata olan ilgisinin bu dönemde şekillendiğini söylemek mümkündür. Hem okuldaki edebiyat öğretmeni Salim Rıza Kırkpınar’ın etkisi hem de lisedeki arkadaş kadrosunun edebiyatla iç içe olmasının Kemal Özer üzerinde önemli etkisi olmuştur. Okulda edebiyatla ilgilenen arkadaşları, Adnan Özyalçıner, Konur Ertop, Ergin Günçe, Önay Sözer, Oktay Tuncer’dir.

 Özer, edebiyata öyküyle başlayan şairlerimizdendir. 1948 yılında tesadüfî bir şekilde bir öykü kitabına rastlar. Bu kitap onun edebiyata ilgi duymasını sağlar. Bu eser Sait Faik Abasıyanık’a ait Lüzumsuz Adam adlı öykü kitabıdır. İlk denemelerini bu öykülere benzetmeye çalışan Özer, bir zaman sonra şiir yazmanın daha kolay olduğunu düşünür ve şiire yönelir. Varlık dergisi ile tanışır. Bu arada çeşitli dergilere şiirlerini gönderen şairin ilk şiiri Ankara’da çıkan Harika adlı bir dergide yayımlanır. 25 Ağustos 1951 tarihli şiir şöyledir:

                  Bir Yer Var

Ağaçsız, gölgesiz bir yer var
İçinde gezdiğim;
Ayaklarım, ellerim dünyadayken
İçinde olduğunu hissettiğim.
Bir yer var;
İçinde olduğum hâlde
Nerde olduğunu bilemediğim,
Hududunu göremediğim.
Bir yer var;
Ben uyuyunca uyuyan,
Uyanınca uyanan,
Benimle birlikte yürüyen
Bir yer var;
İçinden insana sesler gelen,
Benimle konuşan, dertleşen
Hâlimizi bilen ve gülen.
Ağaçsız, gölgeliksiz bir yer var
Benimle birlikte büyüyen…      (Özer, 1976: 2)

Şairin daha sonraki gençlik şiirleri, Harika, Bizim Petek, Demet, 20. Asır, Kamer, Türk Sanatı, İstanbul gibi dergilerde yayımlanır.

Özer, yukarıda da belirttiğimiz gibi İstanbul Erkek Lisesi’nde kendisini şiire çeken bir ortam bulur. Kendisi gibi yazan, edebiyat heyecanı ve sevgisi taşıyan arkadaşlar edinir. Bu arkadaşlardan Adnan Özyalçıner’in K. Özer’in hayatında özel bir yeri vardır. Kemal Özer’in şiirde yaşadığı değişimi Adnan Özyalçıner de öyküde gerçekleştirir. 1960’lardan sonra öykülerinde toplumcu gerçekçi meselelere yönelir. Lise yıllarında edebiyata duyduğu ilgiden dolayı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne (1955-1960) yazılmıştır. Üniversite yıllarının Özer’in edebî çizgisinin oluşmasında önemli bir dönemeç olduğunu söylemek mümkündür.

Özer, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okurken hocaları, Türk edebiyatının önemli değerleri A. Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan’dır. İki şahsiyetin de Özer üzerinde büyük etkisi söz konusudur. Özer, Öykü dergisine (Özer, 1976: 2) verdiği röportajda, özellikle Tanpınar’ın edebiyata, özelde şiire bakışını etkilediğini belirtmiştir, K. Özer, Tanpınar’ın “İskeleti olmayan hiçbir canlı geleceğe kalmamıştır.” (Çakılalan, 1973: 6) sözünden çok etkilendiğini belirtmiş ve İkinci Yeni etkisinde yazdığı birçok şiirinde bu biçim kaygısını hissettiğini belirtmiştir. Kendisi bu dönemi anlatırken şunları söyler:

1955 yılında, liseyi bitirip Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdim. Üniversitede özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan’ın etkileri geldi. Başka fakültelerden arkadaşlar edindim. Onat Kutlar, Ergin Ertem, Erdal Öz, Demir Özlü, Ferit Öngören, Doğan Hızlan, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Hilmi Yavuz… Liseden ve üniversiteden bu arkadaşlarla birlikte a dergisi‘ni kurduk 1956 yılında. Bir yandan da yeni yeni yazarlarla, ozanlarla tanışıyor, çevremizi genişletiyorduk. Cemal Süreya, Edip Cansever, Asım Bezirci, Sezai Karakoç, Memet Fuat, Yusuf Atılgan, Hüseyin Cöntürk vb (Özer, 1976: 3).

Fakültede okurken edindiği arkadaşları 1960 sonrası Türk edebiyatında çeşitli türlerde eser veren yazar ve şairlerden oluşmaktadır. Hilmi Yavuz, Onat Kutlar, Doğan Hızlan, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Erdal Öz bunlardan birkaçıdır. Şair, “a” Dergisi’ni üniversitedeki bu arkadaş çevresi ile 1956 yılında çıkarmıştır.

Bu dönemde Türk edebiyatında bir yandan Garip şiirinin etkisi hâkimken diğer yandan İkinci Yeni’nin etkisi başlamıştır. Özer, böyle bir ortamda ilk şiirlerini kaleme almıştır. Bu sebeple Özer’in ilk şiirlerinde Garip etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Garip etkisinde kaleme aldığı şiirlerini ilk kitabı olan Gül Yordamı (1959) adlı eserine almamıştır.

Kemal Özer, şiirini sürekli sorgulayan, yenileyen, yaşantısı ile tanımlamaya ve tamamlamaya çalışan bir şairdir. Şiire İkinci Yeni etkisinde başlayan şair, daha sonra toplumcu gerçekçi anlayışa yönelmiştir. Bu sebeple, Özer’in şiir anlayışını iki dönemde ele almak mümkündür. Bu sebeple K. Özer’in şiirini İkinci Yeni ve Toplumcu Gerçekçi şiir dönemi olarak, ikiye ayırıp inceleyeceğiz.

  1. Kemal Özer’in Şiirinde İkinci Yeni Etkisi

İkinci Yeni hareketinin şiir anlayışı, 1950 sonrası şiir yazmaya başlayan birçok şair üzerinde etkili olmuştur. K. Özer de bu süreçte İkinci Yeni etkisine girmiş şairlerdendir. Bu açıdan Özer’in bu dönemde yazılmış şiirlerini değerlendirmeden evvel İkinci Yeni şiirinin özelliklerine de değinmek gerekir:

 İkinci Yeni’nin 1950’li yıllarda filizlendiği söylenebilir. Bu konuda kimi yazar ve araştırmacılar, 1953, 1954, 1955 ve 1956 gibi değişik tarihler veriyorlarsa da bu konuda net bir tarih verilecekse 1956 yılında başlatmak doğru bir tespit olacaktır (Bkz. Karaca, 2005: 59). Çünkü bu harekete adını veren kişi Son Havadis adlı gazetesindeki “İkinci Yeni” başlıklı bir yazı kaleme alan Muzaffer Erdost’tur. Ancak edebiyat tarihçilerinin de belirttiği üzere bir dönemi veya hareketi net bir tarihe sığdırmak ve öylece tarif etmek zordur.

İkinci Yeni 1950’lerin başından itibaren Yeditepe, Yenilik, Pazar Postası, İstanbul, A, Şiir Sanatı gibi yayın organlarında dönemin baskın şiir anlayışından farklı tarzda şiirler yazmaya başlayan İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, Ece Ayhan ve Sezai Karakoç gibi şairlerin öncülük ettiği bir şiir anlayışıdır (Bkz. Yılmaz, 2012, 3292). İkinci Yeni hareketi, Fecr-i Ati, Yedi Meşaleciler, Garipçiler gibi belli bir bildirge ile önceden bir araya gelmiş, bir dergide toplanan şairlerden meydana gelen bir grup değildir. Aksine İlhan Berk, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Sezai Karakoç, Edip Cansever Turgut Uyar gibi İkinci Yeni’de öncü sayılacak şairler birbirilerinden habersiz bir şekilde farklı içeriklere sahip, söylem bakımından da benzerlik gösteren şiirleri yukarıda belirttiğimiz dergilerde yayınlatmışlardır.

Cemal Süreya da bu konudaki görüşlerimizi destekleyen şu ifadeleri kullanır:

    İkinci Yeni bir akım olarak doğmadı. Bir programı, ortak bir bildirisi olmadı. Şairlerin çoğu birbirini tanımıyordu bile. Yazışmıyorlardı da. Söz gelimi ben Edip Cansever’le 1956’da, Turgut Uyar’la çok daha sonra tanıştım (Süreya, 2002:  99).

Kemal Özer de ilk üç eseri olan; Gül Yordamı (1959), Ölü Bir Yaz (1960) Tutsak Kan (1963)’ı İkinci Yeni etkisiyle kaleme almıştır. İkinci Yeni’nin getirdiği birçok yeniliği Özer’in şiirlerinde de görmek mümkündür. İkinci Yeni ile münasebeti, Muzaffer Erdost’un çıkardığı “Pazar Postası” adlı dergi ile olur. Kemal Özer, Öykü dergisinin 1976 Mart sayısındaki röportajında bu dönem için şu ifadeleri kullanır:

Bu ilk dönemin sonunda başka bir şeyle karşılaştım: Yazdıklarıma benim diyebilme gereksinimi. Herkes yazıyordu; onlardan beni ayıran, şiirlerime benim diyebileceğim bir şey katmalıydım. Ardında yalnız benim olan bir karşılığı olmalıydı yazdıklarımın. Bu karşılığın ancak kendi yaşantım olabileceğini düşündüm ve o zamana kadar yazdıklarımı toptan yoksadım. Bir yandan üniversitede Tanpınar’ın dersleri, bir yandan Pazar Postası sanat ekinde Muzaffer Erdost’un İkinci Yeni adıyla andığı, savunuculuğunu yaptığı şiir hareketi, yeni bir şiir oluşturmamda etkili oldu. Özgün bir şiir dili yaratmak, yıkılmaz bir şiir yapısı kurmak, yazdığım her şiirde bir mükemmellik gözetmek istiyor, İkinci Yeni’nin çağrışımlara dayanan, dizeyi şiire birim yapan, anlamı rastlantısala kadar indirgeyen atılımından yararlanıyordum ( Özer, 1995: 55).

Özer’in yukarıda da belirttiği gibi, 1957’ye kadar yazdığı şiirlerini özgün bulmadığından 1959’da yayımladığı ilk eserine almamıştır. Kendi özgünlüğünü İkinci Yeni etkisiyle bulduğunu bu sebeple bu dönem eserlerini kitaplaştırdığını belirtmiştir. Özer’in 1959 ile 1964 arasında verdiği üç eserinde de bu etki söz konusudur.

İlk şiir kitabı olan Gül Yordamı (1959) adlı eseri gençlik döneminin meyvesidir. 1957 öncesi şiirleri için Özer; dağınık ve bilinçsiz, çizgisini tam bulamamış (Özer, 1995: 15)  ifadelerini kullanmıştır.

Bu eserde yer alan şiirlerde İkinci Yeni etkilenmesi çok açık görülmektedir. Zira Gül Yordamı şu dizelerle başlar:

   Elini tutmadı onların da hiç kimse
   Kelimelerden başka[1] ( “Gül Yordamı”: 13)

Şair bu dizeleri için şiiri kelimelere dayandıran bütün gelmiş geçmiş şairlere selam vererek başlamak istediğini belirtir.  Bu dize, Mallarme’nin  ‘Şiirlerimizi fikirle değil, kelimelerle yazarız’  ifadesinin başka biçimde dile getirilişidir. İkinci Yeni’nin şiirin gelip kelimeye dayandığı anlayışı ile de birebir örtüşür.

Bu konuda Cemal Süreya da ‘Folklor Şiire Düşman’ (Süreya, 1956: 3) adlı yazısında, “Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı” diye belirtir. Özer’in de bu konuda Cemal Süreya gibi düşündüğünü, yer yer ondan etkilendiğini söylemek mümkündür. Bu etkilenmeyi şiirler üzerinden değerlendirmeye çalışacağız: 

Bu konuda diğer İkinci Yeni şairleri de benzer şeyler söylemişlerdir. İkinci Yeni hareketinin ortaya çıkışı ile ilgili bu saptamayı yaptıktan sonra bu anlayışın Türk şiirine getirdiği yenilikleri şöyle sıralayabiliriz:

a) Şiir Dilinin Değişmesi: İkinci Yeni anlayışını önceki anlayışlardan ayıran en temel özelliğin dil alanındaki farklılıklar olduğu kanaatindeyiz. Bu konuda birçok edebiyat araştırmacısı hemfikirdir.

İkinci Yeni’nin getirdiği en önemli yenilik, önceki şiirin algılanma biçimini yıkmak; bir anlamda dili yalnızca duyusal evrenin yansıtıcısı olma işlevinden kurtarmaktır (Karaca, 2005: 201).

Bu konuda Asım Bezirci, İkinci Yeni Olayı’nda, İkinci Yeni şairlerinin şiir dilinde yaptıkları değişimi: “Değiştirim, Karıştırım, Özgür Çağrışım, Soyutlama, Anlamsızlık, Us Dışına Çıkma, Güç Anlaşılma, Okurdan Uzaklaşma” (Bezirci, 2005: 19-51) gibi başlıklarla ele almıştır. Alaattin Karaca İkinci Yeni şiirinin dil özelliklerinden bahsederken “Sessel Sapmalar, Yazımsal Sapmalar, Sözcüksel Sapmalar, Ters Çevirme ve Sözdizimsel Sapma”yı (Karaca, a.g.e. 199-236) anmıştır. Ayrıca, bu şairlerin şiir dilinin sözcükleriyle oynadıklarını, yazım kurallarını altüst ettiklerini, alışılmamış sözcükler türettiklerini ifade ettiğini söyleyebiliriz (Ayrıca bkz. Aksan, 2006).

Özer birçok şiirinde, anlamsal, sessel sapmalara, yazımsal sapmalara, ters çevirmeye, söz dizimsel sapmalara başvurmuştur. Örneğin “Meryem” adlı şiirinde geçen:

sormakla yakınız meryemi çocuklardan ( “Meryem”: 13)

İkinci Yeni’de sıkça görülen sözcüksel sapma ve cümleye küçük harfle başlama geleneğini kullanır. Ayrıca devrik cümleye de sıkça başvurur. “Leyla” adlı şiirinde:

Gözlerine kadar yorgun adamlar

Gözleri ne kadar yorgun adamlar (“Leyla”: 15)bu dizelerde de şair sessel sapmalardan yararlanmıştır.

Ayrıca “Laleli” (Özer, 2009: 19) adlı şiirinin başlığı “LLL/aei” şeklinde yazılmıştır. Letrizmden yararlanan şairin, cümle düzenine ve gramere uyulmadan yazılan birçok dizesine rastlamak mümkündür.

adımını atar atmaz kurtuldum sokağı

ilişkin bir gülmektir gözlerine ( “Sonuna Kadar Gitmek İstiyorum”: 22)

        Bunun dışında “Perçem” adlı şiirde;

açılmış bir uykudur gözleri masada

gözleri görünmez olunca uykudan ağlamaktan (“Perçem”: 27) yer alan dizeler de bu özelliği gösterir. Bunun dışında Özer’in diğer İkinci Yeni şairleri gibi noktalama işaretlerini çok fazla kullanmadığını görmekteyiz.

b) Biçimciliğe Yönelme: İkinci Yeni şiiri, şiirde anlamı, düşünceyi, demeci, konuyu, temi, hikâyeyi, dolayısıyla içeriği önemsemez. İlhan Berk bu konuda şunları söyler:

 Şiir bir şey söylemez. Çağımızın şiiri bir şey söylemek için yazılmıyor artık. İkinci Yeni anlatılmayan şiirden yanadır ( akt. Bezirci, 2005:  20).

Özer’in daha önce de belirttiğimiz gibi Tanpınar’ın:  “Yaşayan canlı türlerinden yalnız iskeleti olanların bugüne izi kalmıştır.” sözünden etkilenerek şiirde biçim kaygısını güttüğünü söyleyebiliriz. Bu kaygının İkinci Yeni biçim anlayışıyla örtüştüğünü, Özer’in birçok şiirinde, içerikten çok biçimi ön plâna aldığını görüyoruz.

c) Mantık Dışı Söyleyişler: İkinci Yeni şairlerinde sıkça karşılaştığımız tutarsız söyleyişler, bu şiir dilini farklılaştıran önemli özelliklerdir. Örneğin; “Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi” (Süreya, 1995: 17), yine İlhan Berk’in: “Bakıyorum Amerikan bir gök sıkılıyorum” (Berk, 2004:  238) gibi ifadeleri buna örnektir.

Özer, mantık dışı söyleyişlere çok sık başvurmasa da bazı örneklere rastlamak mümkündür. “Yakınlama” şiirinde buna rastlıyoruz: 

seni şaşırırım sevmemi şaşırırım
dursa ne vakit aramıza
onun gözleri böyle karanlık ( “Yakınlama”: 28)

“Ay ve Gezinti” şiirinde de mantık dışı bir söyleyiş söz konusudur:
Bir anda yok oluyor annesi amerikası
bakmasıyla soğuğa o ölü gözlerinin ( “Ay ve Gezinti”: 34)

d) Değiştirim: İkinci Yeni şairleri dilde değiştirmelere de sıkça başvurur. Böylece yaygın, konuşma diline sırt çevrilir. Gramer kuralları az çok çiğnenir. Seslerle hecelerin, sıfatlarla fiillerin yerleri değiştirilir (Bkz. Tuncer, 2005: 18).

       Kemal Özer de değiştirim ve soyutlamayı İkinci Yeni anlayışının temel özellikleri olarak sayar (akt. Özer, 1995: 8). Örneğin, Edip Cansever’in “ Niye hiç kimse konuşmuyor kadar/ Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin/ Çok ağrıyan yerlerim pembeye mavi” vb. birçok dizede bu özelliklere rastlamak mümkündür. Yine Ece Ayhan’ın “ Yüzüklerinde altın parkmaklar takılıymış” (Ayhan, 1996: 112) dizesi bu açıdan örnek sayılabilir.

Kemal Özer de “Karanlığa Saygı” şiirinde değiştirim unsurunu kullanır:

görmemek gibiyiz bir daha aynı ili
ne varsa korkuyorum sana yeterli (“Karanlığa Saygı”: 32)

 “Günün Sonunda Hiçbir Şey” şiirinde yer alan bu dizeler de değiştirime örnek gösterilebilir:

Bir de onunla var boğulup gitmek denize (“Günün Sonunda Hiçbir Şey”: 35)

e) Soyutlama: İkinci Yeni tam anlamıyla soyut bir şiirdir. Birçok şairde bu özelliği görmek mümkündür. Cemal Süreya bir konuşmasında şunları söyler: “ Yeni şiir soyut bir şiir olmaya gidiyor” (akt. Bezirci, 2005: 28).

Edip Cansever de bu gidişi şu sözleriyle savunur: “Sözcüklerin, deyimlerin en soyutuna kadar gitmek bence şairin evreninin zenginliğini gösterir. Gerçeğin anlatımı, gerçeğe çok yalınlık kazandırılması için en doğal yol soyutlamadır” (Cansever, 1960: 4).

Özer’in Gül Yordamı adlı ilk kitabında bolca soyutlamaya da başvurur. Kendisinin de belirttiği üzere İkinci Yeni’nin en belirgin özelliği dil değişimi ve soyutlamadır. Özer’de soyutlama çok fazla görülür. “Meryem” adlı şiirinde geçen :

Meryem üçüncü kadın sağdan girince

   Kudüs’ten beri ateşli ağzında sigara (“Meryem”: 13)

“Kadın Yankılaması” şiirinde geçen:
Saçlarına duruyorum onda bıraktığı

   Kaç yıldır topuğuna düşen gölge (“Kadın Yankılaması”: 16)

“Kıyı” şiirinde yer alan:
Bir kadın bir adam sanki asılı
gitsinler gelsinler diye boşlukta ( “Kıyı”: 17)

“Seni Anmakla Artıyorum” adlı şiirinde geçen:
Sensin artık adı bir dönülmezliği çağıran
kelimeleri ölümsüz kılan şiire (“Seni Anmakla Atıyorum”: 30)

“Ağıt” adlı şiirinde geçen:
Akşam bir attır bütün ülkelerde
serin esmer bir attır
terkisine çocukların bindiği (“Ağıt”: 24) dizeler örnek olarak gösterilebilir.

Özer’in şiirinde İkinci Yeni etkisi görülmekle beraber, Özer’i İkinci Yeni’den farklı kılan özellikler de söz konusudur. Onun şiirinde devrik yapıya, soyutlamaya ve biçim değişikliğine rastlansa da Özer’in şiir dili diğer İkinci Yeni şairlerine nazaran daha sadedir. Ayrıca şiiri, sürekli anlamsızlaştırmaya zorlayan, alışılmamış bağdaştırmalara çok fazla rastlanmaz. Onun şiirinde sürekli bir arayış söz konusudur. Bu arayış onun ilk ürünlerinden sonra da sürekli devam edecektir.

Ölü Bir Yaz,1960 yılında yayınlanır. İkinci şiir kitabında, şiiri olgunlaşmış bir şairle karşı karşıyayız. Bunun yanında biçimciliğin ve kapalılığın giderek arttığını görürüz. İkinci Yeni etkisi devam etmektedir. Eser 16 şiirden oluşur. Eserdeki 16 şiir de sone biçiminde yazılmıştır. Sone Batı edebiyatında daha çok aşk temalı şiirlerin yazıldığı bir biçimdir. Nitekim Özer de üniversitede âşık olduğu kıza duyduğu hislerini duygularını bu eserle dile getirir. İçeriğinde bu ilişkinin büyük yer tuttuğu sonnetler kaleme alır. Kitabındaki:

“Dönergün” adlı şiirinde geçen:
Adı kaçaktır şimdi sende ne varsa aşktan (“Dönergün”: 45)

“Li” adlı şiirinde geçen:
Bizde ne varsa aşktan bir ağıt en güzeli (“Li”: 47)

“Yabansı Vakit” adlı şiirinde geçen:
Senin bir akşamüstü çıkıp gittiğin kapı (“Yabansı Vakit”: 53)          

“Bir Tutsağın Haritası”nda yer alan:
Bir daha yolum düşmez öpüşme çığlığına (“Bir Tutsağın Haritası”: 44)

“Baç” şiirinde yer alan:                                                 
Sevişen biz değiliz, sanki göz kapakları (“Baç”: 46)

“Uğraksız” adlı şiirinde yer alan:
Bir sabah sana varsam varılan sen değilsin (“Uğraksız”: 48)

“Ağıt Sonrası” şiirinde yer alan:
Senin bana bakışın o ne vakit ışısa

her yanım ay altında çılgın barut kesiği (“Ağıt Sonrası”: 52) gibi mısralar, imge ve anlatımlarıyla İkinci Yeni şiirinden izler taşırlar.

 Özer’in Ölü Bir Yaz adlı eserinde, büyük bir aşkın ardından gelen ayrılığın hüznünü, duyarlılığını anlattığı sezilir. Şiirin arkasındaki, şiiri besleyen yaşantıya girmez şair. İkinci Yeni şairlerinin birçoğunda olduğu gibi Özer’de de bu yaşanmışlık ve duyarlık kapalı bir yapıya bürünür. Öylece şiire malzeme olur.

 Tutsak Kan (1963) adlı şiir kitabında da İkinci Yeni etkisi hâkimdir. Şair bu eserinde bu defa yeni bir biçimin yerine yeni içerikle karşımıza çıkar. Babasını kaybetmiş, bu acı onu büsbütün sarsmıştır. Eserini babasına adar. Şair bu dönem için şunları söyler:

1961 yılında, beni yaşam serüveniyle etkileyen babam öldü. Elli yıl kent yaşantısına bir türlü ayak uyduramamış, göçebeliğini alttan alta sürdürmüş bu bozkır insanının anısıyla oluşturduğum ve ona adadığım şiirlerimi Tutsak Kan adıyla bastırdım (Özer, 1995: 54).

Tutsak Kan’a hâkim olan duygu,  giden bir babanın ardında bıraktıkları, ardında kalanların hüznü ve yalnızlığıdır diyebiliriz. Ölü Bir Yaz’da olduğu gibi şair eserini oluşturan sebebi sadece sezdirir. Çünkü İkinci Yeni’nin kapalı ve soyut imge anlayışının izlerini bu eserinde de görmek mümkündür. Örneğin:

“Dağlarda Bir Gök Akşamı” adlı şiirinde geçen:

Yaslı bir kadın yüzü anılardan uzanmış

  Bir bakışın gizleri güneş, çocuk ve akşam (“Dağlarda Bir Gök Akşamı”: 63) mısraları, soyut bir anlatımla İkinci Yeni izleri taşır.

“Bir Yalnızlık” adlı şiirde geçen:

Unutsam dokunduğunu ellerime                     
Seni getiriyor o günleri anmak
Konuşmayan sesiyle ölümün (“Bir Yalnızlık”: 65)

“Gün Sonu Bir Ağıt” şiirinde yer alan:

Herkesin yüzünde senden bir iz

  Belki dönecektir giden sular

  Senin o yarı tutsak yarı tanrı yok oluşun (“Gün Sonu Ağıt”: 67)

 “Durgun” adlı şiirinde yer alan:                            
Geçip gitti yıllarca süren yolculuk
geçip gitti düşleri aralayarak (“Durgun”: 46)

“Kargınmış Bir Soya Çekimli” adlı şiirinde geçen:
Yoksunluğunu susmuş ağızlar (“Kargınmış Bir Soya Çekimli”: 46) ifade ve imgelerde de İkinci Yeni etkisini görmek mümkündür.

Tutsak Kan’da şair, yıllarca alışamadığı büyük şehirde yine de var gücüyle mücadele eden babasının ölümünden fazlasıyla etkilenir. ‘Ağıt’ şiiri sanki bu dönemin işaretçisi gibidir:

Annem mi bir kadın
Geciken bir kadın gece yatısına
Ölüm kendini göstereli babamın saçlarından
Günübirlik bir kadın
Üsküdar’la İstanbul arasında

Babamdı sakalıydı babamın
Bir akşam göle batırdı
Çıkmamak üzere bir daha
Hepsi de ekmek kokardı
Sayısı unutulan parmaklarının
Akşam bir attır bütün ülkelerde
Serin esmer bir attır
Terkisine çocukların bindiği (“Ağıt”: 24)

Bu şiirde akşamın bütün ülkelerde “serin ve esmer bir at” olarak imgeselleştirilmesi, İkinci Yeni şiirinin şair üzerindeki etkisini açıkça gösterir.

Sonuç olarak Kemal Özer,  1957-1964 yılları arasında kaleme aldığı üç kitabında (Gül Yordamı, Ölü Bir Yaz, Tutsak Kan) genel anlamda İkinci Yeni çizgisinde şiirler yazmıştır.  Üç kitabında da yaşantısının elverdiği üç alanı şiirleştirmiştir. Gül Yordamı’nda ilk gençlik ürünleri, Ölü Bir Yaz’da aşk şiirleri, Tutsak Kan’da da babasının ölümü ve şairin bu olaya bakışı eserlerine yansır.

Kemal Özer’in İkinci Yeni ile ilişkisi kısa sürse de bu dönem şiirlerinde bu anlayışını önemli etkileri söz konusudur.  K. Özer, sözcüğü şiirin temel öğesi sayan, imgeyi yücelten, sözcükler arası ilişkilerde yeni arayışlara girerek söz dizimine ve genel kurallara kafa tutan, yeni söyleyiş olanakları yaratmak için şiirin sınırlarını zorlayan bir şiir yaratmıştır. Bu yaratım, kapalı, uzak çağrışımlı, kendini kolay ele vermeyen bir şiir evreni oluşturmuştur. Mehmet Fuat şairin bu dönemi için şu tespitlerde bulunur: “Kemal Özer İkinci Yeni’den öncesi olmayan, biçime aşırı düşkün bir şairdi. “Şiirde anlam rastlansaldır” diyenlere yakın görünüyor, anlamı salt bir güzellik öğesi olarak ele alıyordu. Her sözcüğünü özenle seçen tam bir dize sairiydi. İlk üç kitabında bu anlayışı sürdürdükten sonra, İkinci Yeni akımının etkisini yitirdiği, bu akımla gelen ustaların kendi kişiliklerini yansıtan şiirlerle birbirlerinden uzaklaşmaya başladıkları günlerde, Kemal Özer birdenbire sustu. Yıllarca şiir yayımlamadı” (Akt. Kolcu, a.g.e., 137).

Özer, 1963-1973 arasında şiire ara verir.  Aslında Özer’de bu şiire ara verme süreci, onda yeni bir bilincin oluşmasına kapı aralar. Bu dönemde şiir anlayışını fazlasıyla sorgular. Bu sorgulamanın oluşmasında dergicilik ve kitapçılık faaliyetleri sırasında edindiği tecrübenin de payı vardır. “1963′ten 1970′e kadar olan yaşantım için söylenecek ayrıntı çok değil. Gazetedeki işi sürdürme, kitapçılık, yayıncılık gibi birkaç olgu… Bunun dışında, herkesi sürükleyen, giderek ilgilendiren ve ortak eden bir toplumsal kaynaşma, oluşma ve devinim söz konusu edilmeli (…) Emek/Sermaye ilişkisi ve çelişkisinde yerini almak da saydamlaşan konulardan. Yalnızca akılcı bir yaklaşım değildir bu elbet. Etiyle kanıyla içinde olmak, kafayla gönülle özümlemek gibi çok daha derin, köklü, yaşamın tümüne damgasını vuracak genişlikte bir eylemdir” (Özer, 1995: 54-55).

 Özer, 1970’li yılların başında, yıllar sonra İkinci Yeni etkisinde olduğu dönem için özeleştiri yapar. İkinci Yeni döneminin kendisi için bunalımlı bir süreç olduğunu, hatta bu döneme ait şiirlerinde daha çok içgüdüsüne ait unsurları ve kişisel hayatını şiirin malzemesi olarak gördüğünü belirtir. “İkinci Yeni döneminde yazdığım şiirler, kendimi yansıtma ve kendim gibi yazma açısından, içgüdüsel de olsa, başarılı bulunabilecek bir düzeye taşıdı beni. Ancak şiire ara verdiğim 7-8 yıl, küçük bir iç dünyayı şiirleştirmenin ötesinde, yaşama bir bütün olarak bakma, onu bir bütün olarak kavrama, şiiri yaşamın hizmetine koşma gereğini ve bilincini getirir” (Özer, 1995: 23).

  1. Kemal Özer’in Şiirlerinde Toplumcu Gerçekçiliğin Etkileri

Kemal Özer’in şiiri, 1970’li yılların başından itibaren, topluma karşı sorumlu, bilinçli bir aydının gözlemlerini, eleştirisini, duygularını ve öfkesini içerir. Özer, imgeci, bireysel, kapalı bir şiir anlayışından, toplumcu, somut, güncel, bilince dayalı bir şiir anlayışına geçmiştir. Bu anlayış Özer’de tema, sözcük seçimi, toplum sorunlarına bakış ve eleştiri noktasında kendini göstermiştir. Bezirci, Kemal Özer’in şiirinin iki ayrı dönemde ele alınması gerektiğini belirtir. Özer ilk dönem şair kimliği ile ilgili ; “Sözcük seçimi, dize sağlamlığı, ses uyumu, imge yeniliği ve duyarlık derinliğiyle dikkat çekiyordu. Fakat adı geçen akımın öteki sözcüleri gibi o da genellikle biçimci ve bireyciydi. (…) şeklinde tespitlerde bulunur. Şairin İkinci döneminin, yani toplumcu gerçekçi anlayışının 1970’te başladığını dile getirerek bu değişimi besleyen sebepleri şöyle sıralar: “1963’ten sonra Kemal Özer uzun süre susar. 27 Mayıs’ın getirdiği görece özgürlük ortamında boy veren ve gittikçe güçlenip yayılan sol düşünceler, örgütler ve eylemler ile Nâzım Hikmet’in eserlerinin gün ışığına çıkması onu da etkiler” (Bezirci, 1979: 125-126). Çolak Özer’in değişimi için şunları ifade eder: “İkinci Yeni devinimi içinde bulunup da dünyaya bakışını, şiirin toplumdaki yeri konusundaki görüşlerini kökten değiştiren, her şeye yeni baştan başlamayı göze alan ozanlardan biridir” (Çolak, 2011: 126).

  1. Özer’in şiirlerinde toplumcu gerçekçiliğin izlerini sürebileceğimiz ilk eser Kavganın Yüreği (1973)’dir. Özer, toplumcu çizgideki ilk kitabının çıkmasından sonra, 25 Kasım 1973 tarihli Yeni Ortam dergisine verdiği röportajda, şiir anlayışını, bireyci şiirden toplumcu şiire geçişinin sebeplerini, yaşadığı değişimi şöyle açıklar:

İkinci Yeni’yle birlikte yazmaya başladıklarımı kendime başlangıç olarak aldım. Üniversitede Tanpınar’dan duyduğum ‘Yaşayan canlı türlerinden yalnız iskeleti olanların bugüne izi kalmıştır’ sözü belleğime yerleşmişti. Şiirin mükemmel olması benim için bir baş değerdi. Bu sebeple İkinci Yeni etkisinde yazdığım eserlerde estetik kaygı taşıdım. Bu sebeple benim ilk yazdığım şiirler bireyci bir amaçla yazılmış öznel yapı içerisindeydiler. Ne kadar öznel olursam o kadar kendim olacağımı düşünüyordum. Bir takım incelikleri ve duyarlılığı taşıması gerektiğini düşünüyordum. Oysa toplumcu tutumda belirleyici öğe duyarlık değil, bilinç. Bilinçle kurulacak bir şiirin öznel değil, nesnel olması hem kaçınılmaz hem zorunlu. Nesnelliğin gerçekleşmesi ise ayrı bir estetiği gerektiriyor. Yani soyut şiirin estetik yapısıyla nesnelliği bağdaştırmak olası görünmüyor bana. (Özer, 1976b: 5-7)[2]

Kavganın Yüreği (1973), Özer’in şiirinde temelli bir değişim ve dönüşümün ilk meyvesidir. Kavganın Yüreği’nde, imgeler ve sezgiler yoluyla dünyayı anlamaya çalışan şairin yerine dünyayı anlamanın ötesinde onu değiştirme çabası ile yola çıkan bir şairle karşı karşıyayız. Özer bu değişim sürecini, İkinci Yeni’den Toplumcu Şiire adlı eserinde şu cümlelerle dile getirir:

Yolculuğum İkinci Yeni’den toplumcu şiire yönelirken, geçtiğim ilk dönemeç ne zaman çıktı karşıma? Bunun yanıtı için, o günlerde şimdiki gibi bakıyor olmasam da, 1960 yılının 27 Mayıs’ına değin uzanmak gerekir. Bir yandan yaşanan coşkulu sevinci anımsıyorum, bir yandan da edebiyat dergilerine, özellikle Varlık’a bunun nasıl yansıdığını. Yaşar Nabi Nayır, 1950-1960 arasında egemenlik kuran İkinci Yeni’ye de, bunalım edebiyatına da karşı çıkmıştı. 27 Mayıs’tan sonra karşı çıkışını özellikle ozanlara çağrı yaparak yeni bir aşamaya taşıdı. Ona göre, gerek İkinci Yeni’yi, gerek bunalım edebiyatını doğuran koşullar ortadan kalmış, sözün doğrudan söylenmesini önleyen engeller aşılmıştı. Bu durumda ozanlara düşen, artık gerçekleri yansıtan, açık, anlaşılır, anlamlı şiirler yazmaktı (Özer, 1999: 65).

Eserin adının Kavganın Yüreği olması, şairin yaşama bakışını, dünyayı kavrayışını, onu artık sürekli bir kavga olarak nitelediğini göstermektedir. Özer, yıllar sonra “kavga”yı şöyle açıklayacaktır: “Sözünü ettiğim kavga, daha ileri bir düzene geçme sürecinde toplumlarda sürüp giden, her türlü insan etkinliğine de yansıyan çatışmaların tümüdür. Birey olarak her an, her kesimde içindeyiz bunun. İstesek de istemesek de. Önemli olan, bir kaçınılmazlıkla değil, bilinçle katılmak, kavgadaki yerimizi belirlemektir” ( Özer, 1995a: 39).

Kavganın Yüreği’ndeki ilk şiir, şairin kendisi ve geçmişiyle hesaplaşmasını içeren dizelerle şekillenmiştir.
Bunca geç kaldığıma üzgünüm,
Bulanıklıktan sıyırıp yaşamı
Açmakta çalışkan ellere (Özer, 1976a, 14).

Şair, iki yıl sonra Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya (1975) adlı şiir kitabında bu “kavga”yı daha da ileri götürür. Şiiri, tıpkı diğer toplumcu gerçekçiler gibi bir kavga aracı, bir silâh olarak görür. Amaç, okuru belli olaylara ve tavırlara çağırmak ve yöneltmektir. Özer, şiiri kendi amacından saptırır ve estetik kaygıya sırt çevirir. 

Gül Yordamı’ndan Kavganın Yüreği‘ne kadar değişen çok şey vardır. İkinci Yeni etkisinde yazılmış ilk üç kitabında şair, öznel bir şiir içeriği ile birlikte, derin ve simgesel bir dille eserlerini oluştururken, toplumsal duyarlıktan uzaktır. “Elini tutmadı onların da hiç kimse, kelimelerden başka” (Özer, 2009a: 13) diyen, şiiri imgeye indirgeyen, estetik bir şiir peşinde, uzak çağrışımlı, kendini kolay ele vermeyen eserler kaleme alan şairin yerine: “Üzgünüm, insanın dağılan yüreğini, bir dizeyle birleştirmek için, bunca geç kaldığına şiirlerimin. Ama övünüyorum gene de kardeşler, kavgaya girmekte geciksem bile yanınızda olacağım yaratırken zaferi” (Özer, 1976a: 14-15) diyen, gerçekçi, sosyal sorunlara duyarlı olmakla yetinmeyip, bizzat mücadelenin içinde yer almaya kararlı bir şair ile karşı karşıyayız.  Şiire ara verdiği 9-10 yıllık süreç şairde kendi deyimiyle “yaşamın hizmetine koşulan bir şiir” düşüncesi oluşturmuştur.

Ancak şunu da belirtmeliyiz ki, Kavganın Yüreği’nde İkinci Yeni şiirinden çeşitli izler bulmak mümkündür. Kavganın Yüreği, bu anlamda bir geçiş eseri olarak değerlendirilebilir. Kavganın Yüreği “Biçimde, İkinci Yeni’ye dayanan, içerikte ideolojiyi önceleyen” (Çolak, 2011: 125) bir kitaptır.

Toplumcu dönem, yine bir bunalımla başladı. 1960 sonrasının koşulları, bir yandan ilk kez karşılaştığım Nâzım Hikmet ve başka toplumcu ozanların şiirleriyle yüz yüze getirdi; bir yandan da kendimi kavrarken yararlandığım bilgilerin yetersiz kaldığını duyurdu zamanla. Kılavuzluk eden görgü olsun, içgüdüsel bilgiler olsun geçersiz kılınınca, uzun bir süre alacak arayış dönemine girdim. Arayış bir bilinçlenmeyle sonuçlandı. Elbet düz bir çizgi boyunca ilerlemedim; çeşitli duraklamalar, savrulmalar, hatta zaman zaman bocalamalar yaşadım. Ama sonunda şiir görgüsünden şiir bilgisine, içgüdüsel bilgiden bilimsel bilgiye doğru bir gelişme ortaya çıktı. Ozan olarak da, insan olarak da kendimi kavrayışım değişti. Bir seçim yapacak, kendimi ve neyi nasıl yazacağımı belirleyecek duruma geldim (akt. Özer, 2009b: 12).

Özer, kendisini toplumsal sürece götüren çeşitli sebepleri dile getirdikten sonra toplumcu edebiyatın belirleyicisi olarak “bilinç”i görür. Her sanatçının bu bilinci taşıması gerektiğini savunur. Daha önceki eserlerinde bilinçten ziyade duyarlılığı esas alan sanatçı, toplumcu düşüncenin temel amacının bilinci harekete geçirmek ve özgürleştirmek olduğunu belirtir: “Toplumcu tutumda belirleyici olan öğe duyarlık değil bilinçtir. Bilinçle kurulacak bir edebiyatın öznel değil nesnel olması hem kaçınılmaz hem de zorunluluktur. Nesnelliğin gerçekleşmesi ise ayrı bir estetiği gerektiriyor. Yani soyut şiirin estetik yapısı ile nesnelliği bağdaştırmak olanaklı görünmüyor bana” (Özer, 2000a, 14-15).

 Özer’e göre, bu bilinç, sorumluluk duygusu yaratmalıdır. Özer, her aydının, içinde yaşadığı topluma karşı sorumlu olduğunu belirtir.  Bu düşüncesini Yeni a dergisinin ilk sayısında “Ozanın Görevi” adlı bir yazı kaleme alarak şairin amacını ve sorumluluğunu dile getirir. “Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı” (Süreya, 1956: 12) diyen İkinci Yeni şiirinin çizgisine tamamen zıt bir anlayışla “Şiir geldi sorumluluğa dayandı” (Özer, 1972: 1) diyerek bağlı bulunduğu İkinci Yeni’ye sırt döner ve yeni şiir anlayışının amacını belirler:

Dirençli olmaktır o hâlde ozanın görevi. Dinamik olmaktır. Tökezleyen her şeye direnç getirmektir. Yaşamın dinamik uçlarına sahip çıkmak, onları bilemektir. Tarihsel sorumluluğu ona bu görevi yüklediği anda, ozan için üçüncü bir olasılık yoktur. Durum kesindir. Ya bu görevi yerine getirecektir, ya da bu görevi üstlenmemekle başkalarının işine yarayacaktır. Çünkü artık her yerde her an kullanılabilir[3](Özer, 1972: 1).

 Özer, Dönem dergisinde (Kuram, 1964: 6) en beğendiği ozanları sayarken Turgut Uyar, Edip Cansever, Melih Cevdet Anday, Ahmet Oktay’ı sıralar. Ayrıca, İkinci Yeni dışında, Rilke, Rimbaud, Kafka, Camus, Sartre, Beckett, Faulkner gibi varoluşçu yazarlardan etkilendiğini belirtir (Özer, 1995: 33). Ancak aradan geçen yıllar şiirdeki kaynakların ve referansların da değiştiğini göstermektedir. Sekiz yıl aradan sonra, Güney dergisinde (Seyda, 1972: 12)  en beğendiği ve takip ettiği şairleri sıralarken; Brecht, Lorca, Petöfi ve Nâzım Hikmet’i sayacaktır. Bu tavrı,  imgeci anlayıştan anlatımcı anlayışa, bireyci şiirden toplumcu gerçekçi şiire geçtiğini gösterir. Ayrıca Brecht’in etkisiyle, birçok eserinde epik ve anlatımcı bir şiir yaratmaya çalışır. K. Özer, “tanıklığı, bilinç aktarma çabasını, eylemli insan oluşturma isteğini epik şiir anlayışıyla” (Çolak, 2011: 125) aktarmaya çalışmıştır.

 Özer’in toplumcu gerçekçi şiire geçişini etkileyen, iç ve dış dinamiklerin etkili olduğunu söylemek mümkündür. Özer’i oluşturan bu dinamikleri değerlendirdiğimizde şu özelliklerle karşılaşmaktayız:

  • Kemal Özer’in mayasını oluşturan en temel etkenlerden birisi ailesidir. Balkan göçmeni bir anne ile Sivas’tan gelip büyük şehre alışamamış, Alevi bir babanın demiryolu işçisi olarak sınıfsal konumu ve hayata bakışı, K. Özer’in hayata, siyasete ve sanata bakışı üzerinde önemli bir rol oynamıştır.
  • 1960’lı yıllar, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de özgürlük hareketlerinin görüldüğü yıllardır. Fransa’da öğrenci hareketleri ile başlayan bu süreç, Türkiye’de yıllar sonra “68 Kuşağı” olarak anılan sol görüşlü öğrenci hareketleri ile kendisini gösterir. K. Özer de, soğuk savaş yıllarının, küçük memur emeklisi bir babanın oğlu olarak emek/sermaye adaletsizliğinden etkilenmiştir. Bu öğrenci hareketlerine kayıtsız kalmamıştır.
  • Özer’in gençliği, 1960 İhtilâli’ne rastlar. 1961 Anayasası’nın getirdiği görece özgürlük ortamı, sosyal ve kültürel haklar, sanatın toplumsallaşmasının önünü açar. Bu süreçte kendisini ve çevresini tanımaya çalışan, yeni okumalar yapan bir şairin değişimi söz konusudur.
  • 1960’ların sonu itibariyle İkinci Yeni şiiri arayış sürecini tamamlamış, 1960 sonrası iyice politikleşen bir ortamda bu şiir anlayışı etkisini yitirmeye başlamıştır. Kemal Özer’in şiiri, bu politik ortamın ihtiyaçlarından uzak bireysel bir şiir anlayışıdır. Özer’deki değişimde bu sürecin de önemli bir payı olmuştur.
  • 1960’lı yıllarda, Nâzım Hikmet’in eserleri tekrar yayınlanmaya başlanır. Ayrıca sosyalist ve Marksist yayınların çevirisi yapılır. Nâzım Hikmet’in eserlerinin gün ışığına çıkması K. Özer’i etkiler. Ayrıca Özer, başka toplumcu şairlerin şiirleriyle yüz yüze gelir. Bir yandan kendisini kavrarken, diğer yandan bu konuda yetersiz olduğunu fark eder. Uzun bir müddet, hayata bakışında bir arayış içerisinde olan şair, bu süreçte sanattan siyasete, felsefeden psikolojiye birçok farklı alanda yeni okumalar yapar. Bu dönemde, bir müddet şiir yazmaz.
  • Özer, 1965-70 yılları arasında kitapçılık yapar. Uğrak Kitapevi’ni kurar. Kitapçılık yaptığı süreçte yeni düşünürler, sanatçılar ve edebiyatçıların eserleri ile tanışır. K. Marks, B. Brecht, Petöfi, Lorca, Nâzım Hikmet vb. (Özer, 1995: 23) Sürekli okuma, görme ve araştırmayla geçen yedi yıllık sorgulama ve sarsılma “yeniden bilinçlendirme”yle, “devrimciliğe bağlanma”yla sonuçlanır (Bkz. Bezirci, 1998: 42).

Sonuç

Şiir yazmaya 1950’li yılların başında başlayan K. Özer’in ilk dönem eserlerinde, özellikle de Gül Yordamı (1959), Ölü Bir Yaz (1960), Tutsak Kan (1963) adlı kitaplarında daha çok İkinci Yeni şiir anlayışının etkisi görülürken. Şairin 1970’lerden sonra kaleme aldığı Kavganın Yüreği (1973) adlı eseri ile birlikte toplumcu gerçekçi bir şiir anlayışını benimsemeye başladığı görülmektedir.
   Özer’in İkinci Yeni ile ilişkisi kısa sürse de bu dönemde yazdığı şiirlerinde bu anlayışın önemli etkileri söz konusudur. K. Özer, sözcüğü şiirin temel öğesi sayan, imgeyi yücelten, sözcükler arası ilişkilerde yeni arayışlara girerek söz dizimine ve genel kurallara kafa tutan, yeni söyleyiş olanakları yaratmak için şiirin sınırlarını zorlayan bir şiir yaratmıştır. Bu yaratım, kapalı, uzak çağrışımlı, kendini kolay ele vermeyen bir şiir evreni oluşturmuştur. Ancak şairin bu dönemde kaleme aldığı şiirlerinin soyutluğu, bireyselliği ön plana çıkarması, “Elini tutmadı onların da hiç kimse/Kelimelerden başka” şeklinde özetlenebilen, şiiri kelimeye dayandıran şiir yapısını zamanla yadırgadığını, bu yadırgamanın da yeni bir şiir anlayışının kapılarını araladığını söylemek mümkündür.

İkinci Yeni etkisinden kurtulmak isteyen K. Özer’in özellikle 1963-1970 yılları arasında şiir yazmaktan kaçındığı, uzun bir suskunluk dönemine girdiği görülmektedir. Bu suskunluk dönemi onda hem düşünsel hem de edebî açıdan çeşitli değişiklikler yaratmıştır. Özellikle 1960’lardan etkili olmaya başlayan sol öğrenci hareketleri, sosyalist düşünce ve edebi anlayışının yayılma alanı bulması, Nâzım Hikmet’in kitaplarının tekrar yayımlanmaya başlaması ve şairin bu dönemde yeni okumalar yapması onun edebi kişiliğini dönüştüren önemli unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Özer’in 1970’lerden sonra bambaşka bir şiir anlayışıyla eserlerini oluşturduğu, öznelden nesnele, bireyci şiirden toplumcu şiire, imgeden bilince giden gerçekçi bir şiir tavrı görülür. Kavganın Yüreği, şairin yeni şiir anlayışının bir manifestosudur. Bu yeni şiir anlayışı, basında da büyük ses getirmiştir. Şairin şiirin içeriğiyle birlikte şekil anlayışını da değiştirdiği, İkinci Yeni’deki şekilci, dize işçiliği ve imge yoğunluğuyla örülmüş şiir anlayışını arka plâna itip, anlatımcı, içeriği önemseyen, şiiri; amaca götüren bir yol ve araç olarak gören bir anlayış içerisine girdiği görülmektedir. Şairin bu yeni toplumcu tavrı daha sonra yayımladığı eserlerinde de karşımıza çıkar.

Bu yeni şiirde yüksek sesle konuşan, işçi ve emekçi sınıfı yönlendirmeye çalışan, siyasal bir tavır takınan, şiiri estetik olmaktan çıkarıp, toplumsal ve siyasal mücadelenin bir aygıtı haline dönüştüren yepyeni bir ses bulmak mümkündür. Bu yüzden şairin ikinci döneminde estetik açıdan önemli eksiklikler görülür.

Özer’in İkinci Yeni etkisindeki ilk üç eserinde sonra kaleme aldığı bütün eserlerinde toplumcu gerçekçi bir ozanın, hayatı, sanatı sorgulama ve yeniden yaratma çabasının izleri görülür. Verdiği her eser, bu toplumcu sürecin bir halkasıdır. Bu eserler, birbirini tamamlayan, birbirine yaslanan özellikler taşımakta, genellikle de benzer toplumsal temalara yoğunlaşmaktadır.

Yusuf AYDOĞAN

 

Kaynakça

AYDOĞDU, Y. (2011) . “Kemal Özer’in Şiirlerinde Toplumcu Gerçekçilik ve Eğitim”, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir.
BERK, İ. (2004). Eşik. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
BEZİRCİ, A. (1979). Halk, Sosyalizm Kültür ve Edebiyat. İstanbul: Sanat Emeği Yayınları.
BEZİRCİ, A. (2005).  İkinci Yeni Olayı.  İstanbul: Evrensel Basım Yayın.
BOLULU, O. (1999). “Toplumsal/Kişisel Sorgulamadan Damıtılmış Şiir”. Damar dergisi, Sayı: 97 (Nisan 1999).
CANSEVER, E. (1960). “İkinci Yeni’nin Şiir Özellikleri.  İstanbul: Dost Dergisi, Sayı:6 (Nisan 1960).
CANSEVER, E. (2010).  Sonrası Kalır 1-2.  İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
ÇAKILALAN, Z. (1973), “Şair Kemal Özer Şiir Serüvenini Anlatıyor”.  İstanbul: Yeni Ortam Gazetesi, (25 Kasım 1973).
ÇOLAK, V. (2011). Şiirden Önce Şiirden Sonra. İstanbul: Hayal Yayınları.
KARACA, A. (2005). İkinci Yeni Poetikası. Ankara: Hece Yayınları.
KARAKOÇ, S. (2007). Gün Doğmadan. İstanbul: Diriliş Yayınları.
KOLCU, A. (2010). “Kemal Özer’in Hayatı, Edebî Kişiliği ve Eserleri Üzerine Bir İnceleme”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Yayınlanmış Doktora Tezi, Erzurum.
ÖNGÖREN, F. (1973).Kemal Özer’in Kitabıyla Başlayan”. Yeni a dergisi, sayı:12, (Ağustos 1973).
ÖZER, K. (1972). “Ozanın Görevi”.  Yeni a dergisi, sayı:1, (Nisan 1972).
_____, K. (1976a). Kavganın Yüreği. İstanbul: Cem Yayınevi.
_____, K. (1976b). “Kendi Anlatımıyla Yaşam Öyküsü”. İstanbul: Öykü Dergisi Sayı:? (Mart 1976) (akt.  http://kemalozer.net/?page_id=612).
_____, K. (1995). Soruların Gündeminde. İstanbul: Yordam Kitapları.
_____, K. (1999b). Benim Ellerimi Al, Benim Gözlerimi Kullan. İstanbul:Yordam Kitapları.
_____, K. (2000a). Şiiri Sorgulayan Yazılar.  İstanbul: Yordam Yayınları.
_______, (2000b). 45. Sanat Yılında. İstanbul: Yordam Kitapları.
_____, K. (2009a). Yaralı Karanfil (Toplu Şiirler). İstanbul: Kırmızı Yayınları.
_____, K. (2009b). Günlerle Yolculuk-1. İstanbul: Hayal Yayınları.
_____, K. (1995b). Soruların Gündeminde. İstanbul: Yordam Y.
SEYDA, M. (1972). Kemal Özer ile Baş Başa. Güney dergisi, Sayı:? (Eylül 1972) (Akt. .  http://kemalozer.net/?page_id=612.) 27.02.2017.
SÜREYA, C. (1956). “Folklor Şiire Düşman”. “a” dergisi, sayı: 4 (Mart 1956).
SÜREYA, C. (1995). Sevda Sözleri. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
SÜREYA, C. (2002). Şiirin Labirentinde (Konuşan: Tuğrul Tanyol), Güvercin Curnatası”. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
TUNCER, H. (2005). İkinci Yeni(ci)ler/ Sıkı Şairler. İzmir: Orkun Kitabevi
UYGUNER, M. (1974). Kavganın Yüreği. İstanbul: Varlık dergisi yıllığı, sayı: 795, (Şubat 1974).
YILMAZ, S. (2012). “Edip Cansever’in Mendilimde Kan Sesleri Adlı Şiiri Üzerine Bir İnceleme”. Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 7/4, Fall 2012, p. 3291-3300, ANKARA-TURKEY
Volume 7/4, Fall 2012, p. 3291-3300, www.turkishstudies.net, DOI Number: http://www.turkishstudies.net/DergiTamDetay.aspx?ID=3527, ANKARA-TURKEY
YÜCE, C. B. (2007), “Şiirim Gibi Yaşadım”- Hilmi Yavuz.  İstanbul: Dünya Kitapları.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

Karşılaşma

Konuştun mu Sait? Hani kimseyi beğenmiyordun? Hani korkaktı sana aklıselim ilerleyelim, diyenler. Şimdi karanlığa gönderdiklerine için yanıyor mu? Nasıl kıydın o küçücük kara gözlü kıza....

Söküm

Basında, Brezilya Donanması’na ait uçak gemisinin İzmir’deki bir gemi söküm tesisinde söküleceği, haberleri dolaşıyordu. 600 ton asbest içeren geminin yola çıktığı zamanlarda Cihat, aylardır...

KOD-29

    KOD-29      Yeni mekanıma yerleşip doğayı dinlerken, karnımın gurultusunu duydum. Anladım ki bu doğa kuş sesleri ve çiçek kokularıyla sürdürülebilir değil. Beyni...

Masal

Tuttum bir güle aşıladım ömrünü uzattım babamın çocuk kaldım çok kısacık eskiyen bahçelerinde nar rüzgarıyla çağıran Toroslar ardından tayların al alazında tuttum bir bülbülü ağladım sarıldım anamın ninnilerine.

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK