9 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 1, 2020
Ana Sayfa Eleştiri ORHAN KEMAL'İN KANLI TOPRAKLAR ROMANI ÜZERİNE

ORHAN KEMAL’İN KANLI TOPRAKLAR ROMANI ÜZERİNE

KANLI TOPRAKLAR*

Mehmet ASLAN

Kanlı Topraklar, gerçekçi bir romandır. Orhan Kemal, toplumdaki dinamiklerin bütününü göstermek, anlaşılmayanı anlaşılır, görülmeyeni görülür duruma getirebilmek için epik yöntemle yazmış romanı. Yapıttaki her bölüm gerçekliğin bir parçasını gösterir. Bölümlerin yan yana gelişiyle gerçekliğin bütünlüğü oluşturulmuştur.

Yazar, somutta 1934 Çukurovası’nı, Topal Nuri’nin varsıllaşmasını anlatır. Soyuttaysa Türkiye’deki kapitalistleşme sürecini… Çukurova hem kendisidir, hem Türkiye’dir. Topal Nuri hem varsıllaşmaya çalışan bir öznedir, hem de sahneye çıkmaya başlayan burjuvazinin temsilcisi.

Dili, Anlatımı
Roman üçüncü tekil anlatımla yazılmıştır. Dil yalın, anlatım akıcıdır. Roman boyunca okuru olayın içine çeken canlı bir anlatımı var Orhan Kemal’in.

Karakterler
Topal Nuri: Nuri Haktanır, romanın başkarakteri. Otuz iki yaşında. Nedim Ağa’nın fabrikasında çırçır kâtibi. Çocukluğunda odun keserken yanlış bir balta darbesiyle kopan başparmağının yokluğu yüzünden topaldır. Bu nedenle Topal Nuri olarak bilinir.
Topal Nuri’nin karakterini belirleyen şey sömürülen alt sınıftan biri olarak çocukluk ile ilk gençliğinde yaşadığı ezilmişliktir. Bu ezilmişlik, sonraki yaşamında başkalarını ezmenin gerekçesi olur.

Topal Nuri’nin yaşamdaki tek ereği varsıl olmak, sınıf atlamaktır. O, “sırma işlemeli lacivert şalvarlı” Çukurova ağaları gibi varsıl, varsıllığından ötürü saygı duyulan biri olmak ister.
Topal Nuri, parayla varoluşunu gerçekleştirebileceğine inanır. Hiç kimseyi sevmez paradan başka. Çıkarcıdır. Çıkarına göre biçim alan, omurgasız biridir. Yalancı, sahte bir kişiliği var. Varsıl olma sürecinde herkesi bir basamak, bir araç olarak kullanır. Olayları yönlendirir, ilişki ağını çıkarına göre örer.

İçtenlikten yoksun biridir. Hiçbir ahlaki dayanağı yoktur. Dine inanmaz, çıkarı için inanır görünür. Dinden dem vurur ama içkisini de içer. Yaşadığı en zor durumlardan tereyağından kıl çeker gibi sıyrılmayı bilir.

Kadına bakışı… Topal Nuri için para, en büyük değer ölçütüdür. Kadına bakışında da bu ölçüt belirleyicidir. Ona göre, kadının güzeli çirkini yoktur, paralısı parasızı vardır. Topal için kadın bir metadır, varsıllaşma sürecinde bir basamaktır.

Topal Nuri neyi, kimi simgeler? Para kazanmak için her yolu deneyen kapitalistlerin Anadolu topraklarındaki ilk temsilcilerini. Topal, Anadolu’da feodalizmden kapitalizme geçiş döneminin tiplemesidir.

Emine: Topal Nuri’nin imam nikâhlı karısı. Namazında niyazında olan, yaşça kocasından büyük, “çirkin”bir kadın. Emine, gençlik, güzellikten çok, ahlakı, namusu önemser. Ona göre, “kendini bilen erkek güzelliğe değil, karısının namusuna tapar.” Ne var ki Topal böyle davranmaz. Genç, diri, güzel Şehnaz uğruna, Emine’yi boşar.
Kaderci, gururlu bir kadındır Emine. Ona, gururlu davranıp bir şeyler istememesi, boyun eğmesi öğretilmiştir.

Nedim Ağa: Farika sahibi… Sonradan görme, sonradan varsıllaşan biridir. Varsıllığını dönemin egemen tek partisi CHP’nin önde gelen yöneticilerinin eliyle, “sahibi bilinmeyen mallar” olarak bilinen, gerçekte el konulan Ermeni mallarını ucuza satın alarak kazanır. Yine de CHP yönetimine, CHP’nin ideolojisine kin duyar. Fabrikanın bir gün, bir oldubittiyle elinden alınabileceği korkusu nedeniyle parti yöneticileri karşısında saygılı bir tutum takınır, arkalarından sayıp söver.

Nedim Ağa, tutucu, gelenekçidir. Dinli, imanlı görünür. Buna karşın çıkarı için dini de, imanı da bir kenara itebilecek biridir. Karakteri zayıf, pısırık, korkak biridir. Kültürel yönü zayıftır.

Kantarcı Mustafa: Nedim Ağa’nın fabrikasında çalışan bilinçsiz bir kâtiptir. Fabrikada pamuk balyalarının tartılmasından sorumludur. Yaşam deneyiminden yoksun, saf, kara kuru birdir. Karısı Şehnaz, onu sürekli hor görür, azarlar… güzel bir yaşam sunmadığı için ona.
Kantarcı Mustafa, hamallarıyla fabrikanın en zor yükünü sırtlanırlar. İşin cefasını kendilerinin çektiğini, buna karşın ağanın torpillisi olan Topal Nuri’nin sefa sürdüğünü gördükçe kin besler ona. Topal Nuri’yle çatışır, yenilir bu çatışmada. Bu yenilgi onda kişilik kırılması yaratır. Topal’ın kölesi konumuna düşer. Bu savruluş zor olan yaşamını altüst eder. Cezaevine düşer, karısı Şehnaz’ı yitirir…

Şehnaz: Kantarcı Mustafa’nın karısı. Yeşil gözlü, güzel bir kadın. Sefil bir yaşam yaşattığı için hor görür kocasını. Varsıl, rahat bir yaşam özlemi çeker. Özlemini çektiği yaşam uğruna savrulur. Önce Topal Nuri’nin, sonra da Topal Nuri’yle anlaşarak Nedim Ağa’nın metresi olur. Ondan para koparır. Varoluşunu paraya, varsıllığa bağlayan Şehnaz, maddi şeyler uğruna manevi (tinsel) değerlerini yitirir, nesnenin kölesi olur.

Kabak Hafız: İmam. Otuzlu yaşlarda, genç irisi, zampara bir adam. Tipik bir karakterdir Kabak Hafız. Dini geçim aracı olarak kullanan, sahtekâr, asalak bir tiptir. Başkalarını, bağlandıkları inançları üzerinden sömürür.Böylece hiç terlemeden ekmeğin en hasına, rahat bir yaşama kavuşur. Tanrıya, cennet-cehenneme inanmaz ama inanır görünür. İmamlık edip inanmadığı şeylere inandırmaya çalışır insanları.

Kabak Hafız, çıkarı kimden yanaysa, ona doğru kırar direksiyonunu, onun huyuna davranır.
Fabrika genel müdürü: Nedim Ağa’dan sonra fabrikanın en yetkili kişisi. Disiplinli, hesaplı, kitaplı soğuk biridir. Yabancı dilinin olması, fabrikada işlerin nasıl yürütülmesi gerektiğini bilmesi nedeniyle, Nedim Ağa yerine o yönetir fabrikayı. Fabrikadaki disiplini sağlamaya çalışır. Kaytaran, üçkâğıtçılığa eğilim gösteren çalışanları azarlar. Topal Nuri’nin fabrikadaki baş belalısı.

Kız yüzlü odacı: Nedim Ağa’nın sekreteri…Kadınlar, fabrikada işçi olarak çalışsa da, masa başı işlerinde onları göremeyiz daha. Bu nedenle Ağa’nın kadını anımsatacak “kız yüzlü” odacısı vardır. Laubali bir tip olsa da, baş üstünde tutar Ağa, bu on sekizindeki delikanlıyı.

Pamuk hanım: Nedim Ağa’nın karısı. Erkek suratlı, kaba saba, sert bir kadındır. Hacı Pehlivan’nın kızı olmasıyla övünür. Bu konumunu, sonradan varsıllaşan kocasına karşı bir üstünlük sayar. Pamuk hanım, feodal değerlerle yaşar.

Ahmet: Nedim Ağa’nın büyük oğlu. Cahil, kaba saba, hovarda bir tiptir.

Fatma: Nedim Ağa’nın şaşı, çirkin, salakımsı kızı. Karısını boşayan Topal Nuri’ye yamamaya çalışırlar. Topal, Nedim Ağa’nın varisi olmak için evlenir onunla.

Hamal Mirza ve hamal arkadaşları: Kendinde sınıfın temsilcileri olan bu işçiler, romanda bilinçsiz işçiyi simgeler. Olup biteni doğru kavrayacak algıdan yoksun olan bu işçiler, dünyayı değiştirip dönüştürebileceklerinin, sömürüsüz bir dünya kurabileceklerinin ayırdında değillerdir.

İstanbul’lu, İzmirli işçiler: Romanda yozlaşmış, bilinçsiz işçilere karşılık, bilinçli işçileri simgelerler. Genelde arka planda görünürler. Yaşanan tüm olumsuzluklara karşın, umudu simgeler bu bilinçli işçiler. Var olan düzene boyun eğmiş, tinsel, ahlaki yönden yozlaşmış, yabancılaşmış diğer karakterlerle tam bir karşıtlık oluştururlar. Geleceğin bu bilinçli işçilerin avuçlarında yeşereceğini sezinleriz.

Kebapçı Tahsin: Doğruluk Kebapevi’nin sahibi. Başta Topal Nuri olmak üzere, gelen müşterilerine yaltaklanan, dedikoduyu huy edinmiş bir karakter. Topal Nuri, sıkça gelir bu mekâna. Yemeğini yer, içkisini içer. Çevirdiği dolapların tasarılarını burada yapar.

Tevfik Efendi: Vitali sabun fabrikası çiğit satın alma memuru. Topal Nuri’yle kaçak iş çevirir.

Haydar:Topal Nuri’nin sebze komisyonculuğu yapan arkadaşı. Kolay yoldan varsıllaşma derdinde. Defineciliğe meraklı. Mistik inançlarla define arar.

Haydar’ın karısı: Dindar bir kadın. Dinden uzak kocasının definecilik merakından hoşlanmaz. Topal Nuri’nin dindar görünüşüne kanar. İlişki yaşar onunla.

Zeliha: Haydar’ın yeğeni. Kocasından boşandığı için Haydar’ın evinde kalmaktadır. Burada Topal Nuri’yle ilişki yaşar.

Sırrı Usta: Tüm altınlarını definecilik uğruna harcayan bir kuyumcu. Kolay yoldan para kazanma, varsıllaşma derdinde.

Uydurma Paşazade: Sarı saçlı, mavi gözlü Çukurovalıdan çok Avrupalıya benzer bir adam. Kurtuluş savaşına karşı çıkmış. En büyük ereği yükselmek, varsıl olmaktır. Hakkı’yı kıskanır, toprakların satışından kar elde etme düşüncesiyle yanından da ayrılmaz.

Paşazade Hakkı Bey: Kanlı toprakların sahibi gerçek paşazade.Vurdumduymaz. Çökmekte olan aristokrat sınıfın son temsilcisi. Bu durum karakterin kişiliğine de yansır. Ne tarlasını ne de “kanlı topraklar”ın tapusunu umursar. Toprakların açgözlü insanlarca bölünüp parçalanmasını doğru bulmaz. Ona göre topraklar, üzerinde çalışanların olmalı…

Ali Şahin: Romanya Türklerinden. Romanya daişçi hareketlerine katılır. Makinistliği öğrenir. Adana’da Fransızlara ait demiryollarında “1927 Şimendiferciler Grevi”ne katılır. Anne ile babasını yitirince melankoli olur. Bu durumun etkisiyle Marksizm’den idealizme savrulur. Mal mülk edinme sevdasına kapılır. “Maddenin ötesindeki seslere kulak verip, efsunlu definecilik” yapmaya başlar.

Sinan Efendi: Ali Şahin’in arkadaşı. Marksizm’den uzaklaşıp, mal mülk edinme kavgasına girişir. Köylüleri, toprak sahiplerini, yüksek memurları tanıdığından, kendi çıkarına kullanır bu durumu. Rüşvetle devlet dairelerinde iş takipçiliği yapar. İş takipçiliği yaparken kanlı toprakların girdisini çıktısını öğrenir. Bu yolla bir kısım toprağın tapusunu üstüne geçirir. Mistik uğraşlarla köylüyü maddi-manevi yönden sömürür.

Şerif Ağa: Çukurova’da orta düzeyde bir çiftçi. Bütün derdi “kanlı topraklar”ın büyük bölümünü ele geçirip büyük çiftçi olmak. Mustafa Kemal devrimlerine karşıdır. Cumhuriyetle gelen devrimleri ilk fırsatta boğacak gerici insanı simgeler. Kapatılan Serbest Fırka’nın koyu bir savunucusudur. İstemeyerek de olsa, çıkarı uğruna CHP’ye geçer.

Yaşar: Şerif Ağa’nın yeğeni. Akılsız, taşkın bir kişiliği var. “Kanlı Topraklar” uğruna ölür.

Köylüler: “Kanlı topraklar”da yaşarlar. Kuşaklar boyunca ekip biçtikleri bu toprakları yitirme korkusuyla yaşarlar.

Örge
Romanda örge, nedensel ilişkiler, nesnelerin birliği gözetilerek sağlam bir biçimde örülmüştür. Konu dışı taşmalara rastlanmaz.

Tekil örgeyle başlayan roman, tekil örge-genel örge diyalektiğiyle ilerler.
Örge roman boyunca Çırçır kâtibi Topal Nuri’nin çevresinde örülür. Topal Nuri, romanın ana motifi gibidir. Geri kalan tüm karakterler onunla bağlantılı işlenir.

Nesnelerin Birliği-Nedensellik
Kanlı Topraklar, nesnelerin kullanımında işlevselliğin gözetildiği başarılı bir romandır. Nedensiz yere belirtilmiş, işlevsiz nesne yoktur. Her nesne konunun belli bir gerçekliğini gösterir bize. Nesneler nedensellik ilişkisi içerisinde, gelişigüzel değil, konuyu açımlayan bir düzen içinde dizilmiştir.

Romanda karşımıza çıkan kimi nesnelerin rolleri, neyi simgelediklerini görelim şimdi.
Kravat: Romanda karşımıza çıkan ilk önemli nesne “kravat”tır. Ayrıcalıklı konumun, yükselme hırsının, gücün simgesidir bu nesne. Topal Nuri’nin Kantarcı Mustafa’ya üstünlüğünü bu nesne üzerinden görürüz.

Buzdolabı: Bu nesne, romanda modernizmin, sınıf atlamanın, varsıllığın simgesi olarak gösterilir. Buzdolabı, dönemin Türkiye’sinde sadece üst sınıfların-ağaların, yeni yetme burjuvaların- edinebildiği bir üründür. Şehnaz gibi sınıf atlama isteğiyle yanıp tutuşan alt sınıf insanının rahat yaşama isteğinde ilk edinmek istediği şey buzdolabıdır.
Birinci bölümde Nedim Ağa’nın serinlemek için ayaklarını buzdolabına soktuğunu görürüz. Ağa’nın bu davranışı, modernizme karşı bir tepkidir. Bu durum bize, modern ürünlerin yeni yetme burjuvaların değişimi için yeterli olmadığını gösterir.

Kanlı Topraklar: Romanın son bölümlerine doğru çıkar karşımıza “toprak” nesnesi. Çukurova’nın bereketli, ama kanla sulanmış toprakları… Üzerinde kardeşin kardeşi vurduğu topraklar… Çukurova’da topraksız insan bir hiçtir. Toprak uğruna kan dökülür bundan dolayı. Kanlı toprakları ele geçirme kavgası, ağalar-yeni yetme burjuvalar için kapitalistleşme sürecinde ilkel sermaye biriktirme sürecinin bir parçasıdır.

Fabrika: Nedim Ağa’nın Ermenilerden kalma fabrikası, yeni yetme burjuvaların ayak oyunlarıyla nasıl palazlandıklarını gösterir bize. Nasıl edinmiştir fabrikayı Nedim Ağa? CHP’nin ileri gelenleriyle kurduğu ilişkilerle. Araya hatırlı kişiler sokup “sahipleri bilinmeyen mallar”dan alır, Ermeni malı fabrikayı.

Fabrika nesnesi, kapitalist ilişkilerin yürütüldüğü bir mekândır. Buradaki ilişkiler, kapitalizmin nasıl işlediğini gösterir bize. Burada insanlar bencildir, bireycidir. Aralarında sınıf atlama mücadelesi vardır. Burada ayrıca, artı değeri kimlerin ürettiğini, bu artı değere kimlerin el koyduğunu, yani sömürü düzenini görürüz.
Fabrika kapitalistleşme sürecini temsil ederken, özelde Çukurova’yı, genelde Türkiye’yi gösterir.

Nedim Ağa’nın konağı: Zorunlu göçe zorlanan Ermenilerden kalma taş yapı. Nedim Ağa, fabrika gibi bu taş yapıyı da “sahibi bilinmeyen mallar”dan ayak oyunlarıyla edinmiştir. Ağa’nın varsıllığını, sırtında halı satarak değil, vurgun yaparak edindiğini gösteren bir nesnedir bu konak.

Güneş altında uyuklayan fabrika: Dönemin Türkiye’sinde sanayileşmede istenilen adımların gerçekleşmediği bu nesneyle gösterilir. Bu durumun nedeni burjuvazinin yatırım yapmamasıdır.

Çırçır dairesi-Sebze komisyonculuğu: Romanda çırçır dairesi ile sebze komisyonculuğu paralelliğinde sömürü düzeni anlatılır. Çırçır dairesinde işçiler sömürülürken, sebze komisyonculuğunda çiftçiler, bahçeciler sömürülür.

Dekovil: Fabrikada kazan dairesine kömür taşımada kullanılan dekovilleri, 1934 Türkiyesi’nde işçiler itmektedir. Bu durum bize, kapitalizmde her türlü yükün işçilerin sırtına yüklendiğini gösterir. İşçiler ağır ağır iterler bu dekovilleri. İşçi sınıfının sahneye ağır ağır çıkışını gösterir bu durum.

İt arıları: Romanın hemen başında yazar “ince belli, sarılı siyahlı it arıları”nı anlatır. Yazarın “it arıları”nı anlatması nedensiz değildir. Bal yapmayan bu arılar, Topal Nuri’nin girmek istediği sınıfı, kapitalistleşme sürecinde işçiyi sömüren kapitalistleri simgeler.

Lacivert şalvar-altın diş: Ağalığın simgesidir bu nesneler. Çukurova ağalarının “cep ağızları sırma işlemeli lacivert şalvarları” içinde salına salına çarşıda dolaşmaları, halktan saygı görmeleri Topal Nuri’de onlar gibi olma isteği uyandırır.

Gıcırdayan merdiven: “Çırçır Dairesi’nin basıldıkça gıcırdayan, tahtaları çürük merdiveni” Topal Nuri’nin varsıllaşma sürecinin zorluğunu gösterir bize. Ayaklarının altındaki zemin her an kayabilir. Topal, adımlarını hesaplı, dikkatli atmalıdır.

Doğruluk Kebapevi: Hırsızlık pazarlığının yapıldığı yerdir. Topal’ın çaldıklarıyla oluşturacağı dükkânın adıysa “Doğruluk Meyve ve Sebze Komisyoncusu Nuri Haktanır”dır. Yazar doğruluk kavramıyla hırsızlığın üstünün nasıl örtüldüğünü, doğruluk kavramı kullanılarak dönen dolapları gösterir.

Doğruluk Kebapevi tertemiz, pırıl pırıldır. Bu aydınlık, ışıl ışılmekânda rakı içilirken karanlık işler çevrilir. Oysa kebapevinin bittiği yerde başlayan işçi mahallesine kerpiç yığını, paslanmış teneke duvarlı evlerden oluşan karanlık bir sokakla gidilir. Bu durum işçinin sefil yaşantısını gösterir bize.

Yaka markalı sigara: Siyah kâğıtlı dönemin en pahalı sigarası. Varsıllığı simgeler. Ağa, Yaka markalı sigara içerek varsıllığını gösterir.

Havyar: Topal Nuri’nin lüks lokantalardan ısmarladığı havyar, onun sınıf atlama isteğinin simgesidir.

Şehnaz’ın evi: Şehnaz, Ağa’ya metres olmanın, kendini ona satmanın karşılığı olarak almıştır bu evi. Maddi şeyler uğruna yitirilen tinsel değerleri görürüz bu nesnede.

Şehnaz’ın mantosu: Yer yer havı dökülmüş, yer yer lekeli, kahverengi kalın kumaştan manto, Şehnaz’ın fakirliğini gösteren bir nesnedir.

Yağcami: Topal Nuri, Şehnaz’la randevulaşır. Buluşma yerleri dönemin gözde mekânı Yağcami’nin önüdür. Topal burada, “Kerusa” denilen faytonun içinde beklerken Roza’nın öyküsünü anımsar… Gençliğinde caminin yanında fes kalıpçısı olarak çalışan bir Ermeni genci, caminin solundaki tiyatroda oyuncu olan Roza’ya aşık olur. Bir gece içip Roza’yı bıçaklar… Şehnaz’ı beklerken bu olayı anımsayan Topal, Şehnaz’la Roza’yı birbirine benzetir. Kadının seçme sansı yoktur, kaderi erkeğin belirleyiciliğiyle biçimlenir.

Arabuşakları: Mısır’dan getirilip Çukurova’daki kentlere yerleştirilen Araplara yerliler “Arabuşağı” ya da “Fellah” derler. Alın teriyle yaşamaya çalışan, sebze komisyoncularca emeği sömürülen dürüst çiftçilerdir.

Sümbül’ün kahvesi: Köylülerin buluşma yeri olan Sümbül’ün kahvesi, toprakları kaptırmama mücadelesinin başladığı yerdir.

1927 Şimendifer grevi: Adana’daki Fransızlara ait demiryollarındaki grev. Grevi hazırlayanlar içinde Ali Şahin ile Sinan Efendi’de vardır. Her iki karakter de, sonradan uzaklaşır bu mücadeleci çizgiden. Yine de komünistlikle, vatan hainlikle suçlanacak Ali Şahin bu geçmişinden ötürü.

Define: Emek harcamadan, kolay yoldan varsıl olma isteğinin simgesidir. Romanda Haydar, Sırrı Usta, Ali Şahin kolay yoldan varsıl olma isteğiyle definecilik yaparlar.

Kanlı Topraklar, nedenselliğin başarılı bir biçimde kullanıldığı yetkin bir romandır. Yapıtın bütünü ile bütünü oluşturan bölümlerin birbirine bağlı oluşu, ayrıntıların rastlantısal olmayışı, olaylar dizisi ile karakterler arasındaki ilişkinin sürekli gelişmesi vb. romanın nedenselliğini sağlar.

Çatışkılar
Kanlı Topraklar, çatışkılar üzerine kurulmuştur. Başkasıyla çatışmayan karakter yok gibidir. Romandaki tüm çatışkılar belli bir nedene dayanır.

Topal Nuri, roman boyunca başta; Kantarcı Mustafa, fabrika genel müdürü, İstanbullu-İzmirli işçiler, köylüler, Şerif Ağa, karısı Emine ile çatışır.

Topal ile Kantarcı arasındaki çatışma: Topal da, Kantarcı da Nedim Ağa’nın fabrikasında kâtiptir. Buna karşın Topal, Ağa’nın gözünde ayrıcalıklıdır. Bol maaş alır, yıldan yıla ikramiye, bir iki ay yayla izni verilir. Kantarcı, Topal’ın bu konumunu içine sindiremez. “(…) balı neresinde bu sahtekârın bilmem. İşi biz görürüz, yaylayı o yaylar, maaşın bolunu o alır, ikramiye yıldan yıla ona çıkar!”Gerçekten Kantarcı, emrindeki hamallarla yaz kış demeden ağır koşullarda çalışır. Emeğinin karşılığını alamaz yine de. Üstüne üstlük horlanır.
Aralarındaki bu eşitsizlik Topal’a karşı tavır takınmaya iter Kantarcı’yı. Yayla dönüşü fabrikada karşılaştıkları halde “hoş geldin” bile demez Topal’a. Çırçırların temizlenmesi için ondan hamal istediğinde, “Hamal mamal yok” der, tersler Topal’ı. Hatta Topal’ın Vitali Sabun Fabrikası kâtibiyle gizli işler çevirdiğini duyunca, Ağa’ya gammazlar onu. Bu sayede Topal’ı Ağa’nın gözünden düşürüp, konumunu ele geçireceğini umar. İşin içinde Ağa’nın da olduğunu anlayınca umduğu gerçekleşmez.

Kantarcı, Topal’la giriştiği bu çatışmada yenilir. Topal’ın kölesi konumuna düşer.

Karı-kocalar arasındaki çatışkılar: Romandaki tüm karı kocalar arasında çatışkı olduğunu görürüz. Kantarcı karısı Şehnaz’la, Nedim Ağa karısı Pamuk’la, Topalkarısı Emine’yle, Haydar karısıyla çatışır.

Kantarcı Mustafa ile karısı Şehnaz arasındaki çatışkı: Şehnaz, varsıl olmak, güzel giysiler giymek, buzdolaplı bir evin hanımı olmak ister. Buna karşın Kantarcı’nın ona sunduğu, işçi mahallesinde tek odalı harap bir evde sefil bir yaşamdır. Bu çelişki Şehnaz ile Kantarcı arasındaki çatışkıyı doğurur. Şehnaz düşlediği yaşama Kantarcı’yla kavuşamayacağını bilir. İçten içe kinlenir ona. Fırsat buldukça aşağılar onu.

Romandaki sınıfsal çatışkılar: Kentte işçi sınıfı ile kapitalist sınıf arasındaki çatışkıyı görürüz. İşçiler, emeklerinin aşırı derecede sömürüldüğü kölece çalışma koşullarında çalıştırılır fabrikada. Bu durum işçilerin yaşamını yaşanılır olmaktan çıkartırken, kapitalistlerin yaşamını daha yaşanılır kılar. Bu çelişki çatışkıyı doğurur. Köyde ise, köylü sınıfı ile feodal sınıf (toprak ağaları) arasındaki çatışkıyı görürüz. Kanlı toprakların paylaşılma kavgası, bu çatışkının nedenidir. Köylüler kuşaklar boyunca ekip biçtikleri bu toprakları ağalara kaptırma korkusunu yaşarlar. Ağalar ise, egemen siyasi erkin yardımıyla bu toprakları ele geçirip, köylüyü jandarma eliyle sürmek isterler bu topraklardan.
Romanda ayrıca, Arap uşağı bahçeciler ile sebze komisyoncuları arasındaki çatışkıyı görürüz.

Canlandırma
Romanda okurun gözünde canlanan bir anlatımı var Orhan Kemal’in. Bu durumu bir örnekle görelim.

Kantarcı Mustafa, Şahut’un kebapçı dükkânında, Topal Nuri’nin ısrarlarına dayanamaz ilk kez içki içer. İçkiyi fazla kaçırınca sarhoş olur. Kantarcı’yı evine Topal Nuri götürür. Şehnaz kocasının Topal Nuri’yle geldiğini anlar, sevinir. Uyuyormuş gibi yapar. Kantarcı konuğuna kahve yapmak için mutfağa gider. Topal, yanı başında uyumakta olan “yeşil gözlü” Şehnaz’ın yanına oturur. Şehnaz, bir yandan bir yana dönerken bacağını bilerek dışarı atar. Kadının bacağını gören Topal Nuri’nin kalbi sökülürcesine çarpmaya başlar. Elini uzatıp dokunmak, okşamak ister. Bir yandan da, kadının tepki vermesinden korkar.Yine de elini uzatır, kadının dizine hafifçe dokunur. Çeker. Az sonra gene uzatır, sonra hiç çekmemecesine… Elini koyduğu yerin altında sanki bir yürek ya da nabız atıyor gibi hisseder. Bir süre öylece kalır Topal’ın kocaman eli. Parmaklarını açar, kadının dizini tutup, sıkar. Bir yandan da kadının olumsuz bir tepki vermesinden korkar. Korktuğu olmaz. Tersine kadının hoşnut olduğunu görür… Birden Şehnaz’ın iki eli şimşek gibi uzanıp, bacaklarının arasındaki kocaman eli yakalar. Topal, kadının uyanık olduğunu, hoşlandığını anlar. Artık o andan sonra kadını daha rahat okşamaya, öpmeye başlar.

İtki
Romanda toplumsal koşulların kişi-karakter üzerindeki belirleyici etkisini görürüz. Toplum feodal düzenden kapitalist düzene geçmektedir. Romandaki karakterlerin itkisi, bu toplumsal koşulların etkisiyle oluşur.

Romanda karakterler örgenin sağladığı itkiye göre hareket ederler. Hiçbiri yapmacık değildir.
Romandaki karakterlerin çoğunun itkisi; varsıllaşmak, sınıf atlamaktır. Bu karakterler kolay yoldan varsıl olmanın derdine düşerler. Bunun nedeni var olan toplumsal koşulların adaletsizliği, eşitsizliğidir.

Çukurova’da topraksız (malsız-mülksüz) insan bir hiçtir. Toprak uğruna kan dökülür bundan dolayı. Mal mülk edinme uğruna, insani niteliklerin kenara itildiği bir kavga görürüz romanda.

Romanın önde gelen karakterlerinin itkileri şöyle:
Topal Nuri’nin itkisi, varsıl olmak, sınıf atlamaktır. O, “sırma işlemeli, lacivert şalvarlı” Çukurova ağaları gibi varsıl, varsıllığından ötürü saygı duyulan biri olmak ister. Roman boyunca bu itkiyle eyler. Yaşama, insana bakışını belirleyen bu itkidir.

Nedim Ağa’nın itkisi, CHP’nin önde gelen yöneticilerinin yardımıyla ele geçirdiği Ermenilerden kalma fabrikanın bir oldubittiyle elinden alınma korkusudur. CHP yöneticileri karşısındaki boyun eğişinin nedeni budur.

Kantarcı Mustafa’nın itkisi, fabrikadaTopal Nuri’nin konumuna benzer bir konuma yükselme, karısı Şehnaz’a rahat bir yaşam sunma isteğidir.

Şehnaz’ın itkisi, varsıl, rahat bir yaşama kavuşma isteğidir. Bu itkiyle savrulur. Maddi şeyler uğruna, tinsel (manevi) değerlerini yitirir.

Kabak Hafız’ın itkisi, bu dünyanın nimetlerinden yoksun kalmama isteğidir. Bu itki onu, dini çıkarı uğruna kullanmaya, çıkarı kimden yanaysa, ona yaranmaya iter.

Haydar ile Sırrı Usta da itki, kolay yoldan para kazanma, varsıl olma isteğidir. Bu itki onları mistik inançlarla define aramaya iter.

Sinan Efendi’nin itkisi, mal mülk edinme, varsıl olma isteğidir. Bu itki onu, bir yandan rüşvetle devlet dairelerinde iş takipçiliği yapmaya iterken, öte yandan mistik uğraşlarla köylüyü maddi-manevi sömürmeye iter.

Ali Şahin’in itkisi, mal mülk edinme isteğidir. Bu itki onu, “maddenin ötesindeki seslere kulak verip, efsunlu definecilik” yapmaya iter.

Şerif Ağa’nın itkisi, “kanlı topraklar”ın büyük bölümünü ele geçirip, büyük çiftçi olmaktır.

Güdücü Örge
Güdücü örge, bir durumun, bir olayın kendini istem dışı anımsatması, karakterin gözünün önüne gelmesidir.

Romandan iki örnekle gösterelim bu durumu.

Topal Nuri’nin ağanın odasındaki koltuğa bacak bacak üstüne atıp oturuşu, bira, kara kâğıtlı sigara içişi… Bu görüntü, Kantarcı Mustafa’nın gözlerinin önüne her geldiğinde, “Deyyus oğlu deyyus” deyip, söver Topal’a.

İkinci örnek. Topal Nuri, Kantarcı Mustafa’nın “yeşil gözlü” karısı Şehnaz’a tutulmuştur. Kadının yeşil gözleri, Topal Nuri’nin aklından geçer sık sık. Şehnaz’a ilişkin her durumda, “yeşil gözler” kendini anımsatır Topal’a.

Zaman
Kanlı Topraklar romanı, 1934 yılı Ağustos ayının sonları, saat 10’da başlar.
Orhan Kemal, roman boyunca bilinç akışı yöntemiyle kimi karakterlerin geçmişine götürür bizi. Böylece zamanın dün bugün boyutlarıyla konunun daha iyi açımlanmasını, kavranmasını sağlar.

Nesnel Uzam
Kanlı Topraklar, Çukurova bölgesinde Adana’da geçer. Romanın geçtiği 1934’te Adana, devlet eliyle desteklenen kapitalistleşme sürecinin önde gelen merkezlerindendir.
Roman boyunca olayların içinde geliştiği ana uzamlar şöyle sıralanabilir: Nedim Ağa’nın çırçır fabrikası, Ağa’nın fabrikadaki odası, Doğruluk Kebapevi, Şahut’un kebapçı dükkânı, Topal’ın evi, Kantarcı’nın evi, Ağa’nın konağı, Topal’ın yazıhanesi, Şehnaz’ın evi, Haydar’ın evi, köy, Kanlı Topraklar, Sümbül’ün kahvesi, Ali Şahin’in evi, Şerif Ağa’nın evi…

Öznel Uzam
Kantarcı Mustafa, Topal Nuri’nin Vitali Sabun Fabrikası kâtibi Tevfik’e masa altından para verdiğini duyunca Kebapçı Tahsin’den, şaşırır. Bu paranın, bu ikisi arasında gizli bir alışverişin rüşveti olduğuna inanır. Nedim Ağa’dan habersiz gerçekleşen bu alışveriş, Topal’ın ayağını kaydıracaktır ona göre…Birden pırıl pırıl bir umut yeşerir Kantarcı’nın içinde. Bakkal dükkânı darlaşır gözünde, sıkıntı basar. Dışarı çıkmak, daha geniş, daha ferah düşünebileceği bir yer arar.

İzlek
Orhan Kemal, Kanlı Topraklar’da bize şunu söyler; eşitsizliğe dayalı toplumsal yapılar insanı bozar. İnsanlar arasında eşitsizliğe neden olur. Böyle bir düzende insan, kendine, başkasına yabancılaşır. Ahlaki çöküntü yaşar.

Toplumsal Çözümleme
Kapitalistleşme süreci: Romanda, Türkiye’nin, özelde Çukurova bölgesinin kapitalistleşme sürecinin ilk (vahşi) adımlarını görürüz. Bu süreçte ilkel sermaye birikiminin “kanlı topraklar”ın paylaşılma kavgası ile işçi-köylü sınıfının emeklerinin nasıl sömürüldüğünü görürüz.

İşçi sınıfının konumu: Romanda işçi sınıfının kölece çalışma koşullarında nasıl sömürüldüğünü görürüz. Bilinçli işçiler bu koşullara karşı koyarken, bilinçsiz işçiler kendi gücünden habersiz, uysal bir boyun eğişle katlanırlar bu kötü çalışma koşullarına.

Köylü sınıfının konumu: Romanda köylüler maddi, manevi (tinsel) yönden sömürülür. Sefalet içinde yaşayan bu umutsuz, bilisiz insanlar, mistik-dini inançların kölesi konumundadır. Köylüler ağalarla, sebze komisyoncuların (tefecilerin) insafına bırakılmıştır. Ağalar, köylülerin yıllarca ekip biçtikleri topraklara el koyarken, sebze komisyoncuları bin bir emekle ürettikleri ürünleri çok ucuza el koyar.

Var olan düzenin adaletsizliği, eşitsizliği: Romanda var olan ekonomik düzenin eşitsizliğini, bu eşitsiz düzenin yarattığı adaletsizliği görürüz. Üretim ilişkilerindeki bu eşitsizlikler karşıtlıklar yaratır insanlar arasında… karşıtlıklar çatışmaları. Çatışmalar insanın insandan kopmasını, uzaklaşmasını sağlamıştır. İnsan bozulmuştur bu düzende. İnsani niteliklerini yitirmiş, çıkar ilişkisi içinde savrulup durmaktadır. Sınıf atlamanın, mal-mülk edinmenin, başkasının ayağını kaydırmanın derdi içindedir. Devlet, üretenin değil, onları sömüren kapitalist sınıfın haklarını korur bu düzende. Alt sınıfların oylarıyla seçilen mebuslar (milletvekilleri), yöneticiler üst sınıfların çıkarını gözetir, onların çıkarına gelen düzenlemeler yapar. Alt sınıflar, özellikle köylü sınıfı umutsuz, kendi kaderine, komisyoncuların (tefecilerin) insafına bırakılmıştır.

Ağaların konumu: Romanda feodal toprak ağalarının kapitalistleşme sürecini görürüz. Ağalar, maddi güçleriyle toplumda saygı görürler. “Cep ağızları sırma işlemeli lacivert şalvar”ları içinde, sapsarı ağız dolusu “altın dişler”le dolaşıp dururlar ortalıkta. Bu ağalar, Çukurova topraklarını elinde tutup, sömürürler köylüyü.

Romanda ayrıca, Şerif Ağa gibi gerici, tutucu feodal toprak ağalarının genç cumhuriyete, Mustafa Kemal devrimlerine karşı tavır aldıklarını görürüz.

Kadınların konumu: Romanda toplumun kadına bir rol biçtiğini görürüz. İlk elde kadın, erkeğin işine karışmayacak. Namaz kılacak, oruç tutacak, tahta silip çamaşır yıkayacak. Erkeğini hoşnut etmeye çalışacak. Çocuk doğurup, çocukların büyümesiyle uğraşacaktı.

Kaynakça:
* Orhan Kemal, Kanlı Topraklar, Everest Yayınları, Mart 2012, İstanbul

– Bu yazı, Romanda Estetik Kalkışma II. (Ed. Cengiz Gündoğdu, İnsancıl Yayınları, İstanbul 2016) kitabında yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK