9 C
İstanbul
Cumartesi, Eylül 26, 2020
Ana Sayfa Anı GÜNÜMÜZDE GÖÇER YAŞAMINA DAİR BİR ANLATIM

GÜNÜMÜZDE GÖÇER YAŞAMINA DAİR BİR ANLATIM

SON GÖÇ TRT Belgesel kanalda izledim. Akdeniz ile Toros dağları arasında göçer olarak yaşayan Yörük Oymaklarının yaşam şekli değişip, artık yerleşik hayata geçmeye başladıklarından; Kültür Bakanlığı “YÖRÜK ve GÖÇERLİK YAŞAMINI” Belgelemeye karar vermiş. Bu amaçla; “SON GÖÇ” adıyla 2003 yılında bir belgesel çekimi yapmış. Dün televizyonda bu belgeseli izledim. Özellikle insanların duygu ve düşünceleri beni çok etkiledi. Yaşlı insanların anıları, gençlik maceraları, heyecanları, yiğitlikleri, dostlukları o göç yollarında ete-kemiğe bürünmüş, hayat bulmuş, yaşam olmuş, geride anı olarak kalmış. Artık göçerliği bırakan yaşlı kadının biri, “Göç zamanı gelip de, insanların yaylaya göçmekte olduğunu görünce, yüreğim onların geçişine dayanamıyor. Hemen oradan uzaklaşıyorum. Göçersiz yaşamın anlamı olur mu, göçerlik bizim hayatımızın kendisiydi. Yayla yolları, yayla serinliği, yayla pınarları, keçi sesi olmadan yaşamın anlamı olmaz” diyerek, göçerlik yaşamını vurguluyor. Eşyaların develere yüklenip, insanların yayan olarak çıktığı göç yolu 45 gün sürüyor. Deve ve insanların kafile halinde yol aldığı güzergâh ile keçi sürülerinin yol aldığı yollar farklı olduğu için, genç erkek ve kızlar keçilerle birlikte yol alıyor. Yaşlı, çocuk ve yetişkinler de develerle yol alıyor. Her akşam bir yerde konaklanıyor. Keçi sürüleri de konaklanan yere geliyor. Keçiler sağılıp, sütü peynir yapılıyor. Develerin sırtında, heybeyle taşınan, henüz doğmuş olan keçi yavruları da o akşam anneleri ile buluşturuluyor. O gece insanlar ve hayvanlar orada dinleniyor.

İkinci günü sabah erken, tekrar çadırlarını söküp, eşyalarını toplayıp, develerini yükleyip, yola koyuluyorlar. Keçi sürüleri de geceden yola koyulup, yayılarak dağlardan yol alıyorlar. Küçük çocuklar yol yürüyemeyeceği için, deve yüklerinin üstüne konup, iplerle bağlanıyorlar. Böylece çocuk göç yolu boyunca deve yükünün üstünde gidiyor. Yaşlılar ise eşek, at, katır gibi binek hayvanlarına biniyorlar. Akşam olunca, bir başka konaklama yerinde bir araya gelip, konaklıyorlar. Bu göç her yıl aynı yolda yapıldığı için, konaklama yerleri de bellidir. Bir günde alınacak yol da bellidir. Bu yolculukta deneyimli yetişkinler rehberlik eder. Yaşlılara da danışılır. Kışın konaklanılan Akdeniz sahilleri ısınmaya başlayınca, Mayıs ayının ortalarında göç yoluna çıkılıyor. Yayla olarak konaklanılacak Toros dağlarının kuzey yamaçlarına ulaşmaları 45 gün sürüyor. Tam 45 gün her akşam değişik bir yerde konaklayıp, çadırlarını kurup, dinlenip, ikinci güne hazırlık yapıp, bir gece uyuduktan sonra, ikinci günü sabah erken yola çıkıyorlar. 45 gün göç yollarında geçtikten sonra, vardıkları yaylada 2 ay kalıyorlar. Bu 2 aylık sürede aynı yerde, aynı çadırlarda yan yana yaşıyorlar. Keçi sürüleri aynı dağlarda yayılıp, aynı pınarlarda su içiyor. Her gün 2 kez sağılan keçilerin sütü işlenip, peynir haline getirilip, biriktiriliyor. Bu arada kendi kışlık ihtiyacı olan yağı ve peyniri ayırıp, geriye kalanı satıyorlar. Keçilerin kıllarını kırpıp, kendilerine dokuma yapıyorlar. 2 ay yaylada kaldıktan sonra, dönüş yoluna girip, aynı yolu takip edip, 45 günlük dönüş yolculuğundan sonra kışı geçirecekleri Akdeniz kıyılarına ulaşıyorlar. Artık havalar soğuduğu için, keçiler Akdeniz kıyılarına yakın bölgelerde yaylımda beslenmeye başlıyorlar. Yaylaya gidip-gelirken 3 aylık bir süre göç yollarında geçiyor. 3 ay her akşam ayrı bir yerde konup, dinlenip, uyuyup, ikinci günün hazırlığını yapıp, tekrar 2. günü sabah erken göçlerini yükleyip, yola devam ediyorlar. Yaylada ise 2 ay kalıyorlar. Yaylada kaldıkları 2 aylık sürede yaşam çadırlarda sürüyor. Yeme-içme-süt işleme-yatıp, kalkma her şey küçücük bir kıl çadırda yapılıyor. Hava her zaman da iyi olmuyor. Yağmur yağınca, çadırın içi de ıslanabiliyor. Yaşamın geriye kalan 7 ayı ise Akdeniz kıyı bölgesine yakın köylerde geçiyor. Bu köylerde evleri ve tarlaları vardır. Hayvanları ve kendileri için gerekli olan besinleri ve geçim kaynaklarını da bu tarlaları ekip-biçerek sağlıyorlar. Yüzyıllarca Yörük Oymakları arasında devam etmekte olan Göçerlik yaşamı artık günümüzde yok olmuş. Değişen yaşam koşulları yerleşik düzene geçmeyi zorunlu kılmış. Artık kimse böyle bir yaşama özlem de duymuyormuş. Yaylaya yine çıkılıyor. Ancak, artık motorlu taşıtlarla, hem hayvanlar, hem de insanlar taşınarak; birkaç saat içinde gidilecek yere ulaşılıyor. Göçerlerin bu yaşam tarzına uygun olarak geliştirmiş oldukları kültür, gelenek, görenek, sosyal yapı, alışkanlıklar da bu süreçte değişime uğrayıp yok olmayla yüz yüze gelmiş. Artık bu kültüre ait her şey yaşayan yaşlıların anılarında ve anlattıklarından ibaret kalmış.

Belgeselde anlattığına göre; Yörüklerde biri birini seven gençlerin Göç yollarında sevgilisini kaçırması bir gelenekmiş. Büyükler de bu kaçırma olayını hoşgörü ile karşıladığı için, böylece gençler evleniyormuş. Aileler arasında da bir sorun yaşanmıyormuş. Göç yolları yerleşik köylerden geçtiği için, hayli de zorluk çekiliyormuş. Keçi sürülerinin zarar verdiği ekili alanların, zararı göçerlerce karşılanıyormuş. Konaklanan yerlerde bir gece de kalınmış olsa, bazen yerleşiklerle aralarında sorunlar yaşanıyormuş. Odun, su, yiyecek temini zor olabiliyormuş. Göç yollarında en çok özlenen şey ise uyku ve dinlenme. Hayvan peşinde günlerce yol alan insanların, hele gençlerin uyku ve dinlenmeye çok az bir zamanları oluyor. Göç yollarındaki yaşamları ve yaşananları Dadaloğlu, Karacaoğlan gibi halk şairlerinin şiirlerinde görebiliyoruz. Şimdilerde ise, göç yollarında ne göçer, ne de keçi sürüleri kaldı. Her devrin bir devranı var. O devrin devranı onlarındı. O yoların, o dağların, o taşların dili olmuş olsa, kim bilir neler, neler anlatırlar geçmişe dair. Göç yollarında yürüyen Canların Ruhları şad olsun. Yaşayanlara da uzun ömürler diliyorum.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK