9 C
İstanbul
Salı, Eylül 29, 2020
Ana Sayfa Edebiyat GÜN BEYAZ

GÜN BEYAZ

  Alnımı buz gibi cama dayadım. Aramızda berem var. Koskoca düz bir ova bahar beyazlığında şimdi. Akşam yorganın bile yetmediğinden anlamalıydım. Yola yakın ağaçlar bembeyaz. Bu güzel manzarayı izlerken, solumdaki gençlerde çevirdiler kafalarını aynı manzarayı izliyoruz. Genç kız, “Şuna bak oldu mu şimdi?” Aynı yönde gözlerimiz olmasına rağmen fark etmediğim ney diye bir daha can alıcı şekilde baktım. Ortada ve onun biraz daha ötesinde iki küçük evin bacasından kapkara bir duman beyazlığı yara yara yukarıya yükseliyordu. Kartpostallık bu ortam küçük hanımın canını sıkmıştı anladım. Yanındaki baştan sona kadar simsiyah giyinmiş mavi gözlü genç, “Ne yani tüm mesele o evler mi yoksa onların yaydığı kara dumanlar mı?” dediğinde parmaklarıyla bir kadraj oluşturup cama dayadı. “Birde buradan bak bakalım” dedi.
  Kulaklarım onlarda gözlerim beyazlığın içinde yolculuk yapıyordu. Merak ediyordum yerden bitme bu küçük kızın boyundan büyük laf etmesinin sonucunda gerçekçi bir yaklaşım çıkacak mı? Diğer tarafımda yine iki orta yaş kuşağı insan, maçların bu sene ruhsuz geçtiğini söylemektedir. Onlar da dışarıdaki manzaraya uzak kalmadılar.
   Genç kız sonbahar renkleri hakim giysileri vardı. Başındaki beresini çıkartıp çantasına koydu. Kızıl saçlı bu çevreci kız, “Efendim o evler neden doğalgaz kullanmayıp katı atıklarla ısınarak çevre kirliliği yaratıyor ki?” dedi.
   Muhtemelen bir yol arkadaşlığı değil bir okuldaşlığı olduğu kıza döndü, sonra “Bakar mısın arkadaşım? Burası bir köy hatta köy bile değil. Vatandaşın tarlasının ortasına evi nasıl ve ne zaman oraya kondurduğunu bilmiyoruz. Ha bilsek ne olur sanki oraya alt yapı hizmetlerinin ulaşmasının maliyetini sen biliyor musun? Halen şehrin kenar mahallerinde bile doğal gaz henüz gelmedi. Zaten gelse de o gazı bağlatacak ekonomik güce sahip değiller. Küçük hanımefendinin gözünde bu manzaralı durumun kara dumanlarla boyalı olması canını sıkmış.” dedi.
                 …
   Biraz yol aldıktan sonra hemen yolun yakında kaba inşaatlar bir küme halinde duruyordu. Şimdi bir hayaleti andırıyordu. Tüm çirkinliğiyle. Sağımdaki beylerde tartışmaya kulak misafiri olmalı ki; Red Kid gibi saçları yukarı doğru fora olmuş, ince bıyıkları dudaklarının altına kadar inmiş sararmış, dal gibi adam, “Aga şu gördüğün ova eskiden bu şehrin gıda ambarıydı. Onu da boş ver, yakın şehirlere bile kışlık sebzeler buradan gönderilirdi. Şimdi ise herkes bir mısır ekip yan gelip yatıyor. Hatta imar girse de arsamızı konut teslimleri karşılığı verelim diye can atıyorlar. Şu yeni binalar bile heyecanlandırdı milletimizi.” dedi.
    Dışarıda hava soğuk ve beyaz. İçerde sıcak bir sohbet dışarıyı anlatmakta. Otobüsün içi bu sıcak sohbetlerle ısındı iyice.
   Orta boylu saçları asker tıraşlı, sağ yüzünde falçata izi olan adam; “Biliyor musun şu kaba inşaatların olduğu yerde az top koşturmadık. O kadar yolu top oynamak için yaya geliyorduk.” dedi.
   Uzun boylu adam, “Sorma az gol yemedim bacak arasından. Hoca beni doğru yerde oynatmadı hiçbir zaman. Sahi o zaman sana ‘falçata adam’ diyorlardı.” dedi yüzüne bakarak adamın.
   “Yok, oğlum yok bana ‘Dobi’ diyorlardı. Bana falçata atan çocukla karıştırdın. Neydi adı Kerem mi Keramettin mi neydi?” dediğinde elini falçata izine doğru getirdi. Kalan sözcükleri tamamladı. “Kör olmaya az kalmıştı” dedi.
     Uzun boylu adam eliyle askılıkları tutunmuş sağa sola sallanıyordu bir dal gibi. “Tamam, tamam şimdi hatırladım yahu. İmamın oğlu Kerem. Biliyor musun askerde teskere bırakmış. Sınırda bir çatışmada şarapnelle ağır yaralanmıştı. Biraz çekti. Allah’tan çok uzun sürmedi. Hakkın rahmetine kavuştu. Ben nereden biliyorum, bizim moruk imamın kankasıydı. O söyledi.”
     Dobi ellerini hava kaldırıp, içinden bir dua okuyarak. Yüzünü sıvazladı. “Allah suçlarını bağışlasın” dedi. Arkadaşı, “Amin amin, ışıklar içinde kalsın.” dedi.
    “Ekmek parası işte. Herkesi bir yere savuruyor. Oysa imam onun alim olmasını istiyordu. Haylazın tekiydi. Olabileceği şeyi olabilmişti.”
   “Yoksulluk peşimizi bırakmıyor ki; onun için insanlar ekinle biçimle uğraşmıyor. Onsuz karın doymuyor ama köylünün çiftçinin hiçbir şeyi değerli değil. Bizim elimizden çıktığında, başkasının elinde ise değerli oluyor nedense.” dedi. Sonra uzun uzadıya dışarıya baktı. Elini arkadaşının omzuna attı. “İşte böyle, niye diyeceksin işte öyle.”
    “Doğru söylersin aga ama elde yok avuçta yok. Bizimki laf işte. Halen başımızı sokacak bir evimiz olmadı. Ailecek en ucuzundan konutlarda oturuyoruz.
    Sonra elini yumruk yapıp küçük küçük yandaki demir tutaçlara vurdu. “Ah ah, ileriyi görmek yetmiyor onun için bile bir birikimin olacak.”
   “Aga ben bizim moruğa dedim bak buralar değerlenecek, biz gün yüzü görmedik bari bizim çocuklara bişey bırakalım, dedim ama dinleyen kim?
   Dışarıdaki manzara herkese bir çağrışım yapmıştı. Şimdi beton bloklarının arasındaki yola giren arabamız bizi başka bir manzarayla karşıladı. Burası aç karnımızı doyurmak için üretime geçmek için ofislerimizin, eğlencelerimizin, seslerimizin birbirine karıştığı gri yerlerdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK