9 C
İstanbul
Pazar, Eylül 27, 2020
Ana Sayfa Eleştiri KİTAP EKLERİNDEKİ KİTAPSIZLAR!

KİTAP EKLERİNDEKİ KİTAPSIZLAR!

KİTAP EKLERİNDEKİ KİTAPSIZLAR!

Devrimciler için önemli bir tartışma, devrimci sanatın nasıl sermayenin hizmetine sunulduğudur. Bu kesik başımızın altın tepsi de sunulmasıdır, insan emeğinin sömürüsü üzerine kurulan kapitalizme. Bu eylem direk sermayenin hizmetine girmiş eleştirmenlerin elleriyle yapılır. Sanatla eleştiri arasındaki ilişki doğru görülmezse, bu eleştirinin nasıl sermayeye hizmet ettiği görülmez. 
 
Estetik yetke kim günümüzde söyleyeyim. Genel olarak burjuvazinin emrinde olanlar, onların eserlerini allayıp pullayıp satanlar. Bu estetik yetkelerin kalemlerinin altında geçmek yazarları cezbeder. Oysa bu yazarlar sadece pazarlamacıdır. Ama kendilerini öyle pazarlar ki bu yazarlar, siz bu yazarları estetik yetke sanırsınız. Ülkemizde ne yazık ki, estetik bilinç bu yazarların yazılarıyla oluşur ve estetik yetke olur bu yazarlar. Bunlar kitap eklerinde daha çok satış ve pazarlama işleriyle uğraşırlar. Rica minnet çoğu yazar yayıncı bunlara kitaplarını ulaştırmaya çalışır. Herkese canım cicim diyen bu pazarlamacılar, çünkü işleri bu, en çok para kazandıkları yayınevlerinin ve yazarların kitaplarını tanıtırlar. Kısacası işleri sanatı, sermayenin hizmetine sunmak.
Bunlar hep nadide, bulunmaz, eşi benzeri olmayan eser diyerek pazara sürerler eserleri. Estetiğin içinde olmayan kavramlar kitap tanıtım eklerinde bunların kalemlerinden fışkırır. Taş gibi eser, inci gibi dizmiş, girift bir kale ve benzerleri. Bütün bu övgüler de tek amaç vardır, sanat eserinin içini boşaltmak ve sanatın devrimci özünü yok etmek.
Bütün gazetelerin kitap ekleri ıvır zıvır eserlerin tanıttığı sayfalara dönüşmüştür. Bunun yanında bu sayfalarda egemenlik büyük yayınevlerinin eline geçmiştir. Rahatlıkla diyebiliriz ki, küçük yayıevlerinin hiç bir kitabının tanıtımını bu sayfalar da göremeyiz. Görsek bilene bilin ki arkasında büyük bir rica minnet hikayesi vardır. En önemlisi devrimci sanat eserleri yer yer bu sayfalarda yer bulunsa da, hızlı bir şekilde kitap eklerinin ideolojik bütünlüğüyle içi boşaltılır. Çünkü devrimci söylemin sahiciliği ve bütünlüğü, bu sayfaların sermayeye hizmet etmesinden dolayı sahiciliğini yitirir.  Kitap ekleri daha çok reklam veren yayınevlerinin yönetimindedir. Bu estetik yetkeler genellikle bu büyük yayınevlerinin aynı zamanda editörleri veya para karşılığı övgüler dizen kalemşörleridir.
 
Unutmayalım kitap eklerinde her harf paralıdır. Çoğu röportaj bu eklerde yazan yazarların kendi kendisiyle yaptığı röportajlardır. Bazı yazıları da yazar yazdıktan sonra eleştirmenin adını vererek yayınlar. Bu durumlar kitap eklerinde sık sık olan durumlardır. Çünkü buradaki sorun estetik bir beğeni kazandırmak veya estetik bilinci geliştirmek değil, kitabın tanıtımının reklamını yapmak. Bu yüzden kitap ekleri yazarlarının çoğunun estetik beğeni kazandırmak diye sorunu yok ama kendilerini eleştirmen, estetikçi diye sunarlar. Bunlar emperyalizm çağının eleştirmenler. Tek amaçları vardır daha yoğun sermaye birikimi yaratabilmek için satışı öncül eden mekanizmalara sürekli işlerlik kazandırmak.
Bu yazarlar Emperyalist yayın tekellerini sürekli takip ederler. Hepsi iki üç dil bilir bunların içinde İngilizce bilmeyen yok gibidir. Bu yayın tekellerindeki her gelişmeyi oluşumu düşünceyi ballandıra ballandıra ülkemize taşımakta görevli hissederler kendilerini. Meta satışı için eleştiri yaptıklarını söyleyen bu yazarlar kapitalizmle gelişen bir tüketim kültürüne uygun bir tanıtım geleneği yaratırlar. Bu geleneğin adına eleştiri derler. Ciddi bir eleştiri geleneği yaratmaktan uzak bu yazarların doğru dürüst belirgin teorik zeminleri de yok. Önlerine gelen eser ne çağrıştırıyorsa ona uygun bir söylem geliştirirler, onlara göre metanın satılması veya tüketilmesi birincil görevdir. Fakat bütünlüklü kuramları olmadıkları için bunların temel amaçları metaları satmak olduğu için kaosu ve kavram karmaşasını sürekli hale getirirler. Kısacası bu eleştirmenlerin çoğu eklektik eleştiri geleneğiyle Postmodern eleştiriyi ve sanatı genelleştirirler. Kapitalizm içinde teorinin yaşamdan koparılmasına yardımcı olurken bunlar bütünlüklü ideoloji oluşmasına engel olurlar. Süreç içinde yoğun bir bilinç parçalanması bunların eklektik, postmodern söylemleri ile hayat bulur. Burada önemli olan kitap eklerinin getirisidir, gazete sahipleri içinde önemli olan budur. Gazete sahipleri daha çok insana ulaşmak istedikleri gibi daha çok reklam ve tanıtım kazancını hedefler. Bu yüzden yazarın, eleştirmenin ona göre birincil görevi daha çok reklam ve tanıtım getirisi olan yazılar ve anlayış içinde olmasıdır.
 
Aynı sorun ne yazık ki, dergilerde de devam ediyor. Uzun süredir çıkan çoğu dergi bu anlayışla çıkıyor. Güdülenmiş reklam ve tanıtım anlayışıyla Starlaştırılmış yazarlar bu dergiler de sürekli öne çıkartılır. Böylece hızlı bir şekilde estetik bilinç oluşturmanın önü kesilirken sanat sermayenin güdümüne girer. Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat, Ot, Kafa, Esmer,  ve benzeri dergilerde birincil amaç çok satarlığı öncül edecek eklektik, postmodern, tüketime ve metalaşmaya eserleri ve starlaşmış yazarları öne çıkarmaktır. Edebiyatın içini boşaltan bu yöntem sanat eserinin metalaşmasını sağlarken Estetik yetinin gelişimini de engeller.
 
Bu eleştirmenlerin hepsi reklam ve tanıtım alanının içindedir. Bazıları reklamcılık yapsa da,esas işleri kitap tanıtımıdır. Bu yüzden hepsinin işi ellerine olan ürünü sanat eseri gibi sunmaktır. Bu sunuşla metaya kirli bir hale katmaya kendi söylemleriyle (imaj) vermeye çalışırlar. Bunun dışında kitaplarla birlikte belirli statüko ve kimlik vermeye çalışırlar okura. Onların tanıtım yazıları reklam politikalarıyla içiçedir. Önlerine konulan reklam politikalarının dışında hareket edemezler. Bu reklam politikalarıyla star yazarların eserlerinin tüketimini sağlarken kapitalist ideolojinin toplumsallaşmasına hizmet ederler böylece sanat alanında birazcık kalan devrimci ideolojinin yok olmasını sağlarlar. Orhan Pamuk, Elif Şafak, Ahmet Ümit ve benzerleri bu reklam politikalarıyla piyasaya lanse edilir. Bu eleştirmenler yayınevlerinin istediği yayın politikası dışında tek bir satır yazı yazamazlar. En büyük sanat düşmanları aslında bunlardır. İnsanın insanlaşması sürecinde önemli bir yol gösterici olan sanatın kirlenmesini sağlar toplumsal bilincin gelişimine ket vururlar.
Aslında eleştirinin çıkış noktasında toplumsal şikayet ve demokrasi geleneğini yerleştirme eşitlik duygusu vardır. Bu eşitlik duygusu ve şikayetin kökeni ise kömünal topluma duyulan özlemden kaynaklanır. Eğer eleştirinin içindeki bu özlemi alırsanız geriye methiye yazıcılık ve övgü ve karalamadan başka bir şey kalmaz. Bu eleştiri geleneği içinde bir estetik yeti oluşacağına inanmak estetiğin toplumsal gelişimini ret etmek olur. Çoktandır, eleştiri ile toplumsal özgürlüğün içice olduğu unutuldu. Edebiyat eserine yönelik eleştirinin, toplumsal baskıyı göstermesi acısından önemi dışlandı. Eleştirmen uzun zamandır o görevini bıraktı bir meta satıcına, reklamcıya, methiye yazıcısına, A yapısının ideolojik destekçisine döndü. Böyle bir eleştiriye, bir anlam yüklemenin anlamı da kalmadı. Nitelikli bir yazar her hangi dergi de kendine dair bir yazıdan bir karşılık bekliyorsa artık, nesnellik algısını kısmi yitirdiğini de bilmesi lazım. Genel olarak yaşamı değiştirmek için çabalamayan eleştiriden, olumlu bir beklenti içinde olmanın imkanı yok. İçi tümüyle boşalmış bu tarz yazıların takipçilerinde bir devrimci arzu yaşamasına imkan yok. Günümüzde eleştiri alanında yaşanan bu. Bunun en önemli nedeni ise kitap ekleri kültürünün genel edebiyat dergilerinde egemen olması. Eleştiri ile siyasal yapılar arasında günümüzde yeterli bir bağ olmadığı için. Eleştirin de devrimci özü yitip gidiyor.
 
Eleştiri ve devrimci öz derken aslında Puşkin’in kurduğu Çağdaş dergisinden bahsetmek lazım. Bu dergi eleştirinin devrimci özünü yaratmış bir oluşumdur. Belinski’nin Moskova ve Petersburg üzerine yazdığı yazı o süreçte aydınlanmanın önünü açan bir yazı olduğu gibi Halkın dostlarını devrimcileri ortak bir bakış, çatı altında toplamıştır. Çernişevski yazdığı eleştiri yazılarıyla Rus edebiyatının gerçekçi bakış açısıyla buluşmasını sağlamış devrimci bir Rus edebiyatının oluşumunun yolunu açmış. Dobrolyubov’un ise Oblomoz’luk üzerine eleştirisi, sınıfların mevzilenişini gösterirken aynı zamanda, feodalitenin içler acıcı durumunu gözler önüne serer. Bu yazı bize şunu der, feodaliteyi yıkmak devrimci zorunluluktur. Peki günümüzde, bu vahşi kapitalizmi yıkmak devrimci zorunluluktur ve bunu örgütleyelim diyen bir kitap eki yazısı ya da bu kitap eklerinde yazanların yazdığı dergilerde bir yazı gösterebilir misiniz.
 
Sanatla siyasa arasındaki bağı koptuğu an yaptığınız eleştiri ile devrimci mücadele arsındaki bağı koparmaktır. Aydınlanma sorunu aslında eleştiri kültürü ile içiçedir. Bu eleştiri kültürü kendi aklıyla varolan özneyi yaratırken toplumsal sömürünün karşısında duracak aydının önünü de açardı. İşin garibi ise sermayenin hizmetine girmiş bu yazarların kendilerini aydınlanmacı ve devrimci göstererek bu kitap eklerinde yazmalarıdır. Yaptıklarının meta satışına yönelik yazılarıyla bu yazarlar, aydınlanmayı yok ettiklerinin farkında değildirler.
Şimdi biraz isimlerini vereyim zihniniz açılsın. Doksanlarda bu işi şimdi, küratör olan Hasan Bülent Kahraman bol bol yapardı. Doğan Hızlan’ ı unutmamak lazım, eskiden bol bol Enis Batur yazardı, Mehmet Fuat, şimdi onlar yerlerini Semih Gümüşlere, Ömer Türkeşlere, Metin Celallere, Haydar Ergülenlere bıraktı. Bunlar günümüzün estetik yetkeleri. Aslında hepsi estetikten biraz anlar gözüken pazarlamacılar. Sorun birileri bunları estetik yetke sanıyor. Herkese mavi boncuk dağıtan bu bilinci dumura uğratanları. Yabancılaşma kavramının doğrusu salaklaşma olmalıydı. İşte bunlar burjuvazinin toplumu salaklaştırma projelerine hizmet eden eleştirmen ve devrimci ideolojinin içini boşaltan kapitalist yazıcılar.
 
 
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikGRUP YORUM VE AÇLIK GREVLERİ
Sonraki İçerikKİME AYDIN DERLER

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK