9 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 1, 2020
Ana Sayfa Kritik KORSAN İKTİSAT TARİHİ

KORSAN İKTİSAT TARİHİ

Gidelim gidelim Çökertme’ye varalım
Kolcular görürse nerelere kaçalım
Teslim olmayalım kurşun saçalım

Abdülhamid devrinde kaçakçılık,çetecilik korsanlık almış başını gidiyordu.Taa Trabzon’dan Niğde’ye, Ege adalarından Halep’e her yerde kaçakçılık ve onlarla mücadele eden kolcular vardı.Kaçakçılık genelde Tütün kaçakçılığıydı.Tütün kaçağına karşı mücadele eden kolcular, çökertme türküsünde bahsi geçen kolculardır. Bu kolcular hükümete bağlı değildi. Emperyalistlere ait bir şirket olan Tütün Rejisi’nin silahlı güçleriydi.Yüzbaşıları,çavuşları, karakolları,bölükleri,süvarileri ve piyadeleri vardı. Terfileri, emeklilikleri devlet ordusuyla aynıydı ama maaşları aynı rütbedeki ordu mensuplarının iki katıydı.Bu yüzden çoğu yerde Jandarmalar istifa edip kolcu olurdu. Bazen kolcular, ‘’kaçakçılarla mücadelede jandarmalar, kaymakamlar bize yeterince yardım etmiyor’’ diye hükümete şikâyet ederlerdi. O zaman derhal o bölgedeki kaymakam,jandarma şiddetle cezalandırılır,iş daha üst yetkililere kadar çıkardı.

‘Hele gülüm yandan yandan
Biz korkmayız jandarmadan
Hele hele kaymakamdan’

Bu türkünün ismi ‘’kolbastı’’dır.Yani kolcu baskınına meydan okur ama kolcuların işbirlikçisi jandarma ve kaymakamdan da hiç korkmadıklarını anlatıyorlar.Trabzon ve çevresinde sayıları 500’ye varan çeteler vardı.
Tabiî Reji şirketine tütün ekimi,satışı,nakledilişi kısaca tütünle ilgili her şey konusunda sınırsız yetki verilmişti. Tarlasına şirketten izinsiz bir kilogram tütün eken köylüyü kolcular alnından vururdu ve kimse hesabını soramazdı. ‘’Bahçeme kendim ve komşularım için azıcık ekeyim’’ de diyemezdiniz. Çünkü yarım dönümden küçük araziye tütün ekimi yapmak yasaklanmıştı.Tütünü şirketeten başkasına satamazdınız. Şirket çok ucuza alır,çoğu zaman tartıda hile yapar köylüyü suçlu durumuna düşürürdü.
Bu girişi yapmamızın sebebi Abdülhamid devrine gelindiğinde Osmanlı İparatorluğu’nun emperyalizm karşısında nasıl bir acz içine düşmüş olduğuna işaret etmekti.Aslında tütün şirketi Osmanlı borçlarını tahsil etmek için kurulmuş Düyun-u Umumiye’nin bir aracıydı. Abdülhamid 1881 yılında devletin iflas ettiğini,dış borçların ödenemeyeceğini ilan etti. Bunun üzerine,İngiltere,Fransa,Almanya ve İtalya temsilcilerinin yönettiği Düyun-u Umumiye İdaresi kuruldu ve Osmanlı maliyesi tamamen onlara teslim edildi. Tabii iç siyaset ve dış poltika da büyük ölçüde onların denetimine girmiş oldu.Benzer durum, Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.
Şimdi, imparatorluk bu duruma nasıl geldi kısaca bakalım:

Suriye Üzerinden Gelen Tehdit ve Rusya’dan yardım istenmesi

1833 yılında Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın askerleri Filistin ve Suriye’yi ele geçirdikten sonra İstanbul üzerine yürümeye başladılar. Osmanlı hükümeti Rusya’dan yardım istedi.Mehmet Ali Paşa’nın askerleri Kütahya’ya kadar gelmişlerdi. Burada yapılan anlaşmayla kendisine Adana ve Suriye verilerek durduruldu. Ama Rusya ile yapılan Hünkâr İskelesi anlaşması İngiltere ve Fransa’yı rahatsız etti.Çünkü Rusya’ya boğazlar ve başka konularda sözler verilmişti. İngiltere’nin çabaları ve baskıları sonunda İngiltere ve Osmanlı İmparatorluğu arasında 1838 Baltalimanı anlaşması İngiliz mallarının çok düşük gümrük vergisiyle ülkeye girmesini sağlıyordu.Ülkeye giren malların imparatorluk içerisinideki dolaşımından da vergi alınmıyor, yerli tüccarın vergisi ise aynen kalıyordu.Bu anlaşmayla emperyalizme verilen tavizler, Çin’in dört yıllık afyon savaşlarında verdiği tavizlerden fazlaydı.Bu anlaşma neticesinde gelen binlerce yabancı tüccar emperyalist ülkelerin işlenmiş mallarını getirip ucuz hammaddeyi de batıya götürmeye başladılar. Sadece İzmir’de İngiliz tüccar sayısı 1060’a çıkmıştı.Tabii 1839 Tanzimat Fermanı bu ayrıcalıkları ve emperyalist ülkelerin vesayet alanını genişletiyordu. Böylece dış ticaret dengesi bozulmaya başlamış ve Galata bankerlerinden milyonlarca Sterlin borç alınmaya başlanmıştı.

Kırım Savaşı ve Emperyalizme Tam Teslimiyet
1844 yılında Avrupa devletlerine Çar Nikola ‘’meşhur hasta adamı paylaşma’’ teklifini dillendirdi.Ardından hem Osmanlı’dan hem Avrupa’dan beklentileri karşılanmayınca Balkanlar’dan ilerlemek istedi.Kırım savaş böyle başladı. (1853)İngiltere,Fransa,Avusturya,Prusya(Almanya) ve Sardinya(İtalya) Osmanlı İmparatorluğunun yanında Rusya’ya karşı savaştılar. Savaş bir sene içerisinde Osmanl’nın maliyesini sarstı ve ilk dış borcunu bu savaş sırasında aldı.Savaş bitene kadar biri 1854’te Fransa’dan ve diğeri 1855’te İngiltere,Rothschild Brothers’dan olmak üzere iki dış borçlanma yaptı.Bu 1855 borçlanması ilk defa yabancılara mali kontrolün verilmesi şartıyla verildi.Bundan sonra neredeyse her yıl dış borçlanma yapıldı.1914 yılına kadar 41 adet dış borçlanma yapılacaktır.
Kırım Savaşının son senesinde(1856) devletin kredi ve borçları için İngiliz sermayeli Ottoman Bank kuruldu. 1863 yılında Fransız sermayesi de ortak oldu ve bu banka Osmanlı devletinin merkez bankası işlevini üstlendi.(Ortaklardan biri Rothschild’i) Para basma imtiyazı verildi ve bankadan izinsiz devletin para basmayacağı garantisi verildi.1914 yılına kadar devlet, bankadan izin alarak sadece iki defa kendi parasını basabilmiştir.

İlk Demiryollarını İngilizler Yaptı

İngilizler elde ettikleri imtiyazlar sayesinde Anadolu içlerinden ve Ege’den aldıkları malları İzmir limanı üzerinden taşıyorlardı.Bu malların daha kolay nakledilmesi için demiryolu yapma imtiyazı da ilk olarak İngiliz şirketlerine verildi.Tabii yaptıkları demiryollarından kilometre başına kâr garantisi alarak bu hatları yaptılar.Demiryolu çevresindeki madenleri ve ormanları işletme hakkı da şirkete veriliyordu. Şirket hattı vaad ettiği sürede bitirmediğinde sermayesine el konacaktı ama tam tersi oldu; hattın yapımı bir yıl geciktiği halde şirkete yeni imtiyazlar verildi.Bu hatlar bugün Aydın-İzmir ve Manisa-İzmir hatlarıdır.

Vatanın Bağrına Düşman Dayamış Hançerini

Aldığı dış borçları gelir getirecek alanlara yatırmayıp çarçur eden ve faiz yükü altında ezilen Osmanlı Devleti 1875’e gelindiğinde borçlarını ödeyemez duruma düştü. Borç ödeyemeyince borç ta alamıyordu. Osmanlı’nın zayıfladığını ve silah bulamadığını fark eden Rusya 1877 yılında savaş ilan etti ve Rus orduları İstanbul önlerine kadar geldi.İstanbul düşmek üzere idi.İngiltere araya girerek Rusların çekilmesini sağladı ama karşılığında Kıbrıs İngiltere’ye verildi(sözde kiralandı)
Bu savaşla ilgili Namık Kemal, meşhur Vatan Mersiyesini yazmıştı.Diyordu ki;
‘’Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini
Yoğ imiş kurtaracak bahtı kara maderini’’
Bahtı kara maderi kurtaracak bulunmuştu İngiltere.. Daha önce sürgün döneminde Namık Kemal ve arkadaşlarına kucak açan İngiltere şimdi de önce Abdülhamid’i tahta çıkarıp meşrutiyet ilan ettirmiş, ardından Osmanlı’yı Rusya belasından kurtarmıştı.
Osmanlı hem borçlarını ödeyemez olmuş hem de Rusya için kolay lokma olacak kadar zayıflamıştı.Büyük devletler buna çözüm olarak borçların ödenmesini ve Osmanlı gelirlerini kontrol etmek için Düyun-u Umumiye İdaresini kurdular. 1881 yılında kurulan idarenin meclisinde İngiliz,Alman,Fransız,İtalyan ve Avustruyalı temsilciler vardı.Abdülhamid Meclis-i Mebusan’ı kapatmıştı ama çok demokratik bir sömürü meclis olan Düyün-u Umumiye meclisi kurulmuştu. Mşrutiyet kaldırılmış ama emperyalist sömürü meşrulaşmıştı.Bu Düyun-u umumiye işi o kadar sıkı tuttu ki Osmanlı maliyesi 1914 yılına kadar bir daha açık vermedi.Üstelik devlet gelirlerini yarıya yakınına el koyduğu halde.Bunu da kendisine verile sınırsız sömürü ve soygun yetkisi sayesinde yapıyordu.Kolcuların tütün meselesini nasıl sıkı tuttuklarını yukarıda anlatmıştık.İdarenin meclisinde Osmanlı Bankasının da temsilcisi vardı.Osmanlı İmparatorluğu emperyalistler için savaşsız ele geçirdiği en kârlı sömürglerden biri olmuştu.

Almanlar Geliyor!

Osmanlı Devleti 1835 yılından beri alman askeri heyetleri davet edip ordunun ıslahı için danışıyorlardu. 1888 yılında 2. Wihelhelm’in imparator olmasıyla Almanya emperyalizminin yayılmacı politikaları hız kazandı.İki sene içerisinde Osmanlı topraklarında 2000 kilometrelik demiryolu hattının imtiyazını elde ettiler. Bu hatları yaparlarken hattın her iki tarafındaki yirmişer kilometrelik alandaki madenler ve diğer doğal kaynakları işletme hakkını da almış oluyorlardı.Bu alan bugünkü Marmara coğrafi bölgesinden daha geniş bir alana denk geliyor.Bundan sonra Alman nüfuzu hızla artmış,Wilhelm 1889 yılında Kudüs’ü ziyaret ettiğinde kendisini 300 milyon Müslümanın hamisi ilan etmişti.

Birinci Dünya Savaşı

İkinci Meşrutiyet’ten sonra özellikle Balkan savaşları sebebiyle her sene borçlanma yapıldı. Birinci Dünya Savaşı’na giriş sebebini Cemal Paşa söyle açıklıyordu : ‘’Hazine tamtakırdı.Maaş vermek için ya bir tarafa boyun eğmeli ya da öbür tarafla birleşmeli idik.Savaş başlayınca Osmanlı Bankasına Türk yöneticiler atanınca banka Paris’ten izinsiz para basamayacağı için devlet kendi parasını basma yolunu aradı.Çözüm şöyle bulundu: Almanya’dan borç alınıp Düyun-u Umumiye’ye karşılık olarak verildikten sonra para basılabildi. Savaş esnasında Almanya’dan üç defa bu şekilde borç alındı. 1918 yılında Osmanlı’nın alacağı borcu ödeyemeyeceğini gören Almanya iç borç (dahili istikraz) yapılmasını önerdi.

İstikraz Marşı

Almaya’nın önerisiyle bir iç borç seferberliği başlatıldı. Devlete borç verilmesi için hiç görülmemiş bir reklam kampanyası yapıldı.Dönemin ünlü şair,yazar ve hatipleri halkı aydınlatan konuşmalar yaptılar,şiirler,tekerlemeler yazdılar. Bunların en ilginci İstikraz Marşı adlı şiirdir:

Biz vatan kullarıyız
Bizde vatan sevgisi var
Onun için arkadaşlar
Her şey onun,onun kan ve canlar
Borç vermekten kimdir kaçanlar

Savaş esnasında İstanbul ve büyük şehirlerin beslenmesi önemli bir sorun olmuştur.Savaş öncesi Amerika’dan İstanbul’a buğday getirmek Konya’dan getirmekten daha ucuz olduğundan buğday dışarıdan geliyordu.Savaş esnasında içeriden getirilmesi gerekiyordu.Devlete yakın kişilere vagon kiralanarak bu ticaretten önemli servet elde edilmesi sağlanmış, bu şekilde milli bir sermayedar sınıfı yaratılmak istenmişti.

Yaşasın Cumhuriyet!

1923 yılında düzenlenen İktisat Kongresi’nin açış konuşmasında Mustafa Kemal şöyle diyordu:
‘’Kanunlarımıza uymak şartıyla yabancı sermayelere lazım olan güvenceleri vermeye hazırız’’ 1920-30 arasında kurulan 201 Şirketin 66’sında yabancı ortaklığı vardır.Tabii bu ortaklardan Türk olan genelde sermayesiyle değil bürokrasiye yakınlığının avantajıyla katılırdı.Yabancı ortaklı şirketlerin ödenmiş sermayeleri tüm anonim şirketlerin toplamının % 43’ü kadardı.Yakup Kadri, Ankara romanında, eski Kuvayi Milliyecilerin yabancı sermayelerle ortaklık,acente ve komisyon hikâyelerini anlatır.
Cumhuriyet döneminde de yabancı şirketlere Osmanlı dönemindekine benzer imtiyazlar ve tekeller verilmiştir. Mesela 1929 yılında Rockefeller’in Standart Oil şirketine petrol ithal etme tekeli verildi.Bu Rockefeller Sovyet devrimi öncesi Azerbaycan petrollerini işletiyordu. Oradan kovulunca Türkiye’ye gelip tatlı risksiz tekel işini aldı.Tabii yine onun ortaklığına ait Ford arabaları da ithal ediliyordu. Bu dönemde yabancı şirketlere bir çok maddenin üretim tekeli de verildi.Mesela barut ve patlayıcı madde üretme tekeli 1927 yılında Fransız ortaklı bir şirkete verilmişti. Bunun gibi kibrit tekeli,av fişeği ve revolver üretme tekeli de yapancı ortaklı şirketlere veriliyordu.
Bir de yabancıların kurduğu üç adet eroin fabrikası vardı. Hepsi kanunlara uygun kurulmuştu.Bunlardan birine dönemin meclis başkanı Hasan Saka da ortaktı.Bu üç fabrika en büyük 27 şirketten daha fazla gelir getiriyordu.

Merkez Bankası Amerikan Şirketinin Kredisiyle Kuruldu

1930 yılında bir merkez bankası kurulması kararı alındı ancak bankayı kurmak için gerekli sermaye bulunamıyordu.American-Turkish İnvestmen Corporation adlı şirketten on milyon dolar kredi alınarak banka kuruldu.Kredi beş yıl vadeli ve % 6,5 faizle verilmişti. Ancak bu kredi karşılığında kibrit ve çakmak tekeli de 25 yıl süreyle şirkete veriliyordu. Şirket çakmak,çakmak taşı ve kibrit üretme ve satma tekeline sahip oluyordu.Şirket bandrolü taşımayan ürünleri satanlar,alanlar,kullanalar,üzerinde taşıyanlar kaçakçı muamelesi görüp cezalandırılıyordu.Tekel oldukları için fiyatları 50 kat pahalı tutabiliyorlardı.Bu dönemde kibrit ve çakmak kaçakçılığı yaygınlaşmıştı.

Urfa Mardin’e bakar
Diyarbakır kızları
Kibritsiz ateş yakar

Tabii o zamanlar her evde ateş yakmak için mutlaka kibrit ve çakmak bulunması gerekiyordu.En zaruri ihtiyaçlardan biriydi. Eğer çakmak ve kibrit kullanmadan, yani taş devri yöntemiyle ateş yakabilirseniz ona karışmıyorlardı.

Merkez bankası kurulmuştu ama Türkiye, 1958 yılına kadar kendi parasını basamadı.Önceleri paralar sadece İngiltere’de basılıp gemiyle geliyordu. 1941 yılında para getiren gemiyi Almanlar batırınca Almanya’da da basılmaya başlandı. İkinci Dünya savaşından sonra ise ABD’de basılıyordu.

1930 –1940 yılları arasın ithalat yarı yarıya, ihracat ise üçte bir oranında düşmüş bu da dış ticaret fazlası olarak görülmüştür. 1936 yılından sonra ise ihracatın çoğu Almanya’ya yapılmış ama alacakların ödenmesi Almanya tarafından bilerek geciktririlmiş, bu yolla Türkiye üzerinde bir baskı kurmuştur.
Gerçek bir sanayileşme amaçlanmamış,üç beyazlar denen şeker,un ve tekstil alanlarında fabrikalar kurulmuştur.Otomobil,iş ve tarım makinaları yapımı tamamen ihmal edilmiştir. 1926 yılında Alman Junkers firmasının kurduğu uçak fabrikası değerlendirilememiştir.Aynı şekilde Almanların Sovyetler Birliği’ne kurmuş olduğu fabrikaları değerlendiren Sovyetler, ikinci dünya savaşı boyunca 170 bin uçak üretmişlerdir. Günümüz hükümetinin yapmış olduğu milli uçak Hürkuş, ikinci dünya savaşı uçaklarının bile gerisindedir ve motoru bile Kanada malıdır.

Mükellef İlan Oldu Gelin Dediler Cehennem Deliğine Girin Dediler

İkinci Dünya Savaşı başlayınca ekonominin her alanında daralma oldu. Hükümet geliri arttırmak için tedbirler düşündü.Bunlardan biri varlık vergisi,diğeri toprak mahsulleri vergisi bir diğeri de iş mükellefiyeti kanunuydu.Kısaca mükellef kanunu denen kanun zorla çalıştırma anlamına geliyordu. Özellikle madenlerde çalışma için uygulandı.O yüzden türkü sözlerinde ‘’cehennem deliğine girin dediler’’ dizesi geçiyor.Borçlular,mahkumlar çoğu zaman da muhtarların gösterdiği kişiler zorla çalıştırılıyordu.

Korkut Boratav’ın dediği gibi, savaş koşullarında ‘’zenginleri kayırıp köylüleri, emekçileri yasal mekanizmalarla ezmek faşizan eğilimlerdi.Kıtlığa rağmen halkı piyasa koşullarına teslim etmek çok büyük vurgunculuğa yol açtı.Zorunlu çalıştırma,angarya,yol vergisi,ücretlerin düşürülüp iş saatlerinin uzatılması ise emekçi halk yığınları ile CHP arasında telafi edilemeyecek kopuşlara yol açtı’’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK