9 C
İstanbul
Salı, Eylül 29, 2020

yanalım

bir)

 

yokluğun

elin günün güldüğü

bir kanlı kara deliktir

yutulduğum.

 

yokluğunda

yabancılaşıp emekçi ellerime

uygarlığın zehirli aşı unutmayla

ruhumu doyurdum

 

giyerek

üzerime küçük

çalıntı marşların

çürük nakaratını

tepeden tırnağa

cellâdına âşık

gâvur-müslüman

alevi-sünni

ne mutlu türk

mutsuz kürt oldum

 

sürülüp

benim olmayan cephelere

boğup kardeşlerimi

kardeşlerime boğduruldum

 

bak!

çiğ çığlığımın çığında kaldım!

haydi gel!

 

yokluğun

elin günün güldüğü

bir kanlı kara deliktir

yutulduğum

 

iki)

 

omuzlarına

ateşten kanatlar takan

ömrü bir kurşun saçımı kadar kısalmış çocuğunum

ne şehirli olabilmiş

ne de köylü kalan

haydi gel!

 

gelmezsen

hafızanın askısında

sallana sallana

çürüyecek

baharlara kayıtlı

bu elâ bakış

açlık kadar uzun

uzay kadar sonsuz kalacak kış

böyle birdenbireyken ölüm

böyle birdenbireyken bu kötürüm körkütük yarım kalış

uzatıp kollarını

al o korköpük ak koynuna

aşka doğurup

hayatı emzir bana

dağ çileği kokan

can yongası

göğüslerinden

 

umutlu ninniler söyleyip

uyutmadan büyüt

büyütmeden uyut beni

 

u y u t b e n i ” b e n ” i u / y u t !

 

üç)

 

patron sponsorlu

 

minimalist mütevazi evciklerin

 

avrupai ortopedik

 

devrim döşeklerinde

 

bir elinde yağlı ekmek sokumu

 

bir elinde bal kaymak

 

aşka rağmen aşk adına meşksiz

 

halka rağmen halk adına emeksiz

 

tıkınmak için

 

terli konduların kapılarını

 

yarınsızlığa çalan

 

yüzleri manda derili

 

parolası yanlış

 

pusulası şaşkın

 

tabelası yandan çarklı

 

bütün ”sınırlı sorumlu”lara

 

bu ülkenin en büyük

 

ve en kanlı meydanını gösterip

 

gidişini haykırdım ağaran tana!

 

suskunluğuyla

 

hayra alâmet bir depremi besleyen

 

kabuğuna çekilmiş yaralı halkımın

 

azala çoğala

 

karanlığın böğrüne saplanan

 

”can feda” ların

 

ateşin sağırlaştıran heybetiyle

 

kekik kokuları çalınan al dağların

 

bir zamanlar

 

gökçe bir sevgili gibi

 

kâh nazlı kâh hırçın akan

 

şimdiyse

 

bir zifirî zehirle sızlayan suların

 

zorbaların

 

zulmüyle solan

 

bin bir rengin

 

giysileri eski

 

ayakkabıları delik

 

kurşunlanmış günlerin

 

kaybolan iklimlerin

 

kaybolan mevsimlerin

 

mevsimlerden

 

avuçlarımızdaki nasırları kanatan

 

taşın aklındaki ağır yara

 

yirmi yedi mayıs

 

bin dokuz yüz altmış’ ın

 

bin dokuz yüz yetmiş bir

 

on iki mart’ ın

 

bir mayıs

 

bin dokuz yüz yetmiş yedi

 

taksim’in

 

on iki eylül

 

bin dokuz yüz seksen’in

 

mevsimlerden

 

oratoryosu

 

ve haziranca

 

kaval konçertosu

 

henüz yazılmamış

 

Dersim

 

Çorum

 

Sivas

 

Diyarbakır

 

Maraş’ ın

 

mevsimlerden

 

Filistin

 

Halepçe

 

Kâbil

 

Necef

 

Felluce’ nin

 

mevsimlerden

 

“otuz üç kurşun”un

 

torunu

 

Roboskili

 

otuz dört çocuğun

 

mevsimlerden

 

“makus tâlih”li ortadoğu’nun

 

hıncını topladım

 

topladım

 

kızılcık dallarından yonttuğum

 

sapanıma

 

bütün tonlarını acının

 

çakır gerdanında bu şehrin

harı geçmiş yangınların

közüyüm şimdi!

ne hazin!

sensiz dinsiz kitapsız partisiz!

haydi gel!

küllenmeden kar beni!

 

k a r b e n i ” b e n ” i k a r !

 

dört)

 

haydi gel!

umudumun çiy danesi

gözlerimin sevinç damlası

halayların horonların tanrıçası

karanfil kokularıyla

defne yapraklarına sardığım

düşlerimin ayıp yankısı

günü yutan karanlığa karşı

usul usul ışı beni

 

ı ş ı b e n i ” b e n ” i ı ş ı !

 

beş)

 

taş üstünde taş

baş üstünde baş

kalmamacasına

kimsesiz bırakılmış

dönüş yolları mayınlı köylere

ve

yankısız ağıtlara yazılmış

dağlara karşı

bangır bangır sus beni

 

s u s b e n i ” b e n ” i s u s !

 

altı)

 

haydi gel!

kenetle kor parçası ellerini

nasırı kesik ellerime

bu şehrin

teneke sokaklarında koşturup saklanbaçsız oyunlar oynayalım ağzımızda

kızıl erik fırtınasıyla bir kez daha bölerek

firavunların kırmızıya tetik

tedirgin uykularını

ve yıkarak

tabunun korkudan ayaklarını

kanaya kanaya

kendi etimizden acıyı

can cana aşka çıkaralım

dünyanın bütün sokaklarını

haydi gel!

göğüsleri dağ çileği kokan

üçürcüklü çılgınlığım

sen ”sen”i

ben ”ben”i

unutarak

yürüyelim patikalarımızda

ateşler içinde kalsın dünya

yan ”sen”i

yanayım ”ben”i

sınıfsız bir zamana

uyanalım ”biz”i!

 

uy! yanalım!..

 

b i z i y a n a l ı m!

 

Nevzat Oğuz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK