9 C
İstanbul
Salı, Eylül 22, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Deneme PAPAZI DÖVDÜRMEYECEKTİK

PAPAZI DÖVDÜRMEYECEKTİK

     Papaz hikayesini belki duymuşsunuzdur, bilirsiniz! 

    “Üç Kafadar bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalıyorlar. Biri Türk, biri Kürt,diğeri de Ermeni. Ermeni olan aynı zamanda da papaz. Hava sıcak ve bir süre sonra yolda susuyorlar. Üzüm bağlarının olgun zamanı. “İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın”diye bir bağ’a giriyorlar. Bağın sahibi bir Türk ve onu görememişler. Papaz din adamı ya, ” burası kimindir? Ayıptır”demiş. Diğerleri,”yahu kaç paraysa veririz”diyerek üzüm yemeye başlamışlar ki, bağın sahibi gelmiş. Bakmış,yabancı birileri üzümünü yiyor. Fena bozulmuş ama üç kişiyle de başa çıkamayacağını düşünmüş. Birine bakmış, kıyafetinden Ermeni ve papaz olduğu belli. Diğerine bakmış, konuşmasından Kürt olduğunu anlamış. Üçüncüsü de Türk. Dönmüş Ermeni’ye, “bak, bu adam Türk, yesin malımı, benim kanımdandır, helali hoş olsun. Bu da Kürt’tür ama yine de din kardeşimdir, peki sen ne demeye yiyorsun benim üzümümü?” demiş. Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt’ün hoşuna gitmiş. Adam, diğerleri seyrederken papazı bir güzel dövmüş, kıpırdayacak hal bırakmamış ve yere uzatmış. Bağ sahibi, üç kişiden birini eksiltince Kürt’e dönmüş, “madem müslümansın da niye bağıma giriyorsun? Bu adam benim milletimden, kanımdan. Yediyse afiyet olsun, sana ne oluyor?” diyerek bir güzel onu da dövmüş ve yere uzatmış. 

    Bağın günahı diğer ikisine kalınca Türk’ün gönlü tam rahatlamış ki, bağ sahibi Türk’e dönmüş ve “ulan hem Türk’sün hem müslüman, aynı kandanız, aynı dindeniz, bana yapılır mı bu?” diyerek Türk’e de vurmaya başlamış. 

    Türk, dayağı yerken bir ara Kürt’ün yanına devrilmiş,iki yumruğun arasında kulağına, “Biz” demiş “papazı dövdürmeyecektik”.

     Bu hikayede “bağcı”nın, bilmeden de olsa aslında faşist bir yöntem uyguladığını görmekteyiz. İsterseniz burada faşizm nedir, kısaca değindikten sonra hikayemizi analiz edelim ve “bağcı” ile faşist yönetimin yöntem benzerliği ilişkisini kuralım. 

   Faşizm,kapitalizm emperyalist aşamaya ulaştıktan sonra ortaya çıkan bir yönetim şeklidir. Bu yönetimde, burjuvazinin finans kapital unsurlarının hem kendi ülkelerinde hem de siyasi ve ekonomik açıdan bağımlı kılarak sömürdükleri ülkelerde hak ve özgürlükleri gasp ederek, baskı-zulüm uygulayarak oluşturdukları bir yönetim şeklidir. Finans kapitalin (banka sermayesi ile Sanayi sermayesinin iç içe geçerek, banka sermayesinin egemen olmasıdır. Bir tür modern tefeciliktir) en şovenist unsurlarının hakim olduğu bir yönetim. Kısacası faşizm, emperyalizmin kanlı silahıdır…Temel yöntemi, baskı-zulüm ve şiddet ile kendisine tehdit unsuru olarak gördüğü her bireyi, her kitleyi ezmek, burjuvazinin ve ağa-babalarının çıkarını, kendisinin de siyasi ikbalini sağlamaktır! 

  Bu hikayede”bağcı”, izinsiz olarak üzüm bağına giren üç kişiyi, tek başına dövemeyeceğini anladıktan sonra, bu üç arkadaşı birlikte hareket etmekten, güç birliği yapmaktan alıkoymak için, hikâyeden de anlaşılacağı üzere, etnisiteyi, milliyeti, dini kullandı. Böylece bu üç arkadaşı, birbirlerinden farklı oldukları noktalarda ayrıştırarak, birini döverken, diğer ikisinin, kendisiyle olan ortak noktası ve benzerliğini ön plana çıkarmak suretiyle, olaya seyirci kalmalarını sağladı. Bu yöntemi, ikinci kişiyi döverkende en son döveceği kişiye de tekrar farklı bir ortak noktadan girerek uyguladı. Böylece üç kişiyi tek tek döverek, üçünü de etkisiz hale getirerek amacına ulaştı(!)

    Bu hikayeyi ve hikayede kullanılan yöntemi topluma şöyle uyarlamak mümkündür! Kapitalist-emperyalist sistemin yürütücüsü faşist yönetimler, halkı etnisiteye, milliyete, dine, mezhebe, yaşam tarzına bağlı olarak ayrıştırarak,kutuplaştırarak, çatışmacı bir kaotik ortam yaratmak suretiyle kendi düzenini, devir-devranlarını sürekli kılabilmektedir (!)

    Faşist yönetim açısından en büyük tehdit sınıf bilinçli işçiler ve emeğin örgütlü gücüdür. İşte bu açıdan işçi örgütlenmeleri, sendikalar saf dışı edilir ya da baskı ve devlet aygıtının, sivil faşist güçlerin şiddeti ile kendi yönetimine bağımlı kılınır. 

    Sistemin – düzenin yani faşist yönetimin bekası için potansiyel tehlike olarak algılanan sendikal örgütlü işçi sınıfı mücadele dışı bırakıldıktan sonra bir başka tehlike arzeden hedefe yönelir. 

    Bu hedef ülkenin sosyo-ekonomik, sosyo-politik konjoktürel koşullarına bağlı olarak belirlenir. Bu hedefte, sosyal, kültürel, ekonomik, demokratik hakları bağlamında ezilen bir ulus-halk olabileceği gibi;inanç-ibadet sistemi, egemen dinsel anlayışa, zihniyete ters düşen bir mezhepte olabilir. Yine faşizm, insanları cinsiyet ayrımcılığı tarzında, özellikle erkek-egemen, ataerkil kültür bağlamında kadınlara yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve katliamlarda gerçek iğrenç yüzünü ortaya koyar. Ayrıca faşizm, yaşam tarzı üzerinden belli toplumsal kesimleri baskı, sindirme, korkutma ile özgürlüklerini(!) ortadan kaldırır. 

  Bizler; bizden olmayanların,bizim gibi düşünmeyenlerin,bizim gibi inanmayanların,bizim gibi yaşamayanların hak ve özgürlükleri kısıtlanırken ya da ortadan kaldırılırken itiraz etmeyerek,bizden değildir diyerek, Papazı dövdürerek kaybediyoruz; Papazı savunduğumuzda ise hem Papazın haklarını hem de kendi haklarımızı savunuyor,koruyor ve geleceğimizi kazanıyoruz demektir…
  Faşizmin baskı ve zulmü altında bulunan,hak ve özgürlükleri kısıtlanan hatta ortadan kaldırılmış olan kitleler,Anayasal hak olan direnme hakkını demokratik yollardan(!)kullanarak,gemi azıya almış faşizmi dizginleyebilir.
 

Bertolt Brecht der ki;
Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşurlar

Kapitalist-emperyalist sistem yürütücüsü faşist yöneticilerin aslında ne vatan ne de millet kaygısı ve sevgisi vardır! Bilakis, onların tek kaygısı sermaye sınıfının kârı ve kendilerinin siyasi ikballeri, kişisel-ailesel hatta sülalelerinin çıkarlarıdır!  Siz bakmayın onların vatan – millet söylem ve yalanlarına. Onlar sadece şovenist – ırkçı bir toplum ve iklim oluşturuyor,halkı uyutmak için de dini afyon olarak kullanıyorlar çünkü, bu işlerine geliyor. Bu azgın sömürü düzenlerini,vahşi kapitalist sistemi,  devir-devranlarını sürekli kılabilmek,biat kültürü ile halkı kendilerinin kulu-kölesi yapmak için her türlü ahlaksız yolu ve yöntemi kullanıyorlar.
   Nazım Hikmet,faşistlerin gerçek yüzlerini “Düşman” adlı şiirinde ne de güzel ifade ediyor.
Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim, akar suyun
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı, 

çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:

-çürüyen diş,dökülen et-,
bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler, 
ve elbette ki, sevgilim, elbet
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya, 
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle:işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet. 
Bursa da havlucu Recebe, 
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman, 
fakir köylü Hatçe kadına, 

ırgat Süleymana düşman, 
sana düşman, bana düşman, 
düşünen insana düşman, 
vatan ki bu insanların evidir, 
sevgilim, onlar vatana düşman

 
Aydınlık bir ülkeye, direnişle…

Umutta kalın,dirençli olun. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK