9 C
İstanbul
Pazartesi, Eylül 28, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Platoncu Bakış, Ölüm Oruçları ve Marksizm!

Platoncu Bakış, Ölüm Oruçları ve Marksizm!

İnsan, hataları ve zaaflarıyla tam insandır. Mükemmel olmak tanrıyla ilgilidir. Tanrı, gökte gökten muhteşem yalnızlığı içinde eylemsizliğiyle yaşar. Kendi içinde de bir ölü.
Saf bir Marksist hareket, parti, hiç bir zaman olmamıştır, olmayacaktır. Bu hayatın diyalektiğine aykırıdır. Hatasız zaafsız Marksist hareket arayanlar, idealist mantığa batmış, Platoncu kafalardır. Onlar mükemmel olanı arar. Aradıkları bu dünyada olmayan tanrısal bir güç, tanrının iradesiyle şekillenmiş bir kurtarıcıdır. Tanrının oğlu benzeri Mesih, İsa’dır. Marksist hareketlerin böyle bir arayışı olamaz. Onlar somut durumun somut tahlilleriyle hareket ederler. Yani onları belirleyen nesnel koşullardır. Onların bilimsel ve gerçekçi olması o nesnel koşulları değerlendirmesine bağlıdır. Partiyi belirleyende bu nesnel koşullardır. Bu anlamda Marksizm’in birinci yasası maddi koşullardır. Yani partiyi oluşturacak toplumsal koşullar, insan malzemesidir. Ve her Marksist parti kendi içindeki hataları ve zaaflarıyla bir Marksist partidir. Kusursuz Marksist parti yoktur. Hatanın zaafın aşılabilmesinin yolu ise nesnel gerçekliğe uygun somut eleştirinin süreklilik kazanmasıdır. Eleştiriye açık olmak aynı zamanda nesnellik algısının genişlemesini sağlarken Platoncu idealist mantıktan bizi kopartır ve parçalı düşünmemizi engeller.

Platoncu mantık eleştiriye açık olmaz, olamaz. Çünkü teorize ettiği idea, ona göre mükemmel olandır. Mükemmel olansa tanrısaldır, tanrısal olan eleştirilemez. Onlara göre eleştiri bu kutsallığa yöneliktir. Hala bazı Marksist hareketlerin eleştiriye açık olmamasını nedeni, kendi idealarını (kuramlarını) kutsal kabul etmelerinden ya da mükemmel kabul etmelerinden dolayıdır. Sorun bu kadarla kalsa, kalmaz. Parti kadrosunun da mükemmel olmasını ister. Böylece kadrosunda olmayan yetenekleri kadrosuna dayatır. Öyle bir iradeye dönüşür ki bu, kadrolarından büyük bir irade bekler. Bu irade Mesih İsa’nın oluşumuna dayanan iradeden farklı değildir. Aslında Bolşevik Parti anlayışıyla gelen çelik çekirdek kadro anlayışı, Mahirler, Denizler, İbrahimlerle daha katılaşmış, böylece gerçeklik yitimini sağlamıştır. Somut koşullarının kadrosu yerine, her alana iradesini dayatan kadrolar ortaya çıkmıştır. Bu anlamda idealist Platoncu bakış acısından Marksist hareketler kopamamıştır. En önemlisi Anadolu, Mezopotamya kültürü, iradeyi, birincil eden Mesihçi kültürünün yatağıdır. Marksist hareketlerin en büyük sorunu coşku ve mutluluk içinde kavga etmeyi birincil etmemeleri değil daha çok perhizi, acı çekmeyi çileci kültürü birincil etmeleridir. Ölüm oruçlarına bu açıdan bakıldığında söylenen çoğu şey Platoncu estetiğin getirmiş olduğu yanlışlıkları içinde taşıyarak söylenmektedir. Yani bir perhizden başka bir çileye geçiş evresinde genel bir acı çekme kültürüyle mükemmele varmak için kendisine, kendisinde olmayan yanları dayatan olgularla iç içe yaşanılacaklardır, sonuçlar. Yaşamı savunmak adına ise verilen önermeler öyle bir hal almakta ki, devletten icazet alacağıma ölürüm demekte başka bir şeydir.

Peki, bu da başka bir yaşam karşıtlığı değil midir? Bu durumdan çıkabilmek için öncelikle var olan durumumuzun idealist mantıkla ilgili olduğunu görebilmemiz lazım. Platoncu mantık olguları, idealleştirerek hayatı daraltır, mükemmel olmayı birincil eder böylece irade en önemli çözüm olur. Bu mantığın Marksizmle ilgisi yok gibi durur ama Marksist hareketlerin çoğu bu idealist mantığın kör kuyusuna inmiştir. Anadolu ve Mezopotamya da yaşayan devrimci hareketlerin hepsinde bu mantık köklü bir şekilde egemendir. Çoğunda özne ideolojisiyle şekillenen ve bize sunulan tanrısal işler yapan bir iradedir. Bu irade her zaman mitsel olgularla verilir. Bu Dehak’ın karşısında Kawa, soyulmuş derisiyle gezen Nesimidir, Hallacı Mansur’dur. Çarmıhıyla gezen İsa’dır.

Bütün bunlara rağmen, öznenin varlığıyla Platoncu kültür var olur. Özne kahramanlığın şekillendirdiği mitselliği her zaman ütopik olarak taşır. Bu anlamda öznenin varlığı ile yüce ve kahramanlık arasında ilişki vardır. Özne, yücelikten, kahramanlıktan kopamaz. Toplum sürekli mitsellikleri içinde yücelik ve kahramanlık dürtüsünü körükler. Halk adına yola çıkan her insan bu mitsel yücelik ve kahramanlık duygusundan pay alır. Toplumsallaşmakla, yücelik ve kahramanlaşmanın özdeş olduğu duygusuyla hareket eder. Onun için yücelik ve kahramanlık nesnel koşullara göre hareket değildir. Koşulların ötesinde duran yücelik ve kahramanlıkla şekillenmiş mucizevi eylemler önemlidir. Böylece yüceliğin ve kahramanlığın fantazyası ve ütopyası ile dolmuş özne, gerçeklik algısını yitirir.

Platoncu idealistin mükemmellik isteği, ideasına uymak için kahramanlık ve yücelik içinde hareket eden gerçeklikten kaçan mitsel bir varlıktır, artık. Bu özne kısa sürede toplumsal değerleri yadsıyan, ideasına uymayan emek sömürüsünden dolayı, toplumdışı varlığını sürdüren bir kinik olur. Bütün değerleri, ideasına uymadığı için bu özne, nesnel gerçekliğin karşısına aldığını göremez.

Platoncu düşünce kendini adamak üzerinden var olur. Ta eski çağlardaki adak kültürüne dayalıdır. Kişinin varlığının ispatı için kendini topluma veya tanrıya adamasında görürüz. 

Günümüzde sosyalleşmenin, geçmişte toplumsallaşmanın bir yolu adaktır, adamaktır. Bir topluluğun varlığı, bu mucizevi adamayla birbirine geçmiştir. Kendinin hala toplumsal bir varlık olduğunun ve bir sosyal oluşumun öncüsü olmakla kendini adama kültürü harmanlanmıştır. 

Bu yaşam maddeyi ret eden perhiz duygusuyla içiçedir. Sonradan Platinus Devlet’e ek yapmış. Artık ideal devlet tanrı devleti olmuştur. Bu devletin babaları çileyle, tanrı aşkıyla kendilerini mucizevi şekilde adayarak tanrı devletini diri tutarlar. Hristiyanlığın yayılması ve kalıcı olmasında bu kendini adamış babalar kültü vardır. Aslında bu kültür bildiğimiz tarikat kültürüdür. Anadolu ve Mezopotamya’da yaygın olan derviş kültürü bu tarikatların temel ayağıdır. Bu tarikatların önemli bir kısmı dervişler, erenler, ermişler, babalar üzerine kuruludur. Hepsinde genel Platoncu devlet fikri, eşitlikçi bir dünya özlemi (Altınçağ) vardır. Yaygın olan bir lokma, bir hırka ve çileye dayalı perhiz kültürü Anadolu ve Mezopotamya’da alabildiğine yaygın. Devrimci hareketlerin bu adak veya adama kültüründen yani Platoncu bakıştan kopabilmeleri imkânsızdır.

Bu kültür sadece solla ilgili veya bir iki siyasi hareketle ilgili değil, sol kadar sağla da ilgilidir. Sağ eylemcilerin çoğu da bu kültürel doku üzerinden hareket eder. Platoncu idealist mantıktan kaçabilmek çok zordur. Bunun tek yolu düşlerimizi ve ütopyalarımızı, mitsel geleneklerin yarattığı idealist mantıktan sürekli kaçarak, somut durumların gerçekçi, bilimsel analizi ile olabilir.

Bu sorunun çözümü Platoncu bakıştan kurtulmak sonra bir kültür hareketi olmak gerektiğinin bilincine varmaktır. Bu anlamda kültürün politikasını örmek birincil olmalıdır. Örneğin feodal ve burjuva aşk anlayışının sorgusu üzerinden Anadolu ve Mezopotamya’ya ilişkin nasıl bir aşk yaratabiliriz? Nasıl bir kültür hareketi yaratabiliriz? Bunları düşünmek lazım. Aşk bu dünyaya ilişkindir, aşkla bu dünya, yaşam yaratılır. Bir komünist Partinin örneğin, Parti programında aşk anlayışımız budur diyen bir madde gördünüz mü? Aşka dair bir şeyler yazmak hala utançtır. Çünkü Platoncu estetik bedenin, (maddenin) ihtiyaçlarının karşısında şekillenir. Bütün estetik boyutunu o çile çekmek üzerindeki perhiz kültürüyle şekillendirir. Dinlerin temel dokusu bu perhiz kültürüdür. Hele şiirimiz Marksist hareketlerde özneye, bu irade adına bu Platoncu perhiz kültürünü dayatır. Bu durumdan kurtulabilmek önce nesnelliğinin kendisini doğru algılamakla ilgilidir. Sonra bir sınıfsal hareket olduğumuz kadar bir kültürel hareket olduğumuzu unutmadan ona göre davranmalı ve düşünceler geliştirmeliyiz. Kültürün politikasını örmeliyiz. Yeni düşünceler üretirken yeni sorular sorabilmeliyiz. Mesela şu yeni devrimci özne, parti nasıl olmalı, diyebilmeliyiz. Yoksa yaşamı savunduğunu söylemek adına ölüm oruçlarına karşı başka bir perhiz, çile önermek değildir. İdeolojik netlik bu olmamalıdır.

Kısacası Marks, daha çok ekonominin gelişimini, bunun yasalarını ve felsefi karşılığını ortaya çıkarmaya çalıştı. Ama bu durumun özneye yansımalarını, nasıl bir maddeci yaşam sorusuna pek cevap veremedi. Bu daha köklü kültürel alana yönelmekle ilgiliydi. Marks’ın bu alanı, söylediği çoğu şey olsa da, bütünlüklü bir kuram oluşturmasına imkân yoktu. Bu görevi bugün bizler üstlenmeliyiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikGÖZLÜKLERİN GİZİ
Sonraki İçerikGRUP YORUM YASTA

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK