9 C
İstanbul
Salı, Eylül 29, 2020
Ana Sayfa Genel İslam Dünyasının Devrimci Köleleri ve Zenci İsyanı

İslam Dünyasının Devrimci Köleleri ve Zenci İsyanı

İslam Dünyasının Devrimci Köleleri ve Zenci İsyanı

  Abbasiler devrinde öyle bir isyan oldu ki daha evvel Dünya tarihinde eşi görülmemiş bir Zenci Köle isyanıydı. Afrika’dan yüzyıllar boyu Basra bataklıklarına milyonlarca köle getirilmişti. 869 yılında 500 binden fazla  Afrikalı köle isyan etti. 14 yıl boyunca Abbasi ordusunu defalarca yendiler. Bağımsız bir  devlet ve yepyeni şehirler kurdular. Kurdukları şehirlerin en büyüğünün ismini “El Muhtare” koyup başkent yaptılar.  Kendi parasını basan, tersaneleri, fabrikaları olan, askerî ve idari olarak gayet iyi teşkilatlanmış bir devletti bu.

   Dicle ve Fırat’ın suladığı Basra bölgesi çok verimli bir alandı. İslam ordularının İran ve Irak seferleri boyunca buralar bakımsız kalıp bataklığa dönüştü. Emeviler zamanında araziler iktidar yanlılarına verilip büyük çiftlikler kuruldu. Öncelikle bataklıkların kurutulması gerekiyordu. Bir de tuzlanmış toprakların tuzdan temizlenmesi için büyük bir insan gücüne ihtiyaç vardı. Gerekli insan gücü kölelerden sağlanacaktı. Köleler, bataklıkları kurutup tarım arazisine çeviriyordu. Tuzlanmış toprakların tuzları temizleniyor bu tuzlar satılıp karşılığında köle alınıyor, alınan köleler temizlenmiş topraklarda şeker kamışı, pamuk ve pirinç yetiştiriyorlardı. Köleler, nemli ve sıcak iklimde sağlıksız koşullarda, günde bir avuç irmik ve bir kaç hurma yiyerek hiç dinlenmeden çalıştırılıyordu. Ölümüne çalıştırılan kölelerin hastalıktan ve aşırı çalıştırılmaktan ölmelerini kimse umursamıyordu. Veba hariç. Bu şartlarda yaşayan insanların vebaya yakalanmaları daha kolaydı. Buradan çıkan veba şehirlere yayılıyor ve yüz binlerce kişiyi öldürüyordu. Bu durum bile zencilerin aşağılanması için bir sebepti. Vebaya ‘’zenci hastalığı” diyorlardı. Dünya tarihinde şeker, pamuk ve tuz üretimi hep köle emeğiyle olmuştur. “Üç beyazlar’’ diyeceğimiz bu ürünler kara Afrika’nın kara derili insanlarının kara talihi olmuştur.

       Aslında İslam’da kitlesel toprak köleliği pek yoktur. Köleler genellikle ev işlerinde, küçük atölyelerde kullanılır. Tabii bir de cariye, odalık olarak ta köle alınıyordu. Bir diğer kitlesel kölelik de asker köle meselesidir. Bunlar da çoğunlukla  Türkler’den alınıyordu. Emeviler zamanında binlerce Türk köle ve cariye alınmıştı. Emevi saltanatı o kadar acımasızdı ki Yezid, Medine’ye saldırıp binlerce kişiyi öldürtmüş, Medine’deki bütün kadınlara tecavüz edilmişti. Aynı şekilde Mekke’yi yıkıp Kâbe’yi de yaktırmıştı. İşte bu Emevi saltanatına isyan edilmesi ve hilafetin Abbasilere geçmesi bir umut olmuştu;ama herkesin hevesi kursağında kaldı. İlk Abbasi halifesi o kadar kan döktü ki ünvanı ‘’Seffah’’tır. Yani, ‘’kan dökücü’’. Abbasiler döneminde önce Arapların sonra da İranlıların devlet içindeki etkinlikleri bertaraf edildi. Bunun için ordu  ve komuta kademesi Türk kölelerden oluşturuldu. Bu askerler Başkent Bağdat içerisinde yeniçeriler gibi terör estirmeye başlayınca halktan gelen şikayet üzerine yeni bir şehir kuruldu ve askerler oraya yerleştirildi. Bu şehrin ismi Samarra’ydı. Zenci köleler de ayaklanıp yeni bir şehir kurdular. Onların şehirlerinin ismi de ‘’Muhtare’’ idi. Aslında anlattığımız hikâye biraz da “iki şehrin hikâyesidir.” Türk komutanlar halifeyi bir kuklaya çevirmişler, istediklerini halife yapıp istediklerini indiriyor veya öldürüyorlardı. Daha sonra halifelik merkezi de Samarra’ya taşındı.

 Kuran’da kölelik vardır ama ırk ayırımı yoktur. Ancak İslam fıkıhçıları zencilerin ve Türklerin köleliğini meşrulaştıracak hükümler verdiler. Mesela Zenci isyanı döneminde yaşayan dönemin en büyük tarihçisi ve fıkıh alimi olan Taberi’ye göre: “Zenciler Nuh’un oğlu Ham’ın çocuklarıdır ve lanetlenmişlerdir. Türkler de Yafes’in çocuklarıdır ve hepsi kötüdür” Bunu Tevrat’taki hikâyelere dayandırıyorlar. Emeviler ve Abbasiler devrinde köle ticareti en kapsamlı ve en büyük ekonomik faaliyetlerden biri olmuştu. Bütün büyük şehirlerde birden çok köle çarşısı vardı. Bugün bile Bağdat gibi şehirlerde bazı semtlerin adı köle çarşısı ve köle pazarıdır. Basra valisi en büyük köle tüccarlarından biriydi. Sudan, Zanzibar, Kenya, Mozambik, Etiyopya ve Magrip’ten köleler getiriliyordu. Köle avcıları köleleri yakalayıp tüccarlara satıyor, tüccarlar deniz yoluyla Basra gibi limanlara götürüyorlardı. Bazı ülkelerden de haraç olarak köle alınıyordu. Nübya uzun süre bilinçli olarak fethedilmemişti çünkü Nübya kralı haraç olarak düzenli köle sağlıyordu. Zenci kelimesinin Zanzibar’dan  geldiği söylenir. En fazla kölenin getirildiği yerlerden biriydi. Ayrıca Sudan, Arapça ‘’siyah’’ anlamına geliyor. Taberi’nin ‘’Nuh tarafından lanetlendi’’ dediği Ham’ın oğlunun ismi Sudan’dır. 

İsyanın Lideri Ali bin Muahmmed

  Daha önce kölelerin birkaç ayaklanma girişimi olmuştu ama hem dağınık hem lidersiz bu girişimler fazla etkili olmamıştı. Bahsettiğimiz Zenci isyanını başlatan Ali bin Muhammed zenci değildi. Kendisinin Hz. Ali soyundan geldiğini söylüyordu. Çok iyi eğitim almış, son derece bilgili ve zeki biriydi. 835 yılında Reyy’de doğmuştu. Annesinin deyimiyle ‘’Rey’de bütün ilimleri öğrendikten sonra’’ Horasan’a gitmişti. Horasandan Abbasi başkentine gelmiş Halife Muntasır’ın yakın çevresinde yükselmiş, edebiyat konusunda sivrilmişti. Halife, Türk komutanlar tarafından zehirlenip öldürülünce saraydan kaçmış ve Bahreyn’e gitmişti. Türk komutanlar yeni halifeyi de bir yıl geçmeden indirip yerine Mutemid’i getirdiler. Bu şekilde Halife makamının halk nazarında bir değeri kalmamıştı. Ali bin Muhammed Bahreyn’de epey taraftar topladı kendisinin Ali soyundan geldiğini ve ilahi güçleri olduğunu söylüyordu. Buradan Basra’ya geçerek oradaki Şiileri örgütlemek istedi ama Basra valisinin baskılarından Bağdat’a kaçmak zorunda kaldı. Bir yıl sonra Basra ve Bahreyn’de ayaklanmalar başlayınca Basra’ya doğru yola çıktı. Kölelerin çalıştırıldıkları çiftliklerin çoğu Basra yakınlarındaydı. Çiftlik sahipleri ve kölecilikten geçinenlerin çoğu da Basra’da yaşıyordu.

 İsyan Başlıyor:

 Ali bin Muhammed, altı adamıyla gelip tuz artıma kanallarından birinin yanına yerleşti. Ona ilk katılan köle, Riyah bin Salih, kölelerin dağıtılması, toplanması ve  organize edilmesiyle görevliydi. Bunun sayesinde köle grupları hakkında ayrıntılı bilgi topladı. 869 yılı Ramazan ayının 28’inde isyan fiilen başladı. İlk gün tarlaya gitmekte olan bir köle grubunun başındaki muhafızlar yakalanıp bağlandı. Daha sonra 500 kişilik, 80 kişilik, 100 kişilik köle grupları bu şekilde toplanmaya başladı. Ali bin Muhammed (bundan sonra ‘’Zenci Lideri Ali’’ diye bahsedeceğim) toplanan kölelere yaptığı konuşmada artık özgür olduklarını,ordu kurup savaşacaklarını kendisin onlara asla ihanet etmeyeceğini ve her şeyin eşit şekilde paylaşılacağını anlattı. Zenci Lideri, adamlarından birini Basra’ya göndermişti. Buradan kırmızı renkte büyük bir ipek kumaş aldırmıştı. Bu kumaşın üzerine yeşil harflerle, ‘’Allah müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır’’ yazdırdı. Bu, Tevbe suresinin 111. ayetiydi. Bu kızıl bayrak, 14 sene boyunca isyancı kölelerin sembolü olarak dalgalanacaktı. Köleler gruplar halinde isyancılara katılmaya devam ettiler. Sayılar artmaya başlayınca Zenci Lideri Ali, isyancılardan her grubun başına birer komutan belirledi. Bunları da yine zenciler arasından seçiyordu.

 Köle sahipleri duruma müdahale etmek için Basra ve Übüle’den 4000 kişilik bir ordu topladılar. Basra’da, valinin az sayıda askeri vardı bu toplanan ordu paralı askerlerden oluşuyordu ve ücretlerini köle tüccarları ödüyordu. Hatta bu tüccarların bir kısmı da savaşa bizzat katılıyordu. Bu ordu isyancıların karşısına aniden çıktığında isyancıların sadece üç kılıcı vardı. Diğer zencilerin elinde odun,sopa veya bazı tarım aletleri vardı. Buna rağmen kendilerinden sayıca üstün olan bu orduyu yendiler. Dört bin kişinin çoğu öldürüldü çöle kaçanlar da orada susuzluktan öldüler. Askerlerden elde ettikleri silah ve malzemeyle teçhiz olan isyancılar çevre yerleşimleri basıp köle sahiplerine ait mal, para, at, silah ve araç gereçleri yağmalamaya başladılar. Basralılar, daha büyük bir ordu ile zencilerin üzerine yürüdü. Ordu komutanı Zenci Lideri Ali’ye haber gönderip,  teslim olursa köle başına beş dinar verip onu serbest bırakacağını söyledi. Ali, hiçbir dünya nimeti için uğraşmadığını sadece haksızlığa karşı olduğunu ve Allah rızasından başka beklentisinin olmadığı cevabını verdi. Orduların karşılaştığı yer, kanallar ve su yollarıyla doluydu. Zaten Basra’da binlerce böyle kanal vardı. Basra ordusu gemilerle gelmişti. Zenciler Basra ordusunu yok edip bütün gemilerini ele geçirdi. 870 yılında Halife, Sadi bin Salih komutasındaki bir orduyu zencilerin üzerine gönderdi. Çok güçlü ve düzenli bu ordu, zencileri bir çok yerde sıkıştırdı. Zenci Lideri, bu orduyla baş edemeyeceğini anlayınca bin kişilik özel bir birlik oluşturdu. Bu birlik Said’in karargahına geceleyin  ani bir baskın yapıp halifenin ordusunu imha etti. Zenciler bölgedeki bütün büyük şehirleri ele geçirdiler. En büyük şehir olan Basra, köle sahiplerinin, köle tüccarlarının, kölelerin sırtından geçinen bütün kesimlerin şehriydi. Köleler için burası bütün kötülüklerin kaynağıydı. En önemli, en büyük hedefleri burasıydı. 7 Eylül 871’de Basra’ya da girdiler ve her yeri yağmalayıp yıktılar. Şehri korumak için gönderilmiş olan Buğraç el Türki kaçmak zorunda kaldı.

  Zenciler daha önce de söylediğimiz gibi bataklık bölgesine bir çok şehirler kurdular. Muhtare adını verdikleri şehri başkent yaptılar. Ekonomik ve askeri bakımdan sağlam bir devlet kurmuşlardı. Devleti yöneten bir divanları, vezirleri, divan katipleri vardı. Tersaneleri, darphaneleri,kendi ihtiyaçlarını karşılayacak bir endüstrileri mevcuttu. Tarım yapmaya devam ettiler, hurma ve çeşitli meyve bahçeleri ve hububat yetiştirdiler. Yüzlerce su kanalının çevirdiği şehirlerin etraflarına surlar yapmışlar, su yolları üzerine çeşitli köprüler ve engeller inşa etmişlerdi. 880 yılından itibaren halife bütün gücünü ve dikkatini bu bölgeye verdi. Halife vekili Muvaffak, sıkı bir tecrit ve ambargo için zencilere gelen yollar üzerindeki bütün şehirleri kontrol altına aldı. Muhtare’nin  karşısına Muvafakiye isimli bir şehir kurdu ve ambargoyu gün geçtikçe sıkılaştırdı. Şubat 881’de Abbasi ordusu büyük bir güçle Muhtare’ye saldırdı. Abbasiler ok yağdırırken zenciler taş atıyordu. Abbasiler çekildiler. Zenciler Muvaffakiye’nin çevresini yağmaladılar. Ama bölgeye artık iyice yerleşmiş olan ve sürekli takviye alan Abbasi ordusunun saldırıları ve kuşatması artarak devam etti. Zenci Lideri dört bin kişilik özel birlik oluşturup halifenin ordusuna ani baskın yapmak istedi ama önceden haber alan Abbasiler  bu birliği tuzağa düşürdüler. Öldürülen zencilerin kesilen başlarını mancınıkla Muhatre’ye attılar. 21 Aralık 881’de halife vekili Muvaffak yaralanınca Abbasiler bir aylığına çekildiler. Zenciler surları onarmak için fırsat buldular.

  Şubat 882’de Abbasiler çok büyük bir saldırı başlattı. Muhtare’nin içine kısmen girdiler, tersaneyi, çarşıyı ateşe verdiler. Zenciler büyük bir dirençle karşı koydular. Zenci Lideri nehrin karşısına geçip orada karargah kurdu. 19 Mayıs 883 günü Abbasiler 50 bin kişilik bir orduyla zenci Liderinin evine saldırdılar ama ele geçiremediler. 6 Ağustos 883’te Muhtare tamamen ele geçirildi ve yakılıp yıkıldı. Zenci Lideri Ali,  Süfyan Irmağı kıyısında Askeri Reyhan bölgesine çekilmişti. Buraya dört koldan saldıran Abbasi ordusu ve müttefiklerine teslim olmayıp dövüşerek ölmeyi seçti .Onu öldüren kişi Mısırdan Abbasilerin yardımına gelmiş olan Tolunoğullarından Lülü idi. Lülü öldürdüğü Zenci Liderinin başını kesip bir mızrağını ucuna taktı ve Halife vekili Muvaffak’a götürdü. Arap şairler Lülü’yü bu kahramanlığı sebebiyle överler. Zenci Lideri öldüğünde 48 yaşındaydı. Tüm isyan boyunca ölen köle sayısı 500 bin civarında idi ama isyan bastırıldıktan sonra halife vekili yakalanan zencilere vahşet uygulamaya cesaret edemedi. Bir süreliğine küçük bir ders almışlardı. Sonraki yüzyıllarda hem kölelik hem de büyüklü küçüklü isyanlar devam etti ama bu isyan kadar büyüğü bir daha görülmedi. Hilafetin devamcısı olan Osmanlı İmparatorluğunda kölelik 1917 yılına kadar kaldırılmadı. Bugün Ortadoğu’da Emevi, Abbasi hilafetini ve köleliği diriltmeyi hayal eden ve bunun için çalışanlar hiç te güçsüz ve az sayıda değillerdir.

 

Kaynaklar:

1) Mustafa Demirci, Siyah Öfke Ortaçağ İslam Dünyasında Zenci Kölelerin İsyanı. Çizgi Kitabevi,2015
2) Musa Baydar,Abbasiler Tarihinde Zenci İsyanı Sebep ve Sonuçları, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,2007
3) İbn Kesir, Büyük İslam Tarihi, Çağrı Yayınları
4) Bernard Lewis, Ortadoğu’da Irk ve Kölelik,Truva yayınları,2006
5) Ehud Toledano, İslam Ortadoğusu’nda Kölelik Bağları,Bilgi Üniversitesi Yayınları,2007
6) Ali Dadan, Taberi Tarihinde Türklerle İlgili Rivayetler, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,2006
7) İhsan Eliaçık, Mülk Yazıları,İnşa Yayınları,2011
8) Erdoğan Aydın,Nasıl Müslüman Olduk, Kırmızı Yayınları, 2008
9) İlhan Arsel,Şeriat ve Kölelik,Kaynak Yayınları, 1997

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK