9 C
İstanbul
Cumartesi, Eylül 26, 2020
Ana Sayfa Eleştiri ÖMER SEYFETTİN'İN EFRUZ BEY ROMANININ İNCELENMESİ

ÖMER SEYFETTİN’İN EFRUZ BEY ROMANININ İNCELENMESİ

ÖMER SEYFETTİN’İN EFRUZ BEY ROMANININ İNCELENMESİ

Leyla Civil ASLAN & Mehmet ASLAN

Ömer Seyfettin’in Efruz Bey* adıyla yayınlanan kitabı iki ana başlık altında toplanmıştır. Roman “Efruz Bey” başlığı altında dokuz bölümden oluşur. “Efruz Beyin Çevresine Bağlı Hikâyeler” başlığı altındaki beş bölüm, romandan önce farklı dergilerde yayınlanmış, yapıtın“taslağı, çekirdeği” olarak görülmüştür.

Romandaki her bölüm, öteki bölümlerle bağlantılı olmasına karşın, kendi başlarına da bir bütün oluşturur. Dönemin toplumsal sorunları, Efruz Bey karakterinin çevresinde ele alınır.

Romanın Değerlendirilmesi

Dili Anlatımı
Efruz Bey romanında, dil yalın olmamasına karşın, anlatım akıcıdır. Roman Osmanlıca ile yazıldığı için Türkçe sözcüklerin yanı sıra; Arapça, Farsça sözcüklerde barındırır. Kimi bölümler üçüncü tekil anlatımla, kimi bölümler birinci tekil anlatımla yazılmıştır.

Roman klasik düz anlatımdan farklı bir biçimle yazılmıştır. Her bölümde farklı konular, sorunlar, farklı zaman ile uzamda ele alınıp işlenir. Bu konulara, sorunlara bağlı olarak, romanın başkarakteri Efruz Bey değişik biçimlerde çıkar okurun karşısına.

Romanda yazarın dili, anlatımı; yergili, abartılı, alaycıdır. Dönemin sorunları, (başta Efruz Bey olmak üzere)karakterleri karikatürize edilerek yansıtılır.

Karakterler
Efruz Bey: Romanın başkarakteridir. Gerçek adı Ahmet Bey’dir. Birinci bölümde Babıali’nin koridorlarında, kendinden geçerek “Yaşasın Hürriyet!” diye bağırıp “Hürriyeti İlan” edince birden halkın “kahramanı”,“ ilahı” olur. Karakterimiz, Ahmet Bey adını, dahası önceden kullanılmış hiçbir adı, yeni konumuna yakıştırmaz. Yeni bir ad arayışına girer. Uzun bir arayıştan sonra “Lügat-ı Osmaniye”de “Efruz” sözcüğünü bulur. Sözcüğün anlamını, söylenişini yeni konumuna uygun görür. Ahmet Bey, o günden sonra“Efruz Bey” olur.

Efruz Bey, tipik bir karakterdir. Kendini olduğundan farklı gösterir. Küçük burjuva bilinciyle öznelini nesnel sanarak yaşar. Yapıp ettikleri gerçeklikle uyuşmaz.Romanın her bölümünde, okurun karşısına farklı bir kişilikle çıkmasına karşın, tipik özellikleri değişmez. Yalancıdır. Uydurukçudur. Gösterişi, cakasatmayı sever. Niteliksiz bir şarlatandır. Kendi yalanına inanır,inandırıcı bir dille söyleyerek başkalarını da inandırır. Örneğin; bilgisiz olmasına karşın “bilgin” gösterir kendini. Şiir yazmadan “şair”, kitap yazmadan “yazar”, okumadan “filozof” olur. Efruz bey için bir şey olmak değil, “-miş gibi” görünmek önemlidir. “-miş gibi” görünmek konusunda da oldukça başarılıdır. Ona körü körüne inanan, bilinçsiz halk yığınlarını kandırıp coşturur, peşinden sürükler.Şan şöhret düşkünü, kaypak biridir.

Diğer Karakterler
Romanda karakterler bölümden bölüme farklılık gösterir.

I. Hürriyete Layık Bir Kahraman: Bu bölümde, II. Abdülhamit’in baskıcı (istibdat) yönetiminden bunalmış olan halkın özgürlük sorunu işlenir.

Köse Mümeyyiz: II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi ile ittihatçılar arasında sıkışmış Babıali memurunu simgeler. Kuşkucu, korkak aynı zamanda temkinlidir.

Kalem Müdürü: Yazar, devlet yönetimindeki disiplinsizliği, sorumsuzluğu, tembelliği, başıboşluğu bu kişi üzerinden gösterir okura. Düşüncesi sınırlı bir kişi olan kalem müdürü, bulunduğu konuma kayrılarak gelmiştir.

Efruz Beyin Annesi: Otuz yıldır İstanbul’da yaşamasına karşın, Türkçe konuşmasını öğrenememiş bir Çerkez’dir. Dindar, gelenekçi bir kadındır. Çok sayıda hizmetçisi vardır.

Despina: Efruz Beyin annesinin konağındaki Rum hizmetçidir. Neşeli, rahat bir kişidir.

Bolulu Aşçı: Dünya yansa umursamayacak derecede kendi işiyle ilgili, bilgisiz bir adam olan aşçı, Osmanlı döneminde Anadolu’daki halkın eğitimsiz bırakılışını simgeler.

II. Asiller Kulübü (Asilzadeler): Bu bölümde, Efruz Beyin yanı sıra Müzekki Bey, Kamuran Kara Tanburin Bey, Azizüssücufüzzırtaf, Dizanterici Salih Paşazade Nermin Bey karakterleri üzerinden soyluluğa duyulan özentinin insanda yarattığı yozlaşma, yabancılaşma anlatılır. Bu kişiler değersizliklerini, niteliksizliklerini kendilerine soylu unvanlar yakıştırarak gidermeye çalışırlar.

III. Tam Bir Görüş: Bu bölümde, bir yanda var olangerçeklikten kopuk Osmanlı aydınını, öte yanda bilgiden uzak yaşayan köylünün içinde bulunduğu durumu görürüz.

Efruz Bey, kitaplara sıkışıp kalmış, gerçeklikten kopuk yaşayan Osmanlı aydınını, anlatıcı ise, kitabı umursamayan, boş gezen insanı simgeler.

Sermet, söylenenleri anlamadan “Ahfeşin keçisi gibi” kafa sallayarak onaylayan bilinçsiz, sürü insanıdır.

IV. Bilgi Bucağında: Bu bölümde, kitaptan, kitap okumaktan hoşlanmayan, buna karşın bilgiçlik taslayan insanı görürüz. Efruz Bey böyle bir tiptir. “Milliyetperver” bir kişiliğe bürünerek, Bucakta dil (Türkçe), tarih konularında seminerler verir. Anlattığı konulardaki yetersizliğini söz cambazlığıyla örterek, onu sorgusuz dinleyenleri kendine inandırır.

Bucak reisi, Efruz Bey’in iç yüzünü görür. Bucaklılara onun bir şarlatan olduğunu göstermeye çabalar, başarılı olamaz.

V. Açık Hava Mektebi: Bu bölümde Osmanlının eğitim sorunu işlenir.

Müfat Bey; Aksaray’daki “Tıfıl Kovuğu”nun müdürüdür. Milli bir eğitim anlayışına karşıdır. Eğitimin dinden, milliyetten soyutlanmasını ister. Batılı (alafranga) eğitim anlayışını savunur. Yazara göre onun ideali “(…) yalnız alafrangalaşmak, taklit, Avrupalılara benzemekti.”

Mehmet Mustafa Tahsin Nidai; Kasımpaşa’daki “Maşrık-ı Envar-i Maarif-i Osmani” okulunun müdürüdür. Kendi kurallarına göre yönetir okulu. Kuramsal bilgiyi önemsemez. Bilinçsizdir. Kitap okumaz, bu durumu “okutan okumaz” savıyla temellendirir. Okulu yıkık döküktür. Üstü başı kir pas içinde, odası dağınıktır. Varlıklı öğrencilerin suçunun cezasını, yoksul öğrencileri onların karşısında döverek verir. Bütün bunlar, Osmanlı eğitim sisteminin içinde bulunduğu içler acısı durumu gösterir okuyucuya.

Nedensellik
Roman nedensellik ilkesi gözetilerek yazılmıştır. Nesneler işlevlidir. Gelişigüzel değil, konuyu açımlayan bir düzen içinde dizilmiştir. Bu durumu romanın bir bölümünden örnekleyelim.

“Tam bir Görüş” başlıklı üçüncü bölümde nesnelerin dizimi şöyledir: Anlatıcı-Efruz Bey-kitaplar-havanın güzel oluşu-taş köprü-Alibeyköyü-köy kadınları-çingene çocuk-açlık-kahve-kahveci-köylüler-ekmek-yoğurt-kaşık-para…

Nesne olarak Efruz Bey’de, kitaplara sıkışıp kalmış Osmanlı aydınının gerçeklikten ne denli kopuk olduğunu görürüz. Anlatıcı da ise, kitabı umursamayan insanı.

Bu bölümde, özellikle anlatıcının ağzından toplumun kitaba, bilgiye karşı olumsuz tutumunu görürüz. Bu tutumun sonuçları Alibeyköyü’nde somutlaşır. Köyün sokakları pislik içindedir. Her yan hayvan gübresiyle doludur. Kadınlar kirli örtüler içinde, dışa kapalıdır. Çocuklar yarı çıplaktır. Köyün kahvesi, “hayvanları kaçmış bir ahır” gibidir. Köyün erkekleri uyuklayıp durur bu kahvede.

Alibeyköyü’nün, köylülerin bir diğer işlevi de, Efruz Bey’in savının yanlışlığını göstermesidir. Efruz Bey, kent insanının ahlaki açıdan yozlaşma içinde olduğunu, buna karşın köy insanının temiz bir ahlakı olduğunu savlamaktadır. Köyde görüp yaşadıkları onun bu savını çürütür.

Nesnelerin Birliği
Roman nesnelerin birliği gözetilerek yazılmıştır. İki örnekle görelim bu durumu.

“Tam Bir Görüş” başlıklı üçüncü bölümde, anlatıcı ile arkadaşı Sermet, Efruz Bey’le karşılaşırlar. Kütüphaneleri dolaşmaya çıkmıştır, “koltukları, cepleri kitap” doludur. Anlatıcı, “(…) hakikat kitapta değil, hayattadır.” diyerek, kendileriyle gezmeye gelmesi için onu kandırır. Gezmeye razı olan Efruz Bey, kitapları sorun eder. Bunun üzerine anlatıcı, “Aşağıdaki köprünün ayağındaki çalıların arasına saklarız, dönüşte alırız.” der.

Burada “kitaplar” ile “köprü” birer nesnedir.

Gezi kötü geçer. Gerisin geri dönerken üçü de dalgındır. Köprünün üstünden yeniden geçerken, giderken altına sakladıkları kitapları almak uslarına gelmez.

“Kitaplar” ile “köprü”nün yeniden karşımıza çıkması, bize nesnelerin birliğini gösterir.

“Açık Hava Mektebi” başlıklı beşinci bölümde, müdür M. M. Tahsin Nidai’nin odası betimlenirken, “duvarda büyük bir Alasonya haritası (…) Kanepenin üstünde Müşir Ethem Paşanın (…) bir resmi”nden söz edilir.

Burada “Alasonya haritası” ile “Müşir Ethem Paşanın resmi” birer nesnedir. Bu iki nesnenin bölümün devamında yeniden anılması, odada asılma nedeni ile taşıdıkları anlamın belirtilmesi nesnelerin birliğini gösterir.

Örge
Romanda örge, nedensel ilişkiler, nesnelerin birliği gözetilerek örülmüştür. Konu dışı taşmalara rastlanmaz.

Romanda bazı bölümler genel örgeyle, bazı bölümler tekil örgeyle başlar. Örneğin birinci bölüm tekil örgeyle başlar. “Ahmet Bey kaleme girince arkadaşlarına şöyle bir baktı. Güldü. Boyun kırdı. Başını salladı.” (y.9) Üçüncü bölümün girişi genel örgeyledir. “Geçen sene bir gün, arkadaşım Sermet’le Şişli’ye doğru gidiyorduk.” (y.85)

İtki
Romanda itki örgeden çıkar. Karakterler örgenin sağladığı itkiye göre davranır. Örneğin, dördüncü bölümde Efruz Bey, Bucakta bir dizi konferanslar verir. Bir süre sonra Bucaklıların gözünde öne çıkmaya, Bucak reisinin etkisi azalmaya başlar. Egemenliğini yitireceğini sezen Bucak reisi rahatsız olur. Bu durum, Efruz Bey’e karşı tutum almaya iter onu.

Bucak reisini Efruz Bey’e karşı tavır almaya iten itki, egemenliğini Bucaklıların gözünde yitirme korkusudur.

Çatışmalar
Roman belli çatışmalar üzerinden ilerler.

Birinci bölümde; arka planında Jön Türkler ile II. Abdülhamit yönetimi arasındaki çatışma. Efruz Bey ile annesi arasındaki çatışma.

Üçüncü bölümde; Efruz Bey ile Anlatıcı arasında çatışma. Efruz Bey ile Kahveci arasındaki çatışma.

Dördüncü bölümde; Efruz Bey ile Bucak reisi arasındaki çatışma.

Beşinci bölümde; Efruz Bey ile müdür M. M. Tahsin Nidai arasındaki çatışma.

Sekizinci bölümde; Anlatıcı (bir yazar) ile Efruz Bey, öğrencileri arasındaki çatışma.

Dokuzuncu bölümde; Anlatıcı ile Efruz Bey arasındaki çatışma.

Canlandırma
Yazar, romanda canlandırma öğesini pek sık kullanmamıştır. Var olandan iki örnek görelim.

“Ahmet Bey koltuğuna oturdu. Parlak beyaz kolluklarını yenlerinden fırlatan hususi bir hareketten sonra fesini çıkardı. Masanın üstüne koydu. Bir çelik yay gibi kuruldu. Kabardı.” (y.9)

“Mümeyyiz sıska sarı elleriyle titreyerek masasının sol gözünü çekti. İki gazete çıkardı. Tehlikeli bir şeymiş gibi yavaşça önüne koydu.” (y.11)

Romanda Zaman-Uzam
1908’de II. Meşrutiyetin ilan edilmesinden bir yıl sonra II. Abdülhamit tahttan indirilir. Roman, II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden yirmi dört saat sonra başlar, I. Emperyalist Paylaşım Savaşının ortalarında biter.

Romanda uzam İstanbul ile yakın çevresidir. Bölümden bölüme değişse de genellikle; Babıali, Nişantaşı, Beyoğlu, Kâğıthane, Alibey köyü, Şişli, Aksaray yanı sıra; Tokatlıyan, Bucak, Köşk kullanılan başlıca uzamlardır.

Toplumsal Çözümleme

Ömer Seyfettin, II. Meşrutiyet sonrası Osmanlı toplumsal yapısına ilişkin bir çözümleme sunar yapıtında. Dönemin pek çok sorununun ayrı ayrı işlendiği bölümlerde, Osmanlı devletinin çürümüşlüğünü, halkın içinde bulunduğu açmazı görürüz.

Osmanlıda halk, içinde bulunduğu açmazdan, örneğin kölelik koşullarından sıyrılma arayışı içinde olmasa da, onu bu olumsuzluktan çıkaracak bir kurtarıcı (kahraman) beklemektedir. Bu durum bize toplumun umutsuzluğunu gösterir.

Romanda, siyasal erkin baskısıyla köleleşmiş, tırsmış, korku, kuşku, uyuşukluk içinde, sorgulamadan, düşünmeden inanan, bilinçsiz bir toplum görürüz. Böylesi bir toplum, kurtarıcı sandığı şarlatanların peşinde sürüklenip durur. Üç günde yücelttiği kişiyi, bir günde yerin dibine sokar, unutur.

İzlek
Ömer Seyfettin, yapıtında şu düşünceyi söyler okura: Aydınlanmamış bir toplum (halk), içinde bulunduğu sorunları çözemez. Bu sorunları çözecek bir kurtarıcı bekler.

 

*Ömer Seyfettin, Efruz Bey, Bilgi Yayınevi, Ankara, Mart 2011

-Bu yazı, Romanda Estetik Kalkışma 1, Ed. Cengiz Gündoğdu, İnsancıl Yayınları, Ekim 2015 kitabında yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK