9 C
İstanbul
Perşembe, Aralık 8, 2022
Ana Sayfa Kitap FABRİKALAR TARLALAR ÜRETENLERİN OLACAK VE KAZOVA DENEYİMİ

FABRİKALAR TARLALAR ÜRETENLERİN OLACAK VE KAZOVA DENEYİMİ

 

Erhan Acar’ın Çalışma Hayatında Öz yönetim Deneyimleri: Kazova Örneği, kitabını yeni bitirdim. Öncelikle şunu söyleyeyim, seksen öncesi işçi sınıfı mücadelesi ve deneyimlerine dair dolu çalışma veya yazı varken seksenden sonra bu tarz çalışmalar azaldı. Bu kitapların, yazıların, çalışmaların azalması ile sanırım işçi sınıfı mücadele alanlarından uzaklaşması anlamında bir ilişki var. Gerçekten doksanlardan sonra örgütlü işçi sınıfı mücadelesi gidgide azalmakta. Bu azalmayla birlikte işçi sınıfına ilişkin tahlil, yayın, bilgilendirme etkinlikleri de azalmakta. Sanırım uzun süredir iki sorun ülkemizde sınıfsal sorunları tartışmadan uzaklaştırıyor bizi. Bu sorunlardan birisi irtica diğeri ise Kürt sorunu. Bu iki sorunun sürekli gündemde olmasa gündemle yetinen Marksist hareketlerinde gündem dışında eylemlilik yapmamasını sağlıyor. Ülkemiz öyle bir hale geldi ki sormayın, İrtica ve Kürt sorunu çözülmeden sanki hiç bir sorun çözülmeyecek gibi.

Bu sahte algı çoğu Marksist ve sol hareketlere yerleşmiş durumda. Oysa bu iki sorunun çözüm noktası işçi sınıfının örgütlü bir halde mücadeleye katılmasıyla ilgilidir. Çünkü patron Kürttü de sömürür dindarı da. İşçi Sınıfını örgütlemediğiniz sürece bu sorun devam eder. Sınıfı örgütlemeyi düşünmek kendi içinde işsizleri ve yoksulları da örgütlemeyi getirir. Yıllardır Marksist hareketler sınıfsal mücadelenin dışında veya sınıfla sorunları çözmekten uzakta. Böyle olunca bütün mücadele doldur boşalt mücadelesine döner. Günümüzde yaşanan bu. Erhan Acar’ın bu kitabıyla yeniden işçi sınıfına dair bir bakış oluşursa ne ala.

Bu araştırma kitabında Erhan Acar’ın izlediği yöntem önce özyönetimlerin tarihine dair bilgi vermek oluyor. Böyle olunca özyönetim deneyimlerinin tarihini de öğrenmiş oluyoruz.Özyönetim deneyimleri işgal, grev, boykot eylemleriyle içiçe. Böyle olunca bu tarz eylemliliklerin nedenleri üzerine düşünmemizde saplanmış oluyor. Bu kitabın amacı bizde özyönetim anlayışının kökleşmesini sağlamak. Sosyal Araştırmalar Vakfından çıkardığı bu kitapla böyle bir düşünümü sağladı bende. Genel itibariyle görüyoruz ki, bu özyönetim deneyimlerinin hepsi bir yandan da işçi sınıfının sosyalizme doğru yürüyüşünü gösteriyor. Bunun yanında nasıl bir sosyalizm anlayışının bizde olgunlaşmasını sağlıyor. Daha önemlisi bu özyönetim deneyimleri icselleşmediği sürece sosyalizmin yaşaması zor anlayışını uyandırıyor.

 

Bir yandan manifaktürden makinelere geçişten bahsediyor ve kapitalizmle çalışma hayatının ortaya çıkışından. Marksizm önceki sınıf mücadelerinden daha çok ütopik sosyalistlerin öz yönetime dair dedikleri ve eylediklerinden. Sonra Marksist deneyimlerden. Sonra sınıf deneyimi içindeki Çartist hareket ve Taylorizmden bahsediyor. Sonra dünyada yaygınlaşan kamulaştırma, grev, işgal eylemlerinden. Sonra ülkemizdeki İşçi sınıfı eylemlilikleri içinde grev, işgal ve özyönetim deneyimlerine giriyor. Böylece bende ilk Özyönetim deneyimin Matbaa işçilerinin yaptığını öğreniyorum. ‘Türkiye’de tarihsel uzantının, Cumhuriyet öncesi matbaada çalışan dizgi işçilerinin yani mürettiplerin, iş gününün uzunluğu ve ağır çalışma koşulları nedeniyle 6 eylül 1923 yılında başlayıp 20 Eylül’de sona eren 100 işçinin katıldığı özyönetim deneyimine kadar uzandığı bilinmektedir’ Ülkemizde çok çeşitli özyönetim deneyimlerinden söz ederek devam ediyor. Bu çalışmada izlediği yöntemi şöyle bir anekdotla hatırlatalım. ‘Her şeyin metalaştığı kapitalist üretim ilişkileri içerisinde, çalışmalarda kullanılan yöntem, aynı zamanda bilginin metalaşmasına karşı bir tavır alışı temsil eder.

Katı olan her şeyin buharlaştığı kapitalist üretim ilişkilerinin tüm karmaşası içerisinde, toplumsal ve bireysel alana katkı sunabilecek, onu ileriye taşıyıp, gerçekliğe ulaştırabilecek şeylerden birisi de, onun hafızasını ve bilgisini muhafaza etmekten geçer. Bu da ancak eleştirel olabilmekle mümkündür. Eleştirel olmak ise bir tavır alış, bir karşı koyuştur’
Kitapın bir yerinde Alpagut özyönetim deneyimine girer. Alpagut Çorum İl Özel İdaresi’ne bağlı bir işletmedir. ‘Bagımsız Çorum ve Havalisi İşçileri Sendikasına üye Alpagut Linyit işçileri tarafından çalışma ve yaşam koşullarının olumsuzluklarına karşı, işçiler çalıştıkları işletmeyi işgal ederler. Özellikle işyerine tayin edilen yönetici ve bazı işçilerin siyasi kayırmacılık ile işletmeye atanması, ocakların kötü işletilmesi, işçi güvenliği ve sağlığının sağlanmaması, ücretlerin düzenli ödenmemesi nedenlerinden kaynaklı işçiler işletmenin idaresine 13 Haziran 1969 yılında el koyarlar. İşgalden sonra bir konsey oluşturulur’ Anlıyoruz ki, bu 34 gün süren direnişte işçi sınıfı ve özyönetim şeyler yapılır. Halka kömür ulaşımında kolaycılık, kayırmacılığın kaldırılması, işçilerin komiteler kurarak madenin bütün işlerini sahiplenmesi ve eşitlikçi bir üretim biçiminin uygulanması. Sonradan jandarma baskınıyla bu süreç sonlandırılıyor.

Kitaptan Güney Amerika ülkelerinden Arjantin’e dair bir alıntı ile devam etmek istiyorum. ‘Arjantin denince tango belki de dışında aklımıza ilk gelecek şeyler halkın öz örgütlenmeleri olan özyönetim fabrikalarıdır. Arjantin’de 2001 krizi sonrası gittikçe artan fabrika işgalleri, 350 tane işletmede 150.000’e yakın insanın geçimini sağlayan bir ağa dönüşmüştür. Tarım kooparetiflerden işgal fabrikalarına, küçük ölçekli kooperatiflerden büyük ölçekli kooperatiflere insanların ihtiyaçlarına cevap veren bu işletmeler, dayanışma ekonomisiyle varlıklarını sürdürmektedir’ Bu özyönetim alanlarının Arjantin ekonomisinin Yüzde dokuzunu karşıladığı söyleniyor. Ülkemizde böyle geniş bir özyönetim zenginliğinden söz edebilmenin imkanı ne yazık ki yok. Yoğun krizler yaşandığı halde sınıfın öncülüğünü üstlenecek ve işçi sınıfına rehberlik edebilecek güçlü bir siyasal hareketlerden bahsedebilmenin şu an imkanı yok. Bu tarz öz yönetimin azlığı sınıfa dair siyasetin azlığı ile içiçe.

Kazova işçilerinin eyleme başlaması önce maaşlarını alamama ve fabrikanın boşalmaya kalkışılmasıyla maaşları alma imkanının ortadan kalkmaya başlamasıdır. İşçiler makine el koymak ve yeniden üretime geçmekten başka çözüm göremezler. Bu süreçte Halkın Avukatları bürosunun doğru yönlendirmesi ve işçilerin özyönetim gelenekleriyle bilinçlendirilmesi işçileri işgale ve özyönetime doğru götürmüştür. Fakat bu süreçte işçilerde sıçrama yaratan eylem Gezi Parkı eylemleridir. Gezi Parkında gelişen direniş ve komün işçilerin yaşam anlayışlarını sarsmasına neden olmuştur. Bu vesile ile Kazova işçileri bir kooperatif yönelmiştir. Bilakis süreç Gezi Parkıyla oluşan Formlarda, Gezi parkı katılımcılarıyla Kazova işçileri bir kaynaşma sağlanmış.

Bu kitap Kazova işçilerinin öz yönetim deneyimini gösterirken bize bir yandan sınıfla aramızdaki korkunç uzaklığa işaret ediyor. Bu uzaklık kapatılmayacak bir uzaklık değildir, Diren Kazova diyenlerin yanında Diren İşçi sınıfı denilebilir ve yeni sorgulanmış Kazovalar yaratılabilir. Fakat en önemlisi işçi sınıfının bu tarz deneyimlerinin önüne açacak sınıfa yönelik yeniden siyasallaşacak bir sınıf hareketinin ortaya çıkması. Bu kitapla bunu gösterdiği için Erhan Acar’a teşekkür. Daha çok direniş, Daha çok İşgal.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

MALATYALI FAHRİ: ÇILGIN MIZRAP*

MALATYALI FAHRİ: ÇILGIN MIZRAP* 1950’lerin Malatya’sı. Değil gramofon, radyo bile her evde yok. Gezgin destancıların acıklı sesini saymazsak, dolayısıyla gürültü kirliliği de yok. Ama bazen...

ALTINÇAĞ ÖZLEMİ, MİTLER VE İSMET ÖZEL’LER

ALTINÇAĞ ÖZLEMİ, MİTLER ve İSMET ÖZELLER! Şiir ve yaşam bütündür. Şiir ayrı yaşam ayrı diye bir durum yok. Şairin nefret edilen biri olması onun nihilist...

BALKAN ALEVİLİĞİ ASİMİLE EDİLİYOR…SALDIRILARLA VE ÜLKE ALEVİLİĞİN DURUMU

    Anadolu’dan Balkanlar’a Alevi – Bektaşi Asimilasyon Gayretleri Hız Kesmiyor Bölücü Sesler Çoğalıyor, Karanlık Büyüyor… Alevi – Bektaşi toplumunda çok ciddi bir kopuş ve ikilik yaşanıyor. Bu...

SAÇTAN YASAKLAR

  Nuray Karadağ   Otuz üç yıllık dostum, doğduğundan beri yani elli yıldır katlandığı baba zulmünden bezip bir örtünün altına gizlediği saçlarını kazıttı, İranlı kadınlardan habersiz. Dünyanın...

SON YORUMLAR

Ikbal kaynar on SALİH BOLAT VEFAT ETTİ
Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK