9 C
İstanbul
Cuma, Ocak 21, 2022
Ana Sayfa felsefe ERDEMLİ OLMAK VE ERDEM*

ERDEMLİ OLMAK VE ERDEM*

Erdem nedir?

Erdem ahlaklılığın özel adıdır. Erdem terimi bize özellikle ahlak açısından bireysel yetkinliği duyurur. İyiye yönelmek ve kötüden kaçmak erdemli kişinin başlıca niteliğidir. Bu da her zaman azçok yetkin bir bilinçliliğin ve yaşam deneyleri açısından zenginliğin anlatımıdır. Ahlak alanı düşünmekle eylemeyi bir bütünde buluşturur. Kaba bir deyişle, ahlaklılıkla ahlakçılık arasında uçurumlar olmamalıdır. Ne salt düşünülmüş ahlaktan sözedebiliriz ne de hiç düşünülmemiş ahlaktan. Birçok alanda olduğu gibi ahlak alanında da düşünmekle yapmak bir gerçekliğin iki ayrı yüzüdür. Ahlaki olgunluk iyiyi iyi düşünmekle ve iyiyi doğru bir biçimde gerçekleştirmekle olasıdır. Bir dış baskı olmaksızın iyiye yönelen bilinçler erdemin gerçekleştiren bilinçlerdir. Buna göre erdemlilik hem istemlilikle hem alışkanlıkla belirgindir. İsteyerek ahlaklıyızdır ama birçok bakımdan da ahlaklı olmaya alışmışızdır. Bazı iyi davranışlarımızı iyiden iyiye düşünerek ve tartarak, bazı iyi davranışlarımızı da kendiliğinden gerçekleştiririz. Bilinç içerdiği bilgilerden ve yaşanmış deneylerden giderek çok zaman iyi’yi içgüdüsel yönelime benzeyen bir yönelimle
gerçekleştirir. Buna olumsuzun açısından bakarak bilincin kötüyü gerçekleştirmeme alışkanlığı da diyebiliriz. İyi’ye yönelişimiz bizi kötü’ye kapayan sınırlarla sarılmıştır. Erdemli kişi buna göre çok zaman iyi’yi büyük ölçüde tartışma konusu yapmadan gerçekleştirir.

Ahlak açısından iyiden iyiye tartışılması gereken sorunlar vardır. İyi her zaman elimizin altında değildir: iyi’yi belirlemek birçok durumda belli bir bilinç etkinliğini gerektirir. Bazı iyi’ler, deyim yerindeyse, tam anlamında bellidir. Erdemli kişi gündelik yaşamda ahlaki edimi gerçekleştirmek için kendiyle tartışmak gereksinimi duymayacaktır. Her alanda olduğu gibi ahlakta da çok belli amaçlara çok belli
yollardan gidilir. Demek ki kazanılmış ahlak iyi’ye yönelişin en genel koşulunu oluşturur. İngiliz filozofları ve bazı kişiler insan ruhsallığının doğuştan bir temeline oturduğunu düşünürler. İngiliz filozoflarının çoğu doğuştan gelen bir ahlak duygusu ’ndan sözettiler. Bizim anlayışımız bu görüşe büyük ölçüde uzak kalır. Doğuştan fikirlerin varlığıyla ilgili hiçbir belirti olmadığı gibi doğuştan ahlaklılıkla ilgili
herhangi bir belirti de yoktur. Temel savımız şudur: bilincin türsel etkenlere bağlı bir takım a priori koşulları olsa da bunlar doğuştan gelme bir temel ortaya koymaz, hazır verilmiş bir erdemin varlığından söz etmemiz için yeterli bir dayanak oluşturmaz. Buna göre her türlü erdem bir kazanımdan başka bir şey değildir.

 

Erdemlilik her şeyden önce bir sürekliliği gerektirir ya da bir başka deyişle tutarlılığı gerektirir. Erdemi sürekli kılan, sağlıklı bilinç koşullarının aşırı değişken olmayan yapısıdır. Bazı davranışlarının erdemlilik koşullarına uyuyor olmasına bakarak bir kişiyi erdemli kişi diye belirlememiz doğru olmaz. Zaman zaman erdemli davranışlar ortaya koyan bir kişi gerçekte tam anlamında erdemsiz bir kişidir.
Ahlak alanında bir kötü bütün iyileri götürür: kişinin bir erdemsiz davranışı tüm erdemli davranışları siler. Erdemli davranışları bir kefeye erdemsiz davranışları bir kefeye koyarak ahlak ölçümü ya da buna bağlı olarak kişilik belirlemesi yapamayız. Öte yandan ahlak açısından bireyin davranışlarını iyi okumak ya da doğru yargılamak bir zorunluluktur. Yapay erdemli davranışlar vardır, bir başka deyişle
erdemli gibi görünen davranışlar vardır. Kant’ın amaçları gözeten niyet ahlakı burada ister istemez belirleyici olacaktır. Ancak Kant’çı bakış açısındaki kaçınılmaz sakatlığı da gözden uzak tutmamak gerekir: niyeti belirlemek özellikle altbilincin oyunları düşünülünce pek kolay bir iş değildir. Öte yandan erdemli yönelimi belirlemek için niyet’i gözetmekten başka yapacak bir şeyimiz de yoktur. Bazı
davranışların erdemli ya da erdemsiz davranışlar olduğu çok açıktır, bazı durumlarda açıklık pek de belli değildir.

Erdemliliğin iki büyük amacı olmalıdır: bireysel açıdan dinginlik ve toplumsal açıdan ödev. Erdemli kişi gerçek anlamda bir içsel uyumu, bir öznel denkliği enine boyuna yaşayan kişidir. Esenlik duygusu erdemliliğin bir armağanıdır. İyi’nin o iyi’yi gerçekleştiren kişide de başka kişilerde de uyandıracağı duygu bir tür kendiyle çakışma duygusudur. Bu duygu toplumsal düzeyde yayılmaya eğilimlidir:
iyilik yaptığımız zaman kendimizden hoşnut oluruz, bundan başkaları da hoşnut olur, özellikle iyiliğin amacı olan yani iyi davranışlarda bulunduğumuz kişi de hoşnut olur. Burada belirgin bir ödev zorunluluğu yoktur. Her ahlaki edimi bir ödev zorunluluğuna bağlamak insanı kendine tutsak etmekten başka bir anlam taşımaz.
İflas eden dostuna yardım eden kişinin durumuyla yurdunu savunmak durumunda olan bireyin durumu ödev açısından benzerlikler ortaya koyuyor olsa aynı değildir. Ahlak sözkonusu olduğunda zorunlu yükümlenmeler ve ayrıca gönüllü yükümlenmeler vardır. Dostuna para yardımında bulunmadı diye bir insana kızamazsınız ama dostuna para yardımında bulunan kişiyi alkışlarsınız. Evet, tüm ahlaki davranışları ödev koşuluna bağlamaya kalkarsak özgürlüğü gerçekleştirelim derken tam tersi bir iş yapmış oluruz.

Her ne olursa olsun ahlaki davranış ussal bir davranıştır. Duygularımızın karmaşık yapısı ahlaki bir yükümlenmeyi sağlayabilecek gibi değildir ya da tek başına yüklenebilecek gibi değildir. Çok yerde olduğu gibi ahlakta da usun seçiciliğine gereksinim vardır. Ancak ahlakta eski felsefelerde olduğu gibi bir us ve duygu ya da us ve tutku karşıtlığı belirlemek bugün için olası değildir. Kabasaba bir deyişle dersek eskiden tutkularımız bizden sayılmıyordu, onlar bizim takıntılarımızdı hatta onlar bizim bizdeki düşmanlarımızdı; şimdi onlar bizim öz malımızdır, bizim başımızı gün gelip nice belalara soksalar da onlar ruhsal varlığımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Bugün altbilincin oyunlarına kafa tutabilecek bir usun varolabileceği anlayışını sürdürebilmek olası değildir. Bugün artık tutkularımızı dışlayarak değil tutkularımıza karşın erdemli olmanın koşullarını yaratarak yaşamak zorundayız. Eski ahlaklar tanrılaşabilen birey fikrini rahatça işleyebiliyorlardı. Hıristiyan ahlakı daha sonra bireyi tanrısallık katından indirdi, tanrısallık karşısında iyiden iyiye küçülttü, ona epeyce aşağılarda bir yer verdi. Ancak zamanlar iyiden iyiye değişti: Tanrı olmanın ve kul olmanın ötesinde insan olmak diye bir amacımız var artık.

Erdemliliğin temel ölçütü ölçülülüktür ya da daha doğrusu erdemlilik ölçülü davranışlarda açınlanır. Eskiçağ filozoflarının koyduğu bu ölçüt bugün de geçerlidir. Ölçülülük denge uzmanlığı anlamına gelmez, her bakımdan bir orta yol tutturmak anlamına gelmez. Ancak erdemli kişi aşırılıkların yaşamdaki tutarlılığı bozarken ahlakı da zedelediğini bilen kişidir. Atılganlık da pısırlıklık da erdemi açıklamaz, erdeme uyan yol yürekliliğin yoludur. Gözüpek kişi usun değil iyiden iyiye taşkın
duygusallığın belirleyiciliğinde yaşar. Oysa erdem dediğimiz şey duygusallığı dışlamayan bir ussallığı gerektirmektedir. Durmadan konuşmakla susmak arasındaki yer, soluk soluğa koşmakla durmak arasındaki yer erdemin belirdiği yerdir. “Omnia in modo est virtus” diyen Latinler bize erdemin ölçülülük üzerine temellenmesi
gerektiğini duyurmuşlardır. Buna göre erdemin ussallıktan da duygusallıktan da pay alması gerektiğini düşünmeliyiz. Demek ki ahlak alanı durallığın ya da edilginliğin alanı değildir, her zaman belli bir etkinliğin varlığını gerektirir. Eylemsizliğin erdeminden sözetmek hiçbir koşulda olası değildir.

Bütün bunlar bize ahlak değerlerinin evrensele açılan bireysel bir temeli olduğunu düşündürür. Bu çerçevede ahlak denilen etkinliği bireyin dünyasına kapamak olası değildir. Daha doğrusu ahlakın bir bireysel yüzü bir toplumsal açılımı vardır. Daha doğrusu ahlak bizi sorumluluklar çerçevesinde bütün insana, bütün bir insanlığa bağlar. “Benim kimseye bir zararım yok” diyerek ahlak savunmasına giremeyiz. Kimseye zararı olmayan kişi birilerine zararı dokunan kişiden çok da yukarıda değildir. Ancak gerçekten basit koşullar dışında kimseye herhangi bir iyiliği dokunamayacak durumda pekçok insan vardır. Onlar bilinç yetersizliği çeken kimselerdir. Bu çerçevede erdemli olmakla bilgelik arasında bir ilişkinin varlığından sözetmek hiç de yanlış olmaz. Bilge kişi kim olduğunu bilen kişidir, dünyanın
neresinde ne için durduğunu bilen kişidir, ne yaptığını ve hatta ne yapması gerektiğini bilen kişidir. Acılar karşısında güçlü ya da soğukkanlı olan bilge mutluluklar adına kendini kapıp koyveren kişi olma özelliğini geride bırakmıştır. Bugünün bilgesi tutkuların insan yaşamı için bir kaçınılmazlık hatta bir gereklilik olduğunu bilmekle birlikte tıpkı eski ahlakçılar gibi kendini hiçbir zaman tutkuların elinde
oyuncak olmaya bırakmayacaktır.

*Bu yazı Felsefelogos dergisinin 23. Sayısında yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

Kenar Mahalle Rapsodisi

Susunca taşlaşır insan nadasa bırakılmış dağ olur yaban. Tulumba sesinde yorulur ruhu çalınmış hayatlara büyür. Aldanır kahverengiden kar kuşu şuncağız ömür kışlarına kenar mahalle leylek yuvası çatılarda bahar rapsodisi.

EMİN KARACA ESERLERİYLE YAŞIYOR!

EMİN KARACA ESERLERİYLE YAŞIYOR!                                          ...

YA İSYAN EDECEĞİZ YA DA OTURUP PADİŞAHLARIN FİLMLERİNİ SEYREDECEĞİZ!

Çekimleri pandemiden önce tamamlanan filmin senaristi ve yönetmeni Metin Yeğin'le “Grev”le ilgili Ezgi Sivrikaya’nın röportajını izin alarak paylaşıyoruz. EZGİ SİVRİKAYA: Filmi çekmeye ilk olarak nasıl...

KÜLEBİ ŞİİR ÖDÜLÜ ÜZERİNDEN ÖDÜLLER VE SANAT

KÜLEBİ ŞİİR ÖDÜLÜ ÜZERİNDEN ÖDÜLLER VE SANAT                 Yüzlerce yıldır okunan ve gelecekte de okunacak edebi eserlerin hiçbirisinin bir ödüle ihtiyacı olmamış ve bundan sonrakilerin de...

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK