9 C
İstanbul
Pazartesi, Eylül 28, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Deneme ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI

ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI

ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI

Beyazıt Çınar altı bambaşkaydı o yıllar. Sahafların girişinde asırlık çınar devasa kollarıyla, şefkatli bir anne gibi, gölge olur kucaklardı gelen geçenleri.

Çınarın hemen sağ cenabında tarihi Sahaflar Çarşısı’nın kapısı, ziyaretçilerini kitapların kokusuyla buluşturmak üzere ardına kadar açık vaziyette beklerdi.

Çınar hemen arkasına kendisiyle yaşıt binlerce evrakı koynunda saklayan Beyazıt İl Kütüphesi’ni, karşısına da Abdülhakim Arvasi Hazretleri gibi nice alimin Cuma vaazlarını verdiği Beyazıt Cami’ni alır; böylece heybetine heybet katardı.

Dallarının bir kısmını İstanbul Üniversitesi’nin olduğu tarafa uzatan Çınar, yapraklarıyla rüzgar savurdukça öğrencilerle selamlaşırdı.

Etrafı da kalabalıktı yaşlı Çınar’ın. Hemen her saat onlarca insanla dolar taşardı.

Eski eşyalar, takılar, küçük sigara tabakaları, aynalar, paralar onlarca satıcı tarafından tarihi dokunun zeminine, taşlarına dizilir; mekanın canlılığına canlılık katardı. Hava ne kadar güneşli olursa olsun, çınaraltı hep serin, hep gölgelik, hep hayat doluydu.

Çınar’ın sol tarafında ise bir kaç masa ve sandalye ile Türkmen motifli keçeli sedirlerden oluşan mütevazı bir çay bahçesi vardı. Çay bahçesi ile bütünleşen yaşlı neyzenin üflediği neyden çıkan nağmeler, her geçenin ruhunda tatlı bir ürpertiye sebep olurdu.

Oradan her geçişimde “Hoca anne” diye seslenirdi neyzen. “Gel sana bir çay ısmarlayayım.”

Adımı hiç sormadı, adını hiç sormadım. Ben ona “Dede” o bana “Hoca Anne” derdi. 19 yaşındaydım. Elinde kitapları salına salına yürüyen yani ne hocalıkla, ne annelikle alakası olmayan bir genç kızdım. Ama neyzen dedemin hoca annesiydim ve Çınaraltı’nın şimdi yerinde yeller esen o atmosferinde soluklanırken, hem demli bir çayı yudumlamanın, hem de eşsiz bir sohbetle demlenmenin keyfini çıkarırdım.

Yüzümde kocaman bir gülümseme, yüreğimde kocaman bir teşekkürle masadan kalkar, beş on adım attıktan sonra onu görürdüm.

Yüzümdeki gülümseme henüz kaybolmaya yüz tutarken yeniden canlanır, o gülümseme bu kez başka bir Dede’nin bakışlarıyla buluşarak daha da ışıldardı.

 

Simsiyah saçları ve saçları kadar uzun sakalları ile hayata kafa tutan, sakalının bir protesto imgesi olduğunu söyleyen Hüseyin Avni Dede’yi.

 

İstanbul Üniversitesi çıkışında Çınaraltı üzerinden sahaflara, oradan da Kapalı Çarşı içinden Nur-u Osmaniye çıkmak, Bab-ı Ali yokuşuna kaptırarak Cağaloğlu’dan geçerek Eminönü’ne varmak anlatılmaz yaşanırdı. Sadece yollarda yürümez, yüreklerden geçerdim sanki. Onlar da benim yüreğime dokunur her adımda daha büyür daha da güzelleşirdim.

Yıllar geçti. Yollar değişti. Artık ne çay bahçesi var, ne Neyzen Dede. İşportacıların çehreleri de değişmiş, sattıkları da. Beyazıt Cami de sürekli bir tadilat modunda, öksüz bir çocuk gibi ıssız ve sessiz…

En son öğrendiğime göre Şair Hüseyin Avni Dede de artık Çınaraltı’nın gölgesinde değil.

Yani anlayacağınız “Tek Şekerlik Çınaraltı’nın ne tadı kalmış ne tuzu”

Neslihan Sultan PALA

8 YORUMLAR

  1. Bir şehrin zenginliği dokusunda gizlidir: mimarisi, doğası, mutfağı, müzeleri, sahafları ve insanları o şehre hayat verir. Yüzyıllık çınarlar yerlerini ruhsuz betonlara bırakmış, şairler yerlerinden edinilmiş, yazar bu dokudaki mutasyonu görsel ve yazılı olarak güzel dile getirmiş. Bu dokudaki yozlaşma, ülkedeki siyasi çürümüşlük arasında bir parelellik hissettirdi bana…

  2. O yıllara ben de bir sömestre (sadece sınavlar için geldiğimde) tanıklık ettim..oradaki işporta satıcılarından ev için alışveriş yaptığım, sahaflardan da kitap almisligim ve dediğin gibi eminonuye cikmisligim ve hatta bir keresinde fakülte önünde, o zamanlar ergendi,küçük emrahin kasintili kasintili yürüyüşüne rast gelmisligim olmuştur…neyse ben yaşlandım galiba:)))

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK