9 C
İstanbul
Perşembe, Eylül 24, 2020

YABANCI

YABANCI

Onun yüzünü, ilk kez, yakından, bize çiçek verirken görmüştük. Söylenenlerin aksine güleç ve sevecen bir yüzü vardı.

Gizemli bir yaşamı vardı ve yalnızdı. Ya da; kimseyle paylaşmadığını sanırdık yaşamını ve yalnızlığını. Tuhaf bulurduk onu.

O bize göre bir ajandı ya da bir sürgün…

Arkasından çekiştirilmesine karşın, yüz yüze gelindiğinde, ikiyüzlü tavır sergilendiği; kaçmazdı çocuk gözlerimizden.

Kuşlarla, çiçeklerle konuşur, bulutlara bakar şiirler okurdu. Bir de; içerdi hem de iyi içerdi.

Kuşkuyla bakıp geçenlere aldırmadan, geceye türküler söylerdi. Sonra da, tüm mahalleyi uyutur, yalnızlığının hüzünlü dostuyla, sabaha dek baş başa otururdu.

Ara sıra çeker gider, günlerce dönmezdi. Arkadaşlarla bahçesinin önüne gider ondan izler arardık, tahminler yapardık ama geldiği günü hiç tutturamazdık. Sabah sırtımızda okul çantaları ile bahçesinin önünden geçerken ilk baktığımız yer bahçesi olurdu. Çiçekler  bahçedeki masaya sıralanmışlar ve sulanmışlarsa  gelmiştir. Uzun süre onun kim olduğunu, niçin gelip bizim mahalleye yerleştiğini öğrenemedik. Çünkü kimseye sırrını anlattığını işitmemiştik. Mahalleliye bakılırsa garip bir adamdı.

Onu yalnızca çiçeklerinden, bulutlara bakıp şiirler okumasından, dokunaklı türküler söylemesinden ve içerken çiçekleri ile konuşmasından tanırdık.

O hâlâ bizim için oyunlarımıza da kattığımız gizemli bir yabancıydı  ve çocuk yüreğimizle anlayamadığımız bir şey daha vardı. Kimseye zararı dokunmayan bu yabancı misafirliklerde niye çekiştirilip duruluyordu? Ve yaşamı niye kimseyle paylaşmıyor diye düşünüyorduk.Bir sabah bahçedeki masada onu bir kadınla görene dek…

Kimi, onun evlenecek kadar akıllı biri olmadığını, kimi de  ne düğü belirsiz kadınlarla düşüp kalktığını iddia ediyordu.

Biz, çocuklar  onun hakkındaki anlatılanların hiç birine inanmıyorduk. Çünkü kadınlar onun kadar güzel ve kokulu çiçekler yetiştiremiyordu. Erkekler onun kadar dokunaklı türküler söyleyemiyor, şiirler okuyamıyordu. Onu, belki de bu yüzden çocuksu yanımıza yakın buluyorduk.

Akşam yabancının bahçesinde kadınla birlikte söyledikleri türküler  balkonlardaki,avlulardaki sohbeti bölerek geceye yayılırken türkülerin daha da dokunaklı olduğunu, çiçeklerin daha da güzelleştiğini ve yıldızların göz kamaştıran bir parlaklık yaydığını görürdük. Ta ki, yabancının uzun yolculukları başlayıncaya dek…

Çiçekler  yabancı her gittiğinde soluyor, küsüyor  geldiğinde ise yine eski güzelliğine kavuşuyordu. Kadının yüzünde değişmez, hep aynı donuk bir tebessüm bulurduk. Sadece bizimle değil, çiçeklere de ilgisiz kaldığına tanık oluyorduk. Yabancını yolculukları daha da uzadıkça…

Bir gün kadın sürüp sürüştürmüş, takıp takıştırmış sokağı parfüm kokusuna boğarak, pencerelerden bakan gözleri ardında bırakarak çıkıp gitti evden. Geri döndüğünü gören olmadı.

Türküler hüzne büründü. Çiçekler boynunu büktü. Şiirler sustu. Yabancıyı bahçesinde göremeyince çiçeklerin küsüp renk attığını, bulutların savrulup dağıldığını, yıldızların söndüğünü gördük.

Çiçekler küsünce rengini göstermediler. Mahalleyi lavanta kokusundan yoksun bıraktılar.  Bulutlar dağılınca, kavruldu her yer. Yıldızlar sönünce, yasa gömüldü tüm mahalle. Yabancı hakkında çekiştirmeler bitti. Herkes onun şiirlerini, çiçeklerini ve türkülerini özlemeye başladı.

Mahalleli anladı ki; Aynı yağmurda ıslanan, aynı güneşte ısınan, aynı türküye ağlayan insan, insanı tanıması, anlaması, birbirini sevmesi gerekli… Sonra, mahalledeki herkes, bahçesinde, balkonunda çiçekler yetiştirmeye koyuldu. Birbirlerine sürgülü kapılarını açtı, çaylar içilmeye erinç içinde sohbet etmeye, yıldızlara bakıp şiirler okumaya, türküler söylemeye, yabancının geri dönüp gelmesini beklemeye başladı.

Mahalleli kitap okudukça, türkü söyledikçe, fabrikalarda, okullarda, tarlalarda, atölyelerde, kahvelerde anladılar  ki kendileri de birer yabancıymışlar…

Fikret Kemal TEKİN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK