9 C
İstanbul
Perşembe, Eylül 24, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Deneme SÜRÜ YOL DUVAR VE YILMAZ GÜNEY

SÜRÜ YOL DUVAR VE YILMAZ GÜNEY

SÜRÜ YOL DUVAR VE YILMAZ GÜNEY
Yılmaz Güney’in sinema anlayışını belirleyen en önemli etmen 1965lerden sonra başlayan devrimci siyaset. Yılmaz Güney THKP-C, THKO, TİKKO Devrimci siyasetinin takipçisidir. Siyasi yazılarını okumak yeterlidir. Bunun yanında üç önemli filmi Yol, Sürü, Duvar bu siyasal zeminin yansımasıdır. Yılmaz Güney büyük sinemacı ve sanatçı yapan önemli yanlardan biri bu düşünceyi ve öfkeyi doğru kavramasıdır. Bu üç film 1970 lerin devrimci siyasetinin özeti gibi.
Sürü’de Yılmaz Güney’in anlattığı bir kürt aşiretidir. Kendi yaşantısından çıkarmış bu aşiretlerin içinde yaşamış biri. Bu aşiret kıl çadırıyla bir göçer aşiretidir. Ülkemizde öyle bir algı oluşturuldu ki sormayın bütün göçer aşiretler Türk aşiretleri gibi verildi. 1910’lardan sonraki resmi tarih yazımlarında bir aşiret göçer aşiretiyse kesin Türk aşiretidir sanısı uyandırıldı. Oysa bu gün hala göçer olan Kürt aşireti var. Sonradan ortaya atılan kart kurt yazısı da bu söylemi desteklemek için yazılmıştır. Anadolu’da, Mezopotamaya’da hazarlar’da göçerlik hiç bitmemiştir. Göçerlerin yarısı Türklerse diğer yarısı ise Ermeniler, Kürtler, Çingeneler, Perslerdir. Tarih yazımı bunların hepsini Türk olarak gösteriyor ne yazık ki. Doğrusunu söylemek gerekirse bu bölgede hiç bir zaman göçer aşiretler eksik olmuyor, milattan önceden günümüze kadar göçerlik yapan aşiretler var. Doğru dürüst göçerlik üzerine çalışma yapılmadığı için sorun netleşmiyor. Göçer aşiretin temel özelliği toprağa bağlılıktan daha çok sürüye bağlı olmasıdır. Bunun yanında fazla toplumsal baskıyı hissetmeden dağlarda yaşamasıdır. Göçebelerde bitmeyen bir ateş vardır. Su ısıtılır, yemek yapılır, ip boyanır, sütten yoğurt yapılır ama ateş hiç sönmez. Ateş bütün aşiretin ortak kullanımıdır. Köylük yerde ise su ve mera ortak kullanımdır. Ama ateşin etrafında masallar mitler anlatma hikayesi ya da ortak masallar ve mitler çıkarma eylemi ateşle ilgili gibi. Masalları ve mitleri coşkuyla dinleyen insanlar.

Sürü’de sürekli bir def çalma hali vardır. Defi erkekler çalar. Oysa defi kadınlar çalsaydı tarihsel karşılığı tam oturacaktı. Tarih boyunca def kadının elinden düşmemiştir. Selefiye islamın gelişmesiyle birlikte def kadından erkeğin eline geçmiştir. Yine de trajik bir etki yaratmak için defi kullanması güzel. Sürü’de Elazığ ve Arguvan ağzının özelliklerini kürtçe söylenen ezgilerde rahatlıkla görürüz. Duvar’da ise sürekli arkadan gelen arabeks müzik vardır. Bu müzik öyle güzel kullanılmış ki, sömürüyü ve zorbalığı olumlamak için kullanılmış. Duvar’da yine devrimciler spor yaparken Avusturya işçi marşını okuyor. Bu marşın o an içinde kullanılması muhteşem. Yılmaz Güney anlıyoruz ki yetmişlerin devrimci kültürünü marşlarına kadar biliyor. Yani bir siyasal haraketi kapsayan marştan yola çıkmıyor hepsini kapsayan ortak bir marştan çıkıyor.
Sinemanın temsil sanatlarından biri olmadığı, insanı doğrudan doğada, çevresinde, ortamlarında, düşüncelerinin akışı içinde hareket halinde bir varlık olarak resmedebildiği, doğayı bizzat seyircinin beynine iletecek bir cihaza –imaj-kadraj-montaj– sahip olduğu, bu sayede yalnızca “düşünülebilir” olmakla kalmayan, “düşünmeye zorlayan” bir içeriğe doğrudan ifade kazandırabileceği fikri, sinemanın ilk dönemlerinde bu işi ciddiye alan sinema adamlarını, Gance’ı, Eisenstein’ı, Vertov’u sürekli olarak ziyaret etmiş olan bir düşünceydi. Öyle ki, sinemadan hem bir “kitle sanatı” olacağı, hem de düşünebilir belirlenmemişlik olarak kafalara, beyine bir Heidegger’in deyişiyle bir “noo-şok”, bir akıl şoku verebileceği, bunu sosyal ve politik işlevselliğe kavuşturabileceği umuluyordu. İşten sinemanın erken döneminin amacı: düşünceyi şoklamak, beyine, kortekse imajların hareketini, titreşimlerini doğrudan vermek. Ulus Baker Yılmaz Güney yazısına girişte bunları Yılmaz Güney’i doğru anlamamız için. Sonra Yılmaz Güney’e dair devam ediyor. Doğrudur Yılmaz Güney sinemasının güçlü bir şok edici etkisi vardır. Yılmaz Güney çelişki ve çatışkıları öyle bir şekilde açığa kor ki, aslında her gün gündelik hayatın içindedir. Ama biz bu durumu burjuva ideolojisinin yoğun etkisi altında göremeyiz. Bu anlamda ideolojinin nasıl kullanıldığını görmemiz acısından önemlidir. Yılmaz Güney’in sineması burjuva ideolojisini paramparça eder.
Yılmaz Güney’in bu üç filminde bütün sahneler her şey ile sorgulanmış bir şekilde bize sunulmuştur. İlk bakışta bir arkaik toplum yansıtılmış sanısı oluşabilir bizde oysa burjuvazinin üstünü örtüğü ya da örtmeye çalıştığı gerçeklik bizi şok eder. Burjuvazinin yoğun sömürüsünü, yalanlarını, baskısını açıklığıyla ortaya kor. Gelin bazı sahneler üzerinden gidelim Yol’daki esrar sahnesi hapishanelerin nasıl denetlendiğini gösterir. Aslında parası olan her şeyi elde eder hapishanelerde. Bu durum hala devam ediyor. Türkiye’nin bütün hapishanelerinde parası varsa hiç sakınmadan esrarını içer. Hatta özel odasında krallar gibi yaşar. Hapishanelerin ticarethane olarak görünmesi yeni bir hikaye değil yani. Orhan Kemal’in 72.inci Koğuşu gerçekçi çizgi olarak Yılmaz Güney’le kucaklaşır. Çocuklar soğan patates doğrar hapishane mutfağında ve çocuklara tecavüz edilir ispiyonculuk görevi verilir yeni suçları işlemesi sağlanır. Çocukların hiçbiri topluma faydalı bir insan olarak çıkamaz hapishaneden. Bu gün hapishaneler hala bu işlevi görüyor. Az suçla giren çıktığına daha büyük suçlara doğru yol alır. Çoğu hırsızlık, uyuşturucu, yankesici çetesi hapishanelerde oluşur hala.

Duvar’daki sağdan say hikayesi ülkemizin baskılandırılmış hikayesidir. Askerde ve hapiste emir komuta zinciri biraz da sağdan say hikayesinin içindedir. İki üç kişilik koğuşlarda bilene sağdan say hikayesi uygulanır. Diyarbakır mamak bayrampaşa vebenzeri zindanlarında devrimciler bu tekmile ve uygulamaya karşı çıktıkları için yüzlerce kere dayak yediler. Çok film izledim belki gözümden kaçtı belki dikkat etmedim. Şu badanalı ağaçlar hikayesi askerler spor yaparken görürüz badanalı ağaçları. Askeriye ve hapishaneler hala badanalı ağaçlarla doludur. Askeri gardiyanı tutsağı bu badanalarla denetler sistem bu badanaları da hiç bitmez. Hapishanelerin ve askeriyelerin bitmeyen bitleri gibi. Bütün toplumu disiplinize etmenin sanki ağaçlarda yansısıdır. Yılmaz Güney sinemasında dekor ve kostüm yer seçiminin önemi varolan çelişki ve çatışkıları ortaya çıkarmak içindir.
Yılmaz Güney yetmişlerdeki devrimci siyasetin sinemada dışa vurumudur. Sadece bu toprakların değil dünyanında kabul ettiği önemli bir sanatçıdır bence. Ülke topraklarımızda yaşanan faşizmi sömürüyü anlatmak için gereken sinema anlayışını doğru uygulamıştır. Yılmaz Güney’in Endişe filmindeki haykırış çocukluğumdan beri duyduğum tedirgin edici haykırıştır. Bu topraklarda görünmek istenmeyen acılarını dertleri ve halkların çığlığıdır o. Yılmaz Güney Yol filminde Kürdistan tabelasını kullandığı için vatandaşlıktan çıkarılır. Aynı şekilde ‘keje’ ismini kullandığı için baskı görmüş ve sansürlenmiştir. ‘Keje’ sonra eşkıya filmiyle gerekli olan değer verilmiştir yetmişlerde yasaklı ‘keje’ doksanlarla yeniden ortaya çıkar. Kürt sorununu sinema sahnesinde tartışan ve tartıştıran önemli bir sanatçıdır Yılmaz Güney. Yılmaz Güney’in filmlerinde ki coğrafya Kürdistan coğrafyası olmuştur. Yılmaz Güney öykücü, senarist, oyuncu, sinemacı, hem bilge, hem savaşçı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK