9 C
İstanbul
Cumartesi, Eylül 26, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Deneme HAS, LEHV-İ MAHFUZ VE ŞİİR

HAS, LEHV-İ MAHFUZ VE ŞİİR

HAS, LEHV-İ MAHFUZ VE ŞİİR
‘Has’ ın anlamı.
Katışıksız, en iyi cinsten, saf
– Hükümdara özgü olan
– İyi nitelikleri kendinde toplamış olan (kimse)
– Başmaklık
Kullanıldığı yerlere örnek.
– Her medeniyet kendine has değerleri gerçekleştirerek insanlığın ortak hazinesini zenginleştirir.
– Has gümüş.
– Has ahır. Has bahçe.

Şimdilerde bol bol kullanıyorlar Has şiir sözünü. Has şiir diye bir söylem olmaz. Şiir yazmak estetik bir eylemliliktir. Olsa olsa güzel bir şiir olur. Şiiri olumlamanın karşılığı, güzel demektir. İyi şiir denilmez, dil yanlışlığı içinde çok deriz iyi şiir diye. Ama iyi sözcüğü ahlaki değer yargısını karşılar. Estetik değer yargısını değil. Aynı durum has sözcüğü içinde geçerlidir. Estetik değer yargıları içinde, has diye bir değer yargısı yok. Ama sabah akşam ‘has’ şiir diyorlar. Has şiir diye bir kategori yok.
Peki niye yapıyorlar bunu, çoğu bilmemekten, ama bilerek yapanların amacı saf sanat anlayışının ideolojik zeminin sürekli aktif kılmak için. Saf şiir sözünü en çok kullananlar Yahya Kemal ve devamcıları. Onlara göre şiir doğanın içinde va rolan bir şeydir. Tanrı tarafından doğaya yerleştirilmiştir. Şair, aynı zamanda tanrının elçisi, tanrının doğaya yerleştirdiği bu şiiri ortaya çıkartır. Yani o bir çeşit tanrının sözlerini ortaya çıkartan kaşiftir. Tanrının dünyasının dışına çıkmayan, tanrının emriyle hareket eden bir elci.

Levh-i mahfuz, korunmuş levha demektir. Olmuş ve olacak her şeyin yazılı olduğu kitap anlamındadır. Melekler, Levh-i Mahfûz’u görürler. Bu levh-i Mahfuz’u ancak Melekler ve şairler algılar ve şiirlerle açığa çıkartırlar. Aynı zamanda kaderlerimizin yazıldığı kitaptır bu. Bu levhayı mahfuz kitabı çok önceye dayanan kader kitabıdır. İdealist felsefeye göre kaderimiz yazılmıştır onun dışında hareket edemeyiz. Ama sadece kader değil, şiirlerde yazılmıştır. Biz şairler, tanrının yazdığı o levhayı mahfuzdaki özü (has) ortaya çıkartırız. Yahya Kemal kendi estetik anlayışını söylerken, kendisinin doğa da var olan şiir bulduğunu söyler. Onun bütün titizliğinin arkasında, tanrısal olan has şiiri keşfetmektir. Kendi şiirsel amacını çoğu kereler böyle kor. Estetik dışı söylenen has şiirin dayandığı nokta bu. Bu dayanak noktası idealist estetiğin dayanak noktasıdır. Ama bir Marksisttin böyle bir bakışla şiiri anlatmasına imkan yoktur. Çünkü Marksist için has şiir diye bir kavram yoktur. Çünkü bir maddeciye Marksist’te göre şiir keşfedilmez, icat edilir, yaratılır. Çünkü yaratıcı olan Tanrı değil, İnsandır. Aslında günümüzde, burjuva estetiği içinde hiç ya da çok az kullanılır has şiir sözü. Çünkü şiir eylemliliği pratik bir üretimdir, donan donuk bir üretim olmadığını artık, burjuva estetikçileri bile kabul ediyor.

Şimdi başka bir duruma bakalım. Sokrates der ki, beni konuşturan ben değilim. Benim içimdeki daimon. Daimon, bu günkü karşılığını cin, peri. Eros bir peridir, aşkın perisi. Biz aşık olmayız aşık olmamızın nedeni ancak Eros’un bizim içimize girmesidir. Bilirsiniz şairin perisi ilham perisidir. İlham perisi gelmeden şiir yazamaz şair, hala çoğu kişi böyle düşünür. Günümüzde ise peri atılmış ilhama dönmüş. İlhamsız şiir yazamaz şair. İşte bu periler ve cinler idealist düşüncenin başlangıcıdır. İdealist düşüncenin başlangıcı olduğu gibi, tanrısal düşüncenin de başlangıcıdır. Şiiri bize yazdıran söyleten içimize yerleşmiş cinler ve perilerdir. Eski çağlarda herşeyin bir cini, perisi vardı yani ruhu. Beden ancak ve ancak bir lehv-i Mahfuzdu. Yeter ki sen içine bakmayı bilmeyi bil. Bedenin seni nasıl kitlediğini gör ve kaderinin yazıldığı lehv-i mahfuzu anla. Eski çağlarda ki bu düşünceye göre hiç kimse ruhundan, cininden, perisinden ayrı hareket edemezdi. Bu işte tarih içinde kökleşen ve hala devam eden Ruh beden çatışmasıdır.
Antik Yunan tragedyasının kökeninde kader anlayışı vardır. Trajik unsur kimsenin kaderinin dışında hareket etmemesine dayanır. Bizim bütün hareketlerimiz bu kadere göre belirlenir. Peki bu kader nedir, bu kader tanrıların perilerin ve cinlerin bize yazdığı özdür. Biz öz (has) aynı zamanda içimizde saklı olandır. Toplumu bu kader anlayışının şekillendirdiği tragedya ile kontrol etmeye çalışır, korkutur ve denetlerdi. Tragedya şunu söylerdi hiç kimse, tanrıların ve perilerin yazdığı özünün (hasının) dışında hareket edemez.
Bu Platon estetiğidir. Bizler özümüzün dışında hareket edemeyiz. Özümüz kaderimizdir. Bu nokta da herkes ideaya yüzünü dönmeli yani özünü bulmalıdır. Şiirin hası da, (özü de) bu anlayıştan gelir. Yani Platoncu idealist estetiğe göre, bütün bu yazılmış şiirlerin dışında öyle hava da asılı duran veya maddeye gömülü has şiir vardır. Platoncu kafa bütün şiirleri ret eder hep, has şiiri arar. Bu has şiir Lehv-i Mahfuz içinde korunan tanrısal sözler. Ama ne yazılı kader vardır ne has şiir. İdealist Platoncu düşünce buna inanabilir.
Şimdi bazıları Hasan Hüseyin tarzı yazar, kimi divan tarzı, kimi Nazım tarzı, kimi İkinci Yeni tarzı. Bunların hepsi de şiirdir ve kendi içinde güzeldir. Peki bunlar ne demek istiyor, yok bunlar şiir değil. En has şiir Nazım Hikmet tarzı veya İkinci Yeni tarzı. Aslında kafasından uydurduğu bir şiir o. Amacı birilerine yol göstermek değil amacı, has şiir derken, şiirde kendi iktidarına kurmaktır. Ama idealist mantığın dayandığı tanrı katında yazılan şiiri kendini gördüğünü söyleme de vardır. Böylece o şairden daha çok peygamber gaipten haber getiren bir tanrı elcisi, mistik bir varlıktır. Zaten has şiir deyip te, arkasından hiç bir şey söylemeyenlerin çoğu, kendisini tanrının elcisi gibi veya gizem çözücü gibi vermeye çalışır. Bunlara şunu diyelim. Has şiir diye bir şey yok. Olsa olsa güzel şiir vardır. Karadır kaşları ferman yazdırır şiiri kendi içinde güzeldir, İkinci Yeni şiiri kendi içinde, Nazım Hikmet şiiri kendi içinde. Siz bu has şiir diyenler pek kanmayın. Onlar size sürekli kaza yaptıracak idealist trafik polisleridir. Sen her şiire açık ol kardeşim. Bunun yanında has şiir diyorsa biri, bilin ki bir iktidar olma güdüsüyle hareket ediyordur.
Bu has şiir diyenler gerçekten bir yanılgıyı sürekli hale getirdiklerini pek düşünmezler. Bunun yanılgı olduğunu bile hiç aklından geçirmeyenler. Yani has şiir diye bir kategori yok. Güzel şiir var. Çünkü biz öz arama sanatıyla uğraşmıyoruz. Biz estetik (güzellik) üretiminde bulunuyoruz. Yazılmış bir kaderimiz, özümüz yok. Her gün dünyayı değiştirmeye çalışan bir varlığımız var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK