9 C
İstanbul
Cumartesi, Ağustos 13, 2022
Ana Sayfa Haber Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi Basın Açıklaması

Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi Basın Açıklaması

Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi 18 Haziran 2022 Basın Açıklaması

Bugün 2001 yılından beri her yıl 20 Haziran’da kutlanan Dünya Mülteci Günü vesilesiyle biraradayız.

Ve bugün, tüm dünyada yerinden, evlerinden edilen, mülteci haline gelen insan sayısında büyük artışın yaşandığı bir dönemdeyiz. 2022 yılı itibariyle tüm dünyada 300 milyona yakın göçmen bulunmaktadır. Bu, dünya üzerindeki neredeyse her 25 kişiden birinin göçmen olduğu anlamına gelmektedir.

Türkiye ise bölgede yaşanan savaşlar ve devletlerin saldırgan politikaları sonucu göç hareketlerinin yoğun yaşandığı ülkelerden birisidir. Göçmenler; savaştan kaçmak, yoksulluk ve baskılardan kurtulmak, kendilerinden çalınanı almak ve hak ettikleri hayatı kurabilmek için göç etmek zorunda kalıyorlar. Devletlerin savaş politikaları, siyasi baskılar, şiddet ve ayrımcılığa maruz kalma, ekonomik ve ekolojik krizin yarattığı açlık ve yoksulluk gibi nedenlerle ülkelerini terkeden göçmenler, gittikleri ülkelerde de temel insan haklarından mahrum bırakılıyorlar.

Türkiye’ye, farklı zaman dilimlerinde ve yoğunlukta, Kafkasya, Ortadoğu, Balkanlar, Asya ve Afrika’dan, göçler gerçekleşti. İklim krizi derinleştikçe ve kapitalizmin yarattığı bitmeyen krizler nedeniyle yaşadığımız şiddet ve savaşlar sürdükçe, dünyada göç hareketleri de devam edecektir.

Türkiye ve Avrupa Birliği arasında 2016’da imzalanan Geri Kabul Anlaşması, göçmenlerin hayatlarını devletler arasında pazarlık aracı haline getirmiştir. Avrupa Birliğinin göçmenlere yönelik politikası sınırlarını kapatmak ve Türkiye’yi bir tür sınır bekçisi haline getirmek olmuştur. Ayrıca bu Geri kabul Anlaşması ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde düzenlenen mültecilik hakkı da ihlal edilmiştir. Avrupa ülkeleri bu anlaşma ile üzerlerindeki sorumluluğu atarak göçmenlerin Türkiye’de yaşadıkları hak ihlallerini de görmezden gelmektedirler.

Özellikle Kürt halkına dönük olarak Irak ve Suriye’de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde savaş çığırtkanlığını ve bölge genelinde de yayılmacı ve saldırgan dış politikasını sürdürmekte olan iktidar da bu durumdan bizatihi sorumludur. İktidar tarafından bile isteye “yönetilmeyen”, geçici statülerle bugün ve yarınları belirsiz bırakılan göçmenlerin ülke içerisindeki durumu; ucuz iş gücünün, kayıt dışılığın, güvencesizliğin ve ayrımcılığın en önemli nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Birlikte eşit bir yaşamın inşası, sermaye için bir maliyet olarak görüldüğünden, rejiminse çıkarlarıyla bağdaşmadığından, oluşan toplumsal sorunların ve krizlerin faturasını, iyice güvencesizleşen göçmenler ve işçi sınıfı göğüslemek durumunda kalmaktadır.

İktidar yaygınlaşmasına göz yumduğu göçmen karşıtlığı, işsizlik ya da enflasyon gibi sorunların göçmenlere fatura edilmesini sağlayarak, işçileri yerli ve göçmen diye bölerek sermayenin de onun siyasal sözcülerinin de ekmeğine yağ sürüyor. Türkiye’de muazzam bir yoksullaşmaya neden olan krize karşı emekçilerin tepkileri, göçmen karşıtlığı ile saptırılmaya, yozlaştırılmaya çalışılıyor. Göçmen karşıtlığı emekçi düşmanlığının kamufle edilmiş bir biçimi olarak işlev görüyor.

Özellikle son dönemde artan, göçmenlere karşı ırkçı saldırılar ve cinayetler karşısında iktidar gerekli tedbirleri almamakta, yaptırımları uygulamamaktadır. Diğer sistem partileri ise yaklaşan seçimlerin de etkisiyle göçmenleri araçsallaştırarak ırkçılığın yayılmasına hizmet etmekte ve bu anlamda yaşanan ırkçı saldırıları da teşvik etmektedirler.

Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi olarak bu durumu kabul etmiyoruz. Bu basın açıklaması vesilesiyle, birlikte eşit bir yaşamı olanaklı kılacak ve bunun için birlikte mücadelenin zemini olabilecek somut taleplerimizi kamuoyuna duyuruyoruz.

  • AB ile yapılan Geri Kabul Anlaşması iptal edilmelidir. Göçmenlerin hayatları, devletler arasında pazarlık konusu edilmemelidir.
  • Türkiye, BM Cenevre Sözleşmesine koyduğu coğrafi çekinceyi kaldırmalı ve mültecilik statüsünü tanımalıdır.
  • Göçmenler için serbest dolaşım hakkı tanınmalıdır. İktidar tarafından belirlenen illerin göçmenlerin kaydına; ilçelerin ve mahallelerin yerleşime kapatılmasını kabul etmiyoruz. Göçmenlerin il ve ilçeler arasında seyahat ve ikamet özgürlükleri derhal tanınmalıdır.
  • Göçmenlerin eğitim, sağlık, adalete erişim, güvenceli çalışma, barınma gibi en temel insani hakları devlet güvencesiyle temin edilmeli; ifade ve gösteri özgürlükleri tanınmalıdır.
  • Göçmenlere yönelik haksız gözaltı ve sınırdışı uygulamalarına son verilmelidir.
  • Göçmenlerin ucuz iş gücü muamelesi görmesinin engellenmesi için göçmen emekçilerin tüm sosyal ve ekonomik hakları tanınmalı ve böylece sermayenin elini kuvvetlendirerek işçi sınıfını bölen yerli-göçmen işçi ayrımı geçersizleştirilmelidir.
  • Sendikalar, göçmen emeğine dönük istismarlar için inisiyatif alarak, örgütlü işçi sınıfı ile güvencesizleştirilmek istenen göçmen emeğinin buluşmasını ve birlikte mücadele etmesini sağlamalıdır.
  • Geri gönderme merkezleri acilen kapatılmalı ve bu tesisler göçmenler yararına birer sığınağa dönüştürülmelidir. Şehirleri göçmenler için bir çeşit kampa dönüştüren uydu kent uygulamasına son verilmelidir.
  • Göçmen kadın ve LGBTİ+’ların da kazanılmış haklarının gasp edilmesine neden olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı geri alınmalıdır. Erkek şiddetini bir zulüm çeşidi olarak görüp iltica nedeni olarak kabul eden İstanbul Sözleşmesi uygulanmalıdır.
  • Kadınlara yönelik şiddetin göçmenlikten dolayı değil erkek egemenliğinden kaynaklandığı görülmelidir ve erkek şiddetinin ırkçılığa meşruiyet zemini yapılmasının önüne geçilmelidir.
  • Medyadaki söylemler ve siyasilerin beyanlarındaki ırkçı nefret dilinin önlenmesi için kamu otoritesi müdahalede bulunmalıdır.
  • Göçmen nefretine yönelik tavrı olan, ırkçılığa karşı çıkan bütün örgütler el birliği etmelidir.

Göçmenlerin yaşadıkları sadece tek bir günde hatırlanmamalıdır. Hak ihlallerine, ırkçılık ve nefrete, sömürüye, şiddete, sürgünlere karşı tavır, sadece bir basın açıklamasından ibaret olmamalıdır. Göçmen karşıtlığı karşı karşıya olduğumuz ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların gerçek neden ve faillerini görünmez kılarak egemenlerin ekmeğine yağ süren bir eğilimdir. İşsizliğin, hayat pahalılığının ya da kadınlara dönük şiddetin nedeni göçmenler değildir. Göçmen karşıtlığı, artan yoksullaşma karşısında oluşan haklı öfke ve tepkiyi iktidardakilere değil de ezilenlerin bir bölümüne yönelten bir ideolojik çarpıtma biçimidir. Göçmen karşıtlığına karşı mücadele ve göçmenlerle ortak sorunlar etrafında dayanışma Türkiye’deki eşitlik ve özgürlük mücadelesinin bir gereğidir. Dünya Mülteci Günü vesilesiyle sorunun göçmenler değil savaşlara,iklim felaketine, yoksulluğa ve ezilenler üzerinde giderek artan baskılara yol açan bu düzen olduğunu haykırıyoruz.Emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, Kürtler, Ermeniler, Aleviler; yani tüm ezilenler olarak bu talepleri hep beraber sahiplenerek bu düzene karşı birlikte mücadele edelim!

Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz özgür bir dünya!

Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi

 Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi / We Want to Live Together Initiative

18 June 2022 Press Release

Today, we are together on the occasion of World Refugee Day, which has been celebrated on 20 June every year since 2001.

And today, we are in a period when the number of people who have been displaced, evicted and become refugees all over the world has increased tremendously. As of 2022, there are nearly 300 million migrants all over the world. This means that almost one in every 25 people in the world is a migrant.

Turkey, as a result of wars in the region and aggressive state policies, is one country where migration movements are most intense. Migrants have to move to escape war, to escape poverty and oppression, to take what was stolen from them and to establish the life they deserve. Migrants, who leave their countries due to states’war policies, political pressures, exposure to violence and discrimination, hunger and poverty caused by the economic and ecological crisis, are also deprived of their basic human rights in the countries they go to.

Migrations from the Caucasus, across the Middle East, the Balkans, Asia and Africa have takenplace in different time periods and intensities to Turkey. As the climate crisis deepens and with the persistence of violence and wars due to the endless crises created by capitalism, migration movements in the world will also continue.

The EU-Turkey Readmission Agreement signed in 2016 has made the lives of migrants a bargaining tool between states. The policy of the European Union towards migrants has been to close its borders and turn Turkey into a kind of border guard. In addition, with this Readmission Agreement, the right to refuge, which is regulated in the Universal Declaration of Human Rights, has also been violated. With this agreement, EU-member countries have removed such responsibilities to those seeking reefuge andare ignoring the rights violations that migrants experience in Turkey.

The Turkish government, which continues its warmongering in the regions where Kurds live in Iraq and Syriaand its expansionist and aggressive foreign policy throughout the region, is also responsible for this situation. Meanwhile, the situation of the migrants here worsens;they are not “managed” willingly by the government, and theirtemporary status is left uncertain as each day passes.These are the most important reasons for cheap labor, informality, insecurity and discrimination. Since the construction of an equal life together is seen as a cost for capital and is not compatible with the interests of the regime, the migrants and the broader working class, who have become more precarious, have to footthe bill of the social problems and crises that ensue.

The government is playing into the hands of capital and its political spokespersons by dividing workers intolocals and migrants, stoking up anti-immigration sentiment and ensuring that problems such as unemployment or inflationare billed to migrants. The anti-immigrant opposition is attempting to distort and corrupt the reaction of the workers against the crisis— which has caused enormous impoverishment in Turkey.Anti-immigration functions as a camouflaged form of worker hostility.

The government does not take necessary measures and does not impose sanctions in the face of racist attacks and murders against immigrants, which recently have rapidly increased. The otherparties, on the other hand, serve the spread of racism by instrumentalizing immigrationwith the influence of the upcoming elections, and also encourage racist attacks in this sense.

As Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi (We Want to Live Together Initiative), we do not accept this situation.On the occasion of this press release, we announce to the public our concrete demands that will enable an equal life together and that can be the basis for our struggle together.

  • The Readmission Agreement with the EU should be cancelled. The lives of migrants should not be negotiated between states.
  • Turkey should lift its geographical reservation to the UN Geneva Convention and recognize its definition ofrefugee status.
  • Migrants should be given the right of free movement. As for the registration of migrants in provinces determined by the government,we do not accept the closure of districts and neighborhoods to settlement. Migrants’ freedom of travel and residence between provinces and districts should be recognized immediately.
  • The most basic human rights of immigrants, such as education, health, access to justice, secure employment, and housing, should be guaranteed by the state; freedom of expression and demonstration should be recognized.
  • Unjust detention and deportation practices against migrants should be ended.
  • In order to prevent migrants from being treated as cheap labor, all social and economic rights of migrant workers should be recognized, and thus the distinction between domestic and migrant workers, which divides the working class by strengthening the hand of capital, should be invalidated.
  • Unions should take the initiative for the abuses of migrant labor, and ensure that the organized working class and the mostprecarious migrant labor thatcan meet and struggle together.
  • Removal centers should be closed immediately and these facilities should be turned into shelters for the benefit of migrants. The satellite city practice, which turns cities into a kind of camp for immigrants, should be ended.
  • The decision to withdraw from the Istanbul Convention, which causes the usurpation of the acquired rights of immigrant women and LGBTI+s, should be withdrawn. The Istanbul Convention, which recognizesmale violence as a form of persecution and accepts it as a reason for asylum, should be implemented.
  • It should be seen that violence against women is caused by male domination, not immigration, and the use of male violence as a justification for racism should be halted.
  • The public authority should intervene to prevent racist hate speechin media discourses and in the statements of politicians.
  • All organizations that have astance against hatred of migrants and oppose racism should cooperate with one another.

The experiences of those who migrateshould not be remembered in just a single day. The attitude against violations of rights, racism and hatred, exploitation, violence and exiles should not consist of just a press statement. Anti-immigration is a trend that plays into the hands of the powerfulby making invisible the real causes and agents of the economic, social and political problems we face.

Immigrants are not the cause of unemployment, high cost of living or violence against women. Anti-immigration is a form of ideological distortion that directs the righteous anger and reaction against increasing impoverishment towards some of the oppressed— not to those in power. The fight against anti-immigration and for solidarity with migrants around common problems is a requirement of the struggle for equality and freedom in Turkey. On the occasion of World Refugee Day, we shout out that the problem is not migrants but this order that is causing wars, climate disaster, poverty and increasing pressure on the oppressed. Workers, women, LGBTI+s, youth, Kurds, Armenians, Alevis—in other words, as all the oppressed, let’s fight together against this order by adopting these demands together!

For a free world without borders, without classes, without exploitation!

Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi / We Want to Live Together Initiative

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

Başak Canda ile…

https://youtu.be/kUiQBFQ-MA0 “Devrimci gerçekçilik” ve Maya Kültür Sanat Kolektifi hakkındaki sorulara cevaplar bulabileceğiniz, sevgili Başak Canda’nın Mustafa Güçlü ile gerçekleştirdiği söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz…

GERÇEKÇİ OLMAYA YENİ BİR TAVIR, YENİŞEHİRDE BİR ÖĞLE VAKTİ

Bu yazımda Sevgi Sosyal’ın Yenişehirde Bir Öğle Vakti romanını değerlendirmeye çalışacağım. Romana baktığında kısa bir roman görünse de (iki yüz sayfa kadar) yinede bu...

Bir Bildirge Denemesi: Devrimci Gerçekçilik

Sanatta, tarihsel aralıklarda kesintiye uğramış olan insanlaşma estetiğinin deneyiminden filizlenen kültürel alana ilişkin topluca, yeni bir inşa hareketini başlatmak gerekir. Edimsel olgularla desteklenen sınıf...

“M A Y A”

Eylül ayında çıkaracağımız “Maya" kültür sanat dergisine yazı ve ürünlerinizle desteklerinizi bekliyoruz. İki ayda bir çıkaracağımız çevrimiçi dergimizin ilk sayısının dosya konusu "Sol ve Kültür...

SON YORUMLAR

Ikbal kaynar on SALİH BOLAT VEFAT ETTİ
Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK