9 C
İstanbul
Çarşamba, Aralık 2, 2020
Ana Sayfa Edebiyat ÖZDEMİR İNCE'NİN BİLMEDİKLERİ

ÖZDEMİR İNCE’NİN BİLMEDİKLERİ

    ÖZDEMİR İNCE’NİN BİLMEDİKLERİ
   Özdemir İnce, sakız haline getirdiği konuya yine dönmüş, yakınıyor: “Türkçe edebiyat” sözünü eleştirdiğinde kimse cevap vermiyormuş ama kavramı kullanmaya da devam ediyorlarmış. Sözlerini mutlaka uyulacak, uygulanacak kanun maddesi filan zannediyor herhalde. O konuda kimsenin tartışmaya girmemesinin takıntılarının ciddiye alınmamasıyla ilgili olabileceği aklına bile gelmiyor.
  “Türk edebiyatı” da, “Türkçe edebiyat” da yerine göre, duruma göre kullanılabilen kavramlar. Örneğin, ben Sözcükler dergisinde çıkan bir yazımda Behçet Necatigil’in şiir ve çevirilerinde Türkçe’ye yaptığı özel katkılardan da söz ettiğim için, yazımın adını “Türkçe Şiirin Ustası: Behçet Necatigil” koymak gereği duymuştum. Yeri geldiğinde, duruma göre “Türk” nitelemesini de kullandığımı iki kitabımın adları gösterir: “Türk Şiirinin Bir Türlü Yükselemeyen Yıldızı” ve “Türk Müziğinde Bestelenmiş Şiirler”. Türkiye’nin sınırları dışında da yaygın bir “Türkçe edebiyat” olduğu da herkesin malumu. İngiltere ve ABD’yi ya da Avusturya ve Almanya’yı içeren antolojilere, derlemelere ya da değinmelere “İngilizce edebiyat” “Almanca edebiyat” genel başlıklarını içeren adlar verildiği de görülmüştür.
  Özdemir İnce’nin derdi ise kavramın edebi, kültürel boyutları filan değil. O, kavramı kafasındaki takıntı doğrultusunda tek bir işleve indirgenmiş saymakta ve haliyle “Türk”ü içermesine bakmadan, “Türkçe edebiyat” kavramını “Kürt ırkçılığı, ayrımcılık” olarak nitelemekte. Aslında demokratik haklarını yaşama konusunda belli sıkıntıları olan bir kitleye gösterilecek en ufak “empati”ye, anadilini kullanma konusunda hep sıkıntılar yaşamış bir kesime karşı en ufak “gönül alıcı” bir tutuma dahi tahammülü olmayan genetik bir damarı sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Yerine göre, duruma göre edebi ve kültürel anlamlar içeren bir kavramın aynı zamanda bu tür bir işlev yüklenmiş olmasını bir türlü kabullenemiyor. Aksine örnekleri ise hemen Avrupa’larda aramaya girişiyor. Oralarda etnik farklılıkların, dil birliği sorunlarının şovence dayatmalarla değil, burjuva devrimi ve refah toplumu atmosferinde, demokratik haklarla, uzlaşmalarla, pratik gerekliliklerle çözümlendiğini göz ardı ediyor, Türkiye’nin özel ve özgül şartlarını göz önüne almıyor.
   Özdemir İnce, daha önce de şöyle yazmıştı: “Kürt kökenli büyük şair Ahmed Arif ile yarı Kürt Yaşar Kemal’in Türkçe yazmaktan başka seçenekleri yoktu. Ama ikisinden de, özellikle de Ahmed Arif’ten “Ah keşke Kürtçe yazsaydım” hayıflanmasını okumadım, duymadım.”
Ahmed Arif’in ve Yaşar Kemal’in ilk elde anımsanacak nitelikleri, etnik kökenleri değil, büyük edebiyatçılar oluşları ve konulara evrensel ve toplumsal duyarlıklı bakışlarıdır. Ahmed Arif’in etnik kökeni konusunda ise Özdemir İnce’nin bilgisizliği ortaya çıkıyor. O kadar önemli ise, anımsatalım, Ahmed Arif’in babası, Kerküklü bir Türk, çocuk yaşta yitirdiği annesi ise Kürt kökenli. Öte yandan Ahmed Arif, şairin iki dilli olamayacağını, bu nedenle kendisinin şiirlerinde Diyarbakır Türkçesi’ni esas aldığını söyler. Bütün bunlar defalarca yazılmış çizilmiştir (Refik Durbaş, Yalçın Küçük, Şeyhmus Diken imzalı kitaplar, vd. )
   Doğup büyüdüğü coğrafyanın ve bölgede konuşlu halkın acılarını, sıkıntılarını, uğradığı baskıları şiirlerinde işlemiş, birilerinin çeviri kokan şiirleri karşısında halis muhlis yerli, Anadolulu olan Ahmed Arif’in dil konusundaki esnek tutumu, Özdemir İnce’nin dar bir bakışın ürünü, hassasiyetleri okşamaktan medet uman, kışkırtıcı ve yasakçı tutumu karşısında, temelde evrensel ve toplumsal bir duyarlıkla bakışın farkını göstermektedir.
Özdemir İnce, son tartışmayla ilgili, şişinme eşliğinde yazarken, ne kadar “demokrat” olduğunu da örnekliyor:
   “Oğuz Demiralp, bir yazı yazıp gazetenin genel yayın yönetmenine göndermiş. genel yayın yönetmeni ona yazısını kitap ekindeki sayfasında yayımlamasını tavsiye etmiş. İşin ayrıntısını bilmiyorum. Duyduğuma göre Oğuz Demiralp, ille de ana gazete diye tutturmuş, gene aynı cevabı alınca yazarlıktan ayrılmış. Bu durumu kendisine yediremeyen Turgay Fişekçi de görevinden istifa etmiş ve kimi yazıcılardan “aferin” almış. Ancak Oğuz Demiralp T24 diye bir yerde, düşüncesini, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini yazdı. Düşünceyi açıklama özgürlüğü bireyin devlet ve hükümetle ilişkisine girer. Bireyler kendi aralarında, yazılı ya da sözlü olarak tartışırlar, polemik yaparlar. Bunun da bir adabı, bir geleneği vardır. Bunları ben Cumhuriyet gazetesi yönetimini desteklemek için yazmıyorum. 1969’dan bu yana (2020) sözlü ve yazılı medyanın içindeyim. Tamı tamına 50 yıl: Televizyonculuk, yayın editörlüğü, yayınevi yöneticiliği, gazete yazıcılığı (chroniqueur, columnist). Hayatım boyunca bu adaba ve geleneğe uydum. Ancak karşımdakiler bunlardan habersiz ve yoksun.”
   “Tamı tamına 50 yıllık” chroniqueur, columnist, karşı tarafı adabı ve geleneği bilmemek ile suçlarken, ifade özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü sadece devlet ve hükümetlerin değil, kurumların da (hele de sık rastlandığı üzere basın yayın kurumlarının da) ihlal edebileceğini, cevap hakkı doğuran ifadelere verilecek cevabın da aynı yerde yayımlanması biçimindeki hukuk kuralını, nezaket kuralını, yüzlerce yıllık teamülü bilmediğinin farkında bile değil!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

ÇOCUKLARIMIZ İÇİN YAZACAĞIMIZ HER CÜMLEDEN SORUMLUYUZ

     “ÇOCUKLARIMIZ İÇİN YAZACAĞIMIZ HER CÜMLEDEN SORUMLUYUZ”      Çocuklarımızı hayatın gerçekliğiyle örtüşmeyen içinde mistik, uhrevi, doğa üstü yaratıklarla dolu olan kurgusal metinlerle nasıl geliştireceğiz?”...

Şiir Enkazında Şair Duruşu

Şiir yaşamın kendisi olma iddiasını taşısa da birebir yaşamı karşılamaz. Çünkü imgelerle kurgulanan gerçeklik var olanın dışındadır. Bu dışarıda olma durumu şiirin kendine özgü...

ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜ DEDİNİZ!

ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜ DEDİNİZ! Demokrasi kültürünü geliştirme adına “Cumhuriyetten Bugüne Demokrasi ve Onun Gücünü Oluşturan Enstrümanlar”  konulu bir söyleşiye gitmek üzere Erol’la meydanda buluştuk. Söyleşi öncesi...

Cemal Özçelik Bern Belediye Meclisi’ne Aday

İsviçre’nin başkenti Bern Belediye Meclisi seçimlerinde Sosyal Demokat Parti’den aday olan Cemal Özçelik ile okuyucularımız için bir röportaj gerçekleştirdik. Gençliğinde Derik’te sabah Kur’an, öğleden sonra...

SON YORUMLAR

Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK