9 C
İstanbul
Cumartesi, Eylül 26, 2020
Ana Sayfa Kritik GAZZE VE AHMET ARİF

GAZZE VE AHMET ARİF

Ahmet Arif’in Refik Durbaş ile yaptığı bu söyleşi de, Gazzeye dair bir bölüm var. Bu bölümü paylaşarak kutsal bir amaç yüklenen ‘Gaza’ kültürünün ne olduğunu öğrenmiş olalım. Eskiden çok yaygın olan Gazze kültürü günümüzde geri düşmüş gibi görünse de, AKP’nin iktidarıyla artık hayatımızın bir parçası oldu. Sürekli savaş kültürüyle iktidarını sağlamlaştırmak isteyen AKP, devletin varlığıyla Gazze kültürünün içice geçtiğine inanır. Bu anlamda İslami kültürü sahiplenmesi, onun cihatçı yağma ve talan kültürünü yani Gazze kültürünü sahiplendiğini bilmenizi isterim. Bu söyleşi de Gazzenin nasıl bir şey olduğunu görüyoruz. Göçer aşiretlerin sürekli başka toprakları yağmalama adına yaptıkları eylemdir.
Ayasofya kırılan ilk namazda, kılıçın kullanılmasının amacı sadece islami yaşam tarzını topluma dayatmak değil. Aynı zamanda bu Gaza kültürünü yeniden toplumsallaştırmaktır. Türk İslam sentezine göre bir devletin devletleşmesinin yolu Gazzeden geçer. Bu günkü devletin düşüncesi de aynıdır yağma ve talan yapmayan devlet, devlet değildir.

— Gazveden söz edecektin, nedir gazve?
AHMED ARİF —Gazve coğrafya olarak birbirine yakın aşiretler arasında olamaz. Mesela Harran’dan Karacadağ’a gazveye gelirlerdi.
Gazveye gelenler Araplardı. Özellikle “Siyale” aşireti çok savaşçıydı, vahşi, kan dökücü bir aşiretti. Ben bir sefer gördüm onları. Beş bin çadırdı. Yani birer tüfekten beş bin tüfek. Tabii nüfusa göre, bazı çadırlarda beş tüfek de vardı. Saldırdılar Karakeçe’ye.
Çünkü babam onların başkanını nezarete kapatmıştı. Gittim baktım, adam sırmalar içinde. Adı Hüseyin el Salih. Yakışıklı bir adamdı. Beni kucağına aldı, sevdi. “Sana ceylanlar getirdim”dedi.
Sonra babama sarıldım, öperken kulağına fısıldadım. “Kapıda iki silahlı Arap var” dedim babama. O da bana fısıltıyla, “Git, Muhammet Şerif amcana söyle, benim tüfeğimi alsın gelsin” dedi.
Çıktım gittim ben, babamın dediklerini Muhammet Şerif amcama söyledim. Şerif amca bir tepenin üzerinde namaz kılıyordu. “Müslüman Müslümana kurşun atmaz” diye konuştu. Beni kovdu.
Babamın tüfeğini aldım ki, Osman diye bir delikanlı bütün aşirete sesleniyor: “Bu gelen Arap.Yalnız hükümete değil bize de geliyor. Bizi de keser. Bizim kızlarımızı da sürükler. Bunlar vahşidir.”
Osman daha sonra bir çadırdan muşambaya sarılmış filintasını çıkardı. O zaman gene bir silah toplaması vardı. Köylülerde silah vardı ama, gizliydi. Yere gömüyorlardı. Ve Araplarla döğüş başladı. Bu kavgada yalnızca Muhammet Şerif amca kolundan yaralandı.
Bir kurşun kolunu deldi geçti. Drej aşireti 500 atlı ile geldi. Babam engel oldu.
— Araplar ne istiyorlar?
AHMED ARİF — Kuzeye, Karacadağ’a göçmek istiyorlar. Çok kuraklık vardı Harran’da.Ama adam en az elli cinayetten aranan biri. Ayrıca gittikleri yeri veba gibi kurutuyorlar, kasıp kavuruyorlar. Tabii gittikleri yerin de ahalisi var. Koyunu, keçisi, sığırı var. Bahçeleri var. Tarümar ediyorlar giderken.
Karacadağ ise pirinciyle, buğdayıyla, kayısısı, üzümüyle, her çeşit bitkisiyle, meyvesiyle,zahiresiyle zengin bir vatan parçası. Elbet bunlar da korunacak, halkın malı çünkü.
Çadıra koştum. Anam hasta, lohusa. İki tane uzun boylu zenci, bir ipek bohça dolusu altınla gelmişler çadıra. Çok güzel bir kız, bir de onun anası. Neneme yalvarıyorlar: “Bunları kabul edin, hepinizi kesecekler… “ Nenem de diyor ki: “Arif Bey de beni keser kızım. Bunları kabul edemem. Bizim eve haram girmez.”
Silahşörler ile ana-kız bohçayı sırtladılar gittiler. Çadırın ipine baktım, beş tane ceylan bağlıydı. Ve çatışma iki saat kadar sürdü. Hüseyin el Salih’i o kapatılan yerden alıp götürdüler. Dağda deve leşleri, katır ve at leşleri kaldı. Kar izleri kaldı.
Daha sonra babam Harran’da kaymakamlığa vekalet etti. Bir kaymakamın işi değildi ama, gitti
Hüseyin el Salih’in evini bastı. Hüseyin el Salih ile yeğeni Avat’ı çarpışa çarpışa, yaralı olarak yakaladı. İkisini de Urfa’ya götürüp savcıya teslim etti.
Burda bir güzellik daha var, onu da söyleyeyim.
Bu Hüseyin el Salih tabii yattı çıktı. Cezasını çekti, ama itibarlı bir adamdı. Büyük bir aşiretin reisi. Sonradan benim eniştemle ortaklaşa çiftçilik yaptılar. Yani eniştemin ve babasının topraklarını ekip biçtiler. Enişteme yeğenlerimi gösterip dermiş ki; “Bunların dedesi var ya, yiğit adamdı.”
— Amaç ne gazvede?
AHMED ARİF — Gazvede asıl amaç, çapul, yani soygundur. Aşiretlerin saklıda altınları,
paraları vardır. Ama en değerli varlıkları hayvanlarıdır. O hayvanlar yerine göre koyun
sürüleridir, keçi sürüleridir ve yılkılardır.
Yılkı diyorum, şimdi yanlış anlaşılan bir durum var Türkçede. Bakımsız atları, bakılmayacak kadar hasta atları dışarda bırakıyorlar kışın ölsün diye. Bu at sürüsüne de yılkı diyorlar. Aslı öyle değil. Bizde yılkı, aksine saf kan, çok değerli Arap atlarından oluşur. Mesela Dreji’nin oğlu Abdülkadir Beyin belki binden fazla saf kan Arap atı vardı. Bu atları Mustafa Kemal’e, İsmet Paşa’ya armağan gönderirdi. Seglaviler, Hamdaniler, Ubeyyanlar, bizim küheyl dediğimiz Küheylanlar… Öyle ki bakmaya kıyamazsın, bakmaya doyamazsın, öyle güzel atlar. İşte gazve bunlar için yapılır. Bunlardan ne götürürlerse, ne talan ederlerse kârdır. Ama gazvenin kaçınılmaz bir de şartı vardır. Gazve için sınırı geçmek gerekir. Yani Türkiye sınırları içindeyse imkânı yok barınamaz, Suriye’ye geçerse iş değişir. Yani gazveyi yapan aşiret ister. Türkiye’de yerleşik olsun, ister Suriye’de, mutlaka aldığını Suriye’ye geçirmek zorundaydı. Elbette Suriye’den Türkiye’ye geri almak için Türkiye’den de gazveciler giderdi.
— Kimlerdi bu gazveyi yapanlar?
AHMED ARİF — Çoğunlukla elbette o zarara uğrayan, gazve afetini atlatan aşiret, ya da onun savaşçılarıydı. Bir de hükümetin görevlileri, askerler, jandarmalar, onlar da aşiret kılığında giderlerdi. Yani bu biraz müsaadeliydi. Resmi olmasa da hükümetin gözü önünde, onun izni ile yapılan bir savaştı gazve.
— Sen de katıldın mı gazveye?
AHMED ARİF — Ben gazveye katıldım. Ama savunma için katıldım. Yoksa gidip çapul yapmak için değil. Bir gün haber aldık gazveye gelecekler diye. Beni süslediler, sırmalı şalvar giydirdiler. 9-10 yaşında ya vardım, ya yoktum. Çok güzel bir kısrak verdiler. Ben kısrağa binemem diye direttim. Yalvara yakara kabul ettirdiler. Çünkü ben, şahlanmayan ata binmezdim. Kısrak ise şahlanmaz.
Atımı da süslemişlerdi. Yalnız değildim. Bir-iki çocuk daha vardı. Biri Güley Hanımın oğluydu. Güley Hanım da Şahinbey Aşiretinin başı. Bir de çevremizde kılıçlı tüfekli korumacılarımız vardı.Gittik, çok güzel döğüştük. Hiç korkmadım. Benim için şenlik gibiydi. Toy gibi bir şeydi.
Diyeceğim sık sık olur bu. Yılda bir-iki defa. Arada devletler arası sorunlar çıkardı. O zaman
Suriye Fransızların, Irak İngilizlerin elindeydi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK