9 C
İstanbul
Cumartesi, Aralık 4, 2021
Ana Sayfa Eleştiri BİR TÜRLÜ TUTUNAMAYANLAR VEYA ORTAÇAĞ TİPİ CEMAAT NOSTALJİSİ*

BİR TÜRLÜ TUTUNAMAYANLAR VEYA ORTAÇAĞ TİPİ CEMAAT NOSTALJİSİ*

 

Her zaman adil olmanın kolay olmadığını biliyorum. İdeolojik savaşım çoğu zaman karışık olmasını, kampların içiçe geçmesini ve argümanların mücadele verenlerin başı üzerinde keşismesini çok isterim … (yine de) kendimizi aptal yerine koymayalım: sonuç olarak siyasi bir tartışma ve çatışma sözkonusudur.

                                Louis ALTHUSSER (1)

MUSTAFA BAYRAM MISIR

Edebiyatımızda etkinliği eylülist dönemde artan,
kökenleri altmışlı yıllara uzanan gerici bir damarı iyice
açığa çıkarma noktasına geldik. Bu damar, şu üç isimde kendisinin en iyi ifadesini buluyor: Bilge Karasu, Oğuz Atay, Orhan Pamuk … Bu üç isim star sistemince son dönem Türk Edebiyatının büyük romancıları olarak ilan edildiler, standartlaştırıldılar. Fethi Naci’ler alkış tuttu; Kavala sermayesiyle kurulan iletişim HoldingA.Ş. (gericilik okulu) pazarladı. .. çok sattılar.
Artık yüzlerindeki maske düşmüştür; Tutunamayanlar’a tutunarak solculuk taslayanların gerçek yüzlerini göremeyen namuslu insanlara bunların tatsız yüzlerini göstermek bizim işimizdir: Tutunamayanlara tutunmak bir büyük gericiliktir.

Oğuz Atay: Bir Aydının Dramı mı?
Kapitalizm, yabancılaşmanın bir sonucu olarak yalnızca çalışan sınıfı değil, diğer toplumsal tabakalar gibi aydınları da yalnızlaştırır. Octavio Paz yalnızlığı kişinin içinde yaşadığı dünyaya ve kendisine yabancılaşmış olduğunu bilmesi olarak tanımlıyor. (2) Bu çerçeve içinde yalnızlık bir yandan insanın kendisini bilmesi öte yandan da insanın kendisinden kaçıp kurtulma özleminin dışa vurumunu belirler. Aydının yaşadığı bu sorunsal, onu yol ayrımlarına sürükler. Ya sisteme karşı toplumsal bir isyan temelinde bu isyanı gerçekleştirebilecek tek sınıfa ve onun siyasal hareketine yaklaşır* ya da yalnızlığını toplumsal bir varoluş sorunu haline getirir ve marjinalleşir, intihar eder vs … Oğuz Atay‘ın Tutunamayanlar‘da Selim’e söylettiği üzre, “ontolojik sorunsal yüzünden ölmeyi” tercih eder; dünyayı değiştirmek için ölenlere dudak bükerek …
Bu, kabul ediyorum bir trajedidir. Trajedi, tarihte ikinci kez yaşandığ ında daha çok bir komedi oluyor.
(Bu konuda Marks’ın alayı herkesin malumudur.) Olaylara tarihi materyalizmin penceresinden bakanlar, ikinci kez (ya da birçok kez) yaşanan bu trajediye pek hoş olmasa da gülme hakları vardır. Neden? Çünkü, yalnızlaştırılmış aydının algı boyutu parçalanmıştır, bu dolayımla düşünce boyutu da paramparçadır. Gerçek,
yoktur, kayıptır. Sanki karşımızdaki bir yazar değilde,
korkunç görünmeye çalışan bir palyaçodur. 

Yazarın anlattığı nedenselliğin olmadığı bir düştür;
yaşam, bir düş. .. müdür? Tutunamayanlarda Oğuz
Atay, evet öyledir diyor: “Yalnız, yazar, bu satırların
müellifi olduğuna göre, istese de istemese de gerçek
hayatta vardır ve mevcuttur. Fakat içinde bulunduğumuz gerçek hayatta yaşayıp yaşamadığı ve başına gelenlerin gerçek olup olmadığ ı hususunda birşey söylenemez. Belki, yaşadığını sandığı hayat bir düştenibarettir ve uyandığı zaman o da bütün gerçekleri görecektir; ya da herkes uyumaktadır da onun yaşadıkları gerçektir. Yazar da birgün onlar gibi uyuduğu zaman herkesin gerçek sandığı rüyaları görecektir. Belki dün rüya görüyordu, belki bugün rüya görüyor, belki yarın rüya görecek. Belki dün yaşıyordu, belki bugün yaşıyor, belki hep yaşayacak.” (3) Böylesi bir gerçek tasavvuru sonucunu kargaşık burgaşık bir biçimde bulur: “Mektup, oyun, Sokrat tarzı diyaloglar, düşler, bilimsel notlar, şarkılar, eski tangolar, ansiklopedik açıklamalar, kutsal kitap dili ile yazılmış bölümler, şiir, şiir açıklamaları, günlük ve biyografi Tutunamayanlar’da anlatım biçimi olarak” (4) oldukça düzensiz ve belirsiz olarak yer almaktadır.

Atay’ın romanında kullandığı bilinç-akımı tekniği çoğu kez, anlamsızın söylevine dönüşüyor. Yani sayıklamalar başlıyor. Altıyüz küsür sayfalık Tutunamayanlar’ın üçte birinden fazlası böylesi sayıklamalardan ibarettir. Özellikle beşinci bölümde sayıklama iyice belirginleşiyor; nokta yazım düzeninden kaldırılıyor ve tam elli sayfa aynı cümle bitmiyor. (Bkz. Tutunamayanlar, s.41 8-468) Bu sayıklamaları okumanın bir ölüm oldu­ğunu kendi adıma belirtmeliyim.

Parçalanmış bilinç, kendisini bozuk bir dilde bulur.
Yani, dil şeyleşir. “Örneğ:n, dilin şeyleşmesinin sonuçları en açık şizofren hastalarda görülür. Bu kişilerde, zaten dilin özünde varolan şeyleşmenin aşırı bir düzeye çıkmasına tanık olunur.” (5) Böylece yanlış bilinçlenme açığa çıkar. “Yanlış bilinçlenme de gözlenen dilin şizofrenik şeyleşmesi çerçevesinde söylevin ögeleri kendisini yaratan bilinçten bağımsız bir duruma gelirler. Böylece, şeyleşen dil, bağımsızlaştığı bilinci etkilemeye girişir. Katan’ın dediQi gibi, sözcük artık bir sözcük gibi değil bir nesne gibi görünmeye başlar.” (6) Bu, Tutunamayanlar’ın dilinde iyice açığa çıkar. Roman’ın bir yerinde Selim’e, kelimeleri anlamadığını, anlamadığı kelimelerle konuştuğunu ve kelimelerin kendisini ezdiğini söyletir yazar. Sözkonusu olan, kendi söylevidir! Selimin hayatının şarkısını açıklarken önce kelimenin ve yalnızlığın varolduğunu (lncil’e gönderme yaparak) yazar Tutunamayanlarda … yazar, çok açık, kelime ve yalnızlığın esiri, kendini inanmadan kurtaramamış bir idealisttir.

Oğuz Atay’ın yaşadığı ve yazdığı bir dram mıdır?
Belki, ama öncelikle çürümedir. Belki, çürümenin yaşandığı bir dramdır. Maalesef, yazarın Turgut Özben’e söylettiği gibi; “kızıl komünist değiliz ya, halden anlardık.” (7) da diyemiyorum; kızıllığımın derecesini bilememekle birlikte komünistim, çürümeyi yazarın (sağ olmadığı için şakşakçılarının) suratına vuruyorum.

Tutunamayanlar: Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı …

Oğuz Atay’ın kahramanları, yok kahramandır, hayalet kahramandır. (**) Düşseldir ve işlevleri mitos yaratmaktır. Sınıflı toplumların en sonuncusunda, kapitalist toplumsal yapı içinde mitos, insanların toplum hayatında karşılaştıkları ve kabul etmeleri kendilerine kolay gelmeyen durumları meşrulaştırmanın bir yoludur. (8) Tutunamayanlardaki tutunamayanlar, özellikle Selim Işık bir mitosdur, Turgut Ôzben’i de peşinden sürükler; madem, biz bu hayata tutunamıyoruz, o halde çeker gideriz diyerek, ilki intihara sürüklenir, ikincisi bitimsiz bir yolculuğa çıkar. Reddettikleri (!) hayatı değiştirme gibi bir sorunsal ise akıllarına gelmez; zira o, kızıl komünistlerin işidir. Selim lşık’ın önerdiği çözüm,
ça{ldaş bir mitosa uygundur; bu çözüm, çözümsüzlüktür, intihardır. Kızıl komünistler, burjuva toplumun önerebileceği tek gerçek çözümün çözümsüzlük olduğunu, ıFransa’da Sınıf Savaşımlar‘nın yazıldığı günden bu yana çok iyi bilirler.

Tutunamayanlar’ın önerdiği çözüm, çözümsüzlük,
gerçekleşince, yani Selim Işık intihar edince iyice belirginleşir; yeni bir çözümsüz maceraya açılır: Turgut ôzben’in tutunamayan serüveni başlar. Nihilizm … Bundan sonra Tutunamayanlar bir ansiklopedi değil bir Kur’an’dır, toplumsal yapının çözdüğü bireyin Kur’an’ı.

Bu birey, örneğin korkar, neden korktuğunu bilmeden korkar. (Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar!) Selim Işık, mitos, “Adını koyamadığım birşeyden korkuyorum. Soyut bir korku içimi dolduruyor.” (9) diyerek meşrulaştırımlarından birini gerçekleştirir. Uyuyamaz, Oswald (Kafka’nın Metamorfoz adlı öyküsünde hamamböceğine dönüşen kahramanı) gibi uyanmaktan korkar: “Uyuyamıyorum, uykuda değişeceğimden korkuyorum.” (1O) Korku, bitimsizdir, “hergün yeni hastalıklar buluyorum kendimde.” ( 11) Öyle ki, mitos artık dayanamaz, Tanrı’ya sığınır: “Tanrım diye düşündüm ilk defa. ilk defa Tanrım dedim; bıraksınlar beni artık.” (12) Gidebileceği son yer budur; zaten Tanrıya varmak
için yola çıkmıştır mitos; zira, din hala afyondur, en iyi
meşrulaştırım aracıdır; mitos, Tanrıyı bulur; eylemiyle
de, intiharıyla, bunu Tanrının kendisi yasaklasa da
Tanrıya varmayı önerir. Oğuz Atay, bir yerde, anlattığı
öykülerin lncil’e en çok yakıştığını söyletiyor. kahramanlarının birine. Bence de … en çok, İncil’e yakışıyor. 

Bu birey, Oswald gibi uyanmaktan korkar ama direnmek asla aklına gelmez. Aklına gelince de, “Kötülüğe karşı direnmeyeceksin’ sözünden büyük ferahlık duyuyorum. insana gerçek hürriyeti bu direnmemek kazandıracak gibi geliyor bana.” (13) diye düşünür. Bu bir öğüttür de, mitosun öğüdü, Selim lşık’ın. ( *** ) Söylemin Hz. lsa’dan çıktığı biliniyor. Selim Işık da kendini lsa’yla özdeşleştiriyor. Kurtuluş da ona, lsa-Mesih’e havale ediliyor. Başka türlü olması da mümkün değildir. “Denilebilir ki post-modernite muzaffer bir pozitif bilimin kesinliklerinden genelleştirilmiş bir belirsizliğe geçişi karakterize etmektedir. Post-modernitenin hesabına ayrıca dinin dönüşü de yazılacaktı. Yaşam çok zor, bu yüzden belirsizlik inanca açılıyor. Kuşkusuz yaşamda ilkelerin geçersizleşmesiyle dinin dönüşünün bağlantısı daha az içiçe geçmiş bir durumda bulunmuyor. Önümüzde açılan yelpaze kaygı vericidir. O, geçmiş üzerine kapanan çeşitli köktendinciliklerde bazı kemikleşmeleri kapsar; geçmişin kutsallaştırılmış dünyasında taşıdıkları apaçıklıkla birlikte temel değerleri belirlemede gerekli olan sağlam bir tabanın yokluğu karşısında duyulan bir rahatsızl ığın ifadesi olarak tarikatların çoğalması; dini duyguların yeni ifade
biçimlerinin araştırılması ve tarımsal tipte bir cemaat
nostaljisinin birbirine karıştığı düşsel bir yenilenme.”
(14) Selim Işık da böyle bir yenilenmenin kahraman ıdır. Yüzünü İsa’ya döner ve kurtuluşu ona havale eder. Zira, başka bir kurtuluş olamaz. Çünkü, biz insanlar, “uyuttular alkışladık, uyandırıldık alkışladık.” (15) Yani insanlık, kendi kurtuluşunu gerçekleştiremedi, gerçekleştiremez … tek kurtuluş, İsa-Mesih’tir. Tutunamayanların söylediği budur.

Selim lşık’ın İsa özdeşliği, Turgut Özben’in arayışında iyice belirir; Selim mesihtir ve genelevde, ancak genelevde zil zurna sarhoşken aklından geçirdiği tek
umutlu soruyu “Peki insan? insan ne olacak? Onu kim
değiştirecek?” (1 6), sorduktan sonra, “O gelecek!” diye bağırır Turgut Ôzben, lsa-Mesih-Selim Işık gelecek …yegane ufuk budur; Hıristiyanlığın ufku … ortaçağ bir cemaat nostaljisi …

İyi de bunun ilericikle ilgisi nedir? Yoktur böyle bir
ilgi; Nazımla Ercüment Ekrem birdir, Nazım vatan hainidir (17), o kadar …

Selim’in lsa’sı gibi Turgut Ôzben’in de Olric’i vardır.
Selim, “bütün kavgaların yedek neferi”dir (1 8); bu yüzden, lsa ve onun kurtuluş teolojisi daha anlaşılırdı. 0lric ise yazarın gerçeklikle ilgisini iyice kopardığı düşsel bir mittir. (••••ı Turgut Özben, hiçleşirken, çözülürken Olric’leşir. (Buradan yumuşakça Turgut’un, tutunamayan Turgut’a tercih edildiği sonucu çıkarılmamalıdır. Her iki halde sözkonusu olan sistemin çözdüğü bir bireydir.) “Hayat, bir oyun değil miydi bizim için?” (19) diye sorar Selim’e Turgut Özben; Selim ölünce Olricbelirir. Hayat oyun olmaya, yani düş olmaya devam eder. “Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir düşman yoktur.” (20) Hayat oyundur, anlam düşmandır. Kurtuluş, !sa’dır. Eee … “bat dünya bat…” (21 ) tutunamayanların son çığl ığıdır bu … ya Tutunamayanlara tutunanlar; onlara Turgut Özben’in çağrısına uymayı öneriyorum: “Kaçalım buradan Olric. Elaleme rezil olacağız.” (22) Tüm Oğuz Atay şakşakçıları, bu öneriyi ciddiye almalısınız; kaçmalısınız, elaleme rezil olmaya başladınız çünkü …

Süleyman Kargı, hiç sözünü etmediğim bu Tutunamayanlar kahramanı, Selim’e yarenlik eden bir başka tutunamayandır, romandaki tüm diğer tiplemeler (örneğin Turgut Özben gibi) Selim’in bir başka rengi, görünüşüdür. Bu yönüyle çeşnidir, önemsizdir. Bu yüzden Oğuz Atay gibi onu anarak geçiştiriyorum.

Üstün insan Arayışı, Kemalizm ve Bir iki Şey
Üzerine Devam …
Çağdaş dünyadaki mitosun, elbetteki bi linen mitoslara. bir benzerliği vardır; bu benzerlik üstün insan olarak belirmesidir. Selim Işık, doğal olarak böyle düşünür, kendini ayrıştırır, “Bu inceliği bana yakıştıranlar tabii cahil insanlar.” (23) der küçümseyerek; daha sonra lsa’yı düşünerek belki, kendini eleştirir, “sizleri kıskandım, küçük gördüm, bayağı buldum, bana yapılmasını istemediğim kötülükleri sizlere yapmak istedim.
Bana acımayın.” (24) O; ancak bu özeleştiri de büyüklük gereğidir, gerçek hemen sonra belirir: “Kendimi onlardan ayırmasını beceremedim. Hitler, genel yatakhanelerde işçilerle kalırken bile onlardan ayrı olduğunu hisseder, onlara yaklaşmazmış … Onlardan uzaklaşmasını bilemedim.” (25) Gerçek özeleştiri budur. Umudun bittiği nokta İsa idi, ahlakın bittiği nokta ise burasıdır: Hitler’dir. Bundan sonrası ise, benim açımdan da eğlenceli; “düşünce suçu, kızların ayaklarına bakmaktır” (Bkz. Tutunamayanlar, s.1 3-s.131-132), Selim Işık için … gülmek mi gerekir, öfkelenmek mi? Bu düzeysiz söylev ironi yapmak adına mı kabullenilecek? Böylesi bir tavrın ayaklarını tavana dikmek olduğunu belirtmeliyim. Çünkü Selim Işık kendisiyle alay edilen değil, örnek gösterilen bir kahramandır. Selim, “lşık”tır. (26) “Selim bir yol göstericidir; Turgut’un ulaşmak istediği ideal insandır; bir yirminci yüzyıl peygamberidir.” (27) O halde sözkonusu olan ironi değil, meşrulaştırımdır.
Bir diğer meşrulaştırım, Kemalizm alayının altında yatar. Kemalist modernizm (modernleşme pratiği)
Oğuz Atay’da derin izler bırakmış olmalıdır ki, romanın
hemen her yanından bu moderleşme pratiğinin sancıları taşar. Bence bu, ikinci cumhuriyet söylevinde olduğu gibi, karşı çıkı lanı, yerileni, yenideüretmekten öte bir anlam taşımaz. Çünkü, aynı Atay, “Savcı atından indi. Yanına bir tercüman aldı.” (28) sözlerini, doğudaki bir olayı anlatan bir kahramanına gayet doğallıkla söyletir. Okul çevresinde yaşanan bir iki olayın ironik söylemi başlıbaşına bir Kemalizm eleştirisi doğurmaz. Aksine, mitos, romanın kahramanı Selim Işık, Anadolulu bile değildir; “tek ve Türk”tür, çok içtenlikle söyler bunu. Orta Asya’dan gelmiştir ve Kemalizm’e tek itirazı tek Türk büyüğünün Mustafa Kemal olmadığına dairdir. (Bkz. Tutunamayanlar, s.61 , s.66-67, s. 125, s.159-172, vd) Sağdan yapılan bir eleştiridir bu. Bu yüzden, Abdülhamit iki de bir Selim lşık’ın rüyasına girer. Anlatılmak istenen, örneğin Abdülhamit’in de büyük adam olduğudur. Bu söylem ise, Kemalizme köklü
bir eleştiri değildir. Bunu ancak ilhan Selçuk iddia edebilirdi. Sözkonusu olan, Türklerin egemen ulus olarak modernist bir yeniden inşasıdır. Cumhuriyet, bu inşa sürecinin sonudur. Abdülhamit’e gerçekte, bu modernist inşa pratiğinin başlatıcılarındandır. İdeolojik söylemin mil liyetçilik boyutunda (ümmetçilikten milliyetçiliğe) uğradığı bozunma, yalnızca açığa çıkan modernist devletin ve onun yarattığı toplumsal kurumların çehresini değiştirmiştir. Oğuz Atay’da Kemalizmi hedefleyen sağlıklı bir modernizm eleştirisi yoktur. (Zaten Türkiye’de açığa çıkan postmodern kimlikli söylemin temel özelliklerinden biri, Kemalizme uzlaşmasıdır. Örn. bkz. H. Çetinkaya, Enis Batur vs.) Bu o kadar belirgindir ki kendisi bir pozitivist (yani Kemalist) olan Yıldız Ecevit, Oğuz Atay’a övgüler dizdiği kitabında, Oğuz Atay’ın böyle bir eleştiriye girişebileceğini aklının köşesinden bile geçirmediğini hissettirmektedir.
Oğuz Atay, roman boyunca, bir de memur alayı geliştiriyor. (Diğerlerinin yanında. Örn. Orta Asya’da kurulan gizli örgüt alayı, s. 1 59-1 72 vs.) Bu ve benzeri birçok değininin okumaya bir çeşni olmaktan öteye gidemediğini ve işlevinin de bu olduğunu belirtmeliyim. Zira “yeni roman” denen şey bunu gerektiriyor ve Oğuz Atay’da bolca kullanıyor.

Sonuç olarak, Oğuz Atay, ne sisteme bir eleştiri
getirir ne de bu eleştiri dolayımıyla çözüm önerir. Oğuz Atay, Tutunamayanlar’da bir mitos yaratmış, bu mitosun bunalımları dolayımıyla gündelik hayatı meşrulaştırmış; bu mekanizma içinde bunalanlara, mitos dolayım ıyla, çözümsüz bir çözümü, intiharı önermiştir. Böylece açığa çıkan ne bir roman ne de bir başka şeydir ama belki bir Kutsal Kitaptır; kapitalist toplumsal yapının çözdüğü bireye, aynı toplumsal yapının çıkardığı yeni dinin “tutunamama” dininin kutsal kitabı: Tutunamayanlar! 

* Serol Teber, Cumhuriyette çıkan (şimdi tarihini hatırlamadığım) bir yazısında, hemen tüm Batılı aydınların “komünist parti sendromu” yaşadıklarını, ona katılma ihtiyacı hissettiklerini, sonradan reddetselerde partinin “bir şekilde yaşamlarına nufüz ettiğini” yazıyordu. Sanırım bu oldukça açıklayıcı bir durumdur.

(**) Yıldız Ecevit, yargılarını genel olarak egemen söyleme göre kurduğu, Oğuz Atay’da Aydın Olgusu (Ara yay) adlı çalışmasında Oğuz Atay’ın kahramanlarının birer hayalet olduğuna katılıyor. Ancak bir farkla, bu durumu alkışlıyor.
(***) Buradaki direnmeme olgusunun, Bilge Karasu’daki (Bkz. Uzun Sürmü’j Bir Günün Akşamı) ile karşılaştırılmasını öneririm. Bu konuda, benim Bilge Karasu eleştirime de (insancıl, sayı .43) bakı labilir; gerici damar böylece daha iyi görülecektir.
(****) Yıldız Ecevit adı geçen kitabında, Olric’in Turgut Özben’in iç konuşmalarının sayıklama değilde bir sohbet halinde verilmesini sağlayan, roman tekniği açısından önemli bir buluş olduğunu yazıyor. ilk itirazım, bu buluşun Oğuz Atay’ın olmadığıdır. Avrupada çok deneniyor. Ben, çocukluğumdan hatırlıyorum, Don Camillo öykülerinden, orada, Don Camillo’nun vicdanı çarmıha gerili lsa vardır ve onunla konuşur Don Camillo, iç konuşmalar böylece sunulur. Tutunamayanların bir yerinde de Olric’in Turgut Ôzben’in vicdanı olduğu yazıyor. ikinci itirazım ise, salt yeni bir buluş olduğu gerekçesiyle olumlanamayacağıdır.

(1 ) Althusser, L, ôzeleştiri Öğeleri, Belge yay, s.20
(2) Paz, O. Yalnızlık Dolambacı, Cem yay, s.235 (Bu
konuda. Bkz. Ertuğrul Özkök, Kitlelerin Çözülüşü, beşinci bölüm)
(3) Atay, O. Tutunamayanlar, iletişim yay, 1 991 (beşinci baskı), s.213
(4) Ecevit, Y. Oğuz Atay’da Aydın Olgusu, Ara yay, s.6
(5) Özkök, E. KitlelArin Çözülüşü, Tan yay, s.353
(6) Agy
(7) Atay, agy, s.281
(8) Mardin, Şerif ideoloji, SBD yay, s.80
(9) Atay, agy, s.549
(1 O) Atay, agy, s.564
(1 1) Agy, s.568
(12) Agy, s.576
(13) Agy, s.607
(14) Küçük, Mehmet (Derleyen), Modernite versus
Post-modernite, Vadi yay, s.23
(15) Atay, agy, s.1 97
(1 6) Agy, s.242
(1 7) Agy, s. 1 91
(1 8) Agy, s.1 11
(1 9) Agy, s.281
(20) Agy, s.365
(21 ) Agy, s.365
(22) Agy, s.499
(23) Agy, s.544
(24) Agy, s.546
(25) Agy, s.562
(26) Ecevit, agy, s. 19
(27) Ecevit, agy, s.23
(28) Atay, agy, s.269

*Mustafa Bayram Mısır’ın bu yazısı İnsancıl Sayı 046 Ağustos 1994 de yayınlanmıştır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

6. Orontes Uluslararası Çağdaş Sanat Festivali Gerçekleşti

Orontes Uluslararası Çağdaş Sanat Festivalin Ardından  Antakya’da 6.Orontes Uluslararası Çağdaş Sanat Festivali düzenlendi. Türkiye’nin yanı sıra toplam 9 ülkeden 34 sanatçının katıldığı çağdaş...

ERDEMLİ OLMAK VE ERDEM*

Erdem nedir? Erdem ahlaklılığın özel adıdır. Erdem terimi bize özellikle ahlak açısından bireysel yetkinliği duyurur. İyiye yönelmek ve kötüden kaçmak erdemli kişinin başlıca niteliğidir. Bu...

ÖZGÜRLÜK KAVRAMI ÜZERİNE*

  Cemal YILDIRIM   Giriş "Özgürlük" tanımı kolay bir terim değildir. Soyut kavramlar arasında özgürlük ölçüsünde kaypak, değişik anlam boyutları olan pek az kavram gösterilebilir. Üstelik özgürlük göreceli...

KESTİM KARA SAÇLARIMI

“Umudumu hiç ama hiç yitirmedim. Acılarıma ezdirmedim. Şiirlerimin bir kıyıcığında da saklı tuttum. Acı varsa onu duymak başka, acıya yenik düşmek başka. Acıya yenik...

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK