9 C
İstanbul
Çarşamba, Eylül 30, 2020
Ana Sayfa Eleştiri SARI ÇİZMELER... SINIFSAL BİLİNCE YENİ BİR SOLUK

SARI ÇİZMELER… SINIFSAL BİLİNCE YENİ BİR SOLUK

SARI ÇİZMELER… SINIFSAL BİLİNCE YENİ BİR SOLUK

Mehmet ASLAN

İlkel toplumdan uygar topluma geçtiğimizden bu yana sınıflı toplumlarda yaşıyoruz. İnsanın bu tarihsel süreci, Marks ile Engels’in de vurguladığı gibi, bir sınıf savaşıdır aynı zamanda. Artı ürüne el koyma kavgasıyla başlayan bu süreç, kapitalist sömürü düzeninde şiddetini arttırarak sürüyor.

Sınıfsal savaşım, ilk sınıfsal yapıların ortaya çıkmasından bugüne, farklı alanlarda, farklı biçimlerde yaşandı, yaşanıyor. Kanımca,bu alanların önde geleni sanattır… Tarih boyunca sanatçılar, bilinçli-bilinçsiz belli bir sınıfın ideolojisini (bakışını, düşüncesini) estetize ettiler. Egemen sınıflardan yana olan sanatçılar yapıtlarını oluştururken, egemen dili kullandılar. Düzenin; örtücü, gizleyen, çarpıtan diliyle oluşturdukları yapıtlarında; yaşamı, insanı… düzenin istediği biçimde yansıttılar.

İnsanın önüne düzenin gerçeğini koyan bu sanatçılara karşıt olarak; insanı, yaşamı tüm yönleriyle gerçekçi bir biçimde, düzene karşıt bir dille yansıtan sanatçılar hep var olmuş, günümüzde de var olmayı sürdürmektedir.

Egemen düzen, kendinden yana olanı desteklerken, kendine karşıt olanı dirsekler. Sarı Çizmeler[1]  öykü kitabını okursanız, yazar Leyla Civil’in, düzenin destek verip; “yürü ya kulum!” diyeceği yazarlardan olmadığını görürsünüz. Emekten, emekçiden yana tutumuyla, gerçekçi bir dille oluşturduğu öykülerinde, sınıfsal bilince yeni bir soluk getiriyor.

Sarı Çizmeler, gerçekçi öykülerden oluşan bir yapıt. Bu yazımda, Sarı Çizmeler’i gerçekçi kılan boyutları, yapıttan yola çıkarak göstermeye çalışacağım.

Yazarın Dili
Leyla Civil’in dili, gerçekliği açık seçik gösteren, yalın, anlaşılır bir dildir.

Yazarın dilinin bir özelliği de, öykülerini konuşma diliyle yazmış olması… Her dem taze, canlı olan bu dil, onun elinde yoğrulur, bir esneklik, bir kıvraklık kazanır. Dilin bu özelliği, öykülere konuşma dilinin sıcaklığını, sesini katarken; öyküleri yazı dilinin durukluğundan kurtarmış.

Leyla Civil’in dili, egemen kapitalist düzene karşıt bir dildir. Onun dili, emeğiyle yaratan, yaşamı yeniden üretip yaşanılır kılan, güzelleştiren sınıflardan; işçiden, köylüden yana bir dildir. İşçiden, köylüden yana bir dille öykülerini yazması, yazarı, bu sınıfları idealize etmeye itebilir, bu da yazarın yarattığı öyküleri gerçekçi olmaktan uzaklaştırabilirdi… Neyse ki bu tuzağa düşmemiş yazarımız. Öykülerinde, işçinin, köylünün; çelişkilerini, eksikliklerini, açmazlarını, çatışkılarını… görmezlikten gelmemiş. Bu sınıfların gücünü gösterdiği oranda, güçsüzlüğünü de gözler önüne sermiş.

Bir yazarın, yapıtlarını düzenin diliyle yazmamasının önemi nedir…

Şu bir gerçek, kapitalizm bir sömürü düzenidir. Bu düzende, emeğiyle yaratanlar sömürülür. İnsan türü; kendine, başkasına, içinde yaşadığı topluma, doğaya yabancılaşır. Paranın başat değer olduğu bu düzende, her şey, insan ilişkileri bile, metalaşır; alınıp-satılır duruma getirilir. Düzenin diliyle yapıtlarını oluşturan yazarlar, düzenin bu gerçekliğini gizler, düzenden yana başka türlü gösterir. Böylece, sömürülen sınıfların, yabancılaşmanın içine sokulan insanın gerçeği görmesi engellenmiş olur.

Leyla Civil, düzenin diliyle gizlenen bu gerçeği, düzene karşıt diliyle açık seçik gösterir okura. Böylece okur; Sarı Çizmeler öyküsünde, kapitalist düzenin işleyişinden ötürü, köylünün emeğine, mülküne nasıl el konduğunu, nasıl mülksüzleştirildiğini, nasıl toprağından koparılıp madene inmek zorunda bırakıldığını, adım adım nasıl ölüme itildiğini; Aras’ın Kahraman Babası öyküsünde, düzenin, aynı sınıftan insanları nasıl birbirine kırdırttığını; İş, Ekmek, İşçilik öyküsünde, düzenin aynı sınıftan insanları nasıl birbirine düşürdüğünü, bencil çıkarları uğruna sınıfına “ihanet” eden küçük insanların konumunu; İshak Baba öyküsünde, emeğiyle güzellikler yaratan işçinin, yarattığı güzelliklerden nasıl yoksun yaşadığını; Bizi Bize Kırdırtıyorlar öyküsünde, düzenin sürgit devamı için, bilinçli bir savaşımın içindeki insanların nasıl işkenceden geçirildiğini, uğruna savaşım verdikleri toplumdan nasıl koparıldığını, birbirine nasıl kırdırtıldığını görür.

İşlediği Konular, İnsanlar
Leyla Civil duyarlı bir yazar… Bu duyarlılığın göstergesi, öykülerinde ele alıp işlediği insani (toplumsal) sorunlardır. İnsana yabancılaşan “yazar”ların öne çıktığı bir zamanda, insandan yana tutum almak, insanın sorunlarını kendi sorunu olarak görmek, önemsenmesi gereken bir tutumdur.

Gelelim, Leyla Civil’in öykülerinde ele alıp işlediği insana…

Yazar, başta Sarı Çizmeler öyküsü olmak üzere, birçok öyküde; kapitalist düzende emeği sömürülen, mülksüzleştirilen, açlıkla ölüm arasında bir yazgıya tutsak edilen işçi, köylü sınıfından insanları… Aras’ın Kahraman Babası öyküsünde, Türk-Kürt yapay çatışmasında birbirine kırdırtılan, aynı yazgıya tutsak işçi sınıfından insanları…İş, Ekmek, İşçilik öyküsünde, bir yanda, kapitalizme karşı emekten yana sınıfsal bir savaşım veren; öte yanda, bencil çıkarları uğruna kendi sınıfına “ihanet” eden insanları…İshak Baba öyküsünde, emeğiyle yarattığı güzelliklerden yoksun yaşamak zorunda bırakılan işçileri…Göç öyküsünde, yerinden yurdundan göç etmek zorunda bırakılan, kentte zorlu bir yaşamı yaşamak zorunda kalan insanları…Bizi Bize Kırdırıyorlar öyküsünde, düzene karşı bilinçli bir savaşım verdiği için cezaevine kapatılan, işkence edilen insanları…Sığınmacı öyküsünde, savaşın yerinden yurdundan savurduğu insanları…Umut öyküsünde, her türlü olumsuzluğa karşın, umudunu hep diri tutan insanları… Çelişkilerin yarattığı çatışmalar içinde, kendini, yaşamını sorgulayan; yanılgı içinde geçen bir yaşamın, kendinde yarattığı düş kırıklıklarını yaşayan; aşkının peşinden gitmeyip, geleneğin ona biçtiği yazgıyı yaşayan; toplumsal önyargıyı kırıp, aşka kapı aralayan vb. insanları görürüz.

Nesnelerin Birliği
Güzel sanat yapıtları, nesnelerin estetik düzenlenmesiyle oluşur… Böylesi yapıtlarda nesneler işlevlidir. Leyla Civil’in öykülerine bu açıdan baktıkta, nesneleri işlevli bir biçimde ele aldığını görürüz. Onun öykülerinde işlevsiz bir nesneye rastlanmaz. Bu durum, Sarı Çizmeler’deki öyküleri gerçekçi kılan bir öğedir.

Öykülerdeki nesnelerin işlevli kullanımına birkaç örnek görelim şimdi.

Sarı Çizmeler öyküsünde, “üzüm bağı”, “sarı çizmeler”, “soğuk hava deposu” işlevli nesnelerdir.

Sadık’ın evlilik kredisi karşılığında, bankaya “ipotek” ettirilen bağ, borç ödenemeyince bankaca el konulur… Yazar, burada, “üzüm bağı” üzerinden, kapitalist düzende köylünün mülksüzleştirilmesini, mülkiyetin el değiştirilmesini gösterir…

Öyküde “sarı çizmeler” nesnesi, işçi sınıfını simgeler. Madende yaşamını yitiren işçilerin bedenleri gibi, sarı çizmeleri de kömür karasına bürünmüştür. Bu karalık, kapitalist düzende işçi sınıfına biçilen yazgıdır.

Geçmişte sandık sandık meyvelerin saklandığı “soğuk hava deposu”, şimdi madencilerin cesetleriyle, tabutlarıyla doludur.

Umut öyküsünde, “elmalı tarçınlı kek” nesnesi, umudu simgeler.

Yol Ayrımı öyküsünde, “sardunya çiçeği” işlevlidir… Yazar, “sardunya çiçeği” ile karakterin(Tülay’ın) yaşamı arasında bir ilişki, bir koşutluk kurar öyküsünde.

Bu durumu öykü üzerinden görelim şimdi.

Tülay, bir ofiste çalışmaktadır. Patronu Cenker Bey, önüne bir ev, bir araba anahtarı koyarak, kapatması olması için öneride bulunur. Yoksulluktan sıyrılıp, rahat bir yaşama kavuşma isteği, öneriyi kabul etmeye iter Tülay’ı. Kimseye bir şey sezdirmeden ailesinin evinden ayrılır. Evden çıkarken, kendi elleriyle ektiği sardunya çiçeğinden çiçekli bir dal koparıp çantasına koyar. “anı diye aldığı tek şeydir bu sardunya.”

Tam burada, anı olarak alınan çiçeğin öykünün devamında işlevli olarak yeniden karşımıza çıkıp çıkmayacağına bakmak gerekir. Yapıtın, burada öykünün, gerçekçi olması için nesnelerin hem işlevli hem de birliğinin sağlanması zorunludur.

Yıllar sonra bir akşam Cenker Bey’in gelmesini bekleyen Tülay, saatlerce süren bu bekleyişte zaman geçirmek için kitap okumak ister. Kitabın kapağını açar açmaz “kurumuş bir sardunya çiçeği” çıkar karşısına.

Çiçeğin yeniden karşımıza çıkması, nesnelerin birliğini sağlar öyküde.

Çiçek, Tülay’ı alıp geçmişe götürür, verdiği kararı sorgulamaya iter.

Nesne ayrıca, (simgesel bir dille) ailesinin evinde yeşerip çiçeklenen Tülay’ın, nasıl kuruduğunu da gösterir okura.

Nedensellik
Bir yapıtı gerçekçi kılan öğelerin başında nedensellik gelir. Bütün gerçekçi yazarlar gibi, yazar Leyla Civil de yapıtını nedensel ilişkilerle örmüş. Bir örnekle, yazarımızın nedenselliği nasıl kurduğunu görelim şimdi.

Sarı Çizmeler öyküsü… Sadık’ı madene, ölüme iten süreç…

Yazar bu süreci, nedensel ilişkileri adım adım örerek gösterir öyküsünde. Öyküde bu sürecin hem bireysel (öznel), hem de toplumsal (nesnel) nedenini görürüz. Bireysel neden, Sadık’ın evlenmek istemesidir. Toplumsal neden olarak, kapitalist düzenin işleyişini gösterebiliriz.

Şimdi bu süreci özetleyelim.

Sadık, bir buçuk yıldır nişanlıdır. Kızın babası, “Bağ bozumundan sonra düğünü yapmazsanız nişanı atarım” diye tutturur. Sadık da evlenmeyi istemektedir. Üzümler satılacak, parasıyla yapılacaktır düğün. Bağ bozumu sonrası üzümü satın almaya gelen tüccar, ürünü ucuza kapatmaya çalışır. Baba inatçıdır. “Tarlaya döker ezerim, yine de sana o paraya vermem” deyip, tüccarı kovar bağdan. Üzülen oğlunu avutmak için de;“Ülen Sadık sen hiç üzülme, kredi çeker yine yaparım ben senin düğününü.” Der. Bunun üzerine, bankadan kredi çekilir, karşılığında üzüm bağı “ipotek” ettirilir.

Yazar, Sadık’ı madene, ölüme iten süreci adım adım örer.

Kış boyu kar, yağmur düşmez toprağa. Ekinler cılız kalır, büyümez. Ürün alınmaz o yaz. Buna karşın bankanın kredi ödemeleri gelmiştir. Krediler ödenemeyince, banka bağa el koyar. Olayların bu duruma gelmesinde kendini suçlar Sadık. Bunun üzerine madene yazılır. Haftasında çalışmaya çağrılır.

Uzun nişanlılık dönemi… Kızın babasının çıkışı… Sadık’ın evlenmek istemesi… Tüccar… Babanın inadı… Kredi… Kışın kurak geçmesi… Taksitlerin ödenememesi… Bankanın bağa el koyması… Suçluluk duygusu… Madene iniş… Sonrası gelen ölüm… Öyküde bütün bu süreç, nedensel ilişkiler içinde gösterilir.

Çatışmalar
Gerçekçi yapıtlar çatışma üzerine kurulur. Çatışma, bir çelişkinin varlığından doğar. Çatışmanın varlığı, yapıta canlılık katar, diri bir akış kazandırır.

Yazar Leyla Civil, öykülerini çatışma üzerine kurmuş.

Öykülerindeki çatışma türlerini şu biçimde sıralayabiliriz:
-Sınıfsal çatışma
-Sınıf içi çatışma
-Sınıfsal çatışmayı gizleyen Türk-Kürt çatışması
-İkili çatışma
-İç çatışma.

Öykülerden yola çıkarak, bu çatışma türlerini örnekleyelim.

Sınıfsal çatışma… Leyla Civil’in iki üç öyküsü dışında, geri kalan bütün öykülerinde sınıfsal çatışmayı görürüz. Onun öykülerindeki aşk da, sevgi de sınıfsal çatışmanın izini taşır.

Sınıfsal çatışmaya en iyi örnek, Sarı Çizmeler ile İshak Baba öyküleridir.

Sarı Çizmeler öyküsündeki sınıfsal çatışmaya yukarıda değindik. İshak Baba öyküsüne geldikte… Kapitalist burjuvanın egemen olduğu bir düzende, işçi İshak, “(…) öteki işçilerle birlikte, çıkarılacak olan iş yasasının haklarını elinden almasına karşı yürüyüşe (…)” katılır. Yürüyüş sırasında polisle itiş kakış yaşanır. Birkaç işçi öldürülür. İshak, suçsuz olmasına karşın, tutuklanır, yargılanır, cezaevinde beş yıl tutulur.

Egemen düzen, bilinçli-bilinçsiz kendine karşı mücadele eden insanları cezaevine tıkmıştır. Koğuşta,İshak gibi, henüz sınıfsal bir bilince erişmemiş işçilerin yanında, belli bir bilince erişmiş “(…) hukuk, iktisat öğrencileri (…)” de bulunmaktadır. Kitap okuyarak okumasını geliştiren İshak, sermayenin, işçinin, emeğin ne olduğunu bu öğrencilerden öğrenerek, sınıfsal bir bilinç kazanır.

Cezaevi sonrası, uzun yıllar bir şirkette inşaatçı olarak çalışıp yaşamını sürdüren İshak, birlikte çalıştığı, henüz kendi sınıfsal bilincine erişmemiş Hasan gibi işçilere, içinde bulundukları düzenin çelişkilerini göstererek, sınıfsal bir bilinç kazandırmaya çalışır. Sermaye sınıfına saraylar inşa edip, kendisi kölelik koşullarında yaşatılan işçinin kurtuluşunun, ancak bilinçli bir mücadeleyle kazanılacağını bilir çünkü.

Kitapta, sınıf içi çatışmayı İş, Ekmek, İşçilik öyküsünde görürüz. Bir yanda, insanca bir yaşam adına, erdemli bir tutumla kendi sınıfından yana olan Eylem’ler; öte yanda, bencil çıkarları uğruna, kendi sınıfına ihanet eden, ispiyoncu Bekir’ler… Bu çelişkinin varlığı, sınıf içi çatışmanın nedenidir.

Aras’ın Kahraman Babası öyküsünde, aynı yazgıyı paylaşan madencilerin, Türk-Kürt yapay çatışmasıyla nasıl birbirine düşman edildiğini görürüz.

İkili çatışmaya örneği, İş, Ekmek, İşçilik öyküsünden görelim.

Öyküde çatışmanın nedeni, babanın kızını artık okula göndermek istememesidir. Elvan, babasına karşı çıkıp, okumak istediğini söyler. Kızın diklenmesi, babayı sinirlendirir. Elini kaldırıp, kıza doğru yöneldiği sırada;
“(…)
– Dokunma çocuğa! Okumak istiyor, (…)” diyen annenin sesi duyulur.
“(…)
– Okula yollayalım da, abinin kızı Eylem gibi, (…)
– Yeter artık! ‘Eylem, Eylem, Eylem… Eylem kötü bir şey yapmadı. Senin, benim, bizim gibilerin hakkını savunmaktan başka’ (…)
– Onun için mi şimdi hapiste. (…)
– Sen anlamazsın. (…)
– İki-üç kitap oku, ağzın laf yapsın, dikil patronun önüne; ‘işçilerin hakkı, güvencesi, insanca yaşam’ de, o da vursun kıçına tekmeyi…
– Sen el etek öptüğün halde yemedin mi kıçına tekmeyi?
– İleri gidiyorsun.
– Asıl sen ileri gidiyorsun. Konumuz kızın okula gitmesiydi.
– Gitmeyecek!
– Gidecek!
– Gitmeyecek!
– Gi-de-cek!!! (…)” Çatışma, öykü boyunca sürer.

Kitapta iç çatışmaya en güzel örneğiYol Ayrımı öyküsünde görürüz.

Yoksulluktan sıyrılıp, rahat bir yaşama kavuşma isteğiyle, patronu Cenker Bey’in kapatması olan Tülay, ilkin ona sunulan olanaklarla rahat bir yaşam sürer. Ne var ki bu rahatlık kısa sürer. İlk zamanlar, belli günlerde düzenli olarak yanına gelen Cenker Bey, belli bir zaman sonra gelmez olur. Bu durum, verdiği kararı, yaşadığı yaşamı sorgulamaya iter Tülay’ı… Bir akşam, beklediği Cenker Bey gelmeyince arabasına atlayıp, sabahın ilk ışıklarına dek dolanıp durur…

Yazar, Tülay’ın yaşadığı iç çatışmayı bakın nasıl gösterir.

“(…) Lüks araba dört yol kavşağı bir yere gelince, duruverdi birdenbire. Arkasındaki arabalar, uzun uzun kornaya bastılar… Ama önlerindeki araba yerinden kımıldamadı bile. Düşünüyordu Tülay… ‘Geriye dönemem, ileriye gidemem, burada da uzun süre duramam…”

Öykülerdeki Sınıfsal Bakış
Yazıma başlarken, insanlık tarihinin aynı zamanda bir sınıf savaşımının tarihi olduğunu da belirtmiştim. Düzenden yana karşı gerçekçi yazarlardan farklı olarak, gerçekçi yazarlar, yapıtlarında toplumsal bir varlık olan insanı ele alırken, onun sınıfsal konumunu göz ardı etmeden işlerler.

Sınıfsal bakış, sanatta insanı, yaşamı doğru yansıtmanın temel özelliğidir.

Sarı Çizmeler’deki öykülere baktığımızda, Leyla Civil’in öykülerini sınıfsal bir bakışla yazdığını görürüz. Bu durumu iki öyküden yola çıkarak örnekleyelim.

Sarı Çizmeler öyküsünde yazar, tekil bir aile üzerinden, köylü sınıfının tüccar, banka eliyle nasıl mülksüzleştirildiğini gösterir… Mülksüzleşen köylü madende çalışmak zorunda bırakılmış, böylece işçileşmiştir.

Yazar, Aras’ın Kahraman Babası öyküsünde ise, etnik yapıları öne çıkartılarak birbirine düşmanlaştırılan insanların, gerçekte, ortak bir yazgıyı paylaşan aynı sınıftan insanlar olduğunu gösterir.

Toplumsal Çözümleme
Gerçekçi yapıtlar, toplumsal bir çözümleme sunar okura. Böylece okur; insanı, toplumu daha iyi anlar.

Leyla Civil’in öykülerinde, insana, topluma ilişkin pek çok çözümleme çıkartırız.

Sarı Çizmeler öyküsünde, feodal düzenden kapitalist düzene geçişle birlikte köylünün durumunun daha da kötüleştiğini öğreniriz. Yedi kuşağı doyuran topraklar, artık doyuramaz olmuştur toprağı ekip biçeni… Öyküde ayrıca, özel mülkiyetin varlığını sürdürdüğünü, mülkiyetin kapitalistlerden yana el değiştirdiğini; köylünün, banka-tüccar eliyle mülksüzleştirildiğini öğreniriz.

Aras’ın Kahraman Babası öyküsünde, Türkiye’de egemen düzenin aynı sınıfın insanlarını nasıl birbirine kırdırttığını görürüz. Kimliklerine göre ayrılıp birbirlerine düşmanlaştırılan bu insanlar, maden ocaklarında aynı yazgıyı paylaşırlar.

İş, Ekmek, İşçilik öyküsünde, kapitalizmde işçi sınıfı ailesine düşen payın sıkıntılı bir yaşam olduğunu görürüz.

İshak Baba öyküsünde, Türkiye’de kapitalist düzenin, hakları elinden alınan işçi sınıfının demokratik hak arayışına karşı hoşgörüsüzlüğünü görürüz. Öyküde ayrıca, işçilerin, emekleriyle yarattıkları güzelliklerden yoksun yaşatıldıklarını görürüz.

Bizi Bize Kırdırıyorlar öyküsünde, Türkiye’de egemen düzenin nasıl korunduğunu görürüz. Düzene karşı çıkan insanlar, düzenin sürgit devamı için birbirine kırdırılır, cezaevine kapatılıp işkenceden geçirilir.

Sığınmacı öyküsünde, savaşın insanlar üzerinde yarattığı yıkımı görürüz.

Son Söz
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Leyla Civil, gerçekçi bir yazar. Yazdığı öykülerde gerçekçi öyküler. Gerçekçi yapıtların insan için önemi şurda:“Kagan, gerçekçi yapıtlar insanı ‘manevi’ açıdan yetiştirir, der. İnsanın manevi açıdan yetiştirilmesinin anlamı nedir.

Bunun anlamı Lukacs’ta var. Gerçekçi yapıtlar, Lukacs’a göre ‘(…) hepimizin düşünce ve duygularımızı bugünkü yoksunlaşmadan kurtarabilir.”[2]

Leyla Civil’in Sarı Çizmeler yapıtı, insanı tinsel yönden geliştiren bir yapıt.

Dipnot:
1. Leyla Civil, Sarı Çizmeler, Siyah Beyaz Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2018
2. Cengiz Gündoğdu, Gerçekçiliğin Estetiği, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2016

-Bu yazı, Çağdaş Türk Dili Dergisi Haziran 2019/376. Sayısında yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK