9 C
İstanbul
Cuma, Eylül 25, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Deneme Nazan’ın Ankara’da Bitmeyen Gümbürtüsü

Nazan’ın Ankara’da Bitmeyen Gümbürtüsü

Ankara’nın orta yerinde sabah akşam bir gümbürtü. 

Herkes etrafına bakıyor ama anlamıyor sesin nereden geldiğini. 

Beyaz kocaman bir minibüs görünüyor uzaktan onun gelişiyle gümbürtü başlıyor. Yaklaştıkça yükseliyor. Tam yakında doruklara varıyor. Sonra uzaklaşıyor, sesler duyulmaz oluyor. 

Kimileri bunu gelip geçici bir olay sanıyor. Ama kısa sürede yanıldıklarını anlıyorlar. Günler geçiyor, trampetin ya da davulun gümbürtüsü bitmiyor. 

İnsanlar arasında giderek bir merak uyanıyor. Kim bu trampeti ya da davulu çalan? 

Maksadı ne? 

Neden her gün çalıp duruyor?

Kimileri “çoluk çocuk yapıyor” bunu deyip işi geçiştiriyor. Kimileri daha ilginç yanıtlar buluyor; “bunu yapan bir deli”. “Kafayı yemiş, her gün çalıp çalıp kaçıyor.” 

Birileri sonunda dayanamıyor atıyor ortalığa soruyu;

“Siz bu trampetin ya da davulun kaç gündür çaldığını biliyor musunuz?”

Önce şaşkın bir suskunluk yaşanıyor, ardından her kafadan bir ses çıkıyor. Üç gün diyen var. Bir hafta on gün diyen de. Bir seyyar satıcı; “Aylardır çalıyor siz duymuyor musunuz” deyince ortalığı bir sessizlik kaplıyor. 

Herkes kara kara düşünmeye koyuluyor.

Ankara’nın orta yerinde birileri davul, trampet çalıyor. Herkes bunu duyuyor ama neden çalındığını bilmiyor.

Bir süre sonra davul ya da trampeti çalan kızın adı duyuluyor. Bir temizlikçi kadın, “genç kumral, bir kızmış adı da Nazan” deyiveriyor.

Bu kez insanları başka bir merak alıveriyor. 

Kimdi bu Nazan? Neden günlerdir davul ya da trampet çalıp duruyor? Maksadı ne acaba?

Aslında ortada çalınan bir trampet ya da davul yoktu. Sadece Nazan’ın elleri vardı.

Nazan genç bir kadındı. 

Çalışıyordu. 

Her sabah erkenden işe koşuyor, akşamları yorgun argın eve dönüyordu.

Nazan’ın haksızlığa tahammül edemeyen bir yapısı vardı. Ne kendisine ne de başkasına yapılan bir haksızlığı kabullenmiyordu.

İşyerinde ise yöneticiler her gün saçma sapan kararlar alıp uygulamaya kalkıyorlardı. Ardından Nazan’dan başlayarak herkese yayılan bir itirazla akşama kadar boğuşmak zorunda kalıyorlardı.

Nazan işyerinde giderek aymaz yöneticilerin korkulu rüyası oldu.

Bir gün ülkede garip bir kargaşa çıktı. Para hırsıyla birbirini yedi yöneticiler. İki yüz elli insan can verdi. Yüz 40 bin insan işten atıldı. Nazan da atılanlar arasındaydı.

Morali biraz bozulur gibi oldu. 

İşyerinden çıktı. 

Yürüdü. 

Uzun uzun yürüdü.

Düşündü. 

“Dirensem kavgayı kazanıp yeniden ekmeğime kavuşur muyum?” dedi, kendi kendine.

Kentin içinde yürüyüp dolanan, acele acele evine gitmeye çalışan, yüzü endişeli insanlara baktı.

“Acep şu koca kentte işinden olup da ‘direnmeli’ diyen kaç kişiyiz” diyerek bir süre daldı gitti.

Yürüye sallana Yüksel Caddesi’ne vardı. Cadde her zamanki kalabalığı ve telaşındaydı. Ağır ağır dolanmayı sürdürdü.

Yüksel Caddesi’nde İnsan Hakları anıtını gördü. Ona baktı ve acı acı gülümsedi. Kendi kendine söylendi; “Yüz 40 bin insan işten atılmış ve Ankara’nın orta yerinde bir İnsan Hakları Anıtı”. 

Bakınırken güzel yüzlü bir kızın anıtın önüne oturduğunu gördü. 

Şimdi ilginç bir görüntü vardı karşısında. Anıtın önünde ince uzun bir kız tam arkasında İnsan Hakları Anıtı.  

Bir süre seyretti bu görüntüyü. 

Kızın yüzünde ince bir keder okunuyordu. Keder kızın yüzünden akıp Yüksel Caddesi’nin taşlarına akıyordu. 

Birkaç kişi geldi İnsan Hakları Anıtı önüne. Kıza yaklaştılar. Onu kucakladılar. Bir süre konuştular. Kızı ziyarete gelenlerden biri başladı bir şiir okumaya:

SICAK GELİR
TÜTÜNDEN HEY PAMUKTAN HEY OTTAN HEY
HABER GELMEZ GURBETTEN
DAVUL ÇALDIM DAVUL ÇALDIM DUYAN YOK

ZULÜM GELİR
KANCIKTAN HEY KAHPEDEN HEY PUŞTTAN HEY
DOSTLUK GELMEZ MUHANETTEN
DAVUL ÇALDIM DAVUL ÇALDIM DUYAN YOK

BEN YÜRÜRÜM YANAN YANA
KIPIRDAR DÜŞER YOLA TÜTÜNDEKİLER
KIPIRDAR DÜŞER YOLA PAMUKTAKİLER
KIPIRDAR DÜŞER YOLA KÖMÜRDEKİLER

SESİM BÜYÜR
TARLALARCA YOLLARCA FABRİKALARCA
BİR OYANA BİR BU YANA ADIMLAR
DAVUL ÇALDIM DAVUL ÇALDIM
DUYAN VAR (Hasan Hüseyin)

Nazan şiiri duyunca yüreği küt küt atmaya başladı. Tıpkı bir davul gibi trampet gibi. 

Nazan anıtın önüne yaklaştı. Konuşulanları dinledi bir süre. Anıtın önündeki kız öğretmendi. O da kendisi gibi işte kovulmuştu. Anıtın önünde oturuşu bir hak arama eylemiydi. 

Sevindi. 

Artık iki kişiydiler. 

Bir süre oturdular.

Uzun boylu kız birden ayağa fırladı. 

Haykırmaya başladı.

“İşimizi Geri İstiyoruz”

Nazan ve sokaktaki onlarca insan şaşkınlıkla dönüp baktılar. 

Uzun boylu kız döndü Nazan’a; “Ben işimi geri istiyorum. Sende istiyorsan durma haykır”

Bu kez çift ses olup haykırdılar

“İşimizi Geri İstiyoruz”

Bu çift ses olmak Nazan’a iyi gelmişti. 

Dakikalarca durmaksızın taleplerini haykırdılar.

Giderek etraflarında yüzlerce insan birikti. Onları alkışladılar.

Bu alkış sesleri de Nazan’a iyi geldi.

Bir süre sonra eylemi tamamladılar. Ayrılırken uzun boylu kız “yarın yine burada” dedi.

Nazan evine doğru yürürken iki ses beyninde çınlayıp duruyordu. “İşimizi Geri İstiyoruz” ve “ yarın yine burada”

Ertesi gün sahneye çıkacak bir sanatçı özeni ile giyindi. 

İşinden ekmeğinden edilmişti. Bunu yüzlerce insana haykıracaktı. Destek isteyecekti.

Yüksel caddesine vardığında yine aynı kalabalık vardı. Güzel yüzlü kız çoktan heykelin yanında yerine almıştı.

Gözgöze bakıştılar. Uzun uzadıya konuşmanın gereği yoktu. 

Omuza omuza ayağa kalktılar ve haykırdılar.

“İşimizi geri istiyoruz”

Kara gözlüklü şiş göbekli adamlar birden üstlerine yürüdüler.

İki gencecik kadının üstüne saldırdılar.

Nazan bir an ne yapacağını bilemedi. Bileklerini bükmeye çalışıyordular.

Güzel yüzlü kızla bir an gözgöze geldiler.

Kız birden yeniden haykırmaya başladı.

“Direne Direne Kazanacağız”

Bir minibüse doğru sürükleniyorlardı.

Kız hala bağırıyordu.

“Direne Direne Kazanacağız”

Minibüsün kapıları sertçe kapandı.

Nazan bir an çaresiz kalakaldı. Sonra elleri harekete geçti.

Başladı minibüsün camlarına kapılarına vurmaya.

Nazan trampet çalıyordu.

Minibüs hala duruyordu.

Nazan’ı ve yanındaki kadını “etkisiz” hale getirdiklerini sananlar da bu trampet sesini duydular.

Ama yapacakları bir şey yoktu. 

Minibüsü alandan hızla uzaklaştırmaya çalıştılar.

Minibüs gittikçe caddede Nazan’ın ellerinin gümbürtüsü kente yayılmaya başladı.

Cadde cadde bir Nazan gümbürtüsü sarmıştı Ankara’da ortalığı.

Nazan bir an durdu. Onu hayretle seyreden güzel yüzlü kıza baktı. 

“Çalıyorum ama ne kadar zamanda ekmeğimi geri alabilirim?”

Güzel yüzlü kız sıcacık gülümsedi. Dudaklarıyla bilinmez gibisinden bir mimik yaptı.

Nazan kararlıydı çalmaya. Her gün çaldı durdu.

Nazan’ın gümbürtüsünü duyup yanına koşan da oldu. Sendikanın penceresini kapatıp duymazdan gelen de. 

Ama Nazan bin küsür gün direnerek Türkiye İşçi Sınıfı Tarihine bir not düştü. 

İşini geri almak istiyorsan bin gün, hatta daha fazla davul çalacaksın.  Bunun başka yolu yok!

Nazan’ın gümbürtüsü devam ediyor hala!

Mehmet Esatoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK