9 C
İstanbul
Pazar, Eylül 27, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Deneme DÜŞLERDE YAŞAMAK

DÜŞLERDE YAŞAMAK

Çoktandır düş göremiyorum. Zaman zaman rahmete kavuşmuş yakınlarım girerdi düşlerime. Şimdi nedense onlar da çekildiler. Düşlerde ölmüşlerini görmek bir tür özlem gidermek mi oluyor ki yüreğimize acı bir tedirginlik koyup gidiyor?

Rahmetli annem düş görmekte ustaydı diyebilirim, sonra da gördüğü düşleri bir takım kalıplara göre kendi kendine yorumlamaya kalkardı. Bazen çok korkulu şeyler söylerdi. Bazen de iyilik haberleri verirdi. Çok yoksul olduğumuz için iyilik haberlerinin başında “kısmet” bildirileri vardı. Hele balık gördü mü sevincinden uçardı. O gördüğü balıklar babamın rüşvetçi arkadaşlarına bile iyilikler taşıdı, lakin bize pek bir şey getirmedi. Annemin kötümser yorumlarına da iyimser yorumlarına da bir şey demezdik: kötümserlik yaşam savaşı verenlerin dünyasında geçicidir, iyimserlik güç verir, iyilik dilemek her zaman iyidir.

İnsan dünyada bulamadığını düşlerde arayan bir varlık değil mi? Düşlerimiz olmasaydı ne yapardık biz? Gerçekte düşleri de kendi ruh durumumuza göre görüyoruz: iyi bakarsan iyi şeyler görürsün, kötü bakarsan kötü şeyler görürsün. Efendim? Gelecekten korktuğumuz zaman düşler kötüdür, gelecekten umutlandığımız zaman düşler iyidir.

düş kurmak ile ilgili görsel sonucu

Ben yıllar yılı çok güzel düşler gördüm. Bazı değişmez düş kalıplarım vardı. Bunlardan biri şöyleydi: önü kesik bir uçakta en ön koltuklardan birinde yer bulabilmişim, bulutların, rüzgarın, maviliğin, yeşillerin içinden gidiyorum. Aşağıda akarsular ki herbiri bir ayrı güzellik. Yanımdakileri hiç tanımıyorum, onlarla ilgilenmiyorum. Zaten son dakikada yetişmişim uçağa. Korkulu bir sevinci yaşıyorum. Her an düşebilirim, altım boşluk, önüm boşluk. Ama öyle güzel bir boşluk ki o boşlukta yitip gitmek de pek hoş. Gene de ürperiyorum. Ne garip değil mi? Kaldı ki bende uçak korkusu diye bir şey yoktur. Zaman zaman yaşamımın bir uçak kazasıyla son bulacağını düşünmüşümdür. Gene de uçağa binerken tedirgin değilimdir.

Bir başka düş kalıbım da şöyleydi: uçağa pek de benzemeyen ve hafif bir gürültüyle ya da daha doğrusu tekdüze bir vızıltıyla uçuşan bir takım araçlar bir savaşın içinde birbirleriyle kıyasıya çarpışıyorlar. Bunlar uçak ama herbiri ayrı ve şaşırtıcı bir görünümde. Onların çarpışmalarını izliyorum, bazılarının yakınlara bir yerlere düşüşünü izliyorum. İçim ürperiyor. Bir başka düş kalıbım, karanlık ve çok ama çok engebeli, aynı zamanda çok uzun bir yolda koşmak. Bir şeylere yetişmeye çalışıyorum. Neye? Ben de bilmiyorum. Düşe kalka gidiyorum, ayaklarıma taşlar, kocaman kocaman kesekler takılıyor. Üstelik bu yol iki tane. Ben daha başlangıçta sağdaki yola sapıyorum. Gerçekte yokuşa vuran öbür yolun nereye gittiğini bilmiyorum. Zaten bu yolun da nereye gittiğini bilmiyorum. Soluk soluğa koşuyorum. Neye yetişmekte olduğumu yani neden koştuğumu hiç bilmiyorum. Belli bir sona varmadan ya uyanıyorum ya düş dağılıp gidiyor.

Çoktandır doğru dürüst düş görmüyorum. Belki de yaşlanmanın bir sonucu bu. Belki başka bir nedeni ya da hatta başka nedenleri vardır, bilemem. Yaşlılıkta uykular azalıyor ve tatsızlaşıyor. Uyumak için düpedüz çaba gösteriyorsunuz. Düşler bu koşullarda gürültüye gitti belki de. Düş görmediğim için üzülüyor değilim. Çocukluğumdan bu yana karabasanla pek ilgim olmadığı için düş görsem de olur görmesem de diyorum. Ama düşlerin ara sıra uykularımı renklendirmesi hoş oluyordu. Bazen belli belirsiz bir takım imgeler görür gibi oluyorum ama uyandığımda hiçbir şey seçemiyorum. Bu sabah şafak sökmeden uyandım. Bir süre yatakta döndüm durdum. Bu arada madem ki düş göremiyorum, şöyle güzelinden bir düş yazısı tasarlayayım dedim. Eh, sabahın seher vaktinde alamadın veremedin düş üzerine ciddi yani bilimsel bir yazı yazmaya kalkıp kendimi gülünç edecek değildim ya.

Evet, dostlarım, işte bu yazıyı yazdım ben de. Gördüğünüz gibi pek bir şeye benzemedi. Başka bir yazı mı yazsaydım? Ne yazsaydım? Bendeniz doğma büyüme İstanbul’lu olmadığım için İstanbul’un köylüler elinde ne kadar köylüleştiğini, bizim gibi “soylu”ların bu işten çok zararlı çıktığımızı falan yazmak bana düşmüyor. Bizimki havaiyat. Siyasetten hiç ama hiç anlamayan, edebiyattan zorunlu nedenlerle hemen hemen yüzde yüz elini çekmiş olan ya da açıkçası kovulmuş olan, felsefe yapmaya kalktığında kolları bağlıymış gibi duygular yaşayan bir adam anlatsa anlatsa ne anlatacaktır dostlarım? Elbette düşlerini anlatacaktır. Düşlerini yani göremediği düşlerini. Düş görmek de düşlemek de artık bizlere uzak düşüyor. En iyisi eski aşklarla avunur gibi eski düşlerle yetinmek. Gene de yaşasın düşlerimiz! 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK