9 C
İstanbul
Cuma, Eylül 25, 2020
Ana Sayfa Edebiyat MERYEM VE İKİNCİ YENİ ŞİİRİ

MERYEM VE İKİNCİ YENİ ŞİİRİ

Bakire doğum çok eski bir gelenektir. Anadolu da yaygın bir gelenektir. Meryem’in kökeni eskidir. Gariptir Meryem köken olarak çoğu isme öncülük eder. Diyebiliriz ki, Anadolu da en çok kullanılan isimdir. Maria, Maryam, Mahire bu kökenden gelir. Bir anlamıyla kutsal doğurgan tanrıca kadını simgeler.
Bunun yanında Mama, mother köken olarak sanırım Marya dan gelme. Yıldız Çıbıroğlu’nun Kadının Yazısız Tarihi kitabı, kadının dilini oluşturmasının kitabıdır. Ad koyma törenlerinin kadınlarla başladığını söyler Yıldız Çıbıroğlu, ilk sesli harfin ‘me, ma, mu, mö’ türediğini söyler. Sonra se, sa ve devamı gelir. Bu anlamda Meryem mamadan gelen ve Anadolu da tanrıca kadını karşılar. İsa’yı doğuran Meryem, kadın uygarlığının kültürel devamıdır. Hristiyanlık Anadoludaki kadını yanına almıştır, diyebiliriz. O zaman Meryem sadece hristiyanlığın değil Anadolu ve Mezepotamyanın da Tanrıçasıdır. Meryem’i Anadolu ve Mezepotomyadaki kadın tapınçı olarak da görmek lazım.
Hera’nın her yıl, Kanathos kaynağında yıkanarak yeniden bakireliğine kavuştuğunu ileri süren anlatının öncüllüğünde Anadolu ve Mezepotomya vardır. Anadolu ve Mezepotomya uygarlığı saflığı bekaretle, bakirelikle simgelerdi. Bu anlamda Hera ve sonradan gelen Meryem insanlığın içindeki saflığı ve bekareti simgeler. Sonradan cennetteki Huri’ler, belki Hera’dan gelme her ilişkiden sonra bekaretine kavuşurdu. Bu metaforik anlatının ardında sadece o meleklerin saflığını koruduğuna dair düşünce vardır. Bir diğer yanı ise ataerkil toplumların bekarete verdiği değerdir. Anaerkil toplumda doğurganlık ve bakire olmamak önemliyken ataerkil toplum bir melek imgesiyle bakireliğin ve saflığın içine hapseder.

Bunun dışında şiirimde Meryem imgesinin kullanan şairler var. Bilakis İkinci Yeni şairleri ve Cemal Süreya çok farkında olarak fahişe imgesiyle kullanır Meryem’i. Hristiyanlığa hakaret ederken bu durumun Anadolu ve Mezepotomya uygarlığına da bir hakaret olduğunu göremez. İkinci Yeni şiirlerindeki bu nihilist tavır eski Anadolu ve Mezepotomya uygarlığına doğru bakamayan ve onları aşağılayan batıcı ( Avrupa merkezci) cumhuriyet kuşağından geçmiştir.

Şimdi önce, İkinci Yeni şairlerinden Turgut Uyar’a bakalım.

içmişim bir dolu olmuşum ayık
düşmüşüm dağlara olmuşum geyik
sana derim sana sürmeli geyik
kaçma benden kaçma avcı değilim

avcı değilim ki düşem izine
kaça kaça kanlar indi dizime
sürmeler mi çektin kömür gözüne
kaçma benden kaçma avcı değilim

sana derim sana geyik erenler
bize sevda sana dalga verenler
dilerim mevla’dan onmaz vuranlar
kaçma benden kaçma avcı değilim

aydur şah hatayi’m uçan kaçandan
zerrece korkmazız bu tatlı candan
gidip da’vac olma atana benden
kaçma benden kaçma avcı değilim

***
alevi bektaşi nefesleri, abdülbaki gölpınarlı.

Şu geyik sevgisinin nedeni çok eskidir. Geyik mitolojisi Hititlere kadar uzanır. Çoğu heykel, kabartma var. Geyikli Baba tekkesi eski o kültürün devamıdır. İkinci Yeni’de bilakis Turgut Uyar’da Geyik imgesi çok. Onlarda ise Geyik tarihsel kökeninden kopuk pek üzerine düşünülmeden üretilmiştir. Hiç bir zaman şöyle düşünmemişler ya şu Hacı Bektaş’ın bir elinde geyik bir elinde aslan neden var dememişler. Ya neden bu kadar çok Hitit eserlerinde geyik ikonları vardır. Neden eski Türk toplumunda geyikle yaşam ağacı içice pek düşünülmemiş. Şiir mi onlarda çoğu kere laf ola beri gele. Dostlar muhabbette görsün. İlk dizedeki ‘İçmişim bir dolu olmuşum ayık’. Onlarda içerlerdi ama ayık olamazlardı bir türlü.

Bu arada geyik muhabbeti söyleminde anladığım kadarıyla Alevi ve Bektaşi kültürüne bir hakaret var. Nasıl boynuzlu, Dürzü, Kavat sözcüğü ile Kürt, Alevi ve Bektaşi kültürüne bir hakaret varken. Bu geyik muhabbetti söylemi Anadolu da yerleşmiş geyik kültürüne dair hakareti içinde taşıyor. Bu hakaret kutsal görünen dünyayı boynuzlarında taşıyan geyik anlayışından, Anadolu ve Mezopotamya bölgesindeki bütün geyiklerin yok olmasına sağlamıştır. Bir kaç geyiğin sadece Dersim dağlarında kalma nedeni, Alevilerin geyikleri kutsal görmesiyle ilgilidir. Öldürmeyin artık şu kara gözlüyü. Bitirdiniz ya, bitirdiniz.

Kemal Özer’in Meryem şiiriyle başlayalım. Gariptir bu şiiri Türk İslam sentezcisi Mehmet Kaplan övüyor. şunları diyor.

“Hangi tarzda yazılırsa yazılsın, şiirde güzelliği temin eden en mühim prensip bütünlüktür.

(…)

“… şiire dağılmış olan unsurlar, Meryem’in tipi, şahsiyeti, ırkı, halihazır durumu, ruhu, özleyişi hakkında insicamlı bir fikir veriyor. Kapalılık ve karışıklık tamamiyle sathi ilk bakıştan doğan bir intibadır. Derinleşince şiirin bir bütün teşkil ettiği açıkça görülür.”

MERYEM

meryem üçüncü kadın sağdan girince
kudüs’ten beri ateşli ağzında sigara
ilk görenler haykırıyor yüzüne karşı
onun tuttuğu yerden bacaklarını

sormakla yakınız meryem’i çocuklardan
çay ile sırmalamış saçları altın
suya iner gölgesi bir ev aklında
merdiveni kudüs yönlü balkonu da

Gerçekten bu şiir Kemal Özer’in ilk şiiri olmasına rağmen muhteşem bir simge yaratma olgusu vardır. İlk şiirde bu yetenek zor bulunur. Mehmet Kaplan bu durumdan bahsediyor ama üstü örtülen olgu ise Fahişe Meryem’dir. Mehmet Kaplan yazısında bu durumu olumlu görür. Osmanlı da Ermenilere, Rumlara hakaretin yoludur fahişe Meryem demek. Bilakis hakarete dönmüştür. Kemal Özer hızlı şekilde sonra bu cizgiden uzaklaşır. Cumhuriyet sürecinde de, Ermeni ve Rum katliamlarından sonra hristiyanlara bu tarz hakaret yapmak genelleşmiştir. Bunun dışında bir durumdan bahsedelim. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, Anadolu ve Antik yunan uygarlığını merkez alan bir hareket oluşmuştu. Hatta Latincenin okullarda öğretilmesini her Türk gencinin Latince bilmesini savunurlardı. İkinci Yeni şairlerinin bu tarz Meryem ve Süleyman tarzı şiirlerinin bir anlamıyla o anlayışa tepki olduğunu da görmemiz lazım.

Cemal Süreya’nın şiirlerine bakalım.

İNGİLİZ

İngilizde bol gelirli bir bay şarkı söylüyor
Elbet söyleyecek yok bir de söylemesin mi
Gözleri yüzünün tenha bir köşesine çekilmiş
Üstelik şarkının hakkını iyi veriyor

Ben soluğu Meryem’in sokağında alıyorum
Meryem’in diyorsam, Kolay Meryem’in, usullacık Meryem’in
Karanlık bastırmış üstümüzü külliyetli miktarda
Alçak sesle konuşuyoruz korkudan değil

Çünkü ne zaman ağzından öpecek olsam
Hele bu ağız onun kendi ağzıysa
Kocaman bir gül yer alıyor arkamızda
Zulma karşı

Ayakta duran kadınlar olur ya
Meryem bunlardan
Üç türlü ayakta duruşu var
Birini yalnız bana kullanıyor

-Güzel mi bari

SÜVEYŞ

Dengesini uzun bıyıklarına borçlu yürürken
Son derece ince bir kadın yüzünden sallantılı
Sevişken bir orospu en mayhoş tenlisi Ortadoğu’nun
Çeşmeden su içer gibi kolay rahat
Avucunu çenesine dayayıp öptüğü
Ama sadece öpmek mi
O da ayrı mesele

Saçındaki çiçeği yükleyip merhabasına
Yoluna dikildiği ilk gündenberi onun
Geceyi tutup getirmek birinci işi
Sonra belirtmek geceyi en yavuz laflarla
Meryem kadifeden bir çingenedir
Ama çay içmenin kadifesi mi olur
O da ayrı mesele

Gibi bir Erzurumlu yanından geçen minarelerin
Daracık ıslığına buyur etmiş bütün mavilikleri
Meryem Meryem benimle bir daha öyle konuşma Meryem
Ay sessiz sedasız bir çingenedir
İnan ol başımı alır giderim

Ama nereye gidebilir
O da ayrı mesele

Biz seviştik Süveyş kanalı kapanmıştı
Ellerimizin balıkları bütün kanallarda

Cemal Süreya’da bu Meryem imgesi onun fahişe simgesiyle içecidir. Saflığı bakireliği simgeleyen bir Meryem göremeyiz. Burada önemli olan Cemal Süreya Meryem üzerine yazdıklarının niteliğini tam kavramamış olmasıdır. Günümüzde fahişe kadınla Meryem imgesi hala kullanılır. İkinci Yeni’ciler toplumsal değerlerin nasıl değiştirilmesi üzerine pek düşünmedikleri için bu tarz sorunlar şiirlerinde çok.
Bu durumun diğer yanı ise, Beyoğlu’nun arka sokaklarında büyüyen Ece Ayhan’ın yaşamında gizlidir. Çanakkale’li Melahat bir Türk ismi olsa da, yaptığı iş mamalıktır. Mamalığın iki anlamı vardır birisi anne diğeri kadın satıcısı olan kadın. Mama, maria, Maryam diyalektiğini yine burada doğru görmek lazım. Ece Ayhan bu Mamaların içinde büyümüştür. O süreçte İstiklal’in arka sokaklarının çoğunda kadınların çalıştığı kerhaneler vardır. Bu kerhanelerin temel özelliği yüzde seksen veya doksanında çalışan kadınların Hristiyan ve Yahudi olmasıdır. 1915, Ermeni katliamı, 1917 Sovyet devrimi ve 1919 Rum katliamından sonra çoğu gayrimüslüm kadın fuhuşa sürüklenmiş, sürükletilmiştir. Türkiye’deki kerhanelerin hikayesi, soykırıma uğramış kadınların hikayesiyle içecidir. Dersim katliamından sonra Elazığ kerhanesi Dersim’li kadınlarla doldu. İşte fahişeliği yoğun işleyen İkinci Yeni’cilerin sakladığı bir gerçek gayrimüslim halkların dramıdır. İstanbul’da ve Anadolu da bulunan kerhanelerde gayrimüslimlerin çok olması veya bu yerleri gayrimüslimlerin işletmesi o halkların yaşadığı dramı göstermeliydi İkinci Yenicilere.

Aşağı da yine Cemal Süreya’nın Süleyman’a dair yazdığı şiirlerden bir kaç parça koydum. Süleyman bildiğiniz Yahudi peygamberi Süleyman. Ne mi anlatıyor ona siz bakın. Bu yazıdaki amacım İkinci Yeni’nin Türk İslam sentezinden ne kadar etkilendiğine dair az da olsa bir bakış sunmak. Bir de Cemal Süreya’yı toplumsal koşul ve nedenlerden soyutlayarak erotik şair diye gösterenlere bir şerh koymaktır, amacım.

-Bir sürü Süleyman Vagon-Blö’de
İçlerinden biri Vagon-Blö’de
En fazla kibarı en fazla penceresi olan
Çal-para çal-para
Açlığa saygısından olacak
Beni görünce şapkasını çıkarıyor.-

-Az daha biraz daha derken sonunda
O güzelim bacak sudan çıkacak
Bacakla beraber bir mesele önemli
Acep şimdi Süleyman nerden öpecek
Dur bakalım

Erkekler hamamında Süleyman
Az namussuz adam değilmiş hani
Kalkıp dosdoğru Eskişehir e gitti
Geçirdiği gibi başına şapkasını
Enflasyon parasıyla otuz lira-

İkinci Yeni şirinde üzerine pek düşünülmemiş bu tarz imgeler çok. Meryem imgesini kullanan şairler, tarihsel kökenlerine bakmadan şiirlerinde rahatça kullanmışlar. Bu bize kültür üzerine pek düşünmediklerini ve İkinci Yeni şiirinin nihilist yanlarının olduğunu gösterir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK