9 C
İstanbul
Salı, Eylül 29, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Ödül Kimin İşine Yarıyor

Ödül Kimin İşine Yarıyor

“Ödüllerin uyuşturucudan bir farkı yoktur: ilk defa aldığınızda muhteşem bir his doğurur, daha da fazlasını istersiniz ama tabii her şey yarışmanın standardına bağlıdır. Ödüller ne kadar prestijli olursa, verdiği kafa da o kadar güzel olur.” Jon Forss

Ödül kavramını açmak gerekirse, yaptığı işlerden ve davranışlarından dolayı takdir edilen kimseye verilen maddi ya da manevi bir armağanı ifade ediyor. 

İlk önce heyecanlı gibi geliyor. Herkes yaptığı işten sıralı bir şekilde bir armağan falan alamıyor ve bunun için bir kurul ya da onun yerine geçen bir mekanizma kurularak bu seçici kurulun edebiyat alanında olduğunu düşündüğümüzde bir otoriteden bahsediyoruz. Bu otorite alanında yetkin ve daha önce ödüllere boğulmuş ya da halen ödül vermekle görevlendirilmiş kişilerden bahsediyoruz. 

İnsanlar  yaptıkları işin karşılığı sadece para kazanmak istemezler dışında takdir edilmek, iyisin daha iyi olabilirsin hadi gayret gibi sözlerle bir girizgah oluşturularak onun halen üretebileceğini ve bu potansiyelinin var olduğunu gösteren emareleri de isterler. 

Yarışmalar yazarın yaratıcılığını geliştiriyor mu ben meseleye buradan bakmak istiyorum. Edebiyat alanında ürünlerini bir başka yazarın ürünlerini bir otorite tarafından oluşturulan kriterler eşliğinde diğerine öncelik tanıyıp baş köşeye konulması işi. 

Yayın evleri, Dernekler, Vakıflar ve Dergiler her yıl belirledikleri birkaç alanla birlikte yarışmalar düzenliyorlar. İlk etapta yazarı motive eden ve geliştiren bir şeymiş gibi görebiliriz. Yarışmamız bir edebiyat dünyası mümkün mü? Bunlar neye hizmet ediyor? Ödül sistemi yazınla olan bağımızın güçlü olup/olmadığını göstermede iyi bir yol mudur? 

Örneğin fiziksel olarak yapılan bir bebek yarışması örneği verelim. Doğa ananın yarattığı bu en güzel eser bir otorite tarafından daha güzeli noktasında karar kılmak için yan yana geliyor. Tabii ki bunun için onlar kıstaslar koyuyor, mavi gözlü olacak, yaşına göre kilosu iyi olacak, yürüyecek ve bazı ölçüler kriter olarak alınarak buna uyan bebek birinci oluyor diğerleri de sıralanıyor. Bu jüri de bu kriterleri bilen herkes bulanabilir. Hatta bu kriterleri bilmesine bile gerek yok onunda bulunan tabloya ve bebekle ilgili ölçü ve birimlere bakarak bir puanlama verebilir ya da hepsi uzman olsun. Birinci bebek yerel ya da ulusal ölçekte katılanların içinde birinci ama bu yarışmaya katılmayan diğer bebekleri düşündüğümüzde halen birinciliği tartışmalıdır. Ve unutmayalım tüm bebekler güzeldir ve her aile için dünyanın en güzelidir. Bizim için ise çok güzeldirler tartışmasız. Öyle ki çoğu kişi ödülle birlikte daha fazla çalıştığını ifade ederler ama unutmayalım ödül almayan tüm bebekler halen birileri tarafından en iyi şekilde bakılıyor ve ailesinin incisidir. Kimse ödül almadı diye bebeğini bakmaktan geri durmuyor. Belki bir başka yarışma için standartları yakalamaya çalışanlar dahi olabilir. Çünkü o onun “bebeği” yarattığı şey ve onu geleceğe taşıyacak “kodları” taşıyor yani edebiyatta kalıcı olup olmayacağına biraz da kendi öznel çabası gösterecektir. 

Eserleri de aynen böyle alabiliriz. Ama edebiyattaki kriterlerin daha yüksek bir çıtası var. Ve her jüri üyesi de aynı derecede deneyim ve donanım olarak yüksek düzeyde. Gerçekten öyle mi? Ya da öyleler de ödül verirken, kriterlerin boyutu ve ölçüleri değişiyor mu? Edebiyatta Ödül sisteminin arkasında bizim görmediğimiz egemen bir bakış mı var. Benim derdim arka planın karanlık yüzüdür. 

Bu ödüller edebiyat dünyası üzerinde iyi ile kötünün ayrımının karanlık noktalar olduğunu ve gerçek bir değerlendirmenin olmadığını düşünüyorum. Yarışmaların her geçen gün artması artık iyice dizginlerinden boşalmış durumdadır. Bu da sanatın en değerli yönlerini geliştirmenin aksine kirletiyor ve değersizleştiriyor.  

Yarışmalara üretimin içinde bulunan entelektüel kesim çeşitli nedenlerle yarışmalara katılır. Kendilerinin iyi olduğunun bir armağanla ödüllendirmesini çok ister. Kişisel olarak tanınmak, öykü ya da şiirlerinin okunurluğunu arttırmak okurla bir bağ kurmanın en iyi araçlarındandır. Okurun değişkenliği varken ödül öyle midir! Elde ve evde çalışma odasının baş köşesinde öyle duruyordur seni gözlüyor bak buradayım hey yazar. Hadi biraz daha gayret nobel az kaldı. Diye seslenerek yazarı bu mecranın içine çekerek yazım serüvenin devamlılığını sağladığı içindir ki günümüzde yazarlarımız bu yolu sıkça denemektedir. Ha ayrıca ödüllü bir yazarın kitabı yayınevleri tarafından öncelikle basılacak olduğu için bu da yazar için ayrı bir fırsattır. 
Yani yazarın derdi sadece ödül almak değil, ödülle birlikte gelen tanınırlıkla açılan kapılardır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikNiçin
Sonraki İçerikNasıl Yazsak

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK