9 C
İstanbul
Perşembe, Eylül 24, 2020

Manifesto

Kapitalizmin Yoz ve Kozmopolit Kültür Endüstrisinin Saldırılarına Karşı Kültür-Sanat ve Fikir Emekçileri “Ne Yapmalı?!”


Her hareket kendi kültürünü yarattığı gibi, düşünsel ve pratik mücadele tarihi sürecinde oluşan birikimler, toplumsal-sınıfsal deneyimler ile belli bir devrimci ahlâk ve kültür de oluşmuştur. Emperyalizme, kapitalizme, faşizme, her türden ırkçılık ve dinci-gericiliğe karşı devrimci mücadele ideolojik, politik olduğu kadar özünde kültürel mücadeledir.

Bir toplumsal sınıfın ki, burada proletaryanın tarihsel görevi yalnız burjuva sınıfını alaşağı ederek kendi iktidarını kurmak değil, aynı zamanda kapitalist ekonomik sistemin toplumda oluşturmuş olduğu yoz kültür yerine devrimci bir kültür ve onun şekillendirip etkileyeceği devrimci bir ahlâk oluşturmaktır.



Kapitalizmin dayattığı bencilik, bireysel çıkarcılık yerine dayanışmayı, toplumsal ve sınıfsal çıkarları, faşizmin oluşturduğu tek tip insan, güce-otoriteye tapınma ve boyun eğme yerine hak ve özgürlükleri için onurluca mücadele eden insanı, dinci-gericiliğin itaat ve biat kültürüne karşı, özgür iradesi ile hareket eden, sorgulayan ve itiraz eden devrimci bir kültür ve davranış oluşturmak bugünden yarına hemen mümkün olmasa da bunu ancak devrimci düşünce ve fikirleri geniş kitlelere ulaştırmakla, devrimci mücadelenin düşünsel, pratik yönü ve uyumu içinde sürekliliği ile başarmak mümkündür!

İşte bu başarı, doğal olarak toplumsal düzeyde bir birikim ve devrimci kültür yaratacaktır. Bu demek değildir ki, sıfır noktasında bir devrimci kültüre sahibiz. Lokal düzeyde kalan devrimci kültürü geniş kitlelere taşımak ve onların yaşamında bu kültürün içselleştirilmesi, davranış ve eylemlerde belirleyici olması açısından edebiyatta, tiyatroda, müzikte, sinemada vs… devrimci sanatın etkisini hissettirmek gerekir ki, bunu da ancak ideolojik-politik bilgilenme ve bunun doğal sonucu olan bir devrimci duruş ve bakış sağlayacaktır.


Kapitalizm, yalnız insanları ve kültürleri yozlaştırmakla kalmadığı gibi, aşkları dahi metalaştırmakta ve de bütün değerleri pazarın koşullarına- ihtiyaçlarına göre alınır-satılır bir metaya dönüştürmek suretiyle insanlara onursuz bir yaşam dayatmaktadır. İşte bu sistem ve yoz kültüre alternatif olacak ve onu alt edecek devrimci kültür için geniş emekçi kesimlerde sınıf bilincini oluşturmak, bu bilinç ile ortak yaşam-dayanışma-eleştiri ve itiraz etme kültürü, ortak üretim ve emeğe saygı bağlamında emeğin öncelenmesi, üretim ve adil paylaşım kültürü ile mümkün olacaktır.


Devrimcilik, verili siyasal, toplumsal ve ekonomik sistemi değiştirmek, dönüştürmektir ama hangi sınıfın çıkarlarının önceleneceğini belirleyen ise ideolojik ve politik duruştur. Burjuva devrimcisi mi(!) işçi sınıfının iktidarını hedefleyen proleter devrimci yani komünist mi gerçek devrimcidir.

Vahşi kapitalist sistem içinde emek-sermaye çelişkisini, ağır baskı ve sömürü koşullarını emekçilerin lehine değiştirmek, “üretenlerin ve yönetenlerin” devlette egemen olduğu bir siyasal sistem kurmak ancak ve ancak proleter devrimci fikir ve duruş ile mümkündür. Bunun olmazsa olmazı ise var olan ve dejenere olmamış devrimci kültür ve sanata dayalı, ayrıca geçmişin mücadele pratiği içinde oluşturulan devrimci kültürün eksikli/yanlış-hatalı yanlarından dersler çıkarıp olumlu/doğru deneyimlerinden beslenerek aşan bir siyasal ve sanatsal hattın oluşturulmasıdır.


Kapitalist sistemin egemen olduğu ülkemizde ve dünyada insanların gündelik yaşam tarzı ve alışkanlıklarından tutun da zihinsel tutum ve ahlâkî yargıları hatta vicdanî kanaatleri bile abluka altına alınarak işgâl edilmiş durumda. Özelde sanat ve sanatçı, genelde gezegenimize ait her şey metalaştırılarak alınır-satılır hâle getirilmiştir. İşte bu karanlık ablukayı dağıtacak, işgâli kıracak, yegâne güç devrimci kültürü içselleştirerek “bilim, sanat, estetik, etik ve politik-pratik bütünsellik” ilkesini hayatın (sınıflar mücadelesinin) her alanında adeta gözünden bile kıskanırcasına sakınarak koruyup kollayan proletaryanın devrimci ve kültür sanat-fikir emekçisi kadrolarının (ortaklaşmacı)kolektif aklı-kolektif birliğidir.


Yoz ve kozmopolit burjuva kültürünün karşısında sürekli kültürel alanda mücadele eden devrimci bir örgütlenmeye ihtiyaç vardır. Ne yazık ki, bu alanın örgütlenmesi için ayrı ayrı örgütler olsa da bütünlüklü hareket eden bir yapıdan bahsedemeyiz. Devrimci yapıların çoğu kültürel alanın örgütlenmesi sorununu unutmuş gibidir. Bu alanı tamamiyle kapitalistlere bırakmış ya da bu alanı örgütlemeye çalışan birey, grup, örgüt ve partiler bu alanı sorgulamadan mücadele etmektedir. Bu durum ise yığınla devrimci laflar eden ama kapitalizme doğru yürüyen insan yığınını ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden devrimci düşünce ürettiğini sandıklarımız(!) kapitalist ideologlara dönüşmüştür.


Toplumsal sömürünün artması ile toplumsal yozlaşma da artmıştır. Bu yozlaşma kültür alanında kendini daha net gösteriyor. Özelde şair ve yazarların, genelde sanatçıların türlü-çeşitli yol ve yöntemlerle satın alındığı bu dünyada, sanat eserleri meta derekesine düşürülmüştür. Artık sanat eserinin ve üreticisinin tek karşılığı “bunun fiyatı nedir?” olmuştur. Reklâm, tanıtım ve ödül kapitalist ideolojinin vazgeçilmezi olmuşken ne yazık ki kendine devrimci, sosyalist, komünist diyenler de bu reklâm, tanıtım ve ödüllerle kendilerini var etmeye çalışıyorlar. Gazetelerin, dergilerin kitap tanıtım köşeleri büyük yayınevlerinin editörleri, eleştirmenleri tarafından ele geçirilmiş durumdadır. Acı olan şu ki bahsi geçen ünvan ve makamlara getirilenler ya “sol(!)dan devşirilmişlerdir ya da hâlâ “sol”da olduğu iddiasındadırlar. Kültür-sanat ve fikir emekçileri ya bu editör ve eleştirmen tayfasının emrine girecek ya da hiç bir şekilde ne yapıp yapmadığını kimse bilmeyecektir. Bu sorun kültürel-sanatsal alanın bütününde egemen diyebiliriz.

Günümüz sanatında, yozlaşmış bir burjuva edebiyatı her yerde egemen hale gelirken popüler kültürü de bir manüpülasyon aracı olarak yedeğine almıştır. Bunun yanında estetik nesne olmayan sadece meta aracı olarak üretilmiş eserlere bol bol ödüller veriliyor. Bütün bu kitle iletişim araçlarıyla yabancılaşmanın hızlanması sağlanırken kapitalizme uygun insan tipleri de biçimlendiriliyor. Soru sormayan, merak dürtüsünü yitirmiş, ütopyası düşleri olmayan insanlar yaratılıyor ya da bu düşlerinin kapitalizmin içinde olabilirliği şeklinde ideoloji empoze ediliyor. Bu korkunç sömürü çarkının dışında hiç bir şey yokmuş gibi her gün kaderci teslimiyetçi bir kültür kitlelere dayatılıyor.

Sovyetler Birliği’nde veya Çin’de kültür devrimi lafını çok duysak da ne yazık ki Marksist kuram içinde bütünlüklü kültürel alana yönelik politikadan bahsedemeyiz. Kültürel ve sanatsal alana yönelik mücadele “bilim, kültür-sanat, estetik, etik, politik-pratik bütünlük” ilkeselliğiyle verilmesi gerekirken hep tali alan görülmüş üzerine bütünlüklü düşünülmemiştir. Sovyetler’in yıkılışının ardındaki nedenlerin arasına kültürel mücadelenin diğer alanlarla olan ilişkisi bütünsellikten kopartılarak yozlaştırılmasını da katarsak yanlış söylemiş olmayız. Aynı sorun Çin ve Demokratik Halk Cumhuriyetleri için de geçerlidir. Marksist hareketler hayatın her alanında kültürel/sanatsal mücadeleyi bütünselliği içinde ele almayıp diğer başlıklara kurban etmişlerdir. Günümüzde de kültürel alanın örgütlenmesi sorunu yakıcı bir şekilde kendini hissettiyor. Bu alana yönelik bütünlüklü politikalar üretmek zorundayız.Artık bir yerden başlamalıyız ve “bilim, kültür-sanat, estetik, etik, politik-pratik bütünsellik” ekseninde sorunlarımızı ve çözüm yollarını tartışa tartışa, pratikte sınaya sınaya bir çıkış yolu bulmalıyız.


Her gün faşistleştirilen, gericileştirilen, kapitalist ideoloji ile şekillenen bir kitleyle karşı karşıyayız. Kitle iletişim araçları sabahtan akşama kadar ürettiği ideolojiyle kitleleri sömürü sistemine hazırlıyor. Yoğun bir şekilde çalışan medyanın karşısında sürekli savaşım verecek ve yeni alanı örgütleyecek devrimci insanlara ihtiyaç giderek artıyor. Elimizde doğru dürüst olay ve olgulara bütünlüklü bakan bir yayın ya da materyal yok. Bu alanda çalışmaya başlamak artık bir zorunluluk olmuştur. Bunun yanında müzik alanında, sinemada, resimde, yazın alanında örgütsüzlük birlikte hareket etme kültürünü alabildiğine azaltmıştır. En önemlisi aydın ve sanatçıların bitmeyen egoları hep bu alanı örgütlemeye çalışanların çabalarını boşa çıkartmıştır. Egosantirik “okumuş yarım aydınların”/sanatçıların bireysel, dar grupsal vb. “küçük olsun benim olsun”cu narsistliği birlikte hareket etmeye ket vurmuştur. Bu yüzden sabırla, birbirimize katkı vere vere bu alanda dayanışma ve birlikte hareket edebilme kültürünü “farklılıklarımızı-ayrım noktalarımızı idealize ve dramatize etmeden” yaratmak zorundayız…


Devrim BORAN
Hüseyin YALÇIN
İsmet ALICI
Nevzat OĞUZ
Özcan YAMAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK