9 C
İstanbul
Salı, Ekim 19, 2021
Ana Sayfa felsefe LEİBNİZ İÇİN NOTLAR*

LEİBNİZ İÇİN NOTLAR*

Paris o zamanlar dünyanın kültür merkezidir. O
zamanlar şimdi olduğu gibi yüzlerce kültür merkezi
yoktur. Bir kültür merkezi daha vardır: Londra. Onda
da daha çok Shakespeare’in ağırlığı duyulmaktadır,
sanki o ağırlığı kaldırsanız denge bozuluverecektir. O
dönemler Almanya’nın feodal yaşam düzeninden yeni
yeni sıyrılmaya başladığı dönemlerdir. Ayrı ayrı büyük
çiftliklerden oluşmuş olan Almanya’nın yeni yaşam
düzenine girmekte geç kaldığı görülmektedir, onun
Almanya adıyla Almanya olabilmesi için daha çok
zaman gerekmektedir. Alman aydınları gözlerini Paris’e dikmişlerdir, hep oradan esecek rüzgarları kollarlar. Bir gözleri de Shakespeare’dedir elbet. Paris’de o zaman kültürün yanında lüks, kan ve şiddet vardır Descartes, Fransa’da doğru dürüst düşünemediğini, kafasının karmakarışık olduğunu söyler ve Hollanda’ya yerleşir Fransa’daki kargaşa bereketli bir kargaşadır, Descartes’ı Descartes yapan da odur, insan dümdüz bir yerde Descartes olabilir mi, ne var ki felsefe sessizlik ister. Leibniz yazık ki Paris’ten çok uzakta,Londra’dan da çok uzakta doğmuştur. Almanya’da Leibniz olmak. Fransa’da Descartes olmaktan çok daha zordur. Leibniz’in her şeyden önce bilincini kültür merkezlerindeki etkin gelişimle bütünleştirmesi zordur.

Leibniz denilince aklımıza koca bir dahi gelir.
Pascal gibi erkenden olgunlaşmış, çocuk yaşlarında
büyük işler görmeye başlamış biridir o. Matematikçi,
fizikçi, mantıkçı, tarihçi, hukukçu, dinbilimci, dilbilimci,
diplomat, filozof Gottfried Wilhelm Leibniz 1646 temmuzunun bazı kaynaklara göre birinci, bazı kaynaklara göre ikinci gününde Leipzig’de doğdu. Adının okunuşu yalnız bize zor geliyor diye düşünmeyelim, onun adını Almanlar da zor okurlar öte yandan adını kimileri benim gibi Leibniz kimi de Leibnitz diye yazarlar Bu karışıklık onun slav kökenli olmasından gelir. Kılı kırk yarmak, her şeye tam hakkını vermek isteyenler onun adını Lubenicz gibi yazmak ve Leubnuz gibi okumak zorundadırlar. Ne zorumuza diyenler benim gibi Laypniç deyip çıkarlar. Belirttiğimiz yazıt da okuyuş da alman diline uyarlı değildi, slavcadaki “nicz” almancada “nicht” olacaktı. Kendisi de benim gibi yapmış, adını her zaman Leibniz diye yazmıştır. Bununla birlikte bazı yazarlar Leibnitz’i yeğlerler.

Ne diyorduk? Evet, Leibniz slav kökenli ve Luther’ci
bir ailenin çocuğuydu. Aile birkaç kuşak önce Almanya’ya yerleşmişti. Baba Friedrich Leibniz hukukçuydu, Leipzig üniversitesinde hukuk ve ahlak öğretiyordu. Anne, Catharina Schmuck bir hukuk profesörünün kızıydı. Gottfried Wilhelm altı yaşındayken babasını yitirdi. Aynı yıl Nikolai-Schule’de öğrenimine başladı. Sahasının çok geniş kitaplığı ona kalmıştı. O bu kitaplıktan bol bol yararlandı. Latinceyi ve yunancayı kendi çabasıyla öğrendiğinde küçücüktü. Vergilius’u, Platon’u, Aristoteles’i, skolastikleri okudu. Skolastiklere özel bir ilgi duydu, ama onları tümüyle onaylamayı düşünmedi. Descartes’ın tümüyle gözden çıkardığı, çoklarının yerden yere vurduğu skolastikler onun gözünde o kadar da yarasız değillerdi. O, sonraları, “barbarların skolastik pisliğinde gizli bir altını· bulduğunu söylemiştir. Eskiçağ henüz onun için de tüm alman aydınları için de asıl kaynak olma özelliğini sürdürüyordu. Bu yüzden Leibniz eskileri, Eskiçağ’ın bu ünlü adlarını düşünceleriyle olduğu kadar yazış biçimleriyle ve açıklama yöntemleriyle de tanımaya çalışıyordu. Daha ·sonraları Raymond de Monfort’a yazdığı bir mektupta şöyle diyecektir: “on beş yaşlarımdayken Leipzig yöresindeki Rosenthal korusunda eskilerin ve skolastiklerin tözsel biçimlerini benimsesem mi benimsemesem mi sorusundan kurtulmak için gezindiğimi anımsıyorum.” 

Şimdi burada bir tözsel biçim kavramıyla karşılaştık. Töz kavramının Aristoteles’e dayandığını biliyoruz. Aristoteles bize töz’ün cümlede her zaman özne
olan şey olduğunu söylüyordu. Filozofa göre töz oluşturan şeyler basit cisimler, onların bileşikleri ve parçalarıdır, ayrıca tanrısal varlıklardır. Töz, bir başka bakımdan, varlıkları vareden niteliklerin, değişmez niteliklerin kendisidir. Töz her varlığın görünümü ya da
biçimidir. Töz kavramı böylece varlık kavramıyla özdeşleştirilebilir. Skolastiklerin tözsel biçimlerini de bu çerçevede anlamak gerekir. Aristoteles’in ardılları olan skolastikler için tözsel biçim varlıkbilimsel ilkedir, onunla belirsiz madde yani basit gücüllük edimlileşir,
herhangi bir şey durumuna girer. Tözsel biçim aynı türün bireylerine özgü ortak doğa diye anlaşılmalıdır.
Kendisine özgü bir varoluş biçimine sahip olan ve bireylere göre değişmeyen bir ortak doğa. Buna karşılık raslantısal biçim varolan şeyi biçimlemekle birlikte onun doğasını belirlemez. Az.iz Tommaso iki biçim arasındaki ayrılığı şöyle gösterir. “Tözsel bir biçim raslantısal bir biçimden hiçbir biçimde varlık sağlamayışıyla, ancak bir varlık kipi sağlayışıyla ayrılır.
Tözsel biçimse mutlak bir biçimde varlığı sağlar.·

On beş yaş onun için filozofluğa adım atma yaşı
olmuştur. Eskileri bitirip yenileri öğrenmeye başladığında on beş yaşındaydı. Bacan, Descartes, Kepler, Galilei, Campanella özellikle ilgilendiği kişilerdi. Artık hem eskilerle hem yenilerle içli dışlıydı o. 1661’de Leipzig üniversitesine girdi. Zamanın ünlü filozofu ve tarihçisi Jakob Thomasius’un öğrencisi oldu. Jacob Thomasius özellikle eski felsefede uzmandı. Leibniz 1663’de bireyleşme ilkesi konusundaki çalışmasıyla bakaloryasını verdi yani üniversiteyi bitirdi. Yazdığı tez çok önemli bulundu ve felsefe çevrelerinde büyük ilgi gördü. Leibniz bu çalışmasında yöntemle ilgili ilkeler araştırıyor, bu arada adcılıktan yana bir görüş geliştiriyordu. Aynı yıl Jena üniversitesinde ünlü hukukçu, matematikçi, metafizikçi Erhard Weigel’ in derslerini veremeye başladı. Bu çalışma ortamında en çok ilgisini çeken matematikti. Bu ilgi onun ileride ortaya koyacağı entegral hesabına ve daha sonra sözünü edeceğimiz “caracteristique generale‘e doğru uzanacaktır.

Leibniz 6 ocak 1 664’de annesini yitirince Brunswick’e amcası hukukçu Johann Strauch’un yanına gitti, hukuk öğrenmeye başladı. 1 666’da De artcombinatorla’yı yazdı. Bu yapıt Leibniz’in daha sonra geliştireceği bilim ve mantık çalışmalarının, evrensel bilim ve mantıksal hesaplama kavrayışlarının bir taslağını içerir. Leibniz o yıl Altdorf üniversitesinde 0 (Nürnberg yakınları) De caslbus perplexls in jure (Hukukta karmaşık durumlar) adlı teziyle hukuk doktoru oldu. O bu çalışmasında hukukun tartışmalı yanlarını ya da sorunlarını incelemekteydi. 1 667’de Nürnberg’de Rosenkrauzer tarikatına girdi. Tarikatın adı kurucusu Rosenkreuz’dan geliyordu. Leibniz burada simyayla ve gizli bilimlerle ilgili çalışmalar yaptı, simyacıların yapıtlarını bol bol okudu. Bir süre sonra tarikatın yazmanı oldu. Onun buradaki çatışmaları gerçekte doğaüstünün araştırılmasına değil kimyaya yönelikti. Nürnberg’de Mainz seçicisinin eski birinci özel siyasal danışmanı olan Boineburg baronuyla tanıştı, kısa zamanda onun dostluğunu kazandı. Baron ilgi çekici kişiliğiyle ve siyaset alanındaki engin bilgisiyle Leibniz’i derinden etkiledi. Bundan sonra Leibniz
zamanın siyasal sorunları üzerine daha derin ve ayrıntılı düşünmeye başladı. Bu sorunların başında elbette Almanya’nın iç ve dış güvenliği geliyordu.

Leibniz o sırada Nova methodus discendae
docendaeque jurlsprudentlae’yi (Hukuk öğrenmek
ve öğretmek için yeni yöntem) çıkardı. Hukuk öğretiminde yeni bir yöntem önerirken hukuka kesinlik ve apaçıklık getirmeyi amaçlayan bu kitabı Leibniz dostu Boineburg baronunun önerisiyle Mainz seçicisine sundu. O sırada hukukçu Lasser’le hukuk üzerine çal ışmalara girişti. Bu arada bilim ve felsefe çalışmalarından da uzak durmuyordu. 1 667-1668’de tüm kiliselerin birleştirilmesini savunan Confesslo naturae contra athaistas’ı (Tanrıtanımazlara karşı doğanın tanıklığı) yazdı. Bu kitap Bacon’ ın ortaya atmış olduğu şu savı destekliyordu: az felsefe insanı dinden çıkarır, çok felsefe insanı dine yaklaştırır. Leibniz bu arada Thomasius’a yazdığı mektuplarda yenilerin fiziğiyle Aristoteles’in fiziğini bağdaştırma dileklerini ya da tasarılarını ortaya koyar Ayrıca siyasal çalışmalarını iyice hızlandırmıştır: Almanya için büyük bir tehlike olarak gördüğü Louis XIV’ün ordularını Avrupa dışına kaydırabilmek için Mısır’ın ele geçirilmesi savını ortaya atar. 1669 yılı siyaset çalışmalarının ağırlık kazandığı yıldır Filozof o yıl katolikler için de protestanlar için de benimsenebilir olan Demonstratlones catholicae adlı bir kitap yazmayı tasarlamıştır, Confessio’da ortaya koyduğu görüşleri geliştirmeyi ve ayrıntılarıyla ele almayı amaçlamaktadır. O yılın en ilginç ürünü Defensio trinitatis per nova repeta logica‘dır (Yeni mantıksal buluşların ışığında teslisin savunulması).

 

Leibniz 1670’de Mainz seçicisinin sarayına danışman olarak girdi. Bu sırada Boineburg baronunun isteği üzerine bir XVI. yüzyıl insancısının, Marius Nigolius’un bir yapıtını yeniden baskıya hazırladı. Antibarbarus adlı bu yapıt skolastik düşünceye yönelik bir eleştiriydi. Yazar bu kitabında yeni düşünceyi savunuyor, skolastik düşünceyi kıyasıya eleştiriyordu. Leibniz bu kitaba yazdığı önsözde yazarın aşırılıklarını da belirliyordu. O yıl siyaset çalışmalarını iyice hızlandırdı, buna koşut olarak Almanya’da halkın
iç ve dış güven liğini sağlama yolları üzerine bir inceleme yazdı. 1671’de iki fizik kitabı yayımladı Theoria motus abstracti (Soyut devinim kuramı) ve Theoria motus concreti (Somut devinim kuramı) Bunlardan soyutla ilgili olanı Londra krallık topluluğuna, somutla ilgili olan Fransız bilimler akademisine sunuldu. Filozof her iki kitapta da sonsuz küçük hesabını fiziğe uygulamaya çalışmıştır Bu kitapların asıl önemi Descartes’çı öğretiye yönelttikleri eleştiriden gelir Descartes’ın uzam kavrayışı Leibniz’in düşünce dünyasına iyiden iyiye ters düşmektedir.

Descartes’çı öğretide uzam maddenin özü diye alınır Descartes uzamı ” içsel yer” diye adlandırıyor, uzamda içerilmiş cismin uzamdan ayrı lığı yalnızca düşüncemizden gelir diye düşünüyordu. Uzamı oluşturan şey cismi de oluşturan şeydi. Bu görüş elbette hıristiyan dogmalarına aykırıdır. Leibniz sorunu şöyle koyuyordu: uzam cisimlerin özü olamaz, cisimde daha üst düzeyde bir şeylerin olması gerekir, uzamdan bağımsız olan bu şey de töz’dür Leibniz böylece yeni anlayıştan uzaklaşmaksızın eski felsefenin töz kavrayışına bağlanıyor, ruhsal olanla cisimsel olanın varlığını ayrı ayrı belirleyerek bu iki şey arasına bir geçiş yeri koyuyordu, böylece hıristiyan dogmalarını da zedelememiş oluyordu. Leibniz’e göre uzam tam tamına göreli bir şeydi. Zaman nasıl ardarda gelişin düzenini veriyorsa uzam da yan yana gelişin düzenini veriyordu.

1671 yılı ünlü ingiliz filozofu John Locke’un insan
anlığının gücü üzerine düşünceler geliştirdiği yıldır O
sıralar locke, Aristoteles’in gerçekçi bakış açısını geliştirerek bir bilgi kuramı ortaya koymaya girişmiştir
Bu bilgi kuramını 1 690’da yayımlayacağı An essay
concernlng human understanding‘de (insan anlığı
üzerine bir deneme) açıklayacaktır Leibniz bu yapıta
karşı Nouveau essais sur l’entendement humain’i
(insan anlığı üzerine yeni deneme) yazacaktır Yazacak ama Locke’un ölüm haberini alınca yayınlamaktan
vazgeçecektir. Leibniz’in dünyaya açılmak için Avrupa’da geçerli olan dille yani fransızca olarak yazmış olduğu bu kitap bu yüzden uzun süre bilinmeden kalacaktır Efo büyük bir eksikliktir, çünkü bu kitabında Leibniz Locke’un bilgi kuramını enine boyuna eleştirmekle kalmıyor, ingiliz filozofuyla kendisi arasındaki bakış ayrı lığını ortaya dökerken kendi felsefesini de ayrıntılarıyla açıklıyordu.

1672 martında diplomatik bir görevle Paris’e gitti
çoktandır tasarladığı bir girişim için nabız yoklayacaktı. Önce de belirttiğimiz gibi, Almanya için tehlike saydığı Louis XIV’ün etkisini azaltabilmek için onu Mısır seferine yöneltmeyi deneyecekti. Böylece Almanya için tehlike saydığı hükümdarın silahını başka
yöne çevirtmiş olacak, bu arada barbar saydığı Türklerin gücünü kırdırmış olacaktı. Paris’te yetkililer ona Haçlılar çağının çoktan geçmiş olduğunu bildirdi ler Eli boş dönecekti ama Paris’te olmak gene de güzeldi. Malebranche’la, matematikçi Huygens’le tanıştı görüştü, Pascal’ ın matematikle ilgili elyazmaları nı inceledi, sonsuzküçük hesabının ilk tasarımını yaptı. 1672’de aralık ayında Boineburg baronu öldü, bu biraz da Leibniz’in özgürlüğü demekti. Filozof 1 673’ün ilk üç ayında Londra’da kaldı: Wren, Pell, Oldenburg gibi matematikçilerle görüştü, fizikçi Boyle’le dostluk kurdu. O yılın ikinci ayında Mainz seçicisi de öldü.

Leibniz 1 676’da insanlık tarihinin en önemli buluşlarından birini gerçekleştirdi, diferansiyel hesabını bul­muştu. Bu buluşuyla matematiği yeni bir bilim durumuna getirdi, sürekli’yi ve sonsuzküçük’ü ortaya koydu. Diferansiyel hesabının bulunuşu Leibniz ile Newton’un arasını açtı. Bu hesabı önce Leibniz mi yoksa Newton mu bulmuştu? Newton’un flüksiyonlar yöntemi dediği şey Leibniz’in yeni buluşuyla neredeyse özdeşti. Emile Boutroux şöyle der· ‘Newton fonksiyonların değişimlerıni cisimlerin devinimleriyle karşılaştırarak hız fikrini yeni hesabının temeline koyuyordu. Leibniz buna karşılık bu yeni araştırmaya sonsuzküçük nicelikler kavramını getirerek fizik dünyadan alınmış bir imge değil de metafizik bir noktadan yola çıkıyordu.· Leibniz bu arada Pascal’ın yapmış olduğu hesap makinasını geliştirdi. Yalnızca toplama ve çıkarma yapabilen makina bundan böyle çarpma ve bölme de yapacaktı, hatta kök alma işlemlerinde kullanılabilecekti. Leibniz’le ilgili çalışmalar da yapmış olan K. Fisher şöyle yazar: ‘Paris’de kalışı onun için son derece yararlı oldu. O yüzyı lda insan bir fransız yazarı olamadığı zaman avrupalı bir yazar olamazdı. Leibniz bunu Paris’de gerçekleştirdi . (. ) Birinci sınıf matematikçi katına Paris’de yükselmiştir Leibniz, yoksa o zamanın düzeni içinde Almanya’da kalsaydı bu yere ne yapsa çıkamazdı.”

Leibniz 1676’da ekim ayında Paris’ten ayrı ldı.
Braunscheweig-Lüneburg dükü Johann Friedrich’in
çağrısına uyarak Hannover’e gitti, geçerken Londra’ya
ve Amsterdam’a uğradı. Londra’da daha önceki yolculuğunda tanımış olduğu ünlü geometri bilgini Collins’le ve ünlü fizikçi, matematikçi, gökbilimci Newton’la, Amsterdam’da ünlü filozof Spinoza’yla görüştü.Leibniz bu deneylerden sonra kendini felsefe çal ışmalarına adadı. Aralık ayında Hanriover’e vardı, orada hem kitaplık memuru olarak çalışıyor hem de dükün danışmanlığını yapıyordu. 1 677-1 679 arasında din işlerine ağırlık verdi. Kiliseleri birleştirme girişimlerini sürdürdü, bunun için katol ikliğin savunucusu fransız Bossuet’yle mektuplaştı. Bu arada piskopos Spinola’yla yazıştı. Bossuet’nin uzlaşmaz kişiliği Leibniz’ in gücünü kırıyordu. Leibniz’i din çalışmalarında yüreklendiren kişi Braunschweig-Lüneburg dükü Johann Friedrich’ti

O sıralar Leibniz Harz maden işletmelerinin modernleştirilmesi için çalışmalar yaptı. ayrıca bazı kayaların dış asıllı bazılarının iç asıllı olduğunu gösterdi. 1678’de Hannover’de yüksek mahkeme üyesi seçildi. 1682’de Acta eruditorum dergisinin kuruluşuna katıldı. 1685’te Braunschweig hanedanının tarihini yazmakla görevlendirildi. Filozof. sonraki yıllarda, felsefede tam anlamıyla yetkinleşmeye o yıl başladığını. düşüncelerinin o yıldan sonra açıkl ığa ve dengeye kavuştuğunu bildirecektir 1686’da Leibniz tüm felsefesini özetlediği Discours de la metaphysique‘i (Metafizik üzerine konuşma) yazdı. Fransızca yazılmış olan ve ilk basımı 1846’da yapılmış olan Discours kesin biçimiyle 1907’de Henri Lestienne tarafından yeniden yayımlandı. Bu yapıtında Leibniz Tanrı’yı ve ileride monad diye belirleyeceği “bireysel töz”ü açıklar. Discours Leibniz’i kavramakta çok önemli bir kaynaktır Filozof o yıl kiliselerin birleştirilmesi konusunda yeni çözümler öneren Systema theologlcum’u çıkardı. O yılın bir ürünü daha oldu: Brevis demonstratio erroris
memorabilis Cartesii (Descartes’ın önemli bir yanılgısıyla ilgili kısa belirleme). Bu kitabında Leibniz
Descartes’ın cisimlerin çarpışmasıyla ilgili kuramını
eleştirir.

1687-1690 arasında Leibniz yeniden yolculuklara
çıktı, Avusturya’yı ve ltalya’yı dolaştı. Amacı Braunschweig hanedanının tarihini yazabilmek için belgeler toplamaktı . O bu yolculuklarında yeni ilişkiler kurdu, düşünce ve siyaset dünyasının birçok ünlü kişisiyle tanışıp görüştü. 1690’da büyük bir felsefe olayı gerçekleşti, o yıl ingiliz filozofu Locke ünlü kitabı Essay concerning human understanding‘i ( insan anlığı üzerine deneme) çıkardı. (Bugün pekçok bakımdan kolayca eleştirilebi lecek olan bu yapıt o dönemde çok büyük bir ilgi çekti ve genişletilmiş basımları 1694, 1697, 1 699, 1705’te yapı ldı.) ileride Leibniz’e koca bir kitap yazdıracak olan bu Deneme, Aristoteles’çi bir kavrayışla. doğuştan fikirlerin varlığını yadsıyor, zihni başlangıç için bir tabula rasa diye belirleyerek geniş bir fikirler tanıtlamasına ve sınıflamasına yer veriyordu. 1 690, aynı zamanda, Leibniz’in tözlerin ilişkisi sorununa öncesel uyum kuramıyla bir çözüm bulduğu yıldır. Bir yıl sonra Leibniz Sil’essence du corps consiste dans l’etendue (Cisimlerin tözü uzamda mıdır) adlı bir kitapçık yayımladı. 1 692’de Hannover devletinin seçicilik almasına katkıda bulunan Leibniz
1693’te Codex juris gentium diplomaticus‘u (insan
haklarının siyaset yasası) çıkardı. 1694’de Sur la
reforme de la philosophie premiere et sur la
notion de substance (ilk felsefenin yeniden düzenlenmesi ve töz kavramı üzerine) adlı kitabını yayımladı. Bir yıl sonra Systeme nouveau de la nature et de la communlcation de substances‘ı (Doğa üzerine ve tözlerin ilişkisi üzerine yeni dizge) yayımladı. Bu kitabında öncesel uyum’u açıklıyordu.

Johann Friedrich’in yerine geçmiş olan kardeşi
Ernst-August 1 696’da Leibniz’i danışman yaptı. Filozof 1697’de Sur l’origine radicale des choses (Şeylerin kökel kaynağı) yayımladı, bu kitapçıkta dünyamızı olası dünyaların en güzeli diye belirleyen metafizik kavrayışını açıklıyordu. 1698’de Ernst-August öldü. O yıl Leibniz De ipsa natura sive de vi insita actionibusque craturarum‘u (Doğanın kendisi üzerine ya da içkin güç üzerine ve yaratıkların eylemleri üzerine) adlı kitapçığı çıkardı. Bu kitapçıkta filozof doğa ve sonluluk üzerine ortaya konulmuş olan fikirlerin modern mekaniklik fikriyle pek güzel bağdaştığını savunuyordu. Bir yandan felsefe çalışmalarını sürdüren Leibniz bir yandan da ülkesinin kültürde ve teknikte kalkınması için düşünsel ve siyasal düzeyde ilişkiler kurma çabasını sürdürmekteydi. Paris’deki ve Londra’daki bilim akademilerine benzer bir. kuruluşu gerçekleştirmek için çok emek harcadı. Bu yolda Brandenburg seçicisine (geleceğin Prusya kralı Friedrich 1) bir
kuruluş taslağı sundu. Berlin bilimler derneği Leibniz’in tasarısına göre 11 temmuz 1700’de kuruldu. Başlangıç çalışmaları Avrupa’yı sarsmakta olan savaşlar yüzünden pek çetin geçti. Kurum Friedrich l 1’nin katkılarıyla 1744’de Bilimler akademisi adını aldı.

Leibniz, Braunschweig hanedanının tarihiyle ilgili
olarak elde ettiği belgeleri 1701’den sonra yayımladı.
Bu yayın, eski Almanya üzerine ayrıntı lı bir tarih incelemesi niteliğini de taşıyordu. 1703’de Leibniz,
Locke’un denemesini eleştiren Nouveaux essais sur
l’entendement humain (insan anlığı üzerine yeni deneme) adlı yapıtını bitirdi. Filozofun bu çalışması bilgi kuramı üzerine çok önemli, çok derinlikli bir araştırmadır. Yeni deneme Leibniz felsefesinin temel kitabıdır Bu çalışmada Locke’un tabula rasa kuramı eleştirilir ve doğuştan fikirlerin varlığı savunulur Buna
göre, bilgiyi salt deneyle açıklayamayacağımız bildirilir. Zorunlu ve evrensel doğrular anlıkta bulunmaktadır, bu doğruları deneye dayanarak ortaya koyarız ama onlar bizde öncesel olarak vardır. Leibniz,
Locke’un 28 ekim 1704’de ölümü üzerine bu kitabı
yayımlamaktan vazgeçti. Öyle ya, ölmüş birini, yanıt
veremeyecek durumda olan birini eleştirmeye kalkmak doğru bir iş olmayacaktı Bu çok önemli kitap bu yüzden ancak 1765’de yayımlanabildi.

Leibniz 171 0’da Essais de thtlodicee’yi (Tanrıbilgisi üzerine denemeler) yayımladı. Bu kitap fransız
filozofu Bayle’e yanıt nitel iğini taşır Leibniz bu kitabında dünyamızın olası dünyaların en iyisi olduğunu savunarak iyimser bir görüş ortaya koyar Protestan bir aileden gelen, protestan inancını seçmiş olanların ya ülkeden kovulduğu ya da katolik olmaya zorlandığı bir dönemi yaşamış olan, bununla birlikte protestanlığın doğrularından çok hoşgörü anlayışını önemseyen ve öneren Pierre Bayle özellikle tartışma bilmez kişiler olarak nitelediği dinbilimcileri kıyasıya eleştirir, felsefe tarihindeki yerini az çok önemli sayılabilecek bu eleştirici tutumuyla alır Pierre Bayle gerçekte Leibniz’in töz anlayışına da karşıydı, hem çok basit olan hem de hiçbir dış neden olmaksızın değişik algılara ulaşabilen monadlar ona kavranılmaz geliyordu. Pierre Bayle hiçbir şeyi körü körüne benimsemeyen kavgacı kişiliğiyle inancın evrensel olması doğru olmasını gerektirmez diye düşünüyordu. Bayle’e göre filozoflar başkalarının önerdiği şeyleri benimsemekle değil nesneleri inceden inceye araştırmakla yükümlüdürler. Bu görüşleri onu Leibniz’le ve din adamlarıyla karşı karşıya getirir Bayle yalnız Cizvitlerin değil protestan papazlarının da öfkelerini çekmiştir Bayle’e karşı tanrısal
adaleti savunan Thteodicee mezheplerin birleştirilmesi yolunda yeni bir çaba olarak nitelendirilebilir.

Leibniz bir yandan mezhepleri birleştirmeye çalışırken bir yandan da tüm hıristiyan ülkelerinin kardeşçe yaşamasını sağlamak için yollar arıyor, bu arada
Türkleri ortadan kaldırma yolunda, bir Mısır seferi gerçekleştirebilme tasarısını gerçekleştirebilme yolunda ilişkilere giriyordu. Amacı, elbette Fransızların dikkatini Almanya’dan başka yere yöneltmekti. Louis XIV’ün kapısını çalmış başaramamıştı . Bir kapı daha çaldı. Osmanlıların Demirbaş Şarl diye adlandırdığı Kari Xll’ye yakınlaştı. Kari Xll Pultava savaşında yenilince filozofun umutları sarsıldı. Umut Rusya çarı Büyük Petro’daydı. Leibniz’in Büyük Petro’ya yakınlaşması kolay olmadı Çar uzlaşmaz bir kişiydi, ülkesini ileri bir ülke durumuna getirmek için çalışıyordu. Leibniz çarın dostu ve Viyana’daki elçisi baron Urbich’in aracılığıyla çara bir kültür kalkınması programı sundu. Programda Petersburg’da bir bilimler akademisi kurulması önerisi de yer alıyordu. Bu akademi Rusya’daki kültür kalkınmasının merkezi olacaktı. Leibniz ayrıca bütün Rusya’da kitaplıklar, laboratuvarlar, araştırma birimleri kurulmasını öneriyordu. 1711 ekiminde Torgau’da çarla görüşme olanağı buldu. Ardından hemen Avusturya’ya
çağırıldı: imparator Kari VI kendisine bir şeyler soracaktı. Bu çerçevede Leibniz imparatorla çarı yakınlaştırmayı tasarladı. Çabalarından hiçbir sonuç alamayınca umutsuzluğa kapıldı. 

Leibniz son gidişinde Viyana’da tanıdığı ünlü
fransız komutanı Eugene de Savoie için kaleme aldığı
Monadologie’sini 1 71 4’te yayımladı. Bu kitabında
baştan sona monadlar öğretisini açıklıyordu. “Monad
bileşiklere katılan basit bir tözden başka bir şey değildir Basit olması parçalanmamış olması demektir. Bileşikler varolduğuna göre basit tözlerin de olması gerekir Çünkü bileşik olan basitlerin bir yığılışmasından ya da agregatum’undan başka bir şey değildir Bu durumda ne parçalar vardır, ne uzam, biçim, ne olası bir bölünebilirlik sözkonusudur Bu monadlar doğanın gerçek atomlarıdırlar, kısacası şeylerin ögeleridirler ( .. ) Monadların pencereleri yoktur, bu yüzden onlara herhangi bir şey girip çıkamaz. Ne töz ne raslantı bir monada dıştan girebilir Bununla birlikte monadların nitelikleri vardır, böyle olmasaydı onlar varlık olamayacaklardı. (. .) Niteliği olmayan monadları birbirinden ayırmak olanaksız olacaktı. Bu cümleler Leibniz felsefesinin temelindeki düşünceyi belirler Leibniz aynı yıl Prlncipes de la nature et de la grace fondees en raison‘u (Doğanın ve tanrıvergisinin usla temellenmiş
ilkeleri) yayımladı. Bundan sonra Büyük Britanya ve
lrlanda kralı olan Hannover seçicisi George l’e yakınlaştı. Filozofun George 1 gibi tutarsız birinden yardım ummuş olması pek gariptir. 1701 tarihli Act of
Settlement ile ingi ltere tahtının veraset hakkı Hannover’ lı lara bırakılmıştı. George 1 annesinin ve daha sonra kraliçe Anne’in ölümü üzerine Büyük Britanya tahtına oturmuştu. Dünyası kadınlarla ve çıkar hesaplarıyla dolu olan, İngilizce öğrenmek zahmetine bile katlanmamış olan George 1 Leibniz’in yakınlığını hiç mi hiç ciddiye almadı, onun kendisiyle lngiltere’ye gitmesini bile istemedi. Leibniz 14 kasım 1716’da öldü.

Leibniz her şeyden önce bir çalışkanlık örneğiydi.
Rönesans aydı nları gibiydi, önceki zamanların bilgisine ulaşabi lmek ve bu bilgilerden yeni bir bakış açısı derleyebilmek için büyük çaba gösterdi. Yadsımaktan çok benimsemeye yatkındı, özgünden çok varolan değerleri arıyordu, yeniyi ancak seçmeci bir kavrayışla olandan bulup çıkarmaya çalışıyordu. Siyasal saplantılarının tam bir açmazda son bulması, dinsel çabalarının büyük bir sonuç getirmemiş olması onun dünyayla ilişkisinde tutarsız bir şeylerin olduğunu açıkça gösterir gibidir Ancak o bir filozof olarak, bir bilim adamı olarak öneml idir Felsefesi Platon’culuğun yeni bir yorumu olmaktan ötededir ilerleme ya da gelişim fikrini ilkin onda buluruz. XIX. yüzyılda tam olarak karşımıza çıkacak olan bu fikir XVll. yüzyılın bu ilginç monadçılık öğretisinde belli bel irsiz açığa çıksa da önemli bir düşünce aşamasını ortaya koyar Monadlar sürekli bir değişim içindedirler, her monadda geçmişinin izleri ve geleceğinin taslağı bulunur Bir tek bu· yanıyla bile Leibniz felsefe tarihinin en önemli doruklarından birini oluşturur.

*Bu yazı İnsancıl Sayı 57 Temmuz 1995’de yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

EDEBİYATIMIZDA RUŞEN HAKKI

EDEBİYATIMIZDA RUŞEN HAKKI “Ruşen Hakkı deyince, yaşadığı şehirde sokaklara adı verilen Kocaelili bir şair gelir akla. Gazeteciydi o, şairdi, yazardı... Onun kaleminde insanların bin bir...

BİR TÜRLÜ TUTUNAMAYANLAR VEYA ORTAÇAĞ TİPİ CEMAAT NOSTALJİSİ*

  Her zaman adil olmanın kolay olmadığını biliyorum. İdeolojik savaşım çoğu zaman karışık olmasını, kampların içiçe geçmesini ve argümanların mücadele verenlerin başı üzerinde keşismesini çok...

LEİBNİZ İÇİN NOTLAR*

Paris o zamanlar dünyanın kültür merkezidir. O zamanlar şimdi olduğu gibi yüzlerce kültür merkezi yoktur. Bir kültür merkezi daha vardır: Londra. Onda da daha çok Shakespeare'in ağırlığı...

BEN KENAR MAHALLE YAZARIYIM*

  - Önce şunu öğrenmek istiyoruz. Öykü nasıl oluşuyor sizde. - Öyküler, her şeyden önce yaşadıklarımdan kaynaklanıyor. Yaşadıklarımı, düşlerimi hayallerim, düşüncelerim biçimlendiriyor. Bana bu birikimin içinden bir çelişkiyi, yaşamanın, toplumun,...

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK