9 C
İstanbul
Cumartesi, Eylül 26, 2020

RÜZGÂR

RÜZGÂR 

Al yanaklı kadınla ok kirpikli adam kafeteryadaki masalardan birinde oturuyordu. Kadının bakışları uzaktı, erkeğinki yakın. Kadın öfkeli, kırgın; erkek şaşkın, çaresiz…
Sol taraftaki açık pencereden giren ılık rüzgâr ikisinin de saçlarını karıştırıyordu.
“Ne olur eve dön!” diyordu ok kirpikli adam.
Kadın,
“Asla!”
“Sensiz yapamıyorum. Üstelik çocuklar da var.”
“O çocukların önünde dövmedin mi beni?”
“Çok üzgünüm. İçkiliydim, affet ne olur.”
“Daha önce de böyle demiştin.”
“İşte içki içince ne yaptığımın farkında değilim.”
Yanlarına garson geldi.
“Ne alırdınız?”
Adamın gözleri parıldadı.
“İki pasta.”
Kadın kaşlarını çattı.
“Pasta istemem, hiçbir şey istemem.”
Adam aldırmadı.
“Siz iki pasta getirin lütfen, yanında da kola olsun.”
Garson gidince adam kadına tatlı tatlı gülümsedi.
“Canım, sen pastayı çok seversin.”
“Canım deme bana!”
“Ama sen benim canımsın.”
“Öyle, onun için kötü davranıyorsun!”

Kafeteryanın önündeki trafiğe kapalı alana işçiler toplanmaya başladı. İçerdekiler merakla onlara baktı.
“Korsan eyleme benziyor, birazdan olay çıkacak.” dedi pencere kenarında oturan adam.
Diğeri kalktı, yanlarına gidip ne olduğunu öğrendi. Geri dönerken arkadaşı ona,
“Dertleri neymiş?” diye sordu.
“İşten çıkarılmışlar.”
“Geçen gün fabrikayı işgal edenler de bunlar herhalde.”
“Evet.”
“Tabii kardeşim, işçiler haklı.” diye yüksek sesle konuştu şişman bir adam.
“Üç kuruşa çalışıyor zavallılar.” dedi mavi gömlekli kadın.
Diğeri,
“Ama uyumuyorlar, birleşip başkaldırıyorlar artık.”
“Emek en yüce değerdir.” dedi başkası.

O kirpikli adam,
“Hadi bir tanem, ye pastanı.” dedi tatlı bir sesle.
“İstemem dedim ya!” diye onun elini itti al yanaklı kadın.
Adam aldırmadı, çatalıyla bir parça pasta kopardı, kadının ağzına uzattı. Kadın kaşlarını çatıp yememek için dudağını büzüştürdü. Adam çatalı geri çekti. Pastaya bile dayandığına göre durumun hiç iç açıcı olmadığını anladı. Yalvaran bakışlarla kadına baktı. Eşinin gözlerinde hiçbir pırıltı yoktu.
Adam hüzünlendi, kendisiyle konuşur gibi iç döktü.
“Aslında ne olduysa buraya gelmekle oldu. Köyde ne iyiydik. Şehir seni değiştirdi.”
“Tabii, cahildim o zaman. Ne dersen, ne yaparsan ses çıkartmıyordum.”
“Tamam, birkaç kere dövdüm seni, eşeklik ettim, kabul ediyorum. Ama onun dışında iyiydik be güzelim.”
“Ya, ne demezsin! Senin kölen olunca her şey güzel…”
“Yok, deme böyle. Hiç kölem olur mu? Ben sana kul köle olayım.”
“İşte sorun bu ya, evliliği kölelik sanıyorsun. İlle biri kul köle olacak.”
“Lafın gelişi canım, biz aileyiz.”
“Ama ben böyle bir aile istemiyorum.”

İşçilerin sloganları yeni yükselmişken polis arabalarının sirenleri duyuldu. Az sonra da arbede yaşandı. İşçiler, coplarla saldıran polislerden kaçmaya başladılar. Kafeteryadakiler endişeyle onlara baktı. O sırada üçü kadın beş işçi hızla kafeteryaya daldı. Müşteriymiş gibi masaya oturacakken arkalarından polisler girdi, onları yaka paça gözaltına almaya başladılar. İşçiler tepki gösterdi, çığlık attılar.
Garson onlara sahip çıktı.
“Bunlar uzun zamandır burada oturuyor.”
Polislerin şimşek çakan gözlerine inanmayan bakışlar karıştı.
Şişman adamla mavi gömlekli kadın da aynısını söyledi. Polisler onlara inanmasalar da işçileri bıraktı. Dışarı çıkınca işçiler hepsine teşekkür etti.

 

Al yanaklı kadın yerinden kalktı. Ok kirpikli erkek perişan bir halde onun elinden kayışına baktı. Kadın çıkış kapısına doğru ilerledi. Adam omuzlarını çökerterek arkasından yürüdü.

Sol taraftan esen rüzgâr sertleşti. Dışarı çıktıklarında her ikisini de ayrı yöne savurdu.

*

Kirpikleri dökülmüş adamla solgun yanaklı kadın kafeteryadaki masalardan birinde oturuyordu. Kadın kararlı görünüyordu, erkek öfkeli.
Sağ taraftaki açık pencereden giren sert rüzgâr ikisinin de saçlarını dağıtıyordu.
Adam kadına,
“Eve dön.” dedi.
Kadın,
“Asla!”
“Çocukları da mı düşünmüyorsun?”
“Çocuklar da ben de senin zulmünden bıktık.”
“Çocuklar büyüdü artık.”
“Senin asıl derdini biliyorum ben.”
“Neymiş?”
“Bir adamla görmüşler seni.”
“İş arkadaşım o benim.”
“Kadınla erkek arkadaş mı olurmuş?”
Yanlarına garson geldi.
“Ne alırdınız?”
Adam,
“İki çay…”
Kadın,
“Hiçbir şey istemem.” Garson uzaklaşınca gözlerini adama dikti: “Hani çocuklar hakkında konuşacaktık?”
“Konuşuyoruz ya.”
“Paramız yetmiyor. Üstelik oğlan okuldan kaçıp duruyor. Serseri olacak diye korkuyorum. Kız da başka âlem…”
“Ne yapıyor?”
“İçine kapandı. Ağlıyor bazen.”
“Senin yüzünden!”
“Suçlu ben mi oldum şimdi?”
“Tabii. Evinin kıymetini bilmedin.”
Kadın yüzünü buruşturdu.
“Ne ev ha!”
Erkeğin sert bakışlarına küçümseme karıştı.
“Şimdi daha mı iyi?”

Kafeteryanın önündeki trafiğe kapalı alana bir grup eylemci toplanmaya başladı. Az sonra da sesleri yükseldi.
“İş, ekmek, özgürlük!”
İçerdekiler nefretle onlara baktı.
“Huzur bozucu pislikler!” dedi bir adam.
“İşmiş!” dedi diğeri alay eder gibi. “Çalışın, iş mi yok?”
“Şu cıbıldak karı da evinde oturup çocuklarına bakacağına gelmiş buraya erkeklerle höykürüyor.
“Özgürlük diye diye ülkeyi ne hale getirdiler.”
“Özgürlük yoksa nasıl sokağa çıkıyor bunlar?”
“İş, miş, bahane! Bunlar devlet düşmanı. ”
“Kafalarını koparıp ellerine vermeli hainlerin!”

Sağ taraftan esen rüzgâr, kadının ve adamın yüzünü bıçak gibi kesti.
Kadın,
“Üşüdüm. Hadi ne söyleyeceksen söyle de gidelim artık.”
Adam onun gözlerinin içine baktı.
“Çok solgun görünüyorsun.”
Kadın da ona bakınca kirpiklerinin olmadığını fark etti. ‘Senin de kirpiklerindökülmüş.’ diyecek oldu; vazgeçti.
Adam duyacağı sözden korkarak yumuşak bir sesle sordu.
“İlgin yok değil mi o adamla?”
Kadın omuz kaldırdı.
“Sana ne?”
Adamın kuşkulu gözleri kıvılcım saçtı.
“Seni kimseye yar etmem!”
“Ben özgürüm, kiminle istersem onunla olurum.”
Adam kulaklarına inanamadı. Sesini yükseltti.
“Ne diyorsun sen?”
Kadın oralı olmadı.
“Özgürüm diyorum.” dedi alaycı bir ses tonuyla.

Eylem devam ederken polis arabalarının sirenleri duyuldu. Az sonra da onlarca polis bir avuç eylemciye saldırdı. Eylemcilerden bazıları direnirken bazıları kaçmaya başladı. Kafeteryadakiler ‘Oh, iyioldu!’ diyen gözlerle onların dövülüşüne baktı. O sırada birkaç eylemci hızla kafeteryaya daldı. Arkalarından fırtına gibi polisler girdi, onları acımazca coplamaya başladı. Kafeteryadakiler de sanki ‘Şenlik varmış, biz de katılalım.’ der gibi yerlerinden kalkıp onlara vurmaya başladı. ‘Kafalarını kopartmalı’ diyen adam bir eylemcinin boynunu kırmaya çalıştı. Diğerleri slogan atan kadına yöneldi. Onlar debelenirken polislerden birinin silahı düştü.

Solgun yanaklı kadın olaylardan korkarak kaçmaya çalıştı. Kirpiksiz adam öfkeyle onun arkasından kalkarken polisten düşen silahı gördü. Yere eğildi ve onu aldı. Kadının arkasından koştu, tetiği çekti.
Kadın acı bir çığlıkla yere yığıldı.

Birden herkes dondu kaldı. Eylemcilere saldıranlar da hayretle onlara baktı. Polis adama yöneldi, eylemciler kadına koştu.

Kadın son nefesini verirken, sağ taraftan esen sert rüzgâr pencerelerdeki tüm camları kırdı.

Oya Uslu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK