9 C
İstanbul
Salı, Eylül 29, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Deneme ŞİİRE DAİR ÖNERİLER

ŞİİRE DAİR ÖNERİLER

GOTTFRİED BENN – MODERN ŞİİR NE DEĞİLDİR?*

4.0.2

Alman şair Gottfried Benn (1886 – 1956) dışavurumcu şiir içinde anılan adlardan biri. Seçme şiirleri Türkçe’ye de çevrildi. Bu yazısı Şubat 1961’de Türk Dili’nin Şiir Özel Sayısı’nda yayımlanmıştı. İlkin yazıyı özetlemeyi düşündüm ama kısa olduğunu göz önüne alarak tümünü aktarmayı uygun buldum. Yararlı olacağını, kimi yerlerinin de pek çok kişiye aşina geleceğini sanıyorum. Çeviri dili haliyle 1960’ların dili, olduğu gibi aktardım.

***             
… Şimdi bana öyle geliyor ki siz şunu soracaksınız: Peki, modern şiir nedir, nasıl olur? Ben buna olumsuz yoldan karşılık vereceğim, yani modern şiirin ne olamayacağını açıklayarak.

Ben size tanımaya yarayan öyle dört belirti göstereceğim ki bunların yardımıyla siz kendiniz, bundan sonra 1950’de yazılmış bir şiirin, zamanla – özdeş olup olmadığını ayırt edebileceksiniz. Örnekleri tanınmış antolojilerden alıyorum. Bu dört belirti şunlardır:

1) Yükleme – tasvir (das Andichten). Örnek: “Anızlı Tarla” başlıklı şiir. İlk dörtlük :

“Serili penceremin önünde çıplak tarla
Sallanırdı saplar yaz yelinde önceleri
Dolgun başakların kalıntılarında
Besleniyor şimdi köyümün serçeleri.”

Üç dörtlük böylece sürüp gidiyor, sonra dördüncü ve son dörtlükte Kendi’ne dönüyor şair. Dörtlüğe şöyle başlıyor:

“Gelir kendi hayatım gözlerimin önüne”

Ve devam ediyor.

Önümüzde iki nesne var. Birincisi tasvir edilen cansız doğa, sonra da şaire dönüş; o şair ki şimdi içtenleşmekte ya da şimdi içten olduğunu sanmaktadır. Yani tasvir edilen nesne ile tasvir eden kişinin ayırt edilip karşılaştırılmasından doğan bir şiir bu. Dış süsler ile iç ilişkiden doğan bir şiir bu: Bu şekilde lirik özü belgelere yaslamak, inanın, bugün için pek ilkel bir tutumdur. Şair, Marinetti’nin tanımladığı “detruire le Je dans la literature” (edebiyatta Ben’i yok etmek) cümlesine bağlanmasa bile bu yöntemle bugün eskimiş etkisi bırakır. Şu var ki, bu örneğe göre ortaya konmuş nice görkemli Alman şiirleri bulunduğunu da hemen eklemeliyim, örneğin Eichendroffun “Aylı Gece”si, ama o şiir yazılalı yüzyılı geçeli hanidir.

2) İkinci belirti, GİBİ’dir. Bir şiirde kaç tane “gibi” geçiyor, dikkat edin lütfen. Gibi veya sanki ya da -e benzer, -cesine! Bunlar yedek yapılardır, çokluk avara kasnak. “Türkülerim yuvarlanır altın ışınları gibi güneşin — Benzer bakır damlarda güneş bronz bir süse — Yolu bağlı sellerce titrer benim şarkılarım — Issız gecelerde çiçek misali — İpeklerce solgun — Tıpkı bir zambaktır, acar aşk — Bu, “Gibi” -anlamdaşı sözler, her zaman için görüntüde bir gedik açarlar. Bir yere kadar gelir, karşılaştırırlar, ama tam bir oturtma değildirler. Şu var ki burada da “gibi” ile yazılmış yaman şiirler bulunduğunu sözüme eklemek zorundayım. Rilke büyük bir “Gibi Şairi” idi. En güzel şiirlerinden biri olan “Archaischer Torso Apollos”un dört kıtasında üç kere “gibi” kullanmıştı, hattâ gerçekten de beylik “gibi”lerdi bunlar: Ayaklı şamdan gibi, yırtıcı hayvan postu gibi, bir yıldız gibi. “Blaue Hortensie / Mavi Ortanca” şiirinde ise dört kıtada dört “gibi” buluyoruz; örneğin: bir çocuk önlüğünde gibi, eski mavi mektup kâğıtlarında gibi — Her neyse, Rilke yapabilirdi bunu, ama ilke olarak şunu bilesiniz ki bir “Gibi”, her zaman şiire bir öykülemenin, bir yüzeydeliğin girmesi anlamına gelir. Dil gerilmesinin bir gevşemesi, yaratıcı şekil değişimciliğin (tansformation) bir güçsüzlüğü demektir.

3) Üçüncü belirti ise daha zararsızdır. Şiirlerde ne kadar renk adı kullanıldığına bakınız. Kırmızı, erguvan, opal beyazı, gümüşi, gümüşümsü, kahverengi, yeşil, turuncu, gri, altın sarısı… Şair, bunlarla özellikle gür ve hayal dolu bir etki yapacağım sanıyor anlaşılan. Sanıyor ya, bu renkler sadece klişe sözlerdir, gözlükçülerle göz hekimlerinin yanıdır yerleri; işte bunu unutuyor. Yalnız bir renk var ki, söylediklerime pişman eder beni: Mavi. Bu konuya ilerde döneceğim.

4) Dördüncü belirti, tanrısal eda (der seraphische Ton) ‘dır, Gürül gürül başlamak; ya da çabucak şıpırdıyan pınarlara, çalan harplara, güzel gecelere, sessizliğe varmak, öncesiz halkalar, küre yuvarlaklığı, mükemmellik, olanca hızla yıldızlara ve benzeri toplu-duygulara erişmek; çocukluk, okuyucunun duyarlığına ve yufka yürekliliğine yöneltilmiş ucuz bir spekülâsyondur. Bu göksel tutum, yeryüzündekinin ele geçirilmesi değil, ondan kaçıştır. Büyük şair, büyük bir gerçekçi’dir, gerçeklerin hemen yanı başındadır, gerçekleri yüklenir, yeryüzündendir; efsanedeki topraktan yaratılmış bir ağustosböceği, Atinalı bir böcektir o. Gizli ve güç varılabilecek, göksel-tanrısal şeyleri gerçeğin katı temeline serpiştirir, bölüştürürken alabildiğine kollayışlı davranır.

Şu halde bundan böyle bir şiirle karşılaşırsanız elinize bir kurşun kalemi alınız, bir çapraz sözler bilmecesi çözer gibi inceleyiniz; Tavır, Gibi, Renk ve Tanrısal Eda! Kısa zamanda kendiniz bir yargıya varacaksınız.

*Türkçesi: Behçet Necatigil

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikiçerdeki düşman
Sonraki İçerikSahile İniyorum

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK