9 C
İstanbul
Salı, Mart 2, 2021
Ana Sayfa Kritik KEMAL ÖZER'LE BULUŞMA

KEMAL ÖZER’LE BULUŞMA

KEMAL ÖZER BULUŞMASI
NOT:

1-Kemal Özer Buluşması, Kepez Semt Evi Tarafından düzenlenmiştir.Buluşma, pandemi nedeniyle Zoom üstünden (elektronik ortamda) gerçekleşmiştir. (10-01-2021)
2-Etkinlik Öykü Yazarı Reyhan Yıldırım’ın açılış konuşmasıyla başlamış, etkinliğin sonunda soru soranların, düşünce belirtenlerin söz almalarının ardından Reyhan Yıldırım tarafından Kemal Özer’in 1999’da kaleme aldığı 21 Mart Dünya Şiir Günü Bildirisi’nin okunmasıyla son bulmuştur.
3-Konuşmacı: Hayrettin Geçkin.
4-Konuşmacıya konuşması sırasında Reyhan Yıldırım’ın yönelttiği sorular, etkinliğin sonunda konuşma akışı içindeki uygun yerlerine eklenerek yeniden düzenlenmiştir.
İyi okumalar.
Hayrettin Geçkin.

————————————————————————————————-
Yüzlerini tam olarak göremesem de, buradan yüreklerini görebildiğim, duyarlıklarını hissettiğim Kemal Özer dostları, şiirsever dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar merhaba!
İnsancıl Edebiyat Dergisi’nin kasım sayısında düşünür, felsefeci, yazar Cengiz Göndoğdu; Yıldız Güncesi köşesinde, Çağdaş Alman Edebiyatının kurucularından sayılan Schiller’den söz açarak; “Schiller’i düşünüyorum. Onun gibi arkadaşım olsun isterdim.Oturup konuşurduk. Böyle arkadaşım olmadı değil” dedikten sonra Kemal Özer, Ruşen Hakkı, Güngör Gençay gibi birkaç arkadaşının ismini verir ve şöyle devam eder: Hepsinin sanatları güçlüydü. Bugün hiçbiri yok, hepsi öldü… Arkadaşsız kaldım… Böylelikle Cengiz Gündoğdu; Kemal Özer, Ruşen Hakkı, Güngör Gençay gibi dostlarının kaybından ötürü dinmeyen acısını açığa vurur…Kemal Özer “buluşma”sözcüğünü çok severdi.Bu buluşmada Kemal Özer şiirinin ve edebiyatının, sol düşünceye kattığı boyutu konuşacağız öncelikle. Ama onun arkadaşlığı ve dostluğu da konuşulmaya değer. Umarım bir gün bunu da gerçekleştiririz.
Elisabeth Kubler Ross şöyle diyor:
“Tanıdığım en güzel insanlar, yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş romantik ve anarşist olan insanlardır. Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar…”

Kemal Özer de böyle biri işte, Modern Türk Şiirinin Yunus, Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu ve Nazım Hikmet şiir zincirine en sağlam ve en geniş halka olarak eklenen; Türkçenin olanakları ile, dil içinde bir öte dil ve bir üst dille; bizlere adil, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir dünyanın mümkün olduğunu duyumsatan ezilenlerin şairi, sınıf şairi. Yoldaşımız…
Reyhan Yıldırım’ın : Kemal Özer’le ilişkilenmeniz sanıyorum bir lisede yaşadığınız bir olaya dayanıyor.Öyle değil mi? İsterseniz ordan başlayarak devam edelim.
Bana kalsaydı Kemal Özer’le ilgili kendi yaşanmışlıklarıma hiç değinmeyecektim doğrusu. Ancak Reyhan arkadaş beni 16’lı, 17’li liseli yıllarıma doğru yolculuğa çıkardı birden bire… Okumaya meraklıydım ama yayın takip edecek, kitap alacak param hiç olmadı öğrencilik yıllarımda tesadüfen bulunduğum bir yerde bir şiir okudum. O şiir beni allak bullak etti. Duygulandırdı, düşündürdü, alevlendirdi, söndürdü, yaraladı, iyileştirdi…Ne derseniz deyin…Şiiri apar topar bir kağıda geçirdiğim gibi görevlisi olduğum okulumuzun Kültür Edebiyat Kolunun panosuna astım. Çok sürmedi nöbetçi geldi, dersin tam ortasıydı edebiyat öğretmenimize beni idareden çağırdıklarını söyledi. Öğretmenimizin oluruyla hemen gittim. Beni çağıran eğitim şefimizdi, acı bir gülümsemeyle ayakta karşıladı beni…Panoya astığım şiire gözüm ilişti, yarı buruşuk halde masasının üzerindeydi.Hemen tanıdım. O kadar muhteşem bir şiirdi ki onun sakıncalı olacağı hiç mi hiç aklıma gelmemişti. “Bunu panoya sen mi astın” dedi… Büyük bir gururla evet dedim. Bir sağ yanağımdan bir sol yanağımdan yediğim iki şiddetli şamarı asla unutamam. O gün Cuma günüydü ve hafta sonunu karakolda geçirdim. Pazartesi okula döndüğümde edebiyat öğretmenim panoya astığım şiirin kime ait olduğunu sordu…Şiirin altına şairinin adını yazmamıştım, daha doğrusu böyle bir gerekliliği de bilmiyordum o güne kadar. Hayır, dedim kimin olduğunu bilmiyorum, ben de yazmadım dedim korkuya karışık bir güvenle…Edebiyat öğretmenimden öğrendim panoya astığım şiirin Kemal Özer adlı bir şaire ait olduğunu…
Kemal Özer’le bir yığın yaşanmışlıklarımıza, buluşmalarımıza rağmen, ölümünden iki yıl önceye, beni kendisinin yönettiği bir şiir etkinliğine konuk ettiği güne kadar hiçbir şekilde hiçbir şekide söz etmedim. O okulda benim o zaman yaşadığım acıdan çok beter acılar yaşandı. Orası 12 Eylül’de askeri kışlaya dönüştürüldü. Çok sayıda devrimciye o binada işkence yapıldı. Beni Nazım, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin, Kemal Özer, Özkan Mert gibi çok sayıda şairin şiiriyle tanıştıran, okuduğu şiirlerle, yaptığı ateşli konuşmalarla kitleleri havalandıran köylüm Şair – Öğretmen Enver Karagöz de bundan bundan nasibini aldı.Uykudayken boğazına kaynar su dökerek bir daha konuşmasın, bir daha şiir okumasın diye sesini aldılar orada.Bu olay benim için travmadır. Enver Karagöz’e atfettiğim Göze adlı bir şiirim vardır. O şiir, kitaplarımdan birine ad oldu ve 2019 yılında Kemal Özer Şiir Ödülü aldı. Geçmişimdeki bu iki acıklı olay, bu ödül aracılığıyla yaşamımda önemli yer tutan iki şairi-iki büyük devrimciyi Kemal Özer ve Enver Karagöz’ü ölümlerinden yıllar sonra bile olsa bir bakıma buluşturdu diye düşünüyorum.
Kardeşlerim bu buluşma, içinde çok önemli bir soru taşıyor bana göre: Kemal Özer kavranmalı, ama nasıl, nerden başlamalı?
Sol okurların toplumcu şiirleriyle tanıdığı Kemal Özer, kavganın ön saflarında yer alırken, kişisel yaşamı öne çıkmamış bir şairdir. Onun Yordam Kitap’tan çıkan anı kitabı, bu açığı kapatacak ve sorumuza yanıt verecek niteliktedir. Bunun akılda tutulması gerekir öncelikle. Onun kitaplaşmış anıları, onun şiirini ve kavgasını daha iyi anlayabilmemiz için önemli verilerle dolu çünkü. İyi ki bu anılar onun sağlığında hazırlanabildi. Bu kitabın kendi kurduğu Yordam Yayınları’ndan çıkması da ayrı bir güzellik kuşkusuz. Bir yaşam pratiği, bir sosyalistin, bir sosyalistin el kitabı ve bir şiir okulu olarak değerlendirilebilecek anılarının kitaplaştığını keşke o da görebilseydi.
Onun anılardan oluşan kitabını da, diğer kitaplarını da burada ayrıntılı olarak anlatma ve tartışma şansımız yok ne yazık ki.Kaldı ki onun her şiiri, her kitabı hem bir yazı konusu, hem bir söyleşi konusu, hem de araştırma ve inceleme konusu kardeşlerim.
Şunu da hemen belirteyim: Sizlere anlatacaklarımda ister istemez Kemal Özer’in şairlik yönü öne çıkacak. Bu da işin doğası.
Diliyorum ki bu buluşma Modern Türk Şiirini kavrayabilmek, mücadelemizi daha iyi örebilmek, geleceğe sağlam halkalar atabilmek için Kemal Özer’in bıraktığı külliyatı yeniden ele almamıza ve incelememize bir vesile olsun.
Yürüdükçe öğreniyorum ayaklarımızın da konuştuğunu
yürüdükçe sorular sorduğunu, yankılar bıraktığını ardında
öğreniyorum gök ne uçsuz bucaksız,
ne göründüğü kadar mavi
bulut değil rüzgârın taşıdığı bir tek,
vakti gösteren saat değil
yürüdükçe öğreniyorum, kendiliğinden ışımıyor sabah bile
Söylendiği yerde kalmıyor söz, durmadan ilerliyor alevi
– içinde bir yürek varsa bir sözün,
içinde bir alev varsa yüreğin –
bir alan bir başka alanın, bir kent bir başka kentin
yürüdükçe katıyor sınırlarına kendi sabırsız genişliğini
Yürüdükçe öğreniyorum, elimize neyi alırsak alalım
– bir somun parçası, aşınmış bir çift ayakkabı, bir bayrak –
yeni bir dili konuşuyor tutup kaldırdıkça havaya
öğreniyorum bir kıvılcıma yol verdiğini parmaklarımızın
neyi tutarsak tutalım ellerimizin her biri bir şalter

Yapıtlarından ve yaşam pratiğinden, rahatlıkla; “Geleceğin beklenen bir şey değil yapılan ve yaratılan bir şey olduğuna” ilişkin çıkarımlar yapabileceğimiz Kemal Özer 1935’te demiryolu işçisi bir babanın oğlu olarak İstanbul’da dünyaya geliyorar kardeşlerim.
Kemal Özer’in gelecekteki yönelimlerine uygun bir ergenlik dönemi geçirdiğini söylemek mümkün. Örneğin Lise yıllarında onu yazına ve şiire yönlendirecek öğretmenleri ve lise arkadaşları (Adnan Özyalçıner, Konur Ertop, Ergin Günçe, Önay Sözer) gibi öğretmenleri ve arkadaşları vardır… Yine İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirip İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okurken edindiği şair ve yazar dostları Onat Kutlar, Erdal Öz, Demir Özlü, Ferit Öngören, Doğan Hızlan, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Hilmi Yavuz gibi isimlerden söz edebiliriz.
Yazıları, henüz öğrenciyken yayımlanmaya başlar Kemal Özer’in. Harika,Kaynak,İstanbul, Şairler Yaprağı, Yenilik, Pazar Postası ve A dergilerinde çıkan ve II.Yeni Kuşağı edasını taşıyan şiirleriyle adından söz ettirmeyi başarıyor. Onun, solcularla tanıştığı yıllar da bu yıllardır.
Üniversitedeyken arkadaşlarıyla birlikte, 1956-1960 yılları arasında A Dergisi’ni çıkarıyorlar. Bu dergi, kısa sürede modernist bir akım olan II. Yeni’nin şair ve yazarlarının biçimci ve kapalı bir anlayışla şiirlerinin yayımlandığı bir dergiye dönüşüyor. Bu dergiye ileri yaşlardaki Edip Cansever, Yusuf Atılgan gibi isimler yazılarıyla ve maddi olanaklarıyla destek veriyorlar. Dergideki baş yazıları takma bir adla Asım Bezirci yazmaktadır.
Kemal Özer’in ilk şiir kitabı “Gül Yordamı” 1959’da, aşk sonelerinden oluşan ikinci şiir kitabı ‘Ölü Bir Yaz’ 1960’ta, babasının ölümüyle onun anısına yazdığı şiirlerden oluşan üçüncü şiir kitabı ‘Tutsak Kan’ ise (1963)’te yayınlanıyor.
1962’de evlendiğini, bir süre köy öğretmenliği yaptığını, aynı yıllarda “Özler” olan soyadını mahkeme kararıyla “Özer” olarak değiştirdiğini, şu an yaşamını akademisyen olarak sürdüren kızı Simge’nin 1963’te dünyaya geldiğini, üniversite öğrenimin tamamlamadığını onun özel yaşamına ilişkin kısa bilgiler olarak aktaralım ve onun edebiyat dünyasına doğru açılmaya çalışalım isterseniz:
Kemal Özer II: Yeni Hareketi içindeyken yayınladığı kitaplarında yer alan, farklı bakış açısı ve ona bağlı olarak yeni bir sanat anlayışı ile yazdığı şiirleriyle edebiyat çevrelerinde ilgi çekmeye başlamasını, kimi eleştirmenler bu bakış açısının toplumsal sorunlara yeni bir yaklaşımla yeni bir bakış açısıyla yapılan farklı bir yaklaşım olduğu yönünde değerlendirirler. Hatta Ülkü Tamer’le şiirlerinin tema, söyleyiş, benzetme ve çağrışım özellikleri bakımından benzerlik taşıdığı için İkinci Yeni’nin ikinci kuşağı olarak de nitelendirilirler.
İkinci Yeni Hareketi içindeyken yayınladığı, derin simgesellikle yazılan şiirlerden sonra Kemal Özer 10 yıl sessiz kalır. Bu sessizlik dönemi sol düşüncelerle tanışması ve onları en ince ayrıntılarına kadar içselleştirmesiyle geçer. Sol kesimlerde tanınan pek çok kişi ile kurduğu arkadaşlıklar, TKP’ye girmesi bu dönem içinde gerçekleşir Kemal Özer’in.. Bu arada şiirini de yeniden kurar. Bu gelişmeler onu zorunlu olarak Toplumcu Gerçekçi Akıma yakınlaştırır. Uzun yıllar Cem, Varlık ve Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalışır ve bu yıllarda solcu kesimler ile irtibatını daha bir sıkılaştırır.
1973’te yayınladığı Kavganın Yüreği adlı şiir kitabı ile sessizliğini bozması edebiyat dünyasında yankı uyandırır Kemal Özer’in. Hilmi Yavuz bu geçiş ve kopuş dönemini; “Ozanın dünya görüşünde, ideolojik olandan bilimsel olana doğru bir kopma ile gerçekleşen bir geçiş niteliği” olarak yorumlar. Ama gerçek şu ki Kemal Özer İkinci Yeni Hareki’nden tamamen kopmuş ve bambaşka şiirle karşımızdadır artık.
Kardeşlerim, Kemal Özer’in Toplumcu Gerçekçi Hareket içinde neden yer aldığına açıklık getiren bir şiiriyle giriş bölümünü tamamlayalım.
Bunca geç kaldığıma üzgünüm
bulanıklıktan sıyırıp yaşamı
açmakta çalışkan ellere.
Bu sizin demekte, kavrayın sımsıkı,
sahip çıkmak gerekir en önce.
Alında biriken tere sahip çıkmak,
yorgunluğun ardından beliren türküye.
Kavga mı ediyorlar, bilsinler,
niçin ettiklerini ve kiminle.
Gelecek günlerin bilinci
su versin ateşteki çeliğe.
Üzgünüm, insanın dağılan yüreğini
bir dizeyle birleştirmek için
bunca geç kaldığına şiirlerimin.
Ama övünüyorum gene de kardeşler,
kavgaya girmekte geciksem bile
yanınızda olacağım yaratırken zaferi.”

REYHAN YILDIRIM’IN SORUSU:
Kemal Özer, kuşkusuz söyleyeceğini şiiriyle söylüyor ama kendisinin 2.Yeni Hareketinden kopuşunu ve doğrudan Toplumcu Gerçekçi Hareketin içinde yer aldığını ifade eden bir beyanı var mı?
Kuşkusuz var. Toplumcu Gerçekçi Hareketin içindeyken çıkardığı Kavganın Yüreği adlı şiir kitabının arka kapağında yer alan görüşlerini mutlaka aktarmalıyım diye düşünüyordum ben de. İyi ki anımsattınız. Şöyle diyor Kemal Özer:
”Yaşama bakışım, dünyayı kavrayışım, onu artık sürekli bir kavga olarak nitelediğimi özetliyor. Şiir de bu kavganın bilincini vermekle yükümlü olmalı. İçinde bulunduğumuz durumun, yaşadığımız olayların, düşlediğimiz geleceğin ne olduğunu, nasıl olacağını sezdirmeli, giderek kavratmalı. Bu yüzden güncel olanı yakından izlemeli. Somutlamalı güncel olanı. İnancı, umudu, aydınlığı, yarını, arkadaşlığı, cesareti soyut kavramlardan çıkarıp günlük yaşamamızda yerleri, anlamları olan somut karşılıklarına ulaştırmalı. Şiir, kavganın bir parçasıdır. Şiir, kavganın yüreğinde yer alır, yüreğidir. Çünkü insanın yüreğidir. Yüreği olmalıdır. Bütün çarpışmalarda insanın yanında yer almıştır. Onun yüreğini çarptırmıştır. Ozanı bir bilinç işçisi saydığım için, insan yüreğini bilinçle doldurmanın bir yolu diyorum şiire.’
Bu yaklaşımı ve Kavganın Yüreği adlı şiir kitabıyla birlikte o ‘Toplumcu Gerçekçi’ diye nitelenen bir hareketin içindedir artık. Sorunuzu biraz daha geniş tutarsak eleştirmenlerin ve bazı edebiyatçıların onun Toplumcu Gerçekçi Hareket içindeki yerine ilişkin es geçilmeyecek değerlendirmelerine de yer vermek gerekir.
Kardeşlerim; “Kavganın Yüreği”,“Yaşadığımız Günlerin Şiirleri”, “Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya”, “Geceye Karşı Söylenmiştir” adlı 4 yapıtı Kemal Özer’in Toplumcu gerçekçi eğilim taşıdığı 1970-1980 arası yılları yansıtır.
Eleştirmenlere göre bu dönemde, gündemdeki toplumsal ve siyasal olayların yanı sıra söz konusu olaylar karşısında insanların duygu, düşünce ve tepkilerine tanıklık etti Kemal Özer.
Toplumcu Gerçekçi Hareket içindeyken çıkardığı Geceye Karşı Söylenmiştir kitabından başlayarak, Kimlikleriniz Lütfen, Araya Giren Görüntüler, Sınırlamıyor Beni Sevda, İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle, Bir Adı Gurbet, Oğulları Öldürülen Analar, Onların Sesleriyle Bir Kez Daha, Sevdalı Buluşma ve Temmuz İçin Yaralı Semah ) adlı yapıtlarıyla toplumsal konulardan kopmadığı gibi şiirlerinde yeni boyut, ilgi alanlarında farklı açılım arayışları ile temalarında farklı şeyler denemek istediğini görüyoruz Kemal Özer’in.
Örneğin 1974’te yayınlanan ‘Yaşadığımız Günlerin Şiiri’nde bir günce-şiir türü icat edip bu türün başarılı örneklerini ortaya serdiğini, şairin bu kitapla, anlatıma, anlatıcılığa ve epik bir tarza yöneldiğini görürüz. Kemal Özerin bundan sonraki şiirlerinde yeni bir boyut, yeni ilgi alanları ve açılım arzusu kendini göstermiştir az önce de ifade ettiğim gibi.Bu durum 29 Haziran 2009’a, yani ölümüne kadar böyle devam ediyor zaten.
Onun Toplumcu Gerçekçi Hareket içinde yayınlanan “Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya” adlı yapıtına Hasan İzzetin Dinamo’nun yaptığı değerlendirmeyi asla atlamak istemem: “Bunlar, yepyeni devrimci şiirlerdir”dedikten sonra şöyle devam ediyor Dinamo: Yeni emperyalizmi anlatmak, lanetlemek uğruna yazılmış bu şiirlerde doğrular şarapnel parçaları gibi yağmaktadır. Kemal Özer’in bu şiirleri, şiirimizin en ileri mevzilerinden ateş etmektedir. Bu şiirlerde parlak haykırışlar yok. Kemal Özer, diyeceklerini dingin bir bilgelik soğukkanlılığı içinde çelik mermiler gibi atan bir şair…”
Konur Ertop’sa “Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya’da güncel şiirler yer alıyor. Doğuda yöneticilerin halka uyguladığı zorbalıklar, vurulan devrimciler, halkı kandırmaya koyulan politikacılar, eyleme girişen işçiler, eylemleri kanla bastıranlar, yabancı ülkelerde kurşuna dizilen devrimciler… Bu şiirlerin konusunu oluşturuyor. Dünyamızın çelişkileri sergileniyor, seçmenler uyarılıyor, kurtuluş savaşları çözümleniyor… Kemal Özer bunları şiirine konu edinirken yalınlıktan, kolay anlaşıldıktan hiç uzaklaşmıyor. Şiirselliği hiç elden kaçırmıyor. Anlatılanın ustalıkla anlatılmazsa hiçbir etkisi olmayacağını aklından çıkarmıyor…” şeklinde değerlendiriyor. İşte bir örnek daha:
yan yana iki ülke gibiyiz seninle,
ayın önünden geçen bulut
önce seni karanlıkta bırakır sonra beni
senden bana eser, yerine göre,
yerine göre benden sana
şakaklarımızı serinleten rüzgâr.
iki kıyı gibiyiz karşılıklı,
hem ayırır bizi hem bağlar birbirimize
aramızda akan ırmak.
İki tarih sayfası gibiyiz art arda
birinde başlayan cümlenin sonu
ötekinde düğümlenir ancak.
geldiği vakit hasat günleri
iki ayrı ağızda aynı anda
beliren bir gülümseme gibiyiz seninle
ve iki ter damlası gibiyiz alnında
elbirliği ile üretilip
kardeşçe bölüşülen bir dünyanın

REYHAN YILDIRIM’IN SORUSU

Sanıyorum Kemal Özer, kardeşçe bölüşülen bir dünya yaratma mücadelesine katkı vermek için salt şiir yazmakla da yetinmiyor. Ne dersiniz?
Kemal Özer hem çalışkan, hem üretken bir şair.Örgütçü bir şair her şeyden önce.12 Mart sonrasında arkadaşlarıyla Yeni A Dergisi’ni çıkardıklarına tanık oluyoruz bu arada. Yeni A Dergisi, A Dergisi’nden çok farklı, Marksist bir dergi. A’ya katılmış olan Cemal Süreya, Yeni A’ya “Ben bir edebi dergi çıkaracağımızı sanıyordum, siz bir siyasi dergi düşünüyormuşsunuz” diyerek katılmaz. Süreya gibi birkaç eksik ve birkaç yeni isim dışında aşağı yukarı aynı kadrodur Yeni A Dergisi etrafında biriken kadro. Dergi ve şiire ilişkin çalışmalarını ise fakülte kantini yerine Cumhuriyet’te toplanarak yürütmeye başlamışlardır üstelik .Kemal Özer’in 1965-70 yılları arasında kitapçılık ve yayıncılık hayatında bulunduğunu, bir süre Karacan Yayınları’nda çalıştığını ve Bir süre sonra yayıncılığa başlayarak Uğrak Kitapevi’ni kurduğunu ve 1965-70 yılları arasında bu kitapevini yönettiğini, 20 sayı kadar basılan “Şiir Sanatı” adlı derginin de bu arada çıkarıldığını unutmamak gerekiyor.
Bu kadarla değil. Kemal Özer şiiriyle eylemi, mücadeleyi, direnişi birleştirmiş şairdir. Krıstofur Kadvel’in; “şair kilise çanı değildir, bizzat eylemin içinde ve önündedir” şeklindeki ifadesi Kemal Özer’de bir kimliğe –duruşa dönüşmüştür. Örneğin Türkiye İşçi Sınıfın Şanlı –görkemli 15-16 Haziran Direnişinin bizzat içindedir kendisi. Bir sınıf şairidir çünkü.Mücadele vermeden hiçbir şeyin kazanılamayacağına inanır.
Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde
susmak bilmeyen bir yer altı güneşiyle, ne kadar
diplere bastırılsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla
yüreklerinin.
Ağır ağır geldiler, karanlık sarnıçlardan sıza sıza,
sağır küplerde birike birike, yararak kaslarının içine
yuvarlanmış sızıları ve ciğerlerinde yer etmiş
ışıksız lekeleri.
Geldiler bir büyük sesin harfleriyle ağızları dopdolu,
suskun çamuru küremek için kentin gölgeli
sokaklarından, sıyırıp almak için yıllardır gökyüzüne
birikmiş pası, ovmak için isli alnını sabahın.
Anıt bildiler sıradan ve gösterişsiz bir günü, diyecek
sözleri varsa anıt bildiler, akacak bir yatağı varsa
ırmaklarının ve atacak köprüleri varsa anıt bildiler,
toplandılar o anıtın çevresine.
Sonra her gün geldiler, artarak geldiler, kadınları
çocukları ve alkışlarıyla, yoğurt mayalar gibi geldiler,
pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi.
Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına, yeni
yollarla tanıştı ayakları, her gün yeni kabuklar çatladı,
yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini, bir kent
oldular sonunda
ve adını değiştirdiler ülkenin.

REYHAN YILDIRIM’IN SORUSU :
Konuşmanızın bir yerinde “Bu etkinlikte ister istemez Kemal Özer’in şair yönü öne çıkacak demiştiniz.Haklısınız çünkü gerçekten de o büyük bir şair, şiirin elbette öne çıkması da gerekir. Varsın onun şair yönü öne çıksın, çünkü onu şiir yönü aynı zamanda düşüncesidir de. Başka yönlerinin keşfi de bundan sonraki gündemimiz olsun. Madem öyle biraz da şiirini kurma biçimine ve kitaplarının özelliğine değinseniz.
Behçet Necatigil, Kemal Özer’in şiirini 1977’de şöyle değerlendiriyor: “İkinci Yeni’nin en çok sözü edilen şairlerinden olan Kemal Özer’in şiirlerinde, uzak çağrışımların izinde yürümekle çözülebilecek gizli bir bütünlük kaygısı seziliyordu. Şairliği, yeni aşamalarda, toplumsal eylemlere, yurdun ve dünyanın politik-güncel olaylarını şiirleştirmeye yöneldi.” Kardeşlerim Tam da Necatigil’in dediği gibi yaptı Kemal Özer.
1983’te yayımlanan Araya Giren Görüntüler adlı yApıtında 12 Eylül döneminde tanık olduğu izlenimleri ve duyguları yansıtan temalara, psikolojik tanıklığı ve sorgulaması ile yazılmış şiirlere yer verdi Kemal Özer. 1985 yılında çıkan Sınırlamıyor Beni Sevda’ adlı şiir kitabında aşk olgusunu toplumsal bir bakış açısıyla irdeleyen şiirlerinden oluşturduğunu görüyoruz.
Sınırlamıyor Beni Sevda’da sevdaya getirilen toplumsal yorum, Bir Adı Gurbet’te baskılara uğrayan acı çektirilen insanların yazgısı aracılığıyla kimlik sorunu, Oğulları Öldürülen Analar’da yıllardır yitirilen oğullar aracılığıyla analara yaşatılanların toplumda oluşturduğu birikim, sosyal bir sorun olarak kayıp annelerin duyguları, Onların Sesleriyle Bir Kez Daha’da yoğun bir yasakçı dönemin ardından emekçilerin yeniden konuşmalarına tanıklık yer alıyor. Son şiir kitabı Sivas İçin Yaralı Semah’ta Sivas’ta yakılan aydınlarımıza ilişkin derinlikli bir şiir örgüsü çıkıyor karşımıza.
Gördüğünüz gibi onun şiiri hiç durmuyor…İnsandan ve gelecek güzel günlere özlemden, adil ve özgürlükçü bir dünya mücadelesinden hiç kopmuyor. Kemal Özer’in konu bütünlüklü her kitabında yer alan sevda, barış, özgürlük temalarının evrensel nitelikler taşıdığını görüyoruz.
Şu şiir güzel bir örnek.
Sınırlamıyor beni sevda
yalnız senin görüntünle.
Ne sendeki güzelliğe bağımlı
ne benim duygularıma tutsak
birlikte omuzladığımız dünya.
Zincirleri yok kafamızda
yalnız birbirimizi düşünmenin.
Birlikte ürettiğimiz sevinç
çürüyüp giderdi çoktan
paylaşmasaydık başkalarıyla

Kemal Özer’in 1983-1990 yılları arasında Varlık dergisini yönettiğini, 1999-2000 yıllarında Türkiye Yazarlar Sendikası ikinci başkanlığı görevinde bulunduğunu ve Nâzım Hikmet Akademisi’nin kurucularından biri olduğunu da onun hakkında bileceklerimize eklemeliyiz kardeşlerim.
2000 yılında PEN Şiir ödülü kazanması, 21 Mart Dünya Şiir Günü Bildirisini hazırlaması da bu bileceklerimizin yanına konmalıdır ayrıca..
Bulgaristan’la ilişkileri, Vaktiyle Türkiye’den oraya giden yazar Fahri Erdinç’le olan ilişkileri incelemeye ve üzerinde düşünmeye değer Kemal Özer’in. 1994’ten başlayan ve ölümüne kadar devam eden Danimarka ile ilişkileri de öyle… “Bakmakla Görmek Arasında” ve “Sevdalı Buluşma” adlı kitapları Danca yayınlandı örneğin. Bir çok kez şiirlerini orada okudu. Erik Sitinus, Nils Hav gibi Danimarka’nın ünlü Şairleri bir çok kez ülkemize gelip gittiler. Biliyorsunuz Erik Stinus Nazım Hikmet Ödülü alan bir şair aynı zamanda.

Onurla ifade etmek istediğim bir şey daha var. 29 Temmuz 2006’da benim de içinde yer aldığım, Türk Danimarka Şiir Buluşması İzmit’te gerçekleşti. Bu buluşmada Kemal Özer’in yakın dostu şair Ruşen Hakkı da yer almıştı. Önerimi geri çevirmeyip bu buluşmaya yer açan Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği’ne, bu tür buluşmaların mimarı şair yazar dostum Danimarka’da yaşayan Hüseyin Duygu’ya buradan selam yolluyorum. Şimdi okuyacağım şiir Kemal Özer’in 1988’de Sovyet Yazarlar Birliği’nin çağrılısı olarak gittiği Moskova’da okuduğu şiir:
Selâm getirdim Türkiye’den
kattığı sesten dünya şarkısına
kattığı acılı sesten
acılı ve onurlu sesten selâm
1920’lerden selâm getirdim
silahlanıp dağa çıkan Anadolu’dan
şahlanan atlarından Kurtuluş Savaşı’nın
sıkılan ilk kurşundan emperyalizme
Selâm getirdim 1977’den
İstanbul’da Taksim Alanı’nda
pusuya düşenlerden 1 Mayıs’ta
selâm otuz dört ölüden
Namuslu omuzlarında geleceği
taşıyan insanlarından Türkiye’nin
grevdeki kırk bin işçiden
kırk bin maden işçisinden selâm
Paylaşanlara selâm getirdim
salkım salkım ürettiği güneşi
selâm getirdim dostuna omuzdaşına
halkımın büyük özleminden

Bu konuda anlatmak istediklerimi şöyle toparlamak istiyorum kardeşlerim: Kemal Özer şiiri derin köklü, iri gövdeli, dallı budaklı ve geniş yapraklı bir şiir. Ve de sevdayla-davanın iç içe işlendiği bir şiir örgüsü… Doğan Hızlan’ın ifadesiyle “Sevgiyle güzelleşecek bir dünyanın şiirsel övgüsü.
Oğul ben senin görüş gününe
dağları devşirerek geldim
-bizim oranın dağlarını-
sevincimi ırmaklarda arıtarak
-bizim oranın ırmaklarında-
sabah yeliyle örerek saçlarımı
-bizim oranın sabah yeliyle-
o şimdi özlemiştir dedim
sesimi bizim oranın
çiçeklerine değdirerek geldim:
Nasılsın?
İşte yıllardan sonra oğul
yüz yüzeyiz yine seninle
aramızda duruyorsa bu telörgü
sen de benim alnıma bakmalısın
dağılana dek birer birer bulutlar
görünene dek bizim oradan
senin için taşıdığım gökyüzü.
Bu telörgü durduramaz çünkü
ne senin bakışını ne benim
yeter ki gözlerimiz susmasın:
Nasılsın…
Oğul ben senin görüş gününde
ninniler söylemeyi isterdim
-avutmak için uykusuz gecelerini-
türküler söylemeyi isterdim
-düğününe sakladığım türküleri-
nice ağıtlar düğümlendi boğazımda
-birer harman yangınıydı her biri-
söylemeyi isterdim yasak olmasa
bana kendi dilimizi kullanmak.
Ama bu da durduramaz oğul
ne senin söyleyeceğini ne benim
yeter ki bir tek sözcüğe sığsın:
Nasılsın!
Bir tek sözcükle alırım ellerini elime
-üşüdükçe ovalayıp ısıtmak için-
bir tek sözcükle basarım bağrıma seni
-en öksüz saatinde kuşluk vaktinin-
bir tek sözcükle duyururum öğüdümü
-gördüğün zulüm mayanı berkitsin-
bir tek sözcükle ulaşır sana dileğim
-gün devrilsin ama sen devrilmeyesin-
boşuna bunca zulüm,bunca yasak ve engel,
onları aramıza koyanlar utansın:
Nasılsın?!

REYHAN YILDIRIM’IN SORUSU
“Konuşmanızın başında öğrenciyken okul panosuna Kemal Özer’in bir şiirini astığınızı söylemiştiniz, benim kafama takıldı, hangi şiirdi o şiir? Bu bir, bir de arkadaşların Kemal Özer’in şiir dışında başka hangi alanlarda ürün verdiğini de merak edeceklerini düşünüyorum.
Bulduğum yerden apar topar bir kâğıda geçirerek okul panosuna astığım şiiri bugün bile merak ederim. Kemal Özer şiirinin peşine bu yüzden düştüğümü bile itiraf edebilirim… Ama onun şiirlerinin hepsi birbirinden derin, estetik haz bakımından zengin, çağrışımlı, insan duyarlıklarında eriyip bilince karışan, düş kurduran, düşündüren, yaralayan, savuran, tutup kaldıran iyileştiren şiirler…İnsanın kendisini yeni kendisine taşıyan şiirler. Örneğin okuduğum şiirlerden biri de olabilir panoya astığım şiir… Ya da bu buluşmadan sonra okuyacağınız herhangi bir şiiri de.
Kocaeli Üniversitesi’nde Şiir Dersleri verdiğim sırada Kemal Özer’i öğrencilerimle buluşturmuştum. Yaptığım açılış konuşmasında aklıma geldi onun panoya astığım şiirini okumak… İnanır mısınız şiirlerinden herhangi biri rahatlıkla giderdi bu yoksunluğumu.
Kardeşlerim Kemal Özer’le bir buluşmamızda “Hayrettin, benim yazdığım ne varsa okuduğunu biliyorum, hele şiirlerimi, kim bilir kaç kez okumuş ve okutmuşsundur. Bir gün arkamdan şiirlerimden bir seçki yapmayı düşünür müsün diye soracağım sana, düşünürsen kaç şiirimi alırsın” diye şaka yollu bir soru yöneltmişti…Hayır düşünmem dedim…Çünkü bir seçki yapmaya kalksam eleyebileceğim tek bir şiiriniz bile yok.
Kardeşlerim bir şey daha: Kemal Özer’le ilgili bir söyleşi sırasında bana, “Kemal Özer şiiri hakkında tek bir cümle kuracak olsanız bu nasıl bir cümle olur,” şeklinde bir soru yöneltilmişti….Şöyle dediğimi anımsıyorum: Nerede insan varsa, nerede işçilerin, köylülerin ekonomik, demokratik mücadelesi varsa, nerede ezilen, yok sayılan ötekileştirilen kesimler varsa, nerede özgürlük, bağımsızlık ve insanlık mücadelesi varsa Kemal Özel şiiriyle oradadır, onların yanındadır.
30 Haziran 2009’da hayatını kaybetti Kemal Özer. Ölmeden önce 15 günde bir SoL Haber Portalı’nda yazmaktaydı.
Bu etkinliğe hazırlanırken onun öykülerine, denemelerine, derlemelerine, günlüklerine, anı ve çocuk kitaplarına, hazırladığı antolojilere, yaptığı çevirilere, aldığı ödüllere, başka dillere çevrilen kitaplarına yer veremeyeceğimizi biliyordum. Hiç olmasa hangi alanlarda yazın yaşamına katkı verdiğini anımsamış olmakla yetineceğiz.
Kemal Özer’in pek çok şiirinin geleceğe kalacağına olan inancımı da ifade etmeliyim bu arada kardeşlerim. Örneğin ‘Zonguldak’ şiiri, Grup Yorum’un ‘Madenci’den adlı şarkısında okunduğu için çok uzun süre anımsanacak. ‘Düşman Çizmesi Altında Yurdum’ hem şarkılaştırıldığı için hem de Türkçe’de sömürgeciliği en iyi anlatan şiirlerden biri olduğu için unutulmayacak. ‘Yan yana İki Ülke Gibiyiz Seninle’, emek isteyen aşklar adına daima anımsanacak. Şairin ‘Türkiye’den Selam’ını her zaman alacaklar olacak. Türkçede yazılmış en anti-kapitalist şiirlerden biri olarak ‘Haliç’ mutlaka anımsanacak . Ne zaman yıldızlara baksak, ‘Yıldızlardan Söz Açan Gerçekçi Şiir’ gelecek aklımıza… Yeni aşklarda, sevgiliye “seni anmakla artıyorum” diyeceğiz şairin dediği gibi. Ve elbette biz de “yürüdükçe öğreneceğiz” onun sesine ses katarak…
Kemal Özer üzerine ne anlatılsa, ne konuşulsa pek çok şey dışarıda kalacak, eminim. O koca bir denizse benim o denizden sizlerin huzuruna çıkardığım belki de bir kova su.Bu nedenle bağışlayın. Sorularınız olursa diye onun güzel bir şiiriyle sözlerimi tamamlayayım.
Yüzmek için gittiğim Karadeniz kıyısında
bir yazı gördüm gelenleri uyaran.
“Açılmak tehlikelidir” diyordu
ve altında da bir sayı : 168.
(Uyarıyı dinlemeyip boğulanların sayısı)
Bir yanda sağduyu bir yanda gerçek.
Anlamak istedim sağduyu dururken
ölümü bile göze alacak kadar
esinleyen neydi bunca insanı.
Orda bir süre öylece
kara kara bulutları güneşin önünden
sürüp dağıtan rüzgâra baktım
ve karşısına çıktıkça engeller
yeleleri köpüren dalgalara…
esinleyen neydi anladım

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikDUMAN
Sonraki İçerikÇ/Öl

ÇOK OKUNANLAR

Yaşar Kemal’i Ölümünün 6. yılında Anıyoruz

Evrende Yüreğiyle Yer Kaplayan Kurucu Başkanımız Yaşar Kemal’i Ölümünün 6. yılında Anıyoruz Bu büyülü dünyayı, bu büyülü dünyada olup biteni anlatırken aydınlığın, sevincin türküsünü...

ÜLKE SOLU VE AHMED ARİF

ÜLKE SOLU VE AHMED ARİF: TKP'yle ve Ahmed Arif'in çevresindeki solcu arkadaşlarla yaşadığı bu durum, o süreçte solun Kürt sorununa nasıl baktığını göstermesi acısından ilginç....

ŞİİRİMİZİN BIÇKIN DELİKANLISI: AHMED ARİF

TEK KİTAPLI AHMED ARİF Ahmed Arif’in tek kitabı olduğu halde, bu kitap otuzun üzerinde baskı yapmıştı. Üstelik korsan baskıları da var piyasada. Tek kitap iki...

Türk Şiirinde Halk Kültürü Unsurlarının Kullanımına Yetkin Bir Örnek: Hasan Hüseyin Korkmazgil

Türk Şiirinde Halk Kültürü Unsurlarının Kullanımına Yetkin Bir Örnek: Hasan Hüseyin KORKMAZGİL*                          ...

SON YORUMLAR

Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK