9 C
İstanbul
Perşembe, Eylül 24, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Röportaj YARIM KALAN BİR TÜRKÜ: KÖY ENSTİTÜLERİ VE BABAM MUSTAFA KAYNAR

YARIM KALAN BİR TÜRKÜ: KÖY ENSTİTÜLERİ VE BABAM MUSTAFA KAYNAR

YARIM KALAN BİR TÜRKÜ: KÖY ENSTİTÜLERİ VE BABAM MUSTAFA KAYNAR

  GÜL

Çamlıbel’de bir gül açsa
Uykuları kaçar Bolu Beyi’nin
Çünkü kırmızıdır gül
Halkın ve toprağın uyanışına benzer
Bir değil, bin gül açıyordu Anadolu’da
Ekmeği ikiye bölsen
Aydınlık sesi duyuluyordu halk
Köyleri tutmuştu aşkın ve terin hünerleri 
Bir oldular da Bolu Beyleri;
Kapattılar Enstitüleri

Mehmet Başaran

 Köy Enstitülü bir babanın kızı olarak şimdiye dek bu konu üzerine çok yazı yazdım. Ne yazık ki babamı geçtiğimiz yaz kaybettim. Babam Mustafa Kaynar Çifteler Köy Enstitüsü 1947 mezunuydu. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirmişti. Bana özellikle köy enstitüsü anılarını anlatırken gözlerinin içi gülerdi. Mandolin çalarken, zeybek oynarken ve öğrencilerini çalıştırırken ona hayranlıkla bakardım hep.
 Bugün bu köşede babamın sağlığında köy enstitülerine ilişkin benim sorularımı kendi elleriyle yazıp verdiği yanıtları sizlerle paylaşmak istiyorum.

İkbal Kaynar: Babacığım ben sana ilişkin anıları senden çok dinledim ama başka okurlar da okusun istiyorum. Önce Mustafa Kaynar nasıl bir dünyaya gelmiş, Çifteler Köy Enstitüsü’ne kadar olan süreci öğrenelim senden.

Mustafa Kaynar: 1929 yılında Uşak’ın Ulubey ilçesine bağlı Hasköy’de dünyaya gelmişim. Rahmetli anam “şarakman zamanı dünyaya geldin sen oğlum” derdi. Bizde pekmez kaynatma eylül ayının ilk yarısında yapılır, bu döneme şarakman zamanı denir. O zamanlar doğum işlemleri köy katipleri tarafından yapılıp nüfus idaresine bildiriliyormuş. Bu nedenle nüfus cüzdanımda gün ay yok yavrum. İlkokulu Hasköy’de bitirdim. Okulumuz beş sınıflı ve tek öğretmenli idi. Öğretmenimiz yaşlı fakat çok çalışkan bir kişiydi. Şimdi anlıyorum ki disiplinli ve başarılı çalışmaları ile bizleri çok iyi yetiştirmiş. Bir anımı hiç unutamam, ilkokul ikinci sınıftaydım, öğretmenimiz bir gün sınıfa gözyaşları içinde girip Atatürk’ün öldüğünü söylediğinde hepimiz küçücük yaşımızla çok etkilenmiş ve sınıfça ağlamıştık.

İ.Kaynar: Köy Enstitüsüne gitmen nasıl oldu, nereden haberiniz oldu bu okullardan?

M.Kaynar:1942 öğretim yılı sonunda ilkokulu bitirdim.1940 tarih ve 3803 sayılı yasa ile kurulan Köy Enstitüleri köylerden öğrenci alıyordu. Öğretmenim benim ve köyden iki arkadaşımın Çifteler Köy Enstitüsü’nde okumamız için müracaatımızı sağladı. Ulubey ilçesinde yapılan sınavdan sonra bizleri çağırdılar. İkinci dünya savaşının korkunçluğuyla yaşandığı yıllardı. Köyden yaya olarak beş saat yürüyerek Ulubey-İnay istasyonuna vardık. Uzun bir tren yolculuğundan sonra Eskişehir’e vardık. Bir gece otelde yattık,paramız bitti.Mart ayı başıydı,karlı havada sabah yaya yola çıkıp 51 km. şose yolu akşam vakti sıralarında Çifteler Köy Enstitüsü’ne (Arifiye) vardık. Bizi yeni gelen öğrencileri karşılayan görevli ağabeylerimiz müdürümüz, büyük eğitimci Rauf İnan Bey’in odasına götürdüler. Günün o saatinde müdür odasında idi. Bizi bir önder, bir baba gibi karşıladı. Ağabeylerimize gerekli sözleri söyledi, onlar da bizi önce mutfağa götürdüler, karnımızı doyurdular. Sonra sorumlu bir kişi geldi ve vücut ölçülerimizi aldı. Vücut ölçümüze göre depodan elbiselerimizi getirip giydirdiler. İki üç gün okuyacağımız okulu gezdirip tanıttılar. Daha sonra kayıtlarımız yapıldı. Resmen öğrenciydik artık. Beş yıl okuyup köylerimize öğretmen olacaktık.

İ.Kaynar: Bu beş yıl sana, senin gibi öğrencilere ve dolayısıyla ülkenin eğitim –öğretimine, siyasi, sosyal ve kültürel yapısına çok şeyler kattı. Nasıl bir eğitim-öğretim vardı okulunuzda?

M.Kaynar: Türkiye’de 21 yerde olan köy enstitülerinde öğretmen, sağlık memuru ve ebe yetişiyordu. Köy çocukları kız erkek demeden kıraç topraklara can verip yeşertiyorlar, üretim sağlanıyordu. Bozkırlardan uygarlık fışkırıyordu. Ağaçlar dikilip ormanlar yaratılıyordu. Sebze, meyve, bağcılık, balıkçılık çalışmaları yapılıyordu. Buğday tarımı yapılıyor, tonlarca buğday elde ediyorduk. Hayvan yetiştirilip her şeyinden yaralanıyor, devlete hiç yük olmuyorduk. Kendi okullarımızı kendimiz yapıyorduk. Bunlardan başka kültür sanat çalışmaları çok güzeldi. Herkes bir enstrüman çalmayı öğrenir,öğrendiklerimizi hafta sonu etkinliklerde sergilerdik.Kitap okumak büyük zevkti çünkü her gün okuma saatimiz olurdu.Bizler de yazmaya heveslendirilirdik. Yazdığımız şiirler, öyküleri etkinliklerde okur, paylaşırdık. Ayrıca meslek dersleri vardı seçmek zorunda olduğumuz.Terzilik,dokumacılık,marangozluk,demircilik,inşaat-yapı gibi.Ben demirciliği seçmiştim. Okulumuza Ruhi Su, Aşık Veysel gibi çok değerli konuklar gelirdi. Aşık Veysel iki yıl okulumuzda kalarak bağlama çalmak isteyenlere yardımcı oldu. Buralardan birçok yazar, ozan, yöneticiler yetişti. Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Dursun Akçam, Mehmet Başaran, Behzat Ay, Ali Yüce bunlardan ilk akla gelenler.

 İ.Kaynar: Mezun olduktan sonra öğretmenlik süreci nasıl geçti? Okulda öğrendiklerinizi uygulayabildiniz mi?

M.Kaynar: Mezun olduğum zamanlar öğretmenler öncelikle kendi köylerine veriliyordu. Benim köyümde öğretmen olduğu için bana civar köylerden Çardak İlkokulu’nu verdiler. Askere gidinceye kadar sekiz yıl orada kaldım. İlk gittiğimde başöğretmen vardı. Bana çok yardımcı oldu. Daha sonra o tayin olunca beş sınıflı okulda tek öğretmen olarak çalıştım. Öğleye kadar 1-2-3. Sınıfları,öğleden sonra da 4-5.sınıflara derse girerdim.Enstitülerin eğitim-öğretim sistemi devamlı çalışmak,köy çocuklarını,köy halkını yetiştirmek ve her konuda yardımcı olmak üzerine olduğu için yaz-kış çalıştım.Öğrencileri yatılı okul sınavlarına hazırlamak için kurslar verdim.Okuma yazma kursları yanında köylü vatandaşların dilekçelerini,senetlerini yazdım.İğne yapmayı falan öğrendiğimiz için hastaların iğnelerini de yapıyordum.Bunları yaparken para söz konusu bile değildi.Çocukların yatılı okul kazanmaları benim için büyük başarı ve onur kaynağıydı.Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen köylülerin hakkımda övünç verici şeyler söylemesi,yetiştirdiğim öğrencilerin güzel yerlerde olması benim için en büyük hediye oldu.

İ.Kaynar: Bu arada Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirip ortaokul ve lisede Türkçe ve edebiyat derslerine girdin,1968 yılındaki TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) boykotu ve büyük öğretmen yürüyüşüne katıldın. Emekli olunca da kopmadın siyasi olaylardan. CHP içinde veya yönetimde çalıştın. Günümüz eğitim sistemine de bakıp Köy Enstitülerinin kapatılmasına ilişkin düşüncelerini öğrenebilir miyim?

M.Kaynar: Köy Enstitülerinin kuruluş amacı ezilmeyen, üreten vatandaşlar yetiştirmekti. On beş yılda okuma-yazma bilmeyeni kalmamış bir Türkiye idi hedefi. Altı, yedi yıl süren o coşkulu eğitim daha uzun sürseydi ülkemiz çağdaş bir ülke olurdu. Kafasındaki yasaklardan kurtulamayanlar, köylünün bilinçlenmesinden korkanlar köy enstitülerini kapattırdılar. Kapatılması ardından öğretmen okulları devreye girdi, sonra onlar liseye dönüştü. Kısacası öğretmen yetiştiren kurumların niteliği, kalitesi değişti.Biz de 17 Nisan’larda hayatta kalan öğretmenlerle kuruluş yıldönümünü kutluyoruz eski günleri anarak. Bu kutlamalar bile gittikçe sönükleşiyor. Zaten bu kutlama günleri anma vasıtası değil, çözüm üreteceğimiz günler olmalı. Günümüzde köy enstitüsü modelinden nasıl yararlanılacağı üzerinde durulmalı, demokratik eğitimi gerçekleştirilme yollarına gidilmeli. Neden kapatıldı diye ağlayıp, eleştirmekle yerimizde sayarız yoksa…

ikbalkaynar@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK