9 C
İstanbul
Çarşamba, Aralık 2, 2020
Ana Sayfa Eleştiri ÜŞÜ... DUYARLI BİR YAZARIN ÖYKÜLERİ

ÜŞÜ… DUYARLI BİR YAZARIN ÖYKÜLERİ

ÜŞÜ… DUYARLI BİR YAZARIN ÖYKÜLERİ

Mehmet ASLAN

Bu çalışmada, Hatice Sönmez Kaya’nın Üşü* adlı öykü kitabını incelemeye çalıştım.

H. S. Kaya, insansal-toplumsal duyarlılığı öne çıkan gerçekçi bir yazar. Onu gerçekçi kılan yönü, ülkemizin yakın, güncel sorunlarını ele alıp işlediği konuların yanı sıra, bu konuları işleyiş biçimidir. Özenli bir dil güzel bir anlatımla, nedenselliğe dikkat ederek, nesnelerin birliğini, zamanın uzamın işlevselliğini gözeterek yazmış öykülerini.

Ülkemizin yakın, güncel sorunlarını ele alıp işlediği bu öyküleri tarihsel bir tanıklık olarak da okunabilir.

Dili, Anlatımı
H. S. Kaya, gelişigüzel bir dille değil, özenle işlenmiş incelikli, yalın bir Türkçeyle yazmış öykülerini. Gereksiz anlatımların olmadığı, hesaplı bir dili var diyebiliriz. Anlatmak istediğini lafı dolandırmadan anlatıyor.

Bu durumu Utanç öyküsünden kısa bir alıntıyla görelim şimdi.
“Giysileri parçalanmıştı.
Yarı çıplak ve bedeni çürük içinde genç bir kadındı bu.
Kasabadakilerin çoktan evlerine çekildiği saatlerde, vadiye bakan yüksek tepeye güçlükle çıktı. Uğradığı sapkınlıkla öylesine örselenmişti ki artık hiç kimse, içindeki onulmaz yarayı iyileştiremezdi…
Umutlarla, mutlulukla gün batımını izlediği tepenin ucundaydı. Uçurumun tam başında…
Çocukluğunda, bahçelerindeki zerdali ağacının dalına sıçrayıp sallandığı geldi aklına. Sallanıp sallanıp atladığı…
Atladı. (…)”

H. S. Kaya’nın yalın, temiz Türkçesine bir örnek de Ali adlı öyküsünden okuyalım.
“(…)
Sergeninde dizilmiş yengeç ayağına benzer ayçörekleri; görücüye çıkmış işçimen kız pozunda Sarıyer Börekleri, hemen yanında, aşk ateşiyle üstü kızarmış, ılık şerbetli, ağız sulandıran ev baklavaları vardı. Bezgin duruşuyla dumanı tüten gözleme, başrole soyunup kurumundan geçilmeyen simit, birbirinden güzel ‘Al/ye/benili’ pasta ve unlu kurabiyelerin arasından, dereotlu poğaçayı seçerek yanına açık bir çay istedim. (…)”

İşlediği Konular
H. S. Kaya, Dilimde Kalanlar öyküsünde, kitapların yarattığı dünyalar içinde yaşayan bir öğretmeni anlatır. Toplumsal duyarlılığı olan bu öğretmen, okuduğu bir romanın etkisiyle kaleme sarılır, bir roman yazar. Romanın her bölümü, “içlendiği konulara ve son yıllarda yaşananlara dönüktü.”r… Doğrusu, benzer durumu yazarın öykülerinde de görürüz. Üşü’deki öykülerde işlenen konulara baktığımızda, H. S. Kaya’nın içlendiği konuları, ülkemizde son yıllarda yaşanan insansal-toplumsal sorunları görürüz.
Ankara Gar toplu kıyımı, 15 Temmuz darbesi, töre sorunu, ataerkil düzen, cinsel saldırı, kadın sorunu, toplumsal yozlaşma, aşk… ele alıp işlediği başlıca konulardır.
Özellikle ataerkil düzen içinde kadının yaşadığı sorunlara özel bir önem verilmiş diyebiliriz. Yazar, kadın sorunlarını işlerken, olup biteni göstermekle yetinmemiş, olası olanı da sezdirmiştir. Olan, kadının ataerkil düzen içinde örselenmesidir. Yazar, kadının, ona biçilen bu tutsak yaşamı elinin tersiyle iterek, kendi yaşamını kendi özgür iradesiyle belirleyebileceğini gösterir.

Öykülerindeki insan
H. S. Kaya, tipik olgularla tipik karakterlerle bizim insanımızın gerçekliğini göstermiş öykülerinde. Onun öykülerinde; bir yanda, küçük burjuva bilincini kırıp, toplumdaki haksızlıklara, teröre, gerici eğitime, doğa kıyımına karşı bir savaşımın içine giren, Yücel gibi sorumlu yurttaşlar; öte yanda, şükretmeyi ağızlarından düşürmeyen, uysal, düzene uyumlu, işini-ekmeğini yitirmemek için yaşanan haksızlıklara sessiz-duyarsız kalan insanlar… Bir yanda, erkek egemen düzen içinde, emeği, bedeni sömürülen, insanca yaşama hakkı elinden alınan Huriye gibi insanlar; öte yanda, Huriye’nin kocası, babası, ağabeyleri gibi, ataerkil düzenin sürdürücüsü insanlar… Bir yanda, kendi yaşamının öznesi olup özgürce yaşayanlar; öte yanda, rahat bir yaşam uğruna başkasının biçtiği tutsakça yaşamı yeğleyenler… Bir yanda, yaşadığı sorunları umudunu yitirmeden dirençle aşmaya çalışanlar; öte yanda, sınav sonucunu, iş başvurusunun sunucunu, emekliliğini, sevdiklerinin gelmesini, güzel-mutlu bir yaşamı bekleyen, yaşamda hep beklemek zorunda kalan insanlar…

Nedensellik-Nesnelerin birliği
Gerçekçi yazarların ayırıcı özelliklerinin başında, öykülerini nedensel ilişkiler içinde örmeleri, öykülerdeki nesneleri ise, hem işlevli hem de öykünün akışı içinde birlik oluşturacak biçimde kullanmalarıdır.

H. S. Kaya, öykülerini nedensel ilişkilerle örmüş; nesneleri hem işlevli, hem de birlik oluşturacak biçimde kullanmıştır.

Yasaklı Gülüşler öyküsünde; babadan kalma kırık dökük “ev” ile kırık camlı “pencere” nesneleri işlevlidir. Anlatıcı karakter, belediyenin evi yıkacağını öğrenince, yıllar sonra babadan kalma kırık dökük eve gelir. Çocukluğunun, ilk gençliğinin geçtiği evdir burası. Evi gezerken, kırık camlı pencerenin önünde durur. Geçmişi anımsar… Gizli aşkının tanığıdır bu pencere. İlk gençliğinde, âşık olduğu komşu kızı Zehra’yla bu pencereden bakışmıştır.

Beni Bir Gün Olur Elbet Ararsın öyküsünde, “fotoğraf” nesnesi öne çıkar. Anlatıcının amcası Hakkı Bey, onu görmeye gelen yeğenlerine, dolapta sakladığı bir fotoğrafı gösterir. Fotoğrafta, asker giysiler içinde kendisiyle genç bir kadın vardır. Bu kadın, savaşta yaralanıp öldü diye bırakıldığında, onu, evine taşıyıp iyileştiren Ermeni dul kadındır. Bir süre birlikte yaşadığı bu kadını yıllar geçse de unutamamıştır. Kadına duyduğu aşkı, sevgiyi yüreğinde sakladığı gibi, fotoğrafı da kilitli dolapta saklamaktadır.
Hakkı Beyin ölümü sonrası amcasının evine gelen anlatıcı, dolabın açık olduğunu görünce fotoğrafı sorar. Gizli bir aşkın nesnesi olan fotoğrafın, öykünün sonlarına doğru yeniden gündeme gelmesi, öyküde nesnelerin birliğini oluşturur.

Bebek öyküsündeki “çiçek” nesnesi… Hacer bebeğini yitirince yıkılır. Onu yaşama bağlayan bağını yitirmiş gibi duyumsar kendini. Avluda oturduğu yerden kalkarken, sarı bir çiçeğin üstüne bastığını fark eder. Ezilmiş yapraklarını eliyle düzeltip, canlandırmaya çalışır çiçeği. Toprakla yanlarını besler, sular. “Artık yeni canları, güzellikleri yaşatmak bir borçtu.”

Öyküde çiçek nesnesi işlevli kılınmıştır. Bebeğini yitirdiği için yaşama küsen karakteri, yeniden bağlar yaşama. Ona yeni bir erek verir.

Değneği Bende Kaldı öyküsündeki “değnek” nesnesi işlevlidir. Salih, mahallenin deli gözüyle baktığı bir çocuktur. Değnekle oynamayı sevdiğini bildiği için, babası ona, ucu çatallı sağlam bir değnek yapar. Bu değnekle oynayıp duran Salih, günün birinde ortadan kaybolur. Bir kaç gün boyunca bulunmaz.

Anlatıcı karakter, Salih’in kanalda akan suda oynamayı sevdiğini bildiğinden, unu bulma umuduyla kanala yönelir. “Dönemeçteki büyük taşa takılı değneğini” görür. Salih suda boğulmuş olarak bulunur.

Yazarın, andığımız öykülerindeki gibi, diğer öykülerinde de nesneleri işlevli bir biçimde kullandığını görürüz.

Uzam-Zaman
H. S. Kaya’nın öykülerinde, gerek uzam gerekse zaman, karakterleri hem tinsel hem de bedensel yönden etkileyecek biçimde işlevlidir.

Uzamdan başlayalım.
Yasaklı Gülüşler öyküsünde, uzam, anlatıcının doğduğu ilçedeki babadan kalma kırık dökük evleridir. “(…) Onca yıl aradan sonra, babadan kalma bu kırık dökük evi, belediyenin yıkacağını öğrenince gelmiştim ilçemize. Çocukluğumun, ilk gençliğimin geçtiği bu sokakta değişen, zamanın anılarını saklayan harap evlerdi. Son günlerini bekleyen evimize ve odamıza girer girmez duygulandım. (…)”

Anlatıcı karakter, evin içinde dolaştıkça, küçükken ona büyük gelen odanın küçüklüğüne şaşırır. Büyüklük algısının yaşa göre değiştiğini görür.

Karakterin ilk gençliğinde yaşadığı gizli aşkın izini de görürüz bu evde.
“(…) tam karşımızdaki eve baktım, duruyordu. Terk edilmiş bu evin, kırık camlı penceresiydi, gizli aşkımın tanığı…”

Aşktan kalan bu iz, evin yıkılmasıyla birlikte yok olacaktır.

Düşleri Yorgun öyküsünde, uzamın hem nesnel, hem de öznel boyutunu görürüz.
Ev temizliğine giden Huriye, çalışma yoğunluğunun yorgunluğuyla yaz sıcağında oruçlu olanın etkisi birleşince, dayanamaz bayılır. “(…) Köyünde, kiraz toplarken buldu kendini. İri, kırmızı, sulu taneleri koparmak için çabalıyor ama ne denli zorlasa da uzanamıyordu dallara. (…)”

Karakterin bu algısı, öznel uzamda olduğunu gösterir bize.

Gözlerini bir sağlık merkezinde açmasıyla yeniden nesnel uzama döner.

Yazarın, karakteri öznel uzama götürmesi nedensiz değildir. Bu kısacık gidiş, Huriye’nin, kent yaşamının insanı bunaltan koşuşturmasına ayak uyduramadığını, köyünün, doğanın dinginliğini aradığını görürüz.

Görüldüğü üzere, yazar, karakterlerle onları çevreleyen uzam arasında, nedenselliğe dayalı işlevli bir ilişki kurmuştur.

Zamana geldikte…

H. S. Kaya, uzam gibi, zamanı da işlevli kullanmıştır. Çoğu öyküsü, geriye dönüşlerle ilerler, boyutlanır. Geriye dönüşler nedensiz değildir. İşlenen konunun açımlanması içindir bu dönüşler. Örneğin; Utanç öyküsü, Saniye’nin canına kıymasıyla başlar. Sonrası yazar, geriye dönüşle, karakteri ölüme iten nedeni gösterir. Öykünün sonlarına doğru yeniden bugüne dönüp, karakterin ölümünden sonra yaşananları gösterir.

Yasaklı Gülüşler öyküsü, bugün-geçmiş (dün)-bugün zaman diliminde gelişir. Karakter, yıkılacak eski evlerini görmeye gelir. Evde gördükleri, anılarını anımsatır. Anılar onu geçişe (düne) götürür. Eşinin aramasıyla yeniden bugüne döner.

İzlek
H. S. Kaya’nın her öyküsü belli bir izleği somutlaştırır. Öykülerdeki izleklere baktığımızda ise, yazarın, genel kaygısını görürüz.

Yasaklı Gülüşler ile Beni Bir Gün Olur Elbet Ararsın öyküleri, aynı izleği dile getirir: Yıllar aşkın izini siler mi, silemez.

Aşk öyküsünde izlek; aşk, yaşamanın anlamı; yaşamı yaşanılır kılan.

Armağan öyküsünde izlek; başımıza gelen kötülükleri, acıları umutla dirençle aşabiliriz.

Ayrılık öyküsü: Başkasının sana biçtiği tutsak yaşamı elinin tersiyle it. Kendi yaşamını kendin çiz.

Değişen Kimdi öyküsü: Rahat yaşam uğruna başkasının biçtiği yaşamı yaşayanlar, kendi yaşamını yaşayamazlar.

Kumrulardan Dinledim Türkümü öyküsü: Kabuğuna çekilip, ne kendine ne de başkasına yararı olmayan bir yaşamın içinde debelenme… Kendini özgür, iyi duyumsadığın bir yaşamı yaşa. Bu öyküdeki bir diğer izlek; yaşamı anlamlandıran en büyük güç; sevgi, paylaşım, emektir.

Ali öyküsü: Kapitalist düzen; saf, temiz, dürüst insanların düzeni değil; üçkâğıtçıların, “emek vermeden başkasının sırtına yüklenen insanlar”ın düzenidir. Böylesi bir düzende, Ali’ler yitip gider.

Sığıntı öyküsü: Savaşta, yoksullukta en büyük bedeli çocuklar öder.

Umut öyküsü: Tüm olumsuzluklara karşın, insansal tutum, sevgi… umudu yaşatacaktır.

 

*Hatice Sönmez Kaya, Üşü, Kanguru Yayınları, Nisan 2017

-Bu yazı, Deliler Teknesi dergisi Eylül-Ekim 2020 (83.) sayısında yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

ÇOCUKLARIMIZ İÇİN YAZACAĞIMIZ HER CÜMLEDEN SORUMLUYUZ

     “ÇOCUKLARIMIZ İÇİN YAZACAĞIMIZ HER CÜMLEDEN SORUMLUYUZ”      Çocuklarımızı hayatın gerçekliğiyle örtüşmeyen içinde mistik, uhrevi, doğa üstü yaratıklarla dolu olan kurgusal metinlerle nasıl geliştireceğiz?”...

Şiir Enkazında Şair Duruşu

Şiir yaşamın kendisi olma iddiasını taşısa da birebir yaşamı karşılamaz. Çünkü imgelerle kurgulanan gerçeklik var olanın dışındadır. Bu dışarıda olma durumu şiirin kendine özgü...

ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜ DEDİNİZ!

ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜ DEDİNİZ! Demokrasi kültürünü geliştirme adına “Cumhuriyetten Bugüne Demokrasi ve Onun Gücünü Oluşturan Enstrümanlar”  konulu bir söyleşiye gitmek üzere Erol’la meydanda buluştuk. Söyleşi öncesi...

Cemal Özçelik Bern Belediye Meclisi’ne Aday

İsviçre’nin başkenti Bern Belediye Meclisi seçimlerinde Sosyal Demokat Parti’den aday olan Cemal Özçelik ile okuyucularımız için bir röportaj gerçekleştirdik. Gençliğinde Derik’te sabah Kur’an, öğleden sonra...

SON YORUMLAR

Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK