9 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 1, 2020
Ana Sayfa Genel HANNİBAL, PUŞKİN VE KÖROĞLU

HANNİBAL, PUŞKİN VE KÖROĞLU

 

Hannibal tarihteki en büyük ve saygın komutanlardan biridir. M.Ö. 3. yüzyılın sonunda Roma’yı bitme noktasına getiren Kartacalı komutandır. Kartaca, bugünkü Tunus’un başkenti Tunus yakınlarında bir şehirdi. Rus çarı Büyük Petro da çoğu hükümdar gibi Hannibal’a saygı duyuyordu. Kendisine, Hannibal’ın topraklarından, Kuzey Afrika’dan bir köle bulunmasını istedi. Sıcak denizlere inememiş Ruslar nereden Kuzey Afrikalı köle bulacaktı? En yakın köle deposu ve köle pazarı komşu Osmanlı’nın başkentindeydi. İstanbul’da bir şişe rom parasına genç bir köle alıp Çar Petro’ya götürdüler. Petro köleyi vaftiz edip ismini de Hannibal yaptı. İşte bu Hannibal, meşhur Rus yazar ve Şair Puşkin’in dedesidir.

Puşkin’e geri döneceğiz ama önce Kuzey Afrika’dan köleler nasıl getiriliyordu oraya bakalım. Geçenlerde Tayyip Erdoğan, Libya’ya müdahale gerekçesi olarak orada Osmanlı’dan kalma Türkler’den bahsetti. ‘‘Libya’da Osmanlı bakiyesi Köroğlu Türkleri var. Onları koruyacağız” dedi. Tabii bahsettiği bakiyenin ismi Köroğlu değil, ”Kuloğlu’‘dur. Yeniçeriler padişahın kulu olduğundan onların çocuklarına da kuloğlu denmişti. Tabii bunlar sadece yeniçerilerin çocukları değil. Kuzey Afrika’nın Osmanlı egemenliğine girmesini sağlayan korsan denizciler bölgenin asıl hakim gücüydü. Yeniçerilerin evlenmesi yasak olduğu halde gerek yerel kadınlarla evliklerinden gerek bu korsanların getirdiği cariyelerden çocukları oluyordu. Tabii Bu korsan reislerinin çoğu Hristiyan dönmesiydi. Avrupa’nın her yerinden denizciler gelip Osmanlı himayesinde korsanlık yapıyorlardı. Göstermelik bir din değişikliğiyle Müslüman olup gaziler kervanına katılıyor ve kutsal gazaya giriyorlardı. Ganimet yağması dışında insanlar da yakalanıp köle ve cariye olarak satılıyorlardı. Eğer yakalanan kişiler soylu ve zenginse fidye parası için tutuluyorlardı. Don Kişot romanının yazarı Cervantes de esir düşmüştü. Bilgi ve görgüsüne bakınca onu da soylu ve zengin zannetmişler. Beş sene boyunca Cezayir de esir tutulmuştu. Derdini anlatamamış defalarca kaçma denemesinden sonra annesi İspanya kralından yalvar yakar fidye parasını bulunca serbest bırakılmıştı.
Kuzey Afrika’nın Osmanlı limanlarında çok tatlı ve bol yağma ve ganimet imkanları vardı. Bu yağmaya dünyanın her yerinden denizciler gelip katılabilirken Erdoğan’ın bahsettiği kuloğullarının katılması yasaktı. Hem yönetici olmaları hem de asker ve denizci olmaları yasaktı. Sonunda 17 yüzyılda bu duruma isyan ettiler. Osmanlı yönetimi ve korsanlar ayaklanmayı çok kanlı bir şekilde bastırdıktan sonra kuloğlu katliamı yaptılar. Erdoğan “Libya’da Osmanlı’dan kalan kuloğullarını katletmesinler diye Libya’ya gitmeliyiz” diyor ya. Asıl Osmanlı katlediyordu oğullarını.
Kuzey Afrika’daki kuloğulları isyanından yüz yıl sonra Rusya’da, Rusya tarihinin en büyük isyanı patlak verdi. Köylü ve kölelerin ayaklandığı bu ayaklanma da kanla ve katliamla bastırıldı. İsyan’ın lideri Pugaçev idam edildi. Puşkin’in ”Yüzbaşının Kızı” romanı bu Pugaçev ayaklanmasını anlatır. Bu ayaklanmaya Türk kökenli halklar da kitleler halinde katılmışlardı. Erdoğan’ın sürekli Libya’ya, Suriye, Irak Türkleri hakkında söyledikleri acaba Putin’in zihninde neyi çağrıştırıyor? Rusya’da yaşayan milyonlarca Türk müslüman ve Kırım meselesine ne zaman sıra gelecek diye düşünmüyor mudur?
Kuloğulları, Osmanlı’nın son dönemlerine kadar yönetici olamıyorlarken, İngiliz ve Amerikan işgal kuvvetleri 1949 yılında bir kuloğlunu Libya’ya başbakan yaptılar. İsmi Sadullah Koloğlu idi. Orhan Koloğlu’nun babasıdır. Cumhuriyet döneminde Türkiye’de kaymakamlık da yapmıştır. Koloğlu 1952 yılına kadar Libya’da başbakanlık yaptı. Libya’nın ilk başbakanı sayılır. Tabii Libya İngiliz kontrolünde bir krallıktı. Menderes iktidarının en iyi müttefikiydi. Zira o sırada Mısır’da Nasır tüm emperyalistleri kovmuş, Cezayir ise Fransızlara karşı savaşıyordu. Fransızlar Cezayir’de en korkunç katliamları yaparlarken Menderes Fransa’yı destekliyordu. Menderes 1953 yılında Fransa’ya gitmiş ve kendisine Fransa’nın en tüksek nişanı olan Légion d’Honneur Nişanı takılmıştı.
Hannibal’a geri dönersek; Kaddafi 1969 yılında darbe yapıp tüm emperyalistleri ve işbirlikçilerini kovdu. Oğullarının birinin ismi Hannibal’dır. Bugün Libya’nın Sur şehrinde hapistedir. Tarihteki komutan Hannibalı’n şehri Kartaca’yı kuranlar, bu Sur şehrinden Fenikelilerdir. Kaddafi’nin oğlundan, isminin hakkını vermesini beklemiyoruz . Kaddafi, Hannibal ve Ömer Muhtar’a layık olmaya çalışmıştı. Bütün dünya ile bir olup öldürttük. Libya’ya saldırı operasyonunda, hava komuta merkezi İzmir’di. Kaddafi’yi korkunç şekilde ve sapıkça öldürenler köle pazarlarını tekrar kurdular. Yine her yerden yağma ve ganimet için cihatçı gaziler koşuyor Libya’ya
Erdoğan kuloğullarının ismini yanlış şekilde ”Köroğlu” diye söyledi. Köroğlu ile bitirelim o halde: Biz Osmanlı bakiyesi olarak Pir Sultanları, Börklüce’yi Dadaloğlu’nu ve Köroğlunu sahipleniyoruz. Gezi direnişinde gözlerini veren Köroğlular bunların mirasçısıdır. Başka miras bilmeyiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK