9 C
İstanbul
Cuma, Eylül 25, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Yağsız Yoğurt

Yağsız Yoğurt

Köyüm hayvancılık yapan bir dağ köyü olduğu için, süt ve süt ürünleri her dönemde ailelerin geçim kaynağı olmuştur. Sütü uzaklara taşıyıp, satmak zor olduğu için, süt genellikle çeşitli süt ürünlerine dönüştürülerek satılıyordu. Daha çok taşınması kolay olan tereyağı-peynir-çökelek gibi katı ürünlere dönüştürülüp satılıyordu. Ürünler köyden Malatya’ya katırla taşınıp, satılıyordu. Bu da nerdeyse bir gece-bir gün gibi uzun bir zamanı alıyordu. Yayladan Malatya’ya katırla gitmek-gelmek, ürünleri satmak hayli zaman alıyordu.

1950’lı yılların sonuna doğru köye süt makinesinin girmesiyle, köyümüzde ‘yağsız yoğurt’ devri başlamış oldu. Sütün yağı alınıp, geriye kalan yağsız sütten yapılan yoğurda halk arasında ‘imansız yoğurt’ adı verilmişti. Aynı yıllarda köyden kentlere göçün artması ile şehir nüfusu artmaya başlamıştı. Nüfusun artmasıyla, lokanta-kahve gibi yerlerin ayran ihtiyacı da bu yağsız yoğurttan elde ediliyordu. Yoğurdu diğer süt ürünleriyle kıyaslayınca, çok zahmetli bir işti. Her aşamada ‘itina-emek-zahmet-çaba’ gerektiren bir uğraştı. Bu nedenle ‘yağsız yoğurdun öyküsünü’ yazmak istedim. Yoğurt, yaylada olduğumuz sırada, sütün bol olduğu zamanda yapılırdı. Süt makinesi her evde yoktu. Hatırlıyorum, yaylada bulunduğumuz birçok yıl yalnız bizim süt makinemiz vardı. Komşular da sütünü bizim makine ile ayrıştırıyordu. Süt makinesinin 50 cm. kadar yekpare metal bir gövdesi vardı. İç içe geçen delikli-küçük metal huni şeklinde ayrıştırıcılar vardı. Bu ayrıştırıcı aparatlara 2 tane çeşme gibi uzun delikli aparat ekleniyordu. Bunlar gövdeye monte edildikten sonra en üste de süt doldurmaya yarayan, tencere gibi bir hafif metal kap ekleniyordu. Makine, yere gömülü bir ağaç kütüğe monte ediliyordu. Makinenin gövdesinde bir metal kol vardı. Kol sürekli çevrilerek çalışması sağlanıyordu. En üsteki tencere gibi olan kaba süt doldurulurdu. Makinenin kolu sürekli elle çevrilerek, sütle yağın ayrışması sağlanıyordu. Çeşme gibi olan deliklerin birinden süt, diğerinden yağ akıyordu. Süt akan delikten daha çok ve akışkan süt geldiği halde, yağ akan delikten koyu ve az miktarda süt geliyordu. Deliklerden akan süt, önlerine konan kaplara doluyordu. Her gün süt sağıldıktan sonra, ilk iş sütü makineyle ayrıştırmakla başlıyordu. Makinenin işi bitince, tüm aparatları sökülüp-yıkanıp-kurutulup-tekrar yerine monte edilirdi. Bu işlem her gün öğlen vakti tekrar edilirdi. Makineden çıkan yağsız süt, ateşte kaynatılır, sitil adı verilen bakır kovalara doldurulur, yoğurt ile mayalanırdı. Bir katır yükü 8–12 sitil arasında değiştiği için, en az 8 sitil yoğurt olmadan satmaya götürme imkânı olmuyordu. Komşulardan ödünç süt alınıp-verilerek yoğurt yapıldığı için, günde ortalama 2 sitil yoğurt çıkarılabiliyordu. Bu durumda ortalama 5 gün yoğurt çadırda, evde beklemiş oluyordu. Yaz günleri sıcak olduğu için, yoğurdun ekşimeden-bozulmadan muhafaza edilmesi gerekiyordu. Bunun için çadırın arka bölümünde, güneşten en az etkilenen bir köşesi yoğurt için ayrılırdı. Bu bölüm 50 cm kadar kazılıp, çukur oluşturulurdu. Çukurun dibine yassı taşlar konurdu. Taşların altındaki toprağa zaman zaman su dökülüp, nemli kalması sağlanırdı. Böylece yoğurt bozulmadan-ekşimeden 5 gün hatta bazen daha fazla çadırda korunuyordu. Sütün az olduğu zamanlarda günde 2 sitil yoğurt çıkmaya biliyordu. O zamanlar bir hafta kadar ancak 8 sitil yoğurt tamamlanabiliyordu. Sitildeki yoğurdun üstü temiz-beyaz bir bez ile örtülürdü. Kaymağın bozulmaması çok önemliydi. Kaymağın üstünde su oluşursa, temiz bezle su emdirilerek alınırdı. Kısacası her gün, yeni bir sitil yoğurt mayalanırken, daha önceki günlerde yapılan yoğurtların da bakımı yapılırdı. 8–12 sitil arasında tamamlanan yoğurt, artık satmaya götürülmek üzere hazırlanırdı.

Yoğurdun Yayladan Malatya’ya taşınması da hayli zahmetli ve incelikle yapılması gereken bir seri işlemde geçmekteydi. Köyün dağlarında ‘Palağ’ adında bir ot bulunuyordu. Bu otun yaprakları enli-uzun-yumuşaktır. Her sitildeki yoğurdun üzeri ikişer tane beyaz bezle örtülürdü. Palağ otu özenle tek tek sıra halinde yoğurdun üzerine konan beyaz bezlerin üzerine döşenirdi. Palağ sitilin ağzındaki boşluğu dolduruncaya kadar özenle döşenir. Daha sonra sitilin geniş olan ağız kısmına dışarıdan çepe-çevre sarılan uzun bir sicim ipin devamı ile sitilin ağzını dolduran palağ otunun üzeri karşıdan karşıya örülürdü. Örme işi düğüm atılarak halı gibi sıkı yapılır. Adeta her santiminde ip geçmektedir. Böylece ipin baskısıyla, ot adeta yoğurda bir kalıp gibi yapışmaktadır. Sitilin sallanmasına karşı yoğurdun bozulmasını engellemiş oluyordu. En sonunda iplerdeki gevşekliği germek için, iplerin arasından geçirilen küçük ince-enli tahtalar sitilin kenarının üzerine gelecek şekilde ayarlanırdı. Tüm yoğurt sitiler bu şekilde sıkıca sarıldıktan sonra sıra çuvallara koymaya gelirdi. Yoğurt için dokunan özel çuvallarla yoğurt taşınırdı. Her çuvala 4 sitil konurdu. Çuvallar keçi kılı ve koyun yünü karışımından yapıldığı için, esneme ve büzülme özellikleri bulunmaktadır. Çuvalın dibine yan yana 2 sitil konurdu. Çuvalın altındaki 2 sitilin üzerine gelecek şekilde, yan yana uzun enli 2 tahta konurdu. Bu tahtaların üzerine gelecek şekilde, çuvalın üst tarafına da 2 sitil yoğurt konurdu. Çuvalın ortası boydan boya 2 sitil arasına gelecek şekilde, dıştan içe sicim ipi ile dikilirdi. Böylece yoğurt sitili çuvalın içinde sabitlenmiş oluyordu. Aradaki tahtalar ve yapılan dikiş ile sitillerin hareket etmesi engellenmiş oluyordu. Diğer çuvala da bu şekilde 4 sitil yoğurt yerleştirilirdi. Katırın her bir yanına bir çuval gelecek şekilde, özenle çuvallar katıra yüklenirdi. Yükleme işi özenle, birkaç kişi tarafından yapılırdı. Çuvallara 8 tane sitil konabilmektedir. Geriye kalan sitiller de, çuvallar katıra yüklendikten sonra, çuvalın dışındaki ön ve arka boşluğuna, palanın üzerine gelecek şekilde palana asılır ve sıkıca bağlanırdı. Çuval dışındaki sitiller küçük de olabiliyordu. En sonunda da katırın tüm yükü büyük kalın yük ipleriyle sıkıca katırın palanına ve katıra bağlanırdı. Bu ipler katırın karnının altından da dolaştırıldığı için, adeta yük katırın gövdesine yapışık gibi sıkı bağlanırdı. Böylece yaklaşık 5–6 gündür emek verilen yoğurt şehre gitmeye hazır hale gelmiştir. Yaylada havanın serinlemesi ve güneşin batmasına yakın yola çıkılırdı. Katırın yuları tutularak, emniyetli ve yavaş yol alması sağlanırdı. Katırın yürüyüşü ve yol alması da çok önemlidir. Katır ne kadar dengeli yürürse, yoğurt o oranda az zarar görmüş olurdu. Sabah erken Malatya yoğurt pazarına varılırdı. Katırın yükü özenle indirilir, yoğurt sitilleri özenle çuvallarından çıkarılırdı. Her sitilin üzeri tek tek açılırdı. Yoğurdun üzerinde sadece en alttaki beyaz bez kalırdı. Pazarda yan yana dizilen yoğurt sitilleri müşteri beklemeye başlardı. Yoğurt satılır, sitiller toplanır, evin sebze-meyve v.b ihtiyaçları alınır; sitillere doldurulurdu. Öğleden sonra Malatya’dan katırla yola çıkılırdı. Dönüşte daha hızlı gelindiği için, gece geç vakit yaylaya dönülmüş olunurdu. Yoğurt çok da fazla bir para etmezdi. Evin ihtiyaçları görülür, geriye de birkaç kuruş kalırdı. Bazen de yoğurt ekşimiş veya sulanıp, bozulmuş olurdu. O zaman da çok düşük bir fiyata vermek zorunda kalınırdı.

Yoğurt yapmak ve satmaya götürmek zahmetli bir işti, ancak bir kere adet olmuştu, öylece devam ediyordu. Sütün yağlı kısmında ise tereyağı çıkarılıyordu.

Kısaca “yağsız yoğurdun öyküsünü” paylaşmak istedim.

Saygılarımla….

Hasan GÜL-Emekli Eğitimci

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK