9 C
İstanbul
Salı, Eylül 22, 2020
Ana Sayfa Edebiyat GERİLLANIN ŞAİRİ METİN DEMİRTAŞ

GERİLLANIN ŞAİRİ METİN DEMİRTAŞ

Altta Metin Demirtaş’a dair Sennur Sezer’in Evrensel gazetesindeki yazısı. Sennur Sezer bu yazıyı insanlar Metin Demirtaş’ı tanısın diye yazdığını ifade ediyor. Benim de yazma nedeni biraz da bu. Bu gün günlerde Metin Demirtaş diyorum. Aşağıda şiirlerinden bir seçki de var.

Metin Demirtaş’ın şiirine dair kısa bir açıklama yapayım. Demirtaş’ın şiiri 1970 lerde şekillenen gerilla mücadelesinin şiirleridir. Bu gerilla mücadelesinden Demirtaş’ın şiirleri arasındaki ilişkiyi göremezsek şiirini anlayamayız. Şiirleri bir anlamda gerillaya psikolojik destek umut oluşturan şiirlerdir. Son şiirine kadar bu çizgiden kopmamıştır.

Sennur SEZER

Defterlerin renkleri, çizgileri ile adlandırıldığı yıllardı. Hepimizin gönlünde “kaymak kağıt” dediğimiz kuşeyi andırır bembeyaz yapraklı defterler. Galiba yalnızca hatıra defterleri yapılırdı o kağıtlara. Kimileri kilitli. Çizgileri yoktu.
Sarı defterler de çizgisizdi. Şimdi hep saman kağıt deniyor ya, beyaz defterlerin saman kağıtlarının kabasabalıkları yoktu o defterlerde. Acı bir kinin sarısıydılar, çizgisizdiler. Kalın, not tutmaya, matematik- geometri problemlerinin çözümlerine uygun.
Pek çok yazarın yazı karalamaları da bu defterleredir. Not defteri alamayanlar başka derslerin sarı defterlerinin son bölümlerine yazardı yazacaklarını. (Yazar Kemal’in bir folklor derlemesinin adının Sarı Defterdekiler olduğunu hatırlıyorum. Alpay Kabacalı hazırlamıştı baskıya.) Gençliğe adım attığı yıllarda şiir denemelerini, mektup karalamalarını sarı sayfalı defterlerin sonuna yazmayan mı var?
Metin Demirtaş da günlüklerini topladığı kitaba Sarı Defterim adını vermiş. Bana bu ad hep gençliğimi/yarı çocukluğumu hatırlatıyor. Öğretmenlerimizin çınlayan sesi, “Altı ortalı bir sarı defter, beş ortalı kareli defter, iki ortalı güzel yazı defteri, Türkçe için marjlı dört ortalı defter…” Saman kağıtlardaki yazılar tam silinemez, kurşun kalemin gölgesi kalır, zaten lastik dediğimiz silgiler Allahlık. İyi kalitedeki defterler yok değil ama kenar semtlerin kırtasiyecileri de okul kooperatifi de satılmaz diye pek getirmiyorlar. Kurşun kalemlerin uçları da bazen yırtıyor defterimizi. Ama sarı defterler cefakar silmek onları pek zedelemiyor.
Metin Demirtaş da yaşamını çizmiş, günlerini temize çekmiş sarı deftere: Şiirli Yazılar, Anılar, Günlükler. Kapağında İbrahim Demirel’in bir fotoğrafı var. Yayınevi adı olması gereken yerde bir mavi mine. Aralık 2013’te yazmış birinci baskının ön sözünü, kitap şubat 2014’te ikinci baskı yapmış.
Metinin anıları şiirli yazılar daha çok. Cahit Külebi’ye yazıp (belki de yollamadığı) bir mektup var örneğin. Çoğumuzun açıkça anlatamadığımız günlerden bir çocuk:
“1950-1955 yıllarında Antalya’da Sanat Enstitüsünde okuyan bir çocuk ve 1956 yılında Ankara’da köyünün özlemini çeken yoksul bir genç Sıla şiirinizi okur okur, gözleri buğulanırdı.
Bu nasıl bir özlem ve nasıl hüzün dolu hem tatlı hem acı bir duyguydu?(….)”

Metin Demirtaş’ın toplumcu gerçekçi şiirlerindeki incelikle lirik damarın nedenleri onun anılarını okurken daha iyi anlaşılıyor. Onun gözlerini buğulandıran şiir: “Gün bitti/Akşam serinliğiyle başlıyor memleketim” dizeleriyle başlar. Gurbet her anlamıyla soğuktur:
“1955 yılında üç arkadaşımla Ankara’ya geldiğimde, Altındağ’da kiralık bir oda tuttuk. Güneş görmez bir oda. Kış geceleri boş şişelere soba üstünde kaynayan sıcak suyu şişelere doldurup yataklarımız içine kor ısıtırdık. 1959 yılında Adnan Menderes öğrencileri yurtlardan çıkarınca, Cebeci’de kiralık bir gecekondu odasında bir kış boyu Kemal Burkay ile de aynı yöntemi uygulamıştık.”
Hele o yıllarda aşık olduğu kızla sonunda evlenişi bir roman bölümü gibi düşlere salıyor beni.
“Diyeceğim 1959 yılında yatağımın başucundaki portakal sandığı içindeki şiir kitapları arasında Düşten Güzel de vardı. Bir kıza aşıktım ve Serenad şiirinizi okudukça esrir, başım dönerdi.”
Bir şairi anlamak için anıları gereklidir, yaşamını nasıl harcadığı da. Bunun için ben üç kitabı birarada okudum. Sarı Defterim, Yasaklı Nasrettin Hoca Şenlikleri (Kaynak Yayınları), Ben Nasrettin Hoca.
Demirtaş’ın Ben Nasrettin Hoca’sında Nasrettin Hoca öykülerinin yeni yorumları var. Bir yanda da yapmaya çalıştığı şenlikler, Akdeniz’e barış mayası çalan Nasrettin Hoca ile yollara düşüşü, çocuklara dağıtılan dergiler, kitaplar. Öte yanda Ahmet Arif ile Enver Gökçe ile anıları. Kitaptaki fotoğraflar şair bir halk çocuğunun paylaşımcılığını daha iyi tanıtmış.Özellikle kitabına seçtiği, sıska bir Afrikalı kadının çocuğuyla birlikte maymun yavrusunu emziriş fotoğrafı.
Şair olmak, ülkemizde kolay değil. Bu güzel dili güzel kullanabilmek, bir dağı “şahan”a benzetebilmek için “hapisane önlerinde kollarında çamaşır bohçaları , omuzlarında yorgunlukları” beklerken itilip kakılan “güzel, özverili, çileli , mahzun” anneleri tanımak gerekli kuşkusuz. Ve onların yıkadığı fesleyen koklu çamaşırları giymek, onları öperken gözyaşlarını da öptüğünü fark etmek. Babasına hiç şiir yazmayışının hüznünü duymak.
Metin Demirtaş, İstanbul’dan uzakta olmaktan yakınmayıp olduğu yerde bir şiir bahçesi kurmayı, şiiri sevdirmeyi, kendi şiirini gerçekleştirmeyi, değerini kanıtlamayı (yalnız ulusal alanda değil uluslararası alanda da) başaran bir arkadaşımdır. İsterim ki gençler iyi tanıyarak okusun onu, (kitaplarına internetten ulaşmak zor değil) ondan öğrenecekleri çok şey var.

YAK BİR CİGARA

Yürüsek bulur muyuz o havaları?
Alkol almış, az üzgün
Bir sevdanın ilk günlerinde
Ürkütülmüş yalnızlığıyla güvercinlerin
Dağılan bir akşamın seherine.

Kararsız nereye dursa şimdi.
Hüzne eğik dallar.
Mutluluktur ya, bilinmez şimdi
Öğretir sonra gelen acılar.

Ve ne zaman geçsek o köprülerden
Bir ufak rakı dönüşü köprülerden
Abanmış korkuluklara
Mırıldanırken o şiiri:
-Sous le Pont Mirebeau
Dalıp gitmiş akan sularla sevdalara
Hey Apollinaire
Yak bir cigara. ·

Ankara, 1965

VİETNAM

Bu destan söylenip gelecektir dilden dile
Esip bir Barak havasi gibi yüreğin ovalarından
Ezilmiş ulusların yiğit çocuklarından.

Susturamaz onu kurşunlar, napalmlar
Daha nice sabahlarda
Nice Vietnamlı çocuklar
Tükürüp Emperyalizmin suratına
Düşecekler Vietnam toprağına

Çünkü o bizim en güzel şarkımız
Şimdi oralarda korkunç söylenen
Venezuella’dan Jose Manuel söyler onu
Fanon söyler Cezayir’den
Savrulur gider
Ağaran aydınlığında uyanan Afrika’nın.
Ve sarsar karanlıkları
Çığ gibi büyüyen çığlığıyla
Lumumba’nın.

1968

VOLTA

Herkesin bir volta atışı vardır mapusanede.
Kimi sessiz, sinsice.
Kimi sert adım, kof bir gururla.
Kimi konuşarak kendi kendisiyle.

Attım bense voltamı hep güneşlerde
Nasıl geçerse rüzgarlar kırlar üstünden
Usulca geçtim duvar diplerinden.

1968

CHE GUEVARA

Bizim de dağlarımız vardır Che Guevara
Bakma şimdi durgunsa, bir şahan gibi duruyorsa
Yorgundur, savaşlar görmüştür, çeteciler barındırmıştır
Yani satılmış değillerdir, hiç tüf ek patlamıyorsa.
Alaçamın, mor meşenin ardına, silah çatıp yatmaya
Bizim de dağlarımız vardır Che Guevara.

Bizim de halkımız vardır Che Guevara
Unutulmuş uzak tarlalar yalazında
Sazıyla, türküleriyle kardeşliğe vurgun
Bütün ulusların halkları gibi
Ve yalnız büyük fırtınalarla kımıldayan
Bizim de halkımız vardır Che Guevara.

Bizim de ozanlarımız vardır Che Guevara
Sağ çıkmış güneşsiz taş odalardan
Yüreğiyle barışa, sevgiye yönelmiş
Çelik öfke bir yanı, bir yanı uysal mavi
Eğilmeden dimdik geçmiş demir kapılardan
Bizim de güzel insanlarımız vardır Che Guevara.

Bizim de delikanlılarımız vardır Che Guevara
Yokluklardan biyol kopup gelmiş
Üç zeytin, az ekmek üniversitelerde
Düzen çarpar önce, alkol vurur
Başkaldırırlar akılları suya erende.

Çünkü Vietnam hepimizin Vietnam’ı
Kongo hepimizin Kongo’su
Bir kez özsu yürümüştür dallara
Patlayacaktır ağır sancılarla karanlıklar
Varmak için o güzel yarınlara
Bizim de dağlarımız vardır Che Guevara.

Ankara, Ekim 1967

METİN GÖKTEPE İÇİN

Metin Göktepe’nin sönen gülüşü
12 Eylül’ün Kasım’ında İlhan’ın düşüşünü
Ve benzer öldürümleri anımsattı bana.

O gün çoğumuz, susup, pusup, oturmuştuk
Susmayan ipte, işkencede, sürgün ya da hapiste …
Bugün susup kalınmasın hiç değilse.
Cellatların sopası altında can veren
Kalmasın can verdiğiyle.

KÖPRÜLERİ SEVERİM

Köprüleri severim
İnce, narin kemerleriyle
İki yakayı birleştiren güzellikleri.

İster taştan olsun
İster tahtadan
Sevgilerle geçtim hep
Hüzünlü kasaba köprülerinden.

Son yolculuğumda
Omuzlar üstünde giderken de
Geçilsin isterim bir köprüden.

Köprülerin yücesi
İnsandan insana yol olan
Buradaki insanı
Şili’deki insana bağlayan
Şiirle örülü köprülerdir yine de.
Ben bunu bilir, bunu söylerim.
Hazırol Kalbim

1985

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK