9 C
İstanbul
Cumartesi, Eylül 26, 2020
Ana Sayfa Eleştiri YEŞİL GECE VE YEŞİL ORDU GERİCİ BİR ORDUMU?

YEŞİL GECE VE YEŞİL ORDU GERİCİ BİR ORDUMU?

Reşat Nuri Güntekin’in “Yeşil Gece”romanı,“Çalıkuşu”nda olduğu gibi, dinsel eğitimin karşısında laik eğitimi öne  çıkartan romanlardandır. Bu tarz romanlar, Cumhuriyet edebiyatıyla yaygınlaşmıştır. Çoğu yazar, dinsel eğitim yerine laik eğitimi öne çıkartan romanlar yazmıştır. Laiklik düşüncesinin gelişimine katkı veren bu tarz romanlar, aynı zamanda dinsel grupların yanlış algılanmasına da katkı yapmıştır. Çoğu roman, bütün dinsel grupların gerici ve yobaz olduğunu gösteren kitaplara dönüşmüş, dinsel gruplara karşı toplumsal nefretin oluşumunu sağlamıştır. Oysa, Cumhuriyet devrimi sürecinde, dinsel grupların da kurtuluş mücadelesine katıldığı bilinir. Bu tarz yazımlarda temel amacın devletin kendine uygun bir dinsel anlayış oluşturmak olduğunu unutmamak lazım. Yoksa, Cumhuriyeti direkt dine karşı göstermenin imkanı yok. Cumhuriyet devrimi sürecinde, bir dolu tarikat üyesi Şeyh ve Şıh, Kurtuluş Savaşı içinde yer almış ve savaşmıştır. Çoğu Bektaşi, Mevlevi, Kadiri tarikatı, Cumhuriyetin kuruluşu sürecinde mücadele etmiştir.

Görünürde, Ege Bölgesindeki bir kasabada yaşayan, genç, idealist bir öğretmenin başından geçenleri anlatan bir roman Yeşil Gece. Yaşamının anlatıldığı iddia edilen romanla ilgili bir grup arkadaşla yaptığımız çalışmada, ortaya, görünenin dışında başka bazı gerçekliklerin de ortaya çıktığını gözlemlemiş olmak, açıkçası beni biraz şaşırttı.

Romanı incelerken, içinde yirminin üzerinde ‘Yeşil Ordu’ göndermesi olduğu ve bu ordunun da daha çok İslami bir ordu şeklinde veriliyor olduğu görülmektedir. Yine aynı şekilde, akış içerisinde, araya sık sık 31 Mart olayları da konularak, sanki ‘Yeşil Ordu’, bu anlamda, gerici ve Cumhuriyet karşıtı bir ordu gibi gösterilmeye çalışılıyor. Oysa, o dönemlere ilişkin bilinen tek yeşil ordu, Çerkez Ethem’in başında olduğu Yeşil Ordu’dur. Üstelik bu orduyu da Mustafa Kemal’in kurdurttuğu söylenmektedir. Kaldı ki Yeşil Ordu Cemiyeti’nin kurucularının çoğunun, incelendiğinde, Mustafa Kemal’in yakın arkadaşları oldukları görülecektir. Ordunun kurulma nedeni ise Bolşeviklerden yardım alabilmek ve İstanbul Hükümeti’nin kara propagandasına karşılık vermektir. Bunların “dinsiz, allahsız” şeklindeki söylemlerini durdurmak, yanı sıra İslami örgütlenme durumunu kullanmak ve var olan sosyalistleri de bu yapı içinde eritmektir. Bunu, Yeşil Ordu’nun nizamnamesinden yapılmış şu alıntıda da görebiliriz; “Yeşil Ordu, anti-kapitalist, anti-emperyalist ve anti-militaristtir. Devletin iktisadî ve içtimaî sahada geniş müdahalelerine taraftar olur, bunların yanı sıra aile hayatına hürmetkârdır ve İslamiyet’in bütün içtimaî esaslarına istinat ederek asr-ı saadetin müşterek samimiyetini iadeye ve batıdan gelen kendini beğenmiş ihtirasları Asya’dan atmaya çalışmakla yolunu, Hak yolu, Allah yolu bilir. […] Yeşil Ordu’nun teşkilatına mensup olup da emperyalizm lehinde gayemize ihanet eden derhal idam olunur.”

 

Şevket Süreyya Aydemir, Yeşil Ordu’nun adının o yıllarda Ukrayna’dan kurulan köylü anarşist lider Mahno’dan aldığını söyler. Bu ordunun adının Ukrayna’dan geldiğini Mete Tuncay da belirtmektedir. Amaç köylerde sosyalist, eşitlikçi bir yaşam kurmaktır. Aslında hepimiz biliyoruz ki o süreçte bilinen yeşil bayraklı tek ordu Çerkez Ethem’in başında olduğu Yeşil Ordu’dur ve bu ordunun eşitlikçi ve sosyalist bir ordu olarak gösterilmek istenmesi, Çerkez Ethem’den çok bu örgütlenmeyi başlatan Atatürk’ün amacıdır. Böylece, Sovyetlere yakın bir köylü ordusu görünümü sağlamaktır.

Kitap, gerçekten bir “edebiyat eseri” olsa arkadaşları anlayabiliriz, ancak bir manifesto özelliği taşıyan bu kitabın “edebiyat eseri” olarak öne çıkarılacak pek bir yanının olmadığını söylemem gerekiyor.

Reşat Nuri Güntekin, roman boyunca, “Yeşil Ordu” dediği halde, nedense bu ordu sürekli 31 Mart vakasındaki İslami anlayış içinde gösterilmeye çalışılır. Sanki bir Çerkez Ethem sorunu olmamış, böyle bir örgüt hiç yokmuş gibi hareket edilmektedir. Oysa, Reşat Nuri’nin Yeşil Ordu’yu bilmemesine imkân yoktur. Bunun yanında, çoğu kez “yeşil bayrak” imgesi kullanılıyor romanda. İslam bayrağı, “yeşil bayrak” gibi veriliyor, ama İslam bayraklarına baktığımızda, bir yeşil bayrak geleneğinden söz etmenin imkânı yoktur. İlk bayrağın, yani Hz. Muhammed’in onayladığı bayrağın renginin siyah olduğu söyleniyor. Bunun yanında, ”beyaz bayrak” diyenler de var, ama genel olarak, ilk bayrağın siyah bayrak olduğu söylemi daha yaygın. Sonradan yeşil bayrak kullananlar da olmasına karşın sürekli renkler değişmiş olsa bile yine de yeşil bayrağın merkezde olduğunu söylemenin imkânı yoktur. İslam ile yeşilin iç içe geçirilmesi ve İslami hareketlere yeşil rengin giydirilmesi, sanırım yine Yeşil Ordu ile ilgili. Yani Yeşil Ordu’nun yaratmış olduğu etkiyi yok etmek ve Yeşim Ordu’yu, İslami gerici, yobaz takımı olarak göstermekle ilgili!

Bütün bunlardan dolayı, bu romanın ısmarlama bir roman olma olasılığını düşünmemek elde değil! Bu arada, bütün bu olay örgüsünün yaşandığı bölgenin de Yeşil Ordu’nun örgütlendiği bölge olduğunu unutmayalım!

Bu kadar olasılık, benzerlik, hatta çakışma, bir araya gelmesine ve onlarca kez sözü edilen İslami Ordu’ya “Yeşil Ordu” denilmesine karşın, bu roman üzerine yazan hiç kimse, günümüze değin, nedense romandaki İslami Yeşil Ordu ile Çerkez Ethem’in Yeşil Ordu’su arasındaki olası benzeşimlerden söz etmez. İslami örgütlenmeler, sadece gerici, yobaz ve işbirlikçilerin örgütlenmesidir gibi gösterilir.

Cumhuriyet edebiyatı içinde bu tarz onlarca eser vardır. Gerçeği söylemek gerekirse, koca bir yalandan başka bir şey değildir. İslami sosyalist bir örgütlenme süreci, Yeşil Ordu’yla denenmek istenmişti. Böylece, gericileşme imkânı olan İslam da kontrol altına alınacaktı. Bu roman ya da benzerlerinden, emperyalist ülkelere şirin görünebilmenin kısmi de olsa imkânlarının zorlanmaya çalışıldığını algılayabiliriz. Böylece, yavaş yavaş Sovyetlerle ilişkileri azaltmak ve emperyalist ülkelerle yeniden ilişki kurmak amacıyla bu romanın yazılmış olduğu sanısı oluştu bende.

Bu varsayımlar ve algılar, doğal olarak, bize bu romanın Atatürk tarafından ısmarlanmış bir roman olduğuna dair yapılan söylemleri de haklı gösteriyor.

Bu kısa yazıdaki amacım, Reşat Nuri romanına dair dışarıda bırakılan ya da tartışılmayan iki olguyu göstermekti. Birincisi, neden kimse içinde onlarca kez Yeşil Ordu sözü geçtiği halde, “Bu, Çerkez Ethem’in Yeşil ordusu mu?” diye sormaz?

Bu arada, bazı sözüm ona gerçekçi edebiyat savunucusu arkadaşların, Yeşil Gece romanına övgüler yağdırdıklarına tanık oluyoruz. Kitap, gerçekten bir “edebiyat eseri” olsa arkadaşları anlayabiliriz, ancak bir manifesto özelliği taşıyan bu kitabın “edebiyat eseri” olarak öne çıkarılacak pek bir yanının olmadığını söylemem gerekiyor. Aslında, ‘çok kötü bir roman’ da diyebilirim, çünkü romanı okuduğumuzda ve önyargıdan uzak değerlendirildiğinde, aceleyle yazılmış, üzerine pek düşünülmemiş bir kitap olduğu görülecektir. Detaylı düşünülmemiş bir kahraman ve bu kahramanın etrafında gelişiyor olaylar. Reşat Nuri, olay ve olgulara ekonomi-politik bakamıyor ve canlandırma yeteneği de pek yok. Sadece, bir İslam düşmanlığı yaratmaya çalışıyor, ama sarıklılar dediği bu zümreye bakışında ise ‘onlar’ ve ‘bizlerin’ dışına çıkamıyor. Bu vatanın en büyük düşmanı olarak sarıklılar gösterilirken, düşmanla işbirliği yapanların da sarıklılar olduğuna dair göndermeleri, yoğun bir şekilde romanda kullanıyor. Bu göndermelerin nedenleri ve toplumsal karşılıkları üzerinde pek düşünülmemiş.

 

Gerçekte, Reşat Nuri’nin diğer romanlarında da kahramanlar, arkadaş çevresinden, aileden ve bulunduğu toplumsal koşullardan soyutlanmıştır. Sanki dışarıdan gelmiş, nedensellikleri belirsiz tiplerdir ve bu anlamıyla gerçekçi değillerdir. Bu roman, daha çok eski masal anlatıcılarının masallarına benzer. Hiçbir tip olgu, çelişkiler ve çatışmalar içinde verilmez. Üstün kör, karikatür tiplerdir. Amaç sadece, sarıklı fesli ayrımını göstermektir.

Bunun yanı sıra, türbenin yakılması olayıyla birlikte Öğretmen Nihat Bey suçlanır. Daha çok türbenin yakılmasında ön ayak olanın Kelami Baba Türbesi’ne bakan türbedarın oğlu olduğu durumu varken, Nihat Bey’in suçlanması, sarıklıların gizlice yürüttükleri çabayla olur. Nihat Bey, içkici olarak gösterildiği gibi, laik düşünceli ve ilerici biridir. Romandan anlıyoruz ki Nihat Bey, ailesine pek bakmayan, ailesinin gelişimiyle ilgilenmeyen birisi. Hatta hapishaneye giderken, taşkınlık yapan kitleden kendine yumurta, domates atanlardan biri de kendi oğludur. Nihat Bey, aslında bir Dreyfus’tur, fakat bu durumun üzerine pek gitmemiştir Reşat Nuri. Şöyle bir alıntı koyarak konuyu biraz daha açmak lazım; “İşin asıl feci tarafı, Muallim Nihat Efendi’nin başına kırmızı kese kâğıdından bir külah giydirmişler, külahın iki ucuna iki boynuz takmışlardı.” Gerçekte Dreyfus, bir Yahudi iken, nedense romandaki Nihat karakteri, Bektaşileri simgeliyor. Kırmızı külahla işaret edilenler ve boynuzlu imgesiyle de anlatılanlar Bektaşilerdir. Tarih boyunca, Bektaşilere ve Alevilere dair suçlamalardan birisi de “boynuzlu” olduklarıdır. Karısıyla, çocuğuyla pek ilgilenmeyen alkolik boynuzlular!

Nihat karakteriyle, Türkiye toplumunun ezilen halkının, Bektaşiler ve Aleviler olduğuna dair bir gönderme olsa da yine hiçbir eleştirmen, bu romana bu açıdan bakmamıştır. Büyük olasılıkla bu durum, romanın derme çatma yetersiz bir roman olmasından kaynaklanmaktadır. Hiçbir eleştirmen, bu derme çatma ve yetersiz romana gerekli ilgiyi gösterme ihtiyacı duymamış gibi görünüyor!

“Boynuzlu” sözünün kökeni, Vefailik, Kalenderilik ve Bektaşilik tarikatlarıyla ilgilidir. Daha çok, tarikat işleriyle uğraşanlara, “boynuzlu” denir. Onlarda tarikat, birincil önem taşır, aile ise ikincil. IX. yüzyılla birlikte, hızlı bir şekilde, derviş kafileleri, Anadolu ve Mezopotamya’da yaygınlaşmıştır. Bunlar, köy köy gezerken, her tarikatın farklı hayvanlardan yapılmış boynuzları da üzerlerinde olurdu. Bu boynuzların diğer adı da “sur borusudur” (İsrafil’in borusu). Bu boynuzları taşıma nedenleri, yolculuk yaptıkları için herhangi hayvan saldırısına karşı güvence sağlamaktır. Arada bir, sur borusunu çalarak, çevrelerindeki hayvanları korkutmak ve onların saldırılarını engellemektir. Aslında, “ boynuzlu” sözcüğü, bu gezgin dervişlere ilişkindir. Bunlar, Kalenderi, Vefai, Bektaşi dervişleridir. Karısına, çocuğuna bakmayan, sürekli içen dervişler imgesiyle iç içedir “boynuzlu” sözcüğü. Bektaşi ve Alevilere yapılan hakaretler, Nizâmülmülk ile katmerleşerek günümüze kadar gelmiş ve toplum içinde öyle içselleşmiştir ki “boynuzlu” sözcüğünün böyle bir karşılığı olduğunu kimse hatırlamaz. Kırmızı külah ve boynuz, Reşat Nuri ile birlikte yeniden ortaya çıkartılır, ama yine, kimse bu göndermenin Bektaşilere ve Alevilere dair olduğunu düşünmez.

Bu kısa yazıda amacım, Reşat Nuri romanına dair dışarıda bırakılan ya da tartışılmayan iki olguyu göstermekti. Birincisi, neden kimse onlarca kez Yeşil Ordu geçtiği halde, “Bu, Çerkez Ethem’in Yeşil ordusu?”diye sormaz? İkincisi ise, Nihat Öğretmen bir Bektaşi olduğu halde, neden bu yanıyla hiç tartışılmaz? Reşat Nuri’nin üstüne basa basa “Bakın, Nihat Öğretmen, bir Bektaşi’dir” demesi mi gerekiyordu? Bunun yanında, kendine Marksist(!) diyen birçok aydın ve eleştirmenin bu romanı savunması ve başyapıt gibi göstermesi de anlaşılır gibi değil. Çünkü ortada bir romandan daha çok “masal” anlatısına yakın bir “propaganda” kitabı var.

Ne yazık ki, ülkemizde, Kemalist çizgiyle iç içe girmiş birçok sosyalist aydın, yazar ve eleştirmen var. Ne kadar sosyalist oldukları tartışılacak bu kişilerin gerçekçi edebiyatı savunduklarını iddia etmelerine karşın, bu “masalımsı propaganda” kitaplarını, gerçekçi edebiyat örnekleri içinde gösterme gafletinde bulunmaları, gerçekten üzücü bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK