9 C
İstanbul
Salı, Eylül 22, 2020
Ana Sayfa Eleştiri Teması Olmayan İnsansız Şiir

Teması Olmayan İnsansız Şiir

Teması Olmayan İnsansız Şiir

Şiir günümüzde gitgide aynılaşıyor. Kalıp kokuyor. Aynı tarz şiirler her yanda, sağda da solda da. Bugün şiirde tematik zenginlik bitmiştir. Ozanların şiir kitabını elimize alıyoruz içinde 250 ve biraz yukarısı şiir çeşidi var başlıyoruz okumaya ne görüyoruz şiirinin büyük bir çoğunluğu anı tema içermektedir. Küçük sözcük ve imgelerle şiir neredeyse aynı gibi. Bugün adına kaba bir ifade olacak ama boş boş sözcüklerin etrafında dolanmak denir. Yeri gelmişken Küçük İskender’in şiirlerini buna örnek verebiliriz. Küçük İskender’in ardından Haydar ERGÜLEN, Veysel ÇOLAK, Özkan MERT, Efe DUYAN’I sayabiliriz.

İkinci yenicilerin ve günümüzde öne çıkarılan çoğu şairler hep aynı şiiri yazıyorlar. –Benim oğlum inşaat okur döner döner tekrar okur– denir buna halk dilinde.

Özkan MERT’in şiirlerini okuduğunuzda yüzde yetmişi mücadele ve ajitasyon şiirleridir. Veysel ÇOLAK’ı şiirlerini okuduğumuzda ise tam tersi bir durum var. Mücadelenin yetersizliğini ön plana alırken kötümser ve karamsar bir tablo çizerek şiiri karanlık bir dehlizin içine hapsetmektedir.  Şiirlerinde bu tekrarlar onu edebi bir metin olmaktan alıkoymaktadır. Her şiirin bir çağrıştırıcı özelliği olmalıdır. Halk dilinde –vıdı vıdı – etmemelidir ozan şiirinde.  Küçük İskender’i de bu kategoriye rahatlıkla koyabiliriz.

Buradan hareketle şairleri küçük düşürdüğümü düşünebilirsiniz ama niyetim o değil şiire dair söyleyecek şeyleri olanların –eteklerindeki taşları düşürmesi gerek- yoksa sağda solda dedikodu üreterek bu gerçekliğe ulaşamayız. Saydığım bu tarz şiir yazan şairlerin şiirlerinde tematik zenginlik neden yaratılamıyor. Bunu okurla ve şair dostlarımızla tartışmak ve belki ön açıcı olacak önerilerle bir yolculuğa çıkmak ve çıkarmak bizleri.

Sanat insan merkezlidir.  Mayakovski’ninde dediği gibi, – sanat dünyayı yansıtan bir ayna değildir, dünyayı biçimlendireceğiniz bir çekiçtir.-

Sanatçının birincil görevi yaşadığı çağın insanının çelişkili ve çatışkılarıyla bütünlüğü içinde vermektir. Bunu verebilmek için şairin/yazarın kültürel birikimi yetkin olmalı en önemlisi yazar topluma insani olarak yönelmeli. Çağımızın insanını tüm çıplaklığı ile göstermelidir. Eleştirimize konu yaptığımız yazarların tematik zenginliğin içine girmediği/giremediği için çağımızın insanlarını bize göster(e)miyor.

Tematik şiiri birçok kimse bunu sorun olarak görmedi ya da temayı kaçırdı. Buna ilginç bir örnek verebiliriz.  Yıllar önce Ahmet Necdet, -tematik şiir antolojisi- çıkardı. Bu kitapta Nazım Hikmet’in   –salkımsöğüt – şiiri doğa temalı şiirlerin arasındaydı. Gülünç bir durumdu oysa burada işlenen tema ölüm temasıydı. Bir devrimcinin ölüm anlayışı. Bu kitapta böyle yanlışlar vardı.  Tema üzerine bir kitabı sevinçle elime alıyorum üzüntüyle kapatıyorum. Tema sorunu günümüz yazarının üzerine hiç düşünmediği bir sorunsal.  Bu kitapta aşk teması bölümünde, özgürlük temalı şiirler var, özgürlük temalı bölümde, aşk temalı şiirler.

Şöyle bir durumda var.  Adam aynı cümleyi şiir içinde farklı kullanarak veriyor. Bunu bir tema gibi görüyor oysa bu dil oyunu boş gevezelik. Aynı söyleme veya temaya yakın onlarca aynı şiirden yazıyor. Sonra beğenmemizi bekliyor.  Buna benzer şiirler ve şiiri bu temelli işleyen ve yazan şairler hayli çok.  Şiirde şunu istiyorum, bana beni anlatsın. İçinde kendimi bulayım. İfade edemediğim ama ozanın bunu yalın bir çıplaklıkla ifade ederek benim önüme koymasını istiyorum. Şiirden uzaklaşma şiirin insandan koparılması, şiirin bitmesi dediğimizde bunu anlamak lazım.

Tolstoy’un Anna Karenina’sını gelişigüzel okumuşsanız, bu romandaki aşk temasının Rus toplumundaki karşılığını göremezsiniz. Aşkın özgürleşmeyle içiçe olduğunu gösteren muhteşem bir romandır. Bu romanda biz aşkın Rus toplumundaki toplumsal karşılığını görürüz. Bu roman aşk ve özgürlük ilişkisi üzerinden gider. Ya, Dostoyevski’nin Budala’sına ne demeli ? Prens Mişkin utangaçlığı çekimserliği ile aşkına ifade edememesiyle görürüz. Yüzlerce yıldır çile kültürüyle şekillenmiş din anlayışının bedensel hazları nasıl red ettiğini görürüz. Prens Mişkin de şekillenen utangaçlık çekingenlik bedensel hazlarını ortaya koyamama rahatsızlığıdır. Dostoyevski, –Budala- romanında çile kültürüyle şekillenen dinsel insanı savunsa da, bize gerçekçi bir şekilde dinselliğin yaratmış olduğu insanın aşk anlayışını gösterir.

Fakat biz felsefe alanında aşk anlayışını bilmiyorsak. Bu romanları okumamıza yazmamıza gerek yok. Sokrates’in aşk anlayışını bilmiyorsak, Kant’ın özgürlük anlayışını, Marks’ın ekonomi politiğini, Nietcshe’ nin irade anlayışını. İşte tema bunlarla birlikte varolur.

Bunun yanında kendini ve toplumu sürekli sorgulamak ve gözlemekle oluşur tema. Kendi sorgusunun toplumsal sorgu içiçe olduğunu göremeyen yazar nasıl bir tema oluşturabilir. Tema bir vicdan olgusu ile gelişir. Vicdansızın teması, sorgulanma olmadığı için olmaz.

Şiirde sürekli imgenin öne çıkarılmasının en önemli nedeni temanın kendisinin pek tartışılmamasıyla ilgili birazda. Günümüzde tema üzerine pek tartışılma yapılmaz iken sürekli şiirde imgenin öne çıkarılmasının nedeni, şiir üzerine pek düşünmemek diyebiliriz. Şairlerin toplumsal sorunları hiçlemesiyle, temanın yok edilmesi içiçedir. Böyle bir ortamda şairin temadan daha çok şiirin bütünlüğü içinde koparttığı imgeyi öne çıkarması olağandır. Tema tartışmak yerine imgeyi tartışması şairin şiirin güdüklüğünü gösterdiği gibi şiirin olumsuz halini gösterir.

Kısacası hayattan kopmak, insandan kopmaktır.

Tema sorununun bir yanına da, biçim ve içerik hikâyesiyle bakmak lazım. Attila İLHAN ve Hasan Hüseyin KORKMAZGİL’in şiirleri tek biçim gibidir. Bu anlamda kalıp kokar derler. Şiirlerine baktığınızda hemen farkedersiniz hep aynı biçimdir. Buna rağmen şiirleri tematik zenginlik içindedir. Attila İLHAN her türlü insanı dramı işler şiirlerinde. Şiirlerine baktığınızda geniş sorgulanmış insani sorunları görebilirsiniz. Kalıp gibi dursa da bütünlüklü bir bakışı, tematik sorgulanmaları görebilirsiniz. Bu anlamda biçim içeriğin net görünmesini sağlar. Hasan Hüseyin’in şiirlerinde ise kalıp kokuyor sanısına rağmen şiirimizde çok nadir görünen dil zenginliğiyle karşı karşıya kalırız. Bu dil zenginliği bize estetik bir haz verir. Bunun yanında ekonomi politik bakış bu biçimle birlikte daha rahat görünüm sağlar. Bütünlük içindeki şiir bizim insana dair geniş bakmamızı sağlar. Bu iki şairde birincil amaç temanın ortaya net çıkartılacağı biçimle yazmaları. Onlarda biçim içeriğin açığa çıkartılmasına yarar. Bu anlamda kalıp gibi görünen ve yer yer eleştirilen biçim bizi fazla rahatsız etmez. Bu biçimler eskilerden gelen divan ve halk edebiyatı eşleştirilmesine imkan vermez.

Günümüz şiiri, bilakis İkinci Yeni şiirini takipçisi şiir, daha çok biçimi öncül eden bir şiir. Şiirde tema üzerine pek düşünmeyen bir şiirdir. Bu şiirde biçem kaygısı, önde olsa da ve deneysel şiirin çok çeşitli örneklerini verseler de, tema hep göz ardı edilmiştir. İkinci Yeni şiiri gibi, İkinci Yeni şiirin takipçilerinin biçim birincil sorunu olmuştur. Bu yüzden bu şiirlerde tema sorunu olmadığı için, insan sorgulamasını ve sanatsal bütünlüğü göremeyiz. Yine bu şiir geleneği içinde yoğun bir biçim araması olsa da şiirleri kalıp kokar. Çünkü şiirlerinin çoğu bilinen bir temanın tekrarıdır. Gerçi buna tema demek ne kadar doğru o da ayrı tartışmadır. Birbirinin benzeri karamsar, kötümser şiirler yığınıdır. Bu anlamda Haydar ERGÜLEN’in şiiri sürekli bir kavramın etrafında dönenir durur ama şiirin tematik sorunu olmadığını rahatlıkla anlarız.

Veysel ÇOLAK ve benzerlerinin kötümser ve karamsarlık duygusuyla doğru dürüst tematik sorunu olmayan şiirlerdir. Biçim farklılıkları olsa da birbirine yakın şiirlerdir. Şiirde kalıp kokuyor dediğimizde o şiirin yarattığı rahatsızlıktan daha fazladır bu şiirin yarattığı rahatsızlık. Çünkü kalıp dediğimizde biçime yönelik bir işaret gibi anlarız. Aynı temanın farklı biçimlerde sürekli yinelenmesi de, bir çeşit kalıptır. Günümüz en büyük dramı budur. Bu sıkıcı, estetik haz yaratmayan, tema üzerine hiç düşünülmeyen, temanın red edildiği bu şiir geleneğidir. Bu şiire temasız şiir, insanı sorunu olmayan bütünlüksüz şiir diyebiliriz. Yani toplumsal sorunları görmeyen şiir, toplumu umursamayan şiir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK