9 C
İstanbul
Çarşamba, Eylül 30, 2020

YOLCULUK

Yine bir otogara yolum düştü. Orada da zaman kaybetmek istemiyorum. İçeriyi görmeden de ulaşmak istediğim yerin ayrıntılı adresini değnekçiye sordum. “Abi burada yenisin galiba?” dedikten sonra gözleri karşı tarafta. “Sorduğun yerin arabaları garın dışında sol tarafta yer almaktadır. Bak şu gördüğün sarı arabanın arkasından gidersen seni oraya götürür.” dedi.

Gerçekten düştüm sarı otomobilin arkasında sol tarafta 22 kişilik midibüsler sıralı halde kaldırımın üzerinde beklemekteydi.

Ayakta iki kişi öndeki arabanın kapısının girişinde beklemekteydi. Pardon beyefendi! Bu araçta mı sıra, dedim. Evet, yüzüme bakmadan “geç otur” dedi. Bir hamle daha yaptım: “Saat kaçta gidiyorsunuz?” dediğimde yanıtı anında “Hemen gideriz, sen bir otur” dedi.

“Ama beyefendi hemen kavramının içinde dakika ve saatlerin hangisi var” dedim.

Bu kez adam yanındaki adamla konuşmayı bırakıp bana yiti yiti baktı. Hemen kavramını açmaya çalıştı. “Saat yedide ya da yedi kişi bindiğinde kalkacağız” dedi. Saate baktım saat yediye yedi dakika vardı.

“Burada işler böyle ya yedi kişi hemen biner kalkarız ya da 20 dakika aralıklarla kalkarız.” dedi.
Yani saat 19.00’da kalkacaksınız” dediğimde.
Adam bela mısın?” der gibi yine o kızgın bakışını attı. “Beyefendi saat 19.00 dedim ya!” Dayanamadım, “İyi de beyefendi saat 7 için 12 saat beklemek gerek” dedim.

Bu kez durdu. Beni başımdan ayağıma kadar süzdü. Elini yüzüne koydu. Diyeceği şeyi düşünüyor olmalıydı. Yanındaki adama “Kanka bana müsaade, şu koltuğa oturayım.” dedi. Arkasından ben de tek kişilik bir koltuğa oturdum. Şoför torpido gözünde bir şeyler bakıyordu. Önce silah falan bakıyor olabilir diye düşündüm. Ama adam içinden birkaç kaseti aldı. Kaseti alınca biraz rahatladım. Güzel bir müzikle keyifli bir yolculuk yapacaktım. En kötü olasılıktan, en güzel duruma gelmek gün için mucizeydi.

Arabaya benden sonra bir üç kişilik aile bindi. Altı kişi olduk menzile yaklaştık dedim içimden. Arkasından bir kişi daha bindi, sayı tamam derken biraz önce şoförle konuşan kankaydı. “Beyler ücretler” dedi. Tabii içeridekiler verdi bana geldi, ben bekliyorum. “Kaç lira?” dedim. “19 bin lira” dedi. Tekrar sordum adama, o da yine aynı yanıtı verdi.

Beyefendi bu arabayı mı satacaksınız bana dedim. Adam “Nasıl yani?” dedi.

19 bin lira bu arabanın olsa olsa ederi olur, dedim. Adam bu kez gülümsedi. “Haaa Anladım.” Ben de “Neyi anladınız?” dedim. “Yahu gardaşım 19 lira işte.” dedi.

Ben de “Oh ne güzel rahatladım. Yoksa benim için hayatımın en pahalı yolculuğu olacaktı” dediğimde adam koca bir kahkaha attı. Şoför arkaya baktı. Orada ne kaynatıyorsunuz bakalım. “Kanka kafalar denkleşti sanırım.” dedi.

İki yolcu daha geldi, şoför kontağı çalıştırdı. Ve bir kaset koydu. Aklımda “Sen hiç mi vefasızca inanıp da yıkılmadın mı be arkadaş, ömrünü zehir ederler, çeker giderler” diye devam eden yanık ses arabayı doldurdu şimdi. Şoför mahallinin arkasında bir kişi oturuyordu. Arada bir şeyler söylüyor şoföre o da yanıtlar veriyor. Arada bir geriye dönüp adama bakıyor. Anlattıklarının anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol ediyor gibiydi. Ama benim gözüm yolda. Sonunda bölünmüş bir yola girdik. Güneş iyice aşağıya kadar inmiş bir sini gibi karşımızdaydı. Sanki yolculuğumuz güneşe doğruydu yaklaştıkça daha aşağılara iniyor daha çok kızıllaşıyordu. Güneşe karşı yolculuk rahatsız ediciydi. Şoför güneş gözlüğünü taktı. Sonra eline vites kolunun üstünde bulunan çeşitli ebat ve renklerdeki tespihlerden siyah renkte olanı aldı. Şöyle bir salladı. Sol eliyle direksiyonu tutarken. Gören sanki düz yolda yaya gidiyor sanır adamı. Konuşmaları duymak için önümdeki birkaç koltuk boştu oraya geçtim. Onlarla ilgili değilmişim gibi çantamdan arkadaşımın “Benden Adam Olmaz” adlı şiir kitabını elime aldım. Bir de kurşun kalem. Küçük notlar alırım belki diye. Benim ilgim ve kulağım onlarda ama farkındayım onların ilgisi de benim üzerimde. Bir etkileşim içindeyiz birbirimize fark ettirmemek için de elimizden gelen şeyi yapıyoruz. Şoför arkasını dönerken bile gözü bende onun farkındayım. Önüne bakmasını isteyeceğim ama yeni bir tartışmanın ateşini bitiremeyeceğimi düşündüm.

Arkasındaki adam, “Yahu tertip sen bu mesleğin hakkını veriyorsun.”

O da “Esahtan mı diyon lan tertip.” 

“Ne demeyeyim on numara beş yıldız adamsın. Bak şu kasete, bizim askerlik yaptığımız yıl moda olan adamın hakkını bile yemeden çalıyorsun.”

“Lan gerçekten bu adamın şarkı sözleri beni bulutlara çıkarıyor.”

“Tertip dedin de bak bizim oğlanı da askere gönderdik. Hayli zaman olmuş. Askerdeyken doğmuştu.”

“Sahi la. Seninle mavra yaptıklarını dün gibi hatırlıyorum. Deyyusun biri sana ‘Lan oğlum Salih, sen askerdesin, bu çocuk kimden?’ demişti. Sahi senin başka neyin var ki?” dedi.

Salih Bey beş köşe şapkasını çıkartıp sol dizinin üstüne koydu. İyice kırlaşmış saçlarına parmaklarıyla tarar gibi yaptı. Şoför tertibini bu kez dikiz aynasından izliyor, geri dönmedi. Soruya yanıt da vermedi dışarıya baktı. Ben yanımdaki küçük pencereyi açtım. Başımı biraz uzattım. Güneş muhteşem, arabanın rüzgârıyla esen ılık bir esinti yüzüme vurdu. Toprak kokusu yeşile karılarak burnuma kadar geldi. Kulağımda şarkının arka fonu müzik dolduruyor her zerresinde ortamı.

Kıskanırım,
Güneşten, gölgeden, esen yellerden
Bastığın toprağın her zerresinden…”

Güneşten insan kıskanır mı? Diye içimden geçirdim.

Şoför eşlik ediyor şarkıcıya. Havası yerinde gaza da basıyor. Bu kez “Kaptan kaç gibi varırız?”

O da bana değil de “Tertip ne zaman varırız söylesene şu beyefendiye, çok hevesli varmaya.”

Salih Bey son bir kez daha saçlarını toplayarak şapkasını taktı. Sonra bana doğru döndü. “Bu yolculuk, belli mi olur?” dedi. Bir nefes aldı. “Doğanın kanunu, hayırlısıyla varmak nasip etsin.”

Kulağıma daha vurgulu olarak,
Kıskanmak aşkın kanununda var
Gerçek seven kalbi bu duygu sarar
Henüz üç yaşında bir kardeşim var
Seni ondan bile kıskanıyorum.”

Yahu nasıl bir şarkı sözü. Elimde açık olan şiir kitabını açtığım sayfadaki şiiri okuyorum. Uykusuz bir göze kaldırmışlar beni
Kan değil, gözyaşı aramışlar bana
Ağlayanım olmamış benden adam olmaz
” diyor şair. Şiir nere, şarkı sözleri nere. Anladım bizden “şair olmaz” artık bu bulutlarda bizi yüzdüren arkası çıkana kadar bağıran adamın ağzından çıkan sözlerle. Adamlar şarkının sözleri hangi boyuta taşımış ve 22 yıl önce yazılmış şarkıları dün gibi dinleyen bir insan kütlesi. Kitabı kapattım çantama koydum.

Şoförün elleri direksiyonda gözleri yolda, dili şarkıda, kulağının bir bölümü sanırım halen arkadan gelecek ses titreşimlerinde. Arkadan birisi “Şoför bey, Çatak’ta indirir misin?” dedi. Kaptan sağa doğru yaklaştı. Güneş iyice etkisini yitirmekteydi. Çatak’a geldiğimizde yolun kenarında bulunan caminin minarelerinin arasında güneş asılı duruyordu.
İki kişi indi. Kaptan bir daha arkalara baktı. “Sanırım hazırız” diyerek bir sprint yaparak çıktık. Şarkıcı;
             “maziyi beynimden söküp atacak 
              Bir yol bulabilirsem ağlar mıyım hiç” dediğinde.

Ah yoluna kurban olduğum ülkem. Ah bu yollar ne çeşitli böyle öyle değil mi tertip?

Adam sessizliğini bozmadı. Bunu fırsat bilerek “Şoför bey siz koleksiyoner misiniz?

Bana hayli yiti bir bakış fırlattı.

“Vat dedin gardaşım” dediğinde ben de bir gülme fırtınası koptu ama içime akıttım zamanı ve yeri değildi.

Bu kez, “Koleksiyoncu musunuz?”

“Ne koleksiyoncusu bir anlasam.” dedi. Arabanın gazına daha fazla yüklendi. Bir an önce beni ulaşmak istediğim yere ulaştırmaya karar verdi, anladım.

“Tespihleri biriktirmişsiniz onun için dedim de.” “Ha öyle mi? Bunları biriktirmek koleksiyonculuk anlamına geldiğini bilmiyordum. Ya bizimki merak işte. Eş dost bazen sizin gibi yolculardan alırız. Çok severim tespihi, beni inanılmaz rahatlatıyor. Onları çekerken bedenimde olumsuzlukların sanki boşaldığını hissediyorum. Bu arada bunlar ne ki? Büyük bir bölümünü evime götürdüm. Onun için de evde kitaplık gibi özel bir dolap yaptırdım. Bizim karı bazen dert eder bunu. ‘Şu çocuklara kötü örnek oluyorsun? El kütüphane yaptırıyor sen tespihler için özel bölüm yaptırıyorsun’ diye benimle çıkışıyor.” dedi.

Salih Bey, “Lan tertip benden de lületaşı tespihi kapmıştın. Onu müzenin en güzel yerine yerleştirmişindir.” dedi.

Kaptan biraz sinirlendi. “Lan var ya senin yatacak yerin yok. Niye anımsattın ki? Anladım anladım sen bu lakabı almamda katkın olduğunu hatırlatacaksın ya bravo.” dedi.

“He sahi ‘lüle’ adınla bayağı nam salmıştın.” dedi.

Kaptanı bir taraftan ben sorularımla boğarken, askerlik dönemindeki anılarıyla canını sıkan tertibi son dakika golünü atmıştı.

Kaptan teybin kulağını biraz daha açtı.

ömrünü zehr ederler çeker giderler
Önce ümit verir sonra ömrünü yerler
Yerler arkadaş.” dediğinde dudağımda akşam gülümsemesi. Güneş terk etti. Ben de varacağım yere ulaştım.
Ya müziğinde bir bedeni olsaydı, gözle gören
Ya insan sadece duysaydı akşamın gün doğumunu..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK