9 C
İstanbul
Perşembe, Eylül 24, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Yazarlık ve Eylem İlişkisi Üzerine Notlar

Yazarlık ve Eylem İlişkisi Üzerine Notlar

Konunun başlığı ‘Edebiyatımızda Yazarlık ve Eylem İlişkisi’ olması gerekiyordu, ancak yazarlığı salt bizim edebiyatımızdaki konumuyla sınırlamaya gönlüm razı olmadı. Bu nedenle yazının başlığını ‘Yazarlık ve Eylem İlişkisi Üzerine Notlar’ şeklinde oluşturmayı tercih ettim. Çünkü her yazarın farklı bir coğrafyası ve etnik kökeni olması, az sonra sıralamayı düşündüğüm sıfatlarından hiç birinin farklı olmasını gerektirmiyor. Hangi öznel, nesnel, genetik, dinsel, etnik, cinsel ve eğitsel gerekçeyle olursa olsun bir yazarda, sözünü edeceğimiz bu sıfatların tümü vardır ya da bulunmalıdır. Eksik ya da eksikler; yazarın, aslında gerçek bir yazar olmadığını, ancak edebiyat ve sanat dışı başka(!) gerekçelerle öyle sayıldığını, günü gelende ve mevsimi geçtiğinde unutulup gideceğini açıklamaya yarayabilir.

          Yazar; her şeyden önce üretim süreci sırasında seçtiği yalnızlığı, bu süreç sonrasında da yaşamayı göze alabilen sıra dışı bir insandır. Yüzeylerde dolaşmak yerine kuyudan kuyuya geçen, düşleri ve sözcükleriyle biriken bir kuyum ustasıdır. Maddi kazanç, servet, konformizm (uymacılık), kariyer, feodal ilişkiler ve mutlakçılığa sırtını dönmüş kuşkucu bir eren’dir. ‘Enel Hak’ demese de, o denli arınmış bir bilge-tanrı’dır. Coşkudan hüzne, gözyaşından sevinç çığlıklarına en hızlı geçen deli-çocuk’tur. Doğayı kimileri kadar iyi tanımasa da, herkesten daha çok tanımaya, dinlemeye ve sevmeye çalışan hareketli bir ağaç’tır. Evrenin düzenine ve karmaşasına  çomak sokarak, zaman ve mekânla oynamayı seven insancıl bir galaksi’dir. Tutkuyu, aşkı, hüznü, karşı duruşu, direnci, umudu, türküyü, ağıtı, yangını, mucizeyi ve tohumu (hiç yüksünmeden, hiçbirine öncelik vermeden, hiçbirini kayırmadan ve) usanmadan taşıyan bir filozof’tur.  

          Yazar, yazarak sanatını icra eden bir edebiyatçıdır. Edebiyatçı tanımı, edebiyat öğretmenleriyle edebiyat eğitimi alan öğrencileri de içeren bir tanımdır aynı zamanda. Ancak, edebiyat öğretmeni öğretici ve eğitici bir teknisyenden, edebiyat öğrencisi de öğrenici bir teknisyen adayından başka bir şey değildir. Bu öğretmen ve öğrencilerin, yukarıda niteliklerini saydığımız türden edebiyatçı, yani ‘yazar’ olabilmeleri için, ‘özgün’ ve ‘tek’ diyebileceğimiz ve estetik amaçlı bir yazınsal yapıt ortaya koymaları gerekir. Yaratıcılık, özgünlük ve tekliğin, bilimsel ve teknik donanımın ötesinde ‘sanatsal bir yaratı’ becerisi, düşü ve sabrını gerektirmesi, edebiyat dünyasında edebiyat eğitimi almamış pek çok yazarın var olduğunun ve bundan böyle de olacağının göstergesidir. 

          Sözlük ve ansiklopedilerde yapılan edebiyat tanımları kısaca altı başlık altında toplanmış: 1) Estetik amaçlı oldukları kabul edilen yazılı yapıtlar bütünü,  2)Yazıldıkları 

                   ülke, çağ, ortam,  3) Bu yapıtlara ilişkin bilgiler, incelemeler bütünü,  4) Yapıtların   

                   üretilmesi, edebiyatçının, yazarın etkinliği, mesleği,  5) Yapay, yüzeysel, genellikle 

içtenlikten uzak, süslü yazı ya da söylem için kullanılır,  6) Edebiyat yapmak; bir konuda boş, gereksiz, süslü püslü sözler söylemek… Bu yazımızın kapsamına 1,3 ve 4 ncü maddelerin girdiğini ve değini konusunda onların çevresinde döndüğümüzü belirtmekte yarar var.

          Yazarlık; önce  ‘yazar olarak yaşama biçimi’ni seçmek demektir. Bu durum bizimki gibi ülkelerde  ‘ömür boyu amatör kalma’ anlamına da geliyor. Gelişmiş ülkelerde profesyonel yazar olunabilmekte ve yazar ürünlerinden kazandığı gelir ile yaşamını sorunsuz şekilde sürdürebilmektedir. Bizde ise hemen hemen her yazarın, yazarlık dışında başka bir mesleği vardır, gelirini buradan temin etmekte ve usuyla yüreğinde yirmi dört saat boyunca sürdürdüğü düş, duygu, duyarlık ve düşünceleriyle (ya da bunlara ilişkin sancılarla) bir şövalye gibi yaşamaktadır. 

          Yazarlığın eylemle ilk ilişkisi; birikim, sabır, amaç ve etik değerler açısından gerçek bir yazar olma çabasının ömür boyu sürdürülmesidir. Okul, kurs ya da başka tür etkinliklerde  ‘yazarlık eğitimi’ almanın yazar olmaya yetmeyeceğinin sayısız örneği vardır. Okumaların, gözlemlerin, araştırmaların ve pratik çalışmaların; usta-çırak ilişkisiyle kazanılan deneyimlerdeki beceri ve yaratıcı özle birleştirilmesi durumunda yazar olunabildiğini gösteren örnekler ise bir hayli fazladır. 

          Yazar; estetiği, eleştiriyi, kuşkuyu, siyaseti ve sanatı özümseyerek yaşamına ve yazılarına aktaran kişi olmalıdır. Sadece metinler arası ilişkiler, alıntılar, montajlar ve intihallerle şiir, öykü ve roman yazan kişilerin ülkemizde ve başka ülkelerde ‘yazar’ kimliğiyle dolaştığını elbette biliyoruz. Bu kişilerin içinde yaşadıkları topluma, insanlığa, insanın kurtuluşuna ve arınmasına tek bir katkıda bile bulunamayacağı herkesçe malûm… Bunlar ancak ve en fazla, birey için bilgi ve fantezi deposu olabilirler. Estetik, sadece bireysel fanteziler ve rahatlamalar için ele alınırsa, okuyucunun yazarın dünyasında ne işi olabilir? Bu durumda okuyucu bireyin, psikologların evrenine sığınarak bu rahatlamayı bir uzmanın elinden almayı seçmesi daha akılcıdır… 

          İstesek de istemesek de binlerce yıldır biliyoruz ki, insan ve sanat politikadan soyutlanamamış ve soyutlanamayacaktır. Politik erklerin sanatı desteklediği, biçimlediği, kontrol altına aldığı, yönlendirdiği ve hatta sipariş vererek yaptırttığı bir insanlık tarihi yaşanmış ve yaşanıyor. Ülkesine, çağına ve ortamına göre değişiklikler gösterse de, istisnalar bulunsa da, gerçek yazarların kafa tutanlar ve muhalefet edenler arasından çıktığı yine de su götürmüyor…

          Yazarlık; yapıtları aracılığıyla yaşamı gözlemleme, kurcalama, gerektiğinde hallaç pamuğu gibi atma ve insanı insanla buluşturma etkinliğidir. Yazarlık; insana geçmişi gösterirken bile, onu gelecekteki ‘güzel’ kurgusuna hazırlamak demektir. Yazarlık; bir 

sorma işidir, bir sorgulama, imleme ve tek bir beklentisi dahi olmadan öteki insan için yanma işidir. Tüm bunları yaparken,  acıyı asla unutturmadan sevinci ve kıvancı anımsatma becerisidir.

          Yazarlık; ana dilde yazma etkinliğidir. Başka dillerden çeviri kokan yazılarla, yine başka dilden konuşan insanların vereceği ödülü bekleme durumu hiç değildir… Salt bu nedenle bile olsa yazarlık; içinde var olduğu, biçimlendiği ve kendisi adına emek harcandığı bir toplumu küçük düşürecek yazılarla paye kazanma yalakalığı asla değildir. Bu yüzden olsa gerek, yazarlık dünyanın en zor ve en onurlu eylemlerinden biridir. 

          Yazarlık; ‘çok satan’ kitaplar üreterek, ünlü ve medyatik bir star olma derdini taşıyanların yakınına bile sokulmayan dürüst bir varoluş biçimidir. Çok satan kitaplar çoğunlukla çabuk tüketilen, okuru nesnel kavrayışa ve sorgulamaya katmayan, sadece basmakalıp reçeteler ve yönlendirmeler sunan kitaplardır. Kısacası bu kitaplar yazarlığın alanına girmedikleri halde, bu etkinliğin jargonundan, olanaklarından, tekniğinden ve okuyucusundan yararlanmaya çalışan başka tür ürünlerdir. 

          Yazarın başat eylemleri yaşamı gözlemlemek, olgu ve olayların görünmeyen yüzlerini kurcalayarak açığa çıkarmaya çalışmak, bakmak yerine görmek, okumak, yazmak, insanın bugününü ve geleceğini ilgilendiren tüm yaşamsal etkinliklere bizzat katılmaktır. İnsanı ilgilendiren yaşamsal etkinlikler elbette pek çoktur, ancak ilk aklıma gelenleri sıralamaya çalışayım: Çevre kirliliğini protesto, savaş karşıtlığı, insan hakları yandaşlığı, katliamlara karşı duruş, silahsızlanma çağrıları, adil ekonomik paylaşım, açlık çeken halklara maddi destek, açlık grevlerini unutturmama, cezaevi koşullarının iyileştirilmesi, sahipsiz çocuklar için örgütlenmeler, işçi ve kadın hakları adına çabalar, sömürgecilik karşıtı eylemler, vb…

          Yazar dünyadaki ve ülkesindeki tüm bu olguları (birbirine entegre ya da değil) uyarım yoluyla en iyi kavrayan kişilerden biri olduğu için, bu birikimini estetik bir biçimde kullanmak konumundadır. Yazarın kullanımı demek, yazınsal bir yapıt meydana getirmek demektir. Bu birikimin yer aldığı yapıtlar okuyucuyu dönüştürdüğü kadar, bir başka yazar adayını da yaratıcılığa davet edecektir. Yani yaşamsal etkinlikleri kendisine dert edinmiş iyi bir yazar bu çok yönlü birikimiyle, salt okuyucu bireyin zenginleşmesiyle yetinmiyor, yeni güzelliklerin ve yaratıcıların ortaya çıkmasına da katkıda bulunuyor…

          Bir yazarın kendini yinelemesi şeklindeki yapay çoğaltıma düşmemesi gerekir. Çünkü klasik üretim ve tüketim alanlarının sessiz kaldığı bölgeleri tarayarak açığa çıkarmanın yolu, özellikle sanat alanının yineleme olgusuna yenilmemesinden geçer. Egemen hiyerarşik alışkanlıkları durmaksızın sorgulamanın yolu, her defasında değişik ya da saklı kalmış oluşumları gün ışığına çıkarmaktır. İnsani duyarlıklar ancak böyle geliştirilebilir. Bu 

duyarlıkları geliştirecek ürünler üretmek yerine, yine ve yeniden aynı şeyleri yazan bir yazarın, ilk etapta takıntılar, sonrasında ise mutsuzluk ve inançsızlık yaratmaktan başka hiçbir işlevi olamaz. 

          Bir yazarın, yapıtlarıyla sorular ve meraklar oluşturması gerekir. Soruları yanıtlamak, merakını gidermek (ve belki de bunlardan yeni sorular ve yanıtlar oluşturmak) adına koşturan okuyucuda benzersiz tat ve güzellikler yaratan bir yazar, insan kişiliği ve doğasının yücelmesine birinci elden katkı sunuyor demektir

          Yazar; yazıya hazırlanırken (bu çok uzun süreç / süreçler olabilir) ya da yazarken, nitel ve nicel yalnızlığını bilinçle oluşturur. Bunun dışındaki tüm eylemleri (yaşamını sürdürmek adına yaptığı ve gelir elde ettiği diğer işi / işleri de dahil) bu yalnızlık olgusundan daha sonra yer alır. (Bu nedenle olsa gerek, gerçek yazarların çoğu açlık ve yoksulluk olgusunu iyi bilen yazarlardır.) Yani, başkaları için birincil derecede önemi olan tüm olgular; yazar için, üretim aşamasında ‘seçilmiş yalnızlık’ sonrası sıraya giren olgulardan başka bir şey olmasa gerek… Hobilerini ve boş zamanında neler yaptığını soramayacağımız ender insanlardan biridir yazar… Çünkü yazarın, yazar olmaktan ve yazarak yaşamaktan başka seçeneği yoktur. 

          O halde yazarlığın bir meslek değil, bir yaşama biçimi olduğunu söyleyebiliriz. Bu yaşama biçimi, yazarın kendisi adına bir seçeneksizliktir. Burada bir paradoks varmış gibi görünüyor: Öteki(ler) için düşünen, kurgulayan, yaratan yazar, yazma edimi sırasında, ‘özgeci’ değil ‘benci’ davranıyor. Ancak bu paradoksu okuyucuların kesinlikle anladıklarını ya da bildiklerini düşünüyorum. Çünkü bu bir özveridir, bu bir çeşit tükenmektir. Yazmak, belki de yazarak tükenmek dışında hiçbir özveri, gerçek yazarın yaşam biçimine uymaz. Sevmesi, yürümesi, bakması, görmesi, unutması, anımsaması, okuması, dinlenmesi, ağlaması, düşünmesi hep yazmasının ön hazırlığı adınadır. Bir bakıma yazmak aşkıyla doğduğuna ve yaşadığına inanan estetik bir meczuptur yazar…

          Bütün gerçek yazarlara selâm olsun… 

Aziz Kemâl HIZIROĞLU

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK