9 C
İstanbul
Salı, Eylül 29, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Öykü İÇİMİZDEKİ HIRSLAR

İÇİMİZDEKİ HIRSLAR

İÇİMİZDEKİ HIRSLAR

İstiklal caddesinde yürürken WWF (Doğal Hayatı Koruma) üyesi gençler yolumu çevirmişti. Güler yüzlü, kısa boylu ve hafif kilolu genç bir kız hemen,

-Bir dakikanız var mı? Doğal Hayatı Koruma Derneğindeniz. Ülkemizde, dünyada nesli tükenen canlıları koruma altına alma, üremelerini sağlamak için faaliyet gösteriyoruz.
Hızla bu cümleler ardı ardına gelmişti. Bir an ne diyeceğimi şaşırmış,
-Tamam, olur anlatın, dediğimde kız hemen elindeki formu göstermiş,
-Buraya bilgilerinizi dolduruyoruz. Kredi kartınızdan ödeme yapılıyor. İstediğiniz zaman üyelikten çıkabilirsiniz. Her ay size sorularak kredi kartıyla ödeme yapılıyor, diyerek hemen
kayıt işlemlerine başladı.
Bu arada; diğer arkadaşı genel bilgiler veriyordu.Şu anda denizlerimizde yaşayan Orfoz balıklarından bahsedip kampanyalarını anlattı.
Kayıt işlemleri tamamlandıktan sonra yürümeye başladım. Yürümüyor uçuyordum sanki.
Nihayet Orfoz’lara olan borcumu ödeyebilecektim. O duygularla on yıl öncesini, bir anda 2001 yılını hatırladım.
2001 yılındaki ekonomik krizden sonra işsiz kalmıştım. İnşaat sektörü durmuştu. Adana’da inşaat işlerinde yaprak kımıldamıyordu. İki yıl böyle geçti. Eldeki avuçtaki birikimler bitmişti.
Tam da bu dönemde liseden arkadaşım Murtaza’yla karşılaştım. Arkadaşlık ilişkimiz hiç kopmamıştı. Onunla her dönem bir türlü buluşur, karşılaşırdık. 12 Eylül 1980’den sonra değişik zamanlarda cezaevinde yatmıştı. Kaçak yaşadığımız dönem İstanbul’da birbirimizi bulmuştuk.
12 Eylül 1980’den sonra, küçük bir konfeksiyon atölyesinde kardeşlerimle birlikte çalışıyorduk. 1983 kış ayları bir hafta sonu Beyoğlu’nda gezerken Murtaza’yla karşılaştım.
Birlikte hemen eve gelmiş saatlerce konuşmuştuk. Gece yarısı sohbet koyulaşınca kalkıp şarap aradık, geçmişi ve yaşadığımız karanlık günleri, hatalarımızı acımasızca eleştirip, yorumlar yapmıştık…
Kalacak yeri yoktu, atölyede mesai bitiminde kumaşların üzerinde yatardı. Sabahları atölyeden çıkar Beyoğlu, Taksim’de zamanını geçirirdi.
Taksim’deki Fransız Konsolosluğu’nda ücretsiz dil kursuna başladı. Kurstan gelince atölyede bize tekrar yapardı. Okulda İngilizce öğrendiğim için bana yabancı gelirdi Fransızca. “Atasyon matmazel” benzeri bir cümle kurduğunda gülmekten yerlere yatmıştık. Ne zaman yanımıza gelse “Atosyon matmazel geldi” diye takılırdık.Üç dört ay sonra iş bulamayınca tekrar Adana’ya dönmüştü.
Yaklaşık on yıl kadar, Adana’ya her gittiğimde buluşur eski günleri anardık. Daha sonra beş-altı yıl ilişkimiz kopmuştu, 2001’de tekrar Adana’da karşılaştık. Hatay’ın bir köyünde öğretmenlik yapıyordu. Cumartesi , pazar günleri Adana’ya geliyordu. Geç evlenmişti.
Hızla geçen kopuk yılların bilgilerini birbirimize aktardık. Çok sevinmiştim tekrar ortaya çıkmasına. Geçmişte ekonomik durumu hep kötüydü. İşsiz, parasız gezdiği yıllarda yardımcı
olmaya çalışır, desteklerdim. Öğretmenliğe başlayınca ekonomik durumunu düzeltmişti.
Şimdi ben işsizdim, o çalışıyordu…
Birkaç buluşmadan sonra projesini anlattı. Gökova’ya Lagos,Orfoz balığı tutmaya gidecektik. Daha önce Gökova’ya hiç gitmemiştim.

Murtaza lise yıllarında Gökova, Marmaris’e yazları gider, çalışırdı. Aynı zamanda iyi bir
dalgıçtı. Suyun altına tüpsüz dalışlar yapar, zıpkınla balık avlardı. Yıllarca bize bu anılarını
anlatırdı.
Bugüne kadar hiç balık yakalamamıştım, farklı bir uğraşıydı. Hemen detayları anlattı:
-Davul büyüklüğünde sepetler yapacağız. İskeleti 6’ lık demirden, çevresini kümes teliyle
kapatacağız. 9 metrelik bir yarım kıç ayna, pancar motorlu tekne alıp başlayabiliriz..
-İyi de balık yakalamaktan anlamamki.
-Boş ver anlamana gerek yok. Şoförlüğün var. Tekneyi kullan yeter.
-Tekneyi kullanmak sorun olmaz.
-Tamam, suya ben dalacam sepetleri yerleştirecem. Sana yapacaklarını öğretirim, dedi diğer ayrıntıları anlatmaya başladı.
Teknenin yaklaşık 3 bin lira olduğunu, 20 tane sepet yaparsak 500 lira onun tutacağını, toplam masraf 4 bini geçmeyecekti. Masrafları yarı yarıya paylaşacağız.
Ben hiç anlamadığım için, biraz mesafeli duruyordum balıkçılığa.
-Önce gidip oraları görelim, yapacağımız işi gösterim, sonra karar ver, dedi.
-Tamam, dedim.
23 Nisan tatil günleriydi. Arabaya atlayıp yola çıktık. Adana’dan 15 saat süren bir yolculuktan sonra Gökova’ya varmıştık. Marketlerden yol boyunca tavuk almış, sakin ağaçlık yerlerde durup, bagajdan mangalı çıkarıp tavuk yiyorduk, masrafları en aza indirgemek için. İki gün arabada yatıp Marmaris, Karacasöğüt, Sedir Adası, Boncuk koyu dolaşıp durduk.

Balıkçılık yapacağımız yerleri gösterdi. Akyaka’da konaklamış, doğal hayatın güzelliği ve sessizliği başımı döndürmüş, Nail Çakırhan’ın yaptığı evler büyülemişti.
Evet, Lagos yakalayabilirdik. Balıkların en pahalısı, en kıymetlisi Lagosları, Orfozları yakalayıp satacak, yazı böyle geçirecektik. İşler iyi giderse Gökova’ya yerleşeceğiz, hayatımızı orada şekillendirecektik. Yarına güzel hayaller kuruyorduk.
Nisan ayı sonları olduğu için hava güzeldi. Gelirken dalgıç kıyafetlerini de getirmişti.
Hemen sessiz bir koya gidip zıpkınla balık avlamıştı. Mangalı yakıp ilk Lagos ziyafetini o zaman yapmıştım.
Bu ön geziden sonra Adana’ya dönüp, hazırlığa başladık…
Para sorununu çözmüştüm; iki bin lira borç alıp dönüşte kazanıp verecektim. Hanım da ikna olmuştu. Yazın okullar kapanınca çocukları da alıp gelecekti. İlk işimiz orada bir ev tutmak
olacaktı. Gerekli tüm eşyaların listesini çıkarmıştık. Bir kısmı arabayla gidecek, bir kısmı
kargoya verilecek, bir kısmını da hanım otobüsle yanlarında getirecekti.
Mayıs ayının sonlarıydı. Murtaza rapor almış, iki hafta okula gitmeyecekti. Hazırlıkları hızlandırdık. Öğretmen olduğu için resmi evraklar benim üzerime yapıldı.Tarım İl Müdürlüğü’nden profesyonel balık avlama tezkeresi çıkarılacaktı.
İşlemlere başladım, gerekli evrakları hazırlayıp verdim.
-Üç gün sonra gel, izin belgeni al, dediler.
Her şey hazır. Sepetler kargoya verildi. Marmaris’te teslim alıp, bir demircide kaynak işlerini yapacağız. Jeneratör 5 kwa, el feneri, takımlar , tabaklar her şeyi hesaplayıp hazırladık.
Cumartesi sabah yola çıkacak şekilde hazırlıklar bitmiş, bir an önce gitmek için can atıyorduk. Yanımıza mahalleden tanıdık bir eleman alıp yola çıkacağız. Cuma günü öğleden sonra su ürünlerine gidip evrakı alırken memur,

-Denizde ne tutacaksınız? Balıkların yumurtlama dönemi avlama yasağı var ! deyip dikkatimi çekti.
O an “Lagos” avlayacağız diyemedim, içime bir kurt düşmüştü.
Şimdi ne demek bu avlanma yasağı. Yanlış bir şey mi yapıyorduk? Dışarıya çıkıp arabaya
geldiğimde Murtaza bekliyordu.
-Yumurtlama döneminde balıkların avlama yasağı varmış, dedim.
-Ne olacak üç beş balık yakalayacağız, korkma! Yıllardır gidiyorum oralara, sabah yemleri sepetlere koyup, akşam da sepetleri toplayacağız, hepsi bu, diyerek beni rahatlatmaya çalıştı.
Murtaza’ya güveniyordum. Yılların deneyimi, yaşanmışlığı vardı. Bana da herhalde yalan
söyleyecek hali yok. Aklımın bir kenarında bu kuşkuyla ertesi gün yola çıktık.
Sahilden Adana, Antalya oradan da Gökova’ya vardık.
İki, üç gün yer tespiti ve beklemeyle geçti. Kargo Marmaris’e gelince hemen alıp araca
yükleyip demirciye gittik. Eksik kaynak işlemleri yapılarak, sepetlerin ana gövdesini ortaya
çıkarttık. Geriye balıkçılık yapacağımız Karacasöğüt’e götürmek kalmıştı. Tekneyi henüz bulamamıştık. Akyaka, Marmaris balıkçılık iskelelerini dolaşmış, istediğimiz gibi bulamamıştık. Murtaza, motoru geri vitesli olsun istiyordu. Bozburun’da olabileceğini söylediler. Gidip oraya baktık, istediğimiz gibi bir tekneyi 2500 liraya anlaşıp el sıkıştık.
Ertesi gün Marmaris’te buluşup noterden devrini alıp işlemleri tamamladık. Murtaza bu
ara Bozburun’dan usta bir kaptanla tekneyi Akyaka’ya getirmek için yola çıktı. Marmaris’te
liman kayıt işlerini tamamlayıp evrak işini bitirmiştim. Elemanla bir pansiyona gidip,
Murtaza’dan ‘geldim’ haberini beklemeye başladık.
İki gün sonra nihayet Akyaka’ya gelmişti.
Karacasöğüt ormanlık alanında deniz kenarına arabayı çekip hazırlıklara başladık.
Sepetler hazırlanırken yemler alındı.
Birkaç gün sepetleri deneme avına çıktık. Sepetlerin demir kokusu gitsin diye suyun için
de bırakıyorduk. Her gün sepetlere balık takılıyor, üç öğün balık yiyorduk. İlk balıkları satmadık.
Tekne kullanmasını iyice öğrendim. Yanımızdaki elemanı sürekli deniz tutunca onu geri
yolladık. Balıkçılığı Murtaza’yla ikimiz yapacaktık. İlk balıkların bolluğu beni de şaşırttı. Hemen ev aramaya başladık.Günde iki defa sabah-akşam motorla açılıyor, sepetleri yeniliyor, giren balıkları topluyorduk.
Köyde iki oda bir ev bulmuştuk. Biraz uzaktı;bazen yürüyerek bazen arabayla gidip geliyorduk.
Adana’dan çocuklarda gelmişti. Gelirken yatak, çarşaf vs. getirmişlerdi. Eksikleri de Marmaris’ten tamamladık.
İlk hafta hangi koyda, nerelere sepetleri bırakacağımızı deneyimlemiştik. Balıklar çoğalmaya başlamıştı. Artık yapılacak iş yakalanan balıkların satılmasıydı. Önceleri Karacasöğüt’te satmayı denedik, birkaç kilo satıldı, gerisi elimizde kaldı. Havalar da ısınmıştı, balıkları çıkarınca buzlamak gerekiyordu. Büyük plastik termoslar alıp buzlara yatırıyorduk. Her şey acemice elbirliğiyle yapılıyordu…
Marmaris’te balık toptancısı araştırıp bulduk. Fiyatta anlaşıp her gün öğleye doğru balıkları götürüp peşin para satıyorduk.

Sepetlere Lagos,Orfoz,Çupra giriyor, bir daha çıkamıyorlardı. “Balık hafızalı” deyişini canlı yaşıyorduk. Sepete girdiği yerden geri çıkamıyordu. Yiyeceğimiz kadar balığı evde bırakıyor, gerisini satmaya götürüyorduk. Toptancı, balıkları gördüğü zaman dört köşe oluyordu. Porsiyona gelenleri yüksek fiyattan alıyordu. Küçük balıkları da ucuza kapatmaya çalışıyordu. Bir ay olmuştu, her şey yolunda gidiyordu. Bu hızla giderse bir ay sonra artı duruma geçiyorduk.
Diğer balıkçılar, Kooperatife bağlı olanlar ağ atıyor, parakete atıyor, iki kilo balığı zor yakalıyorlardı. Biz her gün 15,20 kilo Lagos, Orfozla dönüyorduk.
Hafta sonları kendimize izin veriyor, Marmaris’e iniyor, geziyorduk. Ağustos ayının sıcaklığı bastırmış, her yer turist kaynıyordu. Günde dört saatte işi bitiriyor, geri boş zamanda ne
yapacağımız şaşırıyorduk. Günler böyle geçiyordu…
Pazartesi yine sabah altıda kalkıp güneş iyice çıkmadan sepetleri kontrole gittik.
Boncuk koyunda dört sepet vardı. İki sepetten küçük yavru lagoslar çıktı. Diğer iki sepeti
bıraktığımız yerde bulamadık.
Murtaza tekrar suya daldı, bulamıyordu… Sepetlerin içinde beyaz strafor köpük vardı.
Suyun içinde fosfor gibi parlıyordu.
Murtaza iyice tarıyordu her yeri. Aniden, hızla motora doğru yüzmeye başladı. Nefes
nefese tekneye çıktığında,
-Köpek balığı var! Sepetler kayıp bulamıyorum, dediğinde tekneye tam gaz yol verdim.
Oradan ayrılıp Keçi Adası’nın etrafını dolanıp diğer sepetleri kontrol etmeye başladık.
Son sepeti çekerken suyun içinden, yılan gibi çizgili bir balık dönüp duruyordu.

Murtaza hemen bağırdı!
-Müren balığı girmiş, kahretsin! Yemiş hepsini. Sepete dokunma! Çekil zehirli, diyerek
teknede Müren yılan balığını ustaca sepetten çıkartmayı başardı. Kötü bir gündü 6-7 kilo bir balık vardı. Simsiyah 4-5 kilo gelecek bir orfoz vardı. Kırmızı benekleri, kocaman kafasıyla bir canavarı andırıyordu. Orfoz’un iyi para edeceğini günü kurtardığını söyledi. 2 kiloya yakın yavru Lagoslarla iskeleye doğru hareket ettik. Sorunlu bir güne başlamıştık…
İskeleye yanaşırken Murtaza’da üstünü giyinmişti. Tekneyi ben kullanıyordum. İskelenin arka tarafında, ağaçların altında araba duruyordu. Arabanın arkasına bir başka araba park etmişti.
Hafta içi buralarda kimse olmazdı. İskeleye yanaşıp motoru kapatıp halatları bağlarken bir
hareketlilik başladı.
Arabadan inen dört kişi, bize doğru tahta iskeleye yürüyordu. Tekneye yaklaştıklarında
kravatlı olan,
-Bu tekne kimin? deyince.
-Benim! Hayırdır , niye sordunuz! diye karşılık verdim.
-Su ürünlerinden geliyoruz, hakkınızda şikayet var! Tekneyi arayacağız, dediğinde hiçbir
şey anlamadım…
Murtaza hemen teknenin halatlarını iskeleye bağlayıp karaya doğru yürüdü.
-Evraklarımız tamam, bir eksiğimiz yok! diyerek konuyu anlamaya çalışıyordum.
Balıklar bir sandığın içindeydi. Hemen balıkları çıkarıp ölçmeye, söylenerek denize
atmaya başladılar yavru Lagosları, Orfozları.

-Evrakların tamam görünüyor, eksik olan avlanma yasağında Lagos,Orfoz yakalamanız.
Bu yavru balıklar satılmaz da niye yakalıyorsunuz? Orfoz yumurtlama zamanı bu balığı tanıyor musun? Yok, nerden bilecen ki! diyerek tutanak tutup imzalattılar.
Olayın orada biteceğini umarak,
-Bir daha olmaz, dediğimde.
-Bir daha olursa tekneye el koyarız! Hakkında yasal işlem yapılacak, artık gerisi seni
ilgilendirir, diyerek çekip gitmişlerdi…
Memurlar gittikten sonra Murtaza tekrar yanıma geldi.
-Ne oldu? diye sorduğunda her şeyi anlattım.
Gülerek, pişkin pişkin;
-Ya ne olacak, boş ver, bir iki gün dinlenelim sonra tekrar çıkarız, korkma bir şey olmaz!
diyerek sırıtmıştı.
O an beynimden vurulmuştum…
Bir şey söylemeden teknedekiher şeyi toparlayıp eve döndük. Yolda, evde hep
düşündüm… Yanlış bir şey yapıyorduk. Yumurtlama zamanında biz katliam yapıyor, balık neslini yok ediyorduk.
Oysaki biz aydın geçinen ilerici, doğa ve insan haklarına saygılı, bu uğurda bedeller
ödemiş kişilerdik. Bu yaptığımızı çevremize nasıl anlatırdık? Bir an kendimden utanıp yerin
dibine girdim. Balık yakalama işi benim için bitmişti.
Akşam yemekten sonra,
-Kararımı verdim! Artık bu işte yokum. Adana’da sana sormuştum, sen yaptığımız işin
bu yönünü anlatmadın. Bizim yaptığımız balıkçılık değil, cinayet! Ben yokum, sen devam etmek istiyorsan al tekneyi devam et! Diyerek sesimi yükseltip, tavrımı koydum.
Murtaza şaşırmıştı, hiç böyle bir tavır beklemiyordu.
-Gözünü budaktan esirgemeyen, mangal yürekli cengaver, bir anda iki balığa teslim
oldun, dediğinde gözlerime bakamıyordu.
-Dediğin gibi olsun! İki balığa teslim oldum.
-Sen yoksan tek başıma yapamam, o zaman tekneyi satalım, bu işi burada bitirelim.
-Evet, iyi olur, hemen yarın gideriz, tekneyi bir şekilde elden çıkarır devrini veririz, bu işi
bitiririz dedim.
Uzun yıllara dayanan dostluk Orfoz,Lagos katliamıyla son buldu. Yollar birleşmemek
üzere ayrılıyordu.
Adana’ya farklı günlerde geri döndük. Altı ay sonra mahkemeden kaçak avcılık yapmaktan, para cezası gelmişti. Murtaza’ya para cezasını söylediğimde hiç umursamamıştı.
Bir daha arayıp sormamış, uzun yıllar hiç görüşmemiştik.
Yıllara dayanan dostluğun altında yatan bencillik, Gökova’da ortaya çıkıyordu. Yıllar sonra, İstiklal Caddesi’nde yürürken, bencil bir arkadaşımı bana yeniden anımsattıkları için Orfozlara, Lagoslara teşekkür ediyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK