9 C
İstanbul
Salı, Mart 2, 2021

DUMAN

İyi hatırlıyorum orta biri bitirdiğimde getirmişti babam Duman’ı bana. Mıdıllılar’ın bir av köpeği vardı kahverengi siyah benekli, kocaman uzun kulakları olan bir köpek. Mıdıllı tazıyı bile gecer bu köpek diyordu. Adı biberdi, burnu sürekli akan bir biber. Okul çıkışı Mıdıllı bir ıslık çalardı, hemen gelirdi biber. Her pazar babası Nuri amca ava giderdi onunla. Cırmıhtı’ya, Beylerderesi’ne, İnekpınar’ına doğru.

Biber’in arka bacakları uzundu ama çok sırnaşık köpekti. Kim çağırsa hemen başlardı yalamaya yalanmaya. Zaten burnu hep ıslak, ağzı köpüklü olurdu. Kimseye havladığını duymadım Biber’in. Sıcak havalarda uyurcasına çökerdi toprağa. Yanında kediler geçer, kuşlar etrafında dolanır umursamaz Biber. Babam derdi, böyle it mi olurmuş, eve hırsız girse kapıyı önce o açar. İt dediğin yaklaştırmamalı eve kimseyi. Babamın dediği çıktı, evlerine hırsız girdi. Hemde bibere yalattıra yalattıra kendini. Az bir para varmış öyle açıkta, masanın üstünde, birde tüfeğini almış Nuri amcanın. Sabah hırsızın eve girdiğini anlayınca Nuri amca, sabah yaş bir cubukla dövmüştü Biberi. Her cubukta hala biber yalamaya çalışıyordu Nuri amcayı. Yani anlayacağınız bir coban köpeği değildi biber, av köpeği. Zaten kemikleri sayılır doğru dürüst bir döşü yoktu.

Orta birin sonuna doğru o kangal köpeğini getirdi babam. Önce adına pire dedik, ama ismini babam koymuştu, oysa köpek benimdi. Bende ismini Duman koydum o boz renkli kangal köpeğinin. Duman aşağı duman yukarı bahçede sürekli oynuyorduk artık. Öyle ki o bütün hayatım duman olmuştu. Dağda bayırda derede dumanla. Daha dört aylık olmamıştı ayrıldım dumanda. Annemle, halamın köyüne gittik.

Halamın komşuları cobanlardı, coban çamur mehmet derlerdi. Yazın kepeneğini pek giymezdi ama sonbahar ve kışta giyerdi. Oğlu vardı Reşat, Reşo derdik biz. Benim yaşlarda,kıvırcık saçlı koca gözlü bir çocuk, herşeyi bilirdi. Bu kimin tarlası derdim, Fadik ablaların derdi. Bu ağaç ne derdim, aluç derdi. Şu tarladıkiler ne derdim, yonca derdi. Şu damdaki yuvarlak taşlar ne derdim, lov derdi. Bu su nereye gider derdim, tohma’ya derdi. Ne desem bilirdi, böylece yarenlik etti bana, dumandan ayrılmanın acısını unutturdu Reşo bana. Onlarında iki köpekleri vardı coban köpekleri. İkisi de benim köpek gibi kangal köpekleriydi. Kocaman kafaları vardı bir ısırışta beni yutacaklardı sanki. Böylece benim köpeğin cinsini iyi tanımak için her gün Reşo’yla sohbet ediyordum.
Bir gün Reşo,
– Bizde babamla hayvanları otlatmaya gidelim hem bizim köpekleri yakından tanırsın
Nasıl sevindim nasıl uçuyordum sanki. Annemden izin alır almaz ertesi günü dört gözle çekmeye başladım.

Köyün dışına doğru meydan denen yerden beklemeye başladık. Daha yeni sabah oluyordu. Her yerden çıngırak sesleri duyuluyordu. Çıngırak sesleri, horoz sesleri ve köpek havlamalarına ve deh haydi soyha deyişlerine karışıyordu. Köyün içinden bir toz bulutu meydana doğru yanaşıyordu. Keçiler, koyunlar, inekler çıkıyordu bu toz bulutunun arasından ve mayıs (tezek) toplayan kadınlar. Meydanda yüzlerce hayvan vardı sanki. Çamur Mehmet amca tek tek gelen hayvanlara bakıyordu tek tek sayıyordu sanki. Bu zırto’ların, bu miro’ların, bu kesik cafer’lerin. İyice emindi artık sürü tamamdı. İki kangalın sürünün iki tarafına ne zaman geçtiğini bile farketmedim. Deh haydi sesleriyle yürüyüş başladı. Yüzlerce hayvan önümüzde, şu yeşil dağlara doğru.

Mehmet amca’nın yanında bizde yürüyorduk. Bir ara farkettim iki kangalın kulakları kesikti. Mehmet amca’ya,
– Mehmet amca bu kangalların kulakları neden kesik?
– Kurtlarla, köpeklerle, tilkilerle kavga ederken kulaklarından tutumasınlar diye. O çivili tasmada amaç aynı bogazında darbe almasın diye. Yoksa kangallar kavgada biraz zorlanır, ama kangal bunlar, onları hiç bir kurt köpek yıkamaz. Hatta ayıyı bile dize getirir bunlar. Sahibine bağlı en asil ve kuvvetli köpekler bunlardır, eğer sürüyü koruyan kangalın varsa korkma, ne kurt yanaşır, ne çakal, ne tilki, ne ayı.
Başladı artık Mehmet amca kangal köpeğinin özelliklerini anlatmaya o anlattıkca ben şaşırmaya başlamıştım. Şimdi benim duman’ımın değerini daha iyi anlıyordum. “Malatya’nın en kıymetli köpeği bendeydi kim yıkabilirdi onu kim? kim bana artık laf geçirebilirdi ki? Artık kafam netleşmişti elimde bir cehver vardı. Şimdi eve dönmek için sabırsızlanıyordum”

İki gün sonra annemle eve döndük, büyük abim dumanın yemeğini veriyordu, ilk işim ona yemek verme işini elime almak oldu. Bu on günlük süre içinde nerdeyse duman unutmuştu beni. O paçalarımı yalayan yanımdan ayrılmayan köpek şimdi abimin paçalarını yalıyor yanından ayrılmıyordu. Bu durum beni nasıl sinirlendiriyordu sorma. “Köpek bana gelmişti, abime değil anladınız mı” diyerek sürekli kavga çıkarılyordum. Böylece duman’ı uzaklaştırdım abimden. Avluda güneşin sürekli gördüğü bir yer buldum. Artık duman’ın kalacağı yer burasıydı. Öyle gölgede kalmayacaktı duman güneş anlının çatına vuracaktı sürekli. Hayır amacım duman’ı cezalandırmak değil onun nasıl bir köpek olduğunu hatırlatmak. Bir demir çengel çaktırtırdım yere ve o yere bağladım dumanımı. O öyle rahat gezen herkesle yılışan bir köpek olmamalı. O kavga eden saldırgan bir köpek olmalı. Onun başka ne işi olabilirki, bir sürüsü bile yok kontrol edeceği.

Artık dumanla başbaşaydım, her gün bol bol koşuyorum onunla, oyunlar oynuyorum. Elime sardığım tahtaları tutturyorum, dişleriyle parçalamasını sağlıyorum. Bol bol kemik vermeye çalışıyorum, süt ve otlu yiyeceklerden kaçarak. O kan kokusuyla büyümeli her kavgada kemiklerin sesi duyulmalı. . Artık kulağını kestirmem lazım, eğer biraz daha büyürse duman’ım hiç bir şekilde kulağını kesemem. Eğer ki, dövüşme sırasında kulağını başka bir köpek kurt kaparsa onun için kötü olabilir. Kulağını kesmesi için berber ibo’nun cırağı mahmut’tan yardım istedim. O da kabul etti ama karşılığında benim futbol topunu istedi, bende bu kulak kesmek için istenen ederi yüksek olsa, futbol topunu vermek zorunda kaldım. Ama unutmadım Mahmut’un bu yaptığını.

Kulağını kesmek için önce bizim et tahtasını getirdim ve kanı durdurmak için bez. Zincirine bağladıktan sonra, ağzını da bağladım, ben sıkı sıkı tutarken onu, Mahmut önce bir kulağını usturayla, sonra hızlı bir şekilde diğer kulağını kesti. Duman’ın o acıklı gözyaşlarını unutamam, hala kulağımda çınlar. Kanını durdurmak için bezle tampon yapmaya kalktıkca elimi ısırmaya çalışıyordu. Neyse ki, fazla kan akmadı, yoksa benimde içim dağlanacaktı. O güzelim köpek üç dört gün ne söylediysem yapmadı. Hatta arada bir hırladı saldırmaya çalıştı, ama yemek vere vere okşaya okşaya yeniden alıştırdım bana. Gözyaşları ve acısı dinmişti artık.

Okullar açılmıştı ama, ben yine de duman’ın ihtiyaclarını kimseye yaptırmıyordum. Duman benim kurttum, aslanım, yiğidimdir. Onun kimse elleyemez benden başka. Sabahları erkenden kalkıyor yemeğini veriyor, suyunu değiştiriyorum. Sonra bahçede bir süre oynayıp boğuşuyorum Duman’la ve öyle okula gidiyorum. Bir tek anneme ve babama arada bir izin veriyorum Duman’ın ihtiyaclarını karşılamak için. Duman’ın benden başkasını sahip olarak görmesi benim kabul edemeyeceğim bir durumdu.

Okulda her gün dersler can sıkıcı hale geliyordu. Ben bir duman’ı düşünüyordum. Başka kimse yoktu ama sınıfa yeni bir kız geldi Sakine. Kocaman gözleri vardı sanki ben içinden kayboluyordum ve kıvırcık kara her zaman terli saçları. Artık Sakine nerede ben orada. Bir gün evden getirdiğim kuru üzümü verdim aldı, dünyalar benimdi. Sonra goflet ve gazoz aldım ona önce ım cım etti sonra kabul etti. Derslerle ilgisi kesilen benim Sakine’ye poz yapmak ve kötü duruma düşmemek için sürekli dersleri çalışmamı ve herşeye kulak kesmemi sağladı. Artık sınıfın en uslusu ve çalışkanı bendim. Ögretmen bile hayret etmişti bu duruma. Üç gün içinde çarpım taplosunu ezberlemiş ve toplama çıkarmada üstüme yoktu. Daha üç gün önce iki ikiye sekiz diyen bendim. Bütün sınıfı güldürten ve öğretmenin şaplağını yiyen. Ah kara sevda sen nelere kadirsin.

Herşey ne güzeldi, Sakine’ye Duman’dan bahsettim. Can kulağıyla dinledi beni. O da sevmek okşamak istiyordu Duman’ı.
– Hemen tanıştıracağım seni.
Dersten kaytardım ve evden Duman’ı getirdim. Bütün gün yanlız Duman benimle yola çıkınca keyfine diyecek yoktu. Nasıl şaklapanlıklar yapıyordu. Her zaman hırcın ve saldırganlığa alışık Duman şimdi kuzu gibi yanımda o da dörtgözle bekliyor. Kıvırcık saçlı Sakine ile tanışmayı. Okul çıkışı Sakine kendi sokağına yürürken Dumanla çıktım karşısına. Duman hemen Sakine’yi koklamaya başladı oysa hırlama pozisyonunda kalırdı gergin ve benim saldır dememi bekleyerek. Sanki benim duygularımı benden daha iyi anlıyordu Duman. Oysa şimdi hemen yanaştı Sakine’ye kokladı ve okşamasına izin verdi. Hatta sarılmasına bile. Oy nasılda mutlu olmuştu Sakine ve Duman. Herşey ne güzeldi.

Ertesi gün okulda dört gözle Sakine’nin gelmesini bekliyordum. Onların sokaktan okula doğru çıkan yolda. Keyfime diyecek yoktu ta ki Sakine’nin yanında Hurdacı Şevket amca’nın oğlu Cafer’i görene kadar. O kadar yanaşmıştı ki, Sakine’ye sanki ağzının içine girecek ve durmadan bir şeyler anlatıyordu. Ben terlemeye titremeye başlamıştım. Sakine beni görünce sanki bir şey olmamış gibi.
-Günaydın Yusuf dedi, Nasılsın.
– İyiyim dedim, kekeleyerek. Bir yandanda şaşkın şaşkın Cafer’e bakıyordum.
-Komşumuz Cafer, Annem ona teslim etti beni. Okula Cafer götürüp getirecek.
Sanki kalbime bir bıçak saplandı. Ben dedim ben, kekeleyerek.
-Her sabah seni almaya gelirim Duman’la.
Kaynar su dökülmüştü sanki üzerinden.
-Annem, izin verir mi bilmem.
Cafer lafa girdi,
-Senin duman’ın varsa benim de, Leşker’im var.
Birden hatırladım onların karabaşlarını. Saldırgan, gelene geçene havlayan bir köpek. Ama benim Duman’ım onu parçalar. Leşker köpek mi, süs hayvanı mı? bilmem ki.
-Her halde sizin eve rahat hırsız girsin diye aldınız o köpeği. Mıdıllı’ların köpeği Pire gibi.
Cafer birden diklendi,
Benim leşker senin Duman’ı parçalar. Üstelik Leşker sadece bizim evi değil bütün sokağı koruyor. Öyle değil mi? Sakine. Sakine, Cafer’e imayla baktı, sonra.
-Sadece havlıyor o gelen geçene. Hep gürültü yapıyor ders çalışmamı bile engelliyor. Hatta sen kaç kere o yüzden susturmaya çalıştın ya onu.
Şimdi Cafer kızarmıştı. Artık sınıftan içeri girmiştik bile.

Tenefüste yanıma geldi, Cafer. Hiddetli herkesin duyacağı şekilde, zaten tenefüsün gürültüsü de hayli fazlaydı.
– Yarın tatil biliyorsun, Mışo amcaların bahçeye getirsene senin o iti. Bakalım Leşker’in karşısında kuyruğu dik kalacak mı?
Ben de altta kalmadım,o zaman.
– Getir bakalım senin iti, bir daha çıkacak mı sesi,sizin sokakta.
-Yarın öğlen Mişo’nun bahcesinde,
yineledi Cafer.
-Evet yarın öğlen Mişo’nun bahcesinde.
Nerdeyse o sinirle Cafer’e saldıracaktım. Bizim bu hiddetli konuşmamızı Sakine’nin dinlediğini farketmemiştik bile.

Ertesi gün erkenden bahçede Dumanla boğuşmaya başlamıştım. Bir yandan benim Duman daha genç hatta çocuk sayılır. Leşker’in yarısı bile etmez. Nasıl kavga edebilir ki Leşker’le. Sonra leşker hırçın sadece Duman’a saldırmaz ki, herkese saldırır, onu nasıl kontrol edecek bu sümüklü Cafer. Ya köpeği bana saldırtırsa. İyice korkmaya başlamıştım. Bir yandan Duman’da kuşkulanıyorum, bir yandan Cafer’ın ne yapacagını bilememekten. Sonra aklıma Resul geldi, onların sokakta oturan. Hemen onun yanına gittim.
-Resul abi bakar mısın.
Ne oldu lan. kuşkuyla bakarak.
-Abi bu Cafer, kendi köpekleri Leşker’le, benim köpek Duman’ı boğuşturmak istiyor. Yarın Mışo amcaların bahçesinde. Hani diyorum ki, Cafer, sahip çıkabilir mi, itine. Bana gelen geçene saldırtmaz değil mi.
Bahane ne istiyon benden der gibi baktı.
-Senin balyoz’u getirsene abi. Böylece Leşker’i sağa sola saldırtmaz abi.
Baktı, sonra
– He ya doğru diyon amma, benim köpek daha iri daha güçlü Leşker’den. Karşılığında pestil ve kuru üzüm alırım senden. Tamam mı?
-Tamam abi, canın sağolsun. Pestil ve kuru üzümün lafımı olur.
Sevinçle dönüp giderken Resul, seslendi.
– Yusuf, Biz en az dokuz on kişi oluruz ha, mahallede ki çocuklarla.
Bir şey diyemedim öyle kaldım, ne yapacağımı şaşırmıştım. Dokuz on kişilik pestili, kuru üzümü nereden bulacaktım. Şimdi tek kuşkum kalmıştı, benim Duman ne yapabilirdi. İnşallah beni mahcup etmez. Sonra coban Çamur Mehmet Amca’nın dedikleri geldi aklıma, “Korkusuzdur kangal, kurt ne ki ayıyı bile dize getirtir” Ama Leşker maşallah ayı gibiydi ve benim Duman daha çocuk. Ama benim Duman Leşker’i dize getirtirse, artık havamdan geçilmez.

Evde gerçekten on kişiye yetecek kuru üzüm ve pestil yoktu. Halamlara baktım onlarda da çok az vardı. Bakkala yazdırmaktan başka şansım kalmamıştı. Babam duyarsa ağzıma sıçar. İnşallah duymaz.
-Temel amca, bize pestil ve kuru üzüm lazım birer kiloluk, ama yazılacak.
-Tamam.
Ama çok yavaş ve bana sürekli bakarak kese kagıtlarına koyup verdi.
-Annenin haberi var mı?
-He var, akşam misafir gelecek.
-Kim la onlar?
-Köyden abi tanımazsın.

Öğle üzeri belirsiz ve şaşkın halde, Miro amcaların bahçesine vardım. Ana baba günü olmuştu bahçe, duyan gelmiş. Sadece bir it değil dört beş it var. Bahçe havlama sesleriyle kaynıyor. Cafer elinde sıkı sıkıya tuttuğu Leşker,
– Nerdesin la tırsık
Gelsene diye bağırdı. Anlaşılan çok önceden gelmişti Cafer, herkese hava atmak için. Beni bir korku tuttu, neredeyse kacacam, ama birden Duman’ın havlamaları beni caseretlendirdi. Duman sadece Leşker’e havlamıyordu, oraya gelen her köpeğe havlıyordu sanki. Bıraksam hepsini parçalayacak. Artık zor zaptediyordum Duman’ı. Yanyana geldiklerinde iki katıydı sanki Leşker. Herkes bir meydanlık yarattı. Artık ben sıkı sıkıya Duman’a sahip çıkmaya çalışıyordum. Pis pis sırıtarak Cafer’le Leşker’e. İt boğuşturucusu Karpuz Hasan’da ordaydı. Çok kırmızı damarları sanki kanla suratından fışkırmış birisiydi bu yüzden Karpuz Hasan derlerdi. O kırmızılığından dolayı,
-Ben salın demeden itleri salmayın, anladınız mı, dedi, Karpuz Hasan
Önce iyice bir kızışsınlar. Sonra salın. Ama itlere tutmak çok zordu, nerdeyse Duman beni de sürükleyerek saldıracak Leşker’e. İyice yaklaştı Duman’le Leşker birbirine hırlayarak, saldırarak. Birden bırakın diye bağırdı Karpuz Hasan. Bırakmamızla boğuşma başladı. Duman havlayarak hırlayarak bir mesafe oluşturuyor ve saldırı anını bekliyor. Daha dogrusu Leşker’in saldırmasını. Leşker saldırmasıyla birlikte Duman arkasına geçtiği gibi Leşker’in kulağını koparttı. Her yan kan oldu. Sonra gözünün kenarını ısırdı Leşker’in. Bir daha saldıracaktı Duman. Karpuz Hasan bağırdı,
Öldürecek la bu, tut şu iti.
Hemen hızlan Tasmasından yakalayıp çektim. Ama leşker öyle bir hızlan şoklanmış şekilde , kalabalığı yararak öyle bir kaçtı ki, herkes önce şaşırdı. Sonra başladılar gülmeye. Bir tek Cafer ağlayarak bakakaldı Leşker’in ardından.

Ben okşaya okşaya sakinleştirdim Duman’ı. Herkes imrenerek bakıyordu benim Duman’a. Karpuz Hasan böyük it olacak bu böyük it dedi. Kimse duramaz bunun karşısında, sadece daha çocuk, Hele biraz daha büyüsün. Herkes tebrik ediyordu beni, hırlaması olmazsa arada bir Duman’ın onu da okşayacaklar yani. Beni sormayın nasıl keyifliyim, sanki Duman boğuşmamışta ben boğuşmuşum. Hem Duman benim bir parçam değil mi. O sıra yan bahçede iki üç kız gördüm. Aralarında kıvırcık Sakine’mde vardı sanki. Aralarında bir şeyler fısıldaşıyorlardı ama anlayamadım.

Pazartesi sabahı, direk Sakine’lerin evinin önüne gittim, Sakine’yi alıp birlikte okula gitmek için. Kapıyı çaldım Sakine açtı, Annesi dürmeç yapıyordu. Biraz sinirli, biraz haylaz bir çocuk edasıyla baktı bana. Sakine Annesine baktı, Annesi dürmeçi verdi.
-Hayırlı dersler,
-Sağol abla.
Birlikte çıktığımızda sokağa, yedi ülke fethetmiş bir komutan edasıyla yürüyordum. Bu arada tam bir hafta, izin almıştı Cafer hastayım diyerek, okula gelmemek için. Okulda herkes benim Duman’ın yaptığını duymuştu. Öğretmenler bile, yani çalkalanıyordu okul. Hademe Kambur Ali amca bile. Kapıda o sen mi geldin yiğido dedi. Herkese veled diyen, Ali amca, şimdi bana “yiğido” diyordu. Okuldan içeri girer girmez dolu çocuk sardı etrafımı herkes tebrik ediyor beni. Pasaklı Nuri, hacı bombom şekeri verdi. Tobalak Veysel dut kurusu, Kara Veli beyaz leblebi bir avuç. Herkes bir şey veriyordu. Ne yapacaktım ki, bu kadar şeyi. Derse girdiğimde, Gülüşlü Fadile bana, silgi almıştı hemde kokulu silgi, onu verdi. Birde kıpkırmızı olmuştu silgiyi verirken. Bu silgiyi aldım diye o gün Sakine selamı sabahı kesti benimle. Erkenden benden habersiz eve kaçtı. Ne diyeceğimi şaşırmıştım. Silgiyi Gülüşlüye versem olmaz. Bir silgi altı üstü ama kokulu. Benim hiç kokulu silgim olmamıştı.

Evde aynı gün duymuştu Duman’ın hikayesini, babam kızacak sandım. Ama bir şey demedi, kasaptan dolu kemik getirmişti. Bana verdi.
-Al iyi doyur, bu kemiklerle Duman’ı.
Abilerim imrenerek bakıyordu Duman’a. Annem ise Duman’ın çok sevdigi tavuk suyu çorbasına ekmek ufalayıp vermişti gün içinde üç dört defa. Akşam duman’la mahalleyi gezmeye çıktım. Herkes halimi hatırımı soruyor, Duman için maşallah diyordu. Bakkal Refik yağlı kağıda sarılı kavurma verdi , al Duman’a verirsin. Oğlu Mikail ne zaman bisikletini istesem vermezdi. Öyle canı gönülden, bisikletimle gezsene dedi, Duman’ı şuraya bağlayıp. Bende turladım durdum mahalle de. Hatta Sakine’lerin sokağına indim. Evlerinin önünde korna çaldım dolandım. Ama hiç Sakine’nin sesini duyamadım. Bir ara perdeleri kımıldadı ama, o mu? o değil mi? seçemedim. Şimdi ben ne yaptım bu kıza. Korna sesleri uğulduyarak beynimde döndüm.

Ertesi gün yine Sakine’yi almaya gittim kapıyı çaldım. Annesi açtı. Ben sormadan Sakine akşam amcalarına gitti, oradan gidecek okula dedi. Okula vardım, Sakine daha gelmemişti. Nasıl da gerilmiştim. Birden yanımdan hızla gecerek, daha Sakine dememe fırsat bırakmadan, sınıfa girdi ve sırasına oturdu Sakine. Başımdan kaynar sular döküldü sanki. Ne yapacağımı şaşırdım. Tenefüste hemen gidip goflet ve gazoz aldım. Onu beni takip etmediği ve yanlız olduğu bir anda hızla yanaşıp goflet ve gazoz aldım sana diyip vermek istedim. İstemiyorum tokum, dedi. Bende tokum dedim. Ama bak bende içiyorum. Sen Gülüşlü’ye ver dedi, niye o zıkkım yesin dedim. Ne yapacağım o sümüklüyü dedim, güldü, hemen aldı gofret ve gazozu. Çok acıkmıştım, sağol dedi. Zaten Gülüşlü’nün verdiği silgiyi senin için aldım ben, ne güzel seversin kokulu silgiyi. Benim silgim var. Silgiyi uzattım, aldı hemen koklayıp önlüğünün cebine koydu gülerek. Yine aramız düzelmişti, bu akşamda amcanlara gidecen mi dedim. Yok sabah alırsın beni evden, dedi. İyi tek başıma çok canım sıkılıyor, he benimde yolda, dedi.

Aradan bir kaç hafta geçmişti, Akşam üzeri Duman’la sokaktan gezinirken Karpuz Hasan yanaştı.
-Ne haber, Duman nasıl,
– İyi abi, buyur,
-Senin bu köpeğe, hiç bir köpek dayanmaz. Bu köpek sende olduğu sürece, bileğin yere gelmez. Ne sana ne mahalleye kimse yanaşamaz. Bu köpeği dövüşlere hazırlamak lazım. Sen Duman’la nam yaparsın Malatya’da hatta Elazığ ve Adıyaman’da.
-Abi daha çocuk Duman bir yaşını yeni geçti.
-He doğru diyorsun ama seneye dövüştürülür artık bu. Ama şimdiden hazırlamak lazım. Ben sana nasıl hazırlayacağını öğretirim, önce sen he de.
Ne söyleyeceğimi şaşırmıştım,
-Olur abi, sen bilirsin.
Ama yine kalbim pır pır ediyor. Ya Duman’ıma bir şey olursa. Karpuz Hasan devam etti.
– Önce Duman’ın bana alışması lazım, onu eğitmem için. Ben onu tazı peşine götürtecem. Kurt avına kışla, yeter ki sen alıştır bana.
-Ama abi, babam izin vermez ki. Duman benimde olsa.
-Sen merak etme, ben babanla konuşurum. Ona he dedirtirim ben.
-Tamam o zaman. Babam izin verirse neden olmasın.
Ama içimdende, inşallah babam izin vermez, diyorum. Benim Duman’ımı kimse sahiplenemez. Hele dalevereçiliği ve köpek boğuşturmasıyla ün salmış, serseri Karpuz Hasan, asla. Ne yapacaktım şimdi. Ama bir yandan da Duman’ın yaratığı şanda çok güzel.

Akşam babam beni çağırdı,
-Oğlum senin ne işin var, bu Çakal Karpuz Hasan’la. Beni muhasebeye gelmesi bile müşterileri rahatsız etti. İki saat yok Duman’ı ver ben eğiteyim yok oğlun izin verdi, sende izin ver bu civarın en güçlü köpeği yapayım onu, dedi, durdu. Yok dedim, olmaz, dedim bir türlü söz dinletemedim. Yarın gelirse dükkanda kovacam onu, bilesin ha. Vallahi Duman’ıda senden alıp veririm bir cobana, hiç olmazsa insanlık yapmış olurum. Hem kangal bir sürüyle eğitilir, kanla, ölerek, öldürerek değil. Çakal Karpuz Hasan kanla, kızılla eğitecek Kangalı. Yazık hiç hayvana bu yapılır mı. Sen nasıl umut verirsin, bu Karpuz Hasan’a. Eziyet ettirmek için Duman’a.
– Yok baba, ben umut vermedim, ne yapayım o büyüğüm, aksi bir laf söylesem, alınıp kızar bana. O yüzden babamla konuş dedim.
– Tamam tamam kes, yarın gelirse ben konuşurum. Eğer dövüş için eğitilecekse, merak etme ben eğitirim. Hemde o karpuz Hasan’dan daha iyi. Ben üç dört tane kangal büyüttüm. Sen merak etme.
-Tamam baba, sen bilirsin.

Ertesi gün Duman’la gezerken, Karpuz Hasan gelir.
-Babanla konuştum, izin vermedi. Yazık etti bu Duman’a, Kangal dediğin sürüyle değil, kavgayla eğitilir, dünyada böyle büyük köpekler yok. Baban eski kafa, kangal eğitmenin ne olduğunu bilmiyor. Haftaya, Çırmıhtı’dan bir alman kurttu getirecem, senin Duman’la boğuşturmak için. Hele bir artsın şanı, Duman’ın o zaman döner inadından babam.
-Aman abi, şart mı, boğuşturmak
-Tabii şart kerata, sen böyle rahat geziyosun ya. Yarın gezdirmezler seni, dövüştürmek için itleriyle. Hatta sana bile saldırtırırlar. Ne diyon abi, olur mu öyle şey. Olur olur niye olmasın. Sen istersen haftaya alman kurttuyla boğuşturmaya getirme bakalım. O alman kurttu bu sokakta sana ve Duman’a saldırmaz mı, saldırır. Sahibi saldırtmazsa, ben tutar getirir saldırtırım anladın mı.
-Ama niye abi.
– İt dediğin şanla var olmalı. Öyle kolay değil bu sokaklarda kuyruk sallamak. Ya kan döşünden eksik olmamalı ya yara yüzünde. İt dediğin kavgada haz alır kurt öldürerek, ayıya diz çöktürerek. Onlar yüzyıllardır doğada böyle var oldular anladın mı? Onların o savaşçı doğalarını yok etme hakkını kimse vermemeli bize. Onun doğası kavga ve kandır. Önce öyle yaşadığını hisseder Kangal. Dişleri bir hayvanı parçalamadan nasıl kangal olacakki o. Yüzyıllardır, hayvanları kendi doğalarından kopartarak onların doğalarını yok ettik. Onlar ancak ve ancak o korkunç doğanın şartları içinde eğitilir ve kendi doğasını bulur anladın mı. Sen onu bir tasmaya bağlamışsın bir çeliğe, haydi kangal dövüş parçala, koru bizi diyorsun. Nasıl inanabiliyorsun bu yalana nasıl.
Öyle hırçın ve kızgın anlatıyordu ki, Karpuz Hasan resmen bir karpuzun içi gibi kıpkırmızı olmuştu yüzü. Ne diyeceğimi şaşırdım,
-Haklısın abi.
-Tamam, o zaman Alman kurttuyla boğuşturacam o Duman’ı. He şöyle yola gel, ben hayvanları o doğaları içinde çok seviyorum.
Bir yandan uzaktaki dağlara bakarak.
O sıra yoldan bir kedi geçiyordu, elime vurdu,
-Bırak saldırsın, bırak.
İçten içe hırlamasını duyuyordum Duman’ın. Bıraktım, nasıl fırladı Duman tam kediye yetişecekken, ağaça tırmandı kedi oradanda çatıya. Nerdeyse benim Duman ağaca çıkacaktı. -Gördün mü, işte Kangal bu. Onun mutluluğu bu.
Baktım evet boğuşurken mutluydu Duman.

Artık Duman’ı kendim eğitecektim. Kimse Duman’ıma yanaşmamalı ve Duman’ın doğasından kopartmalarına izin vermemeliydim. Elime bağladığım bezlerle Duman’ın saldırmasını sağlıyordum. Duman ne kadar hırcın ve saldırgan olursa o kadar doğasına yanaşacaktır. Yiğit ölür şan kalır hesabı. Duman ölse de, şanı kalacaktı. Karar verdim o Alman kurttunu parçalayacaktı bizim Duman. Hafta sonu Duman’la gidecektim köye. Kurt avlamak ve tazı yakalamak için. Varsa pars bile. Onu köyde hırçınlaştıracam iyice. Her böçeğe kurtta kuşa saldıracak ve doğasını bulacak o. Ben artık kararlıydım, Duman benim doğam olacak. Onu bu hale nasıl getirdik ya ben nasıl geldim bu hale.

Hafta sonu köye gitmek için Müslüm amca’nın taksisine bindim. O bırakacaktı beni köye pazar akşamı almaya gelecekti. Hemen bahçelere daldım ben ve Duman. Sepledim onu, koşuyoruz yanyana bahçelerde. Bir kargaya koştu Duman, yetişemedi. Kel Turan dayının bahçesinde geçerken, bir horoz gördü Duman. Dur, Duman dememe kalmadan, dişlerinin arasına aldı horozu. Parçaladı, her yanını tüyler kapladı. Zincirinden tuttum çektim, neredeyse bana saldıracaktı Duman. Hırladı, gözü kan dolmuştu, doğasını yakalamıştı. Hemen bahçeden uzaklaştırdım, iyi ki, kimse görmemişti. Birden sağdan soldan üç dört tane köpek sesi duyuldu. Havlayarak bize doğru geliyorlardı. Duman’ın ve benim etrafımı çevirdiler. Duman hepsine hırlıyor havlıyor, zincirini koyvermem için zorluyor. Bırakmamla birlikte, önümüzdeki ilk iti bogazlaması bir oldu. Köpek yerde kanlar içindeydi. Ardından diğerine saldırdı, çenesini kaptı yere attı. Kan içindeydi çenesi. O hızlan kaçmaya başladı. Bir diğeri kaçarken bir döş vurdu Duman köpek yerde yuvarlandı. O an gırtlağından yakaladı ve anında öldürttü. Diğer köpekler kaçmaya başladı. Duman peşlerine koşmaya başladı. Sert bir şekilde Duman dur, dedim. Durdu bana baktı, terli ve hırcın bir şekilde. Sonra kaçan köpeklere baktı. Birden başını eğdi yavaşca yaklaştı bana, yeniden koklayarak ayağımı. Okşadım sarıldım. Yaladı elimi soğurken teri ve kanı. Anladım kimse yıkamazdı beni ve Duman’ı. O Alman kurttu, nasıl dayanacaktı Duman’a.

Ertesi gün Duman’ın zincirini fazla bırakmadan gezdim kır bayır bahçe. Köyde bir ayının köpeklere ve hayvanlara saldırdığı konuşuluyordu. Bense köydekilerine, hep Duman gibi bir kangalınız olsa hiç bir ayı yanaşmaz diyordum. Oysa köyde üç dört tane kangal köpeği vardı. Akşam Müslüm Amca geldi, döndük eve.

Ertesi gün kıvırcık Sakine’mle okula giderken herşeyi konuştuk bol bol. Karpuz Hasan’ı. Köyde başımdan geçenleri. Duman’a dair düşüncelerimi. Sakine dinledi,
-Şart mı, yani saldırtman. Rahat bırak Duman’ı. Öyle köpek boğuşmalarına katma sakın.
-Amma, o Alman kurttuyla bana saldırtacak. Ne yapabilirim ki.
-Doğru diyorsun, ne bileyim, ama uzak durmak bence en iyisi.
Bunu derken elimi tuttu sıcacıktı, ığıl ığıl bir su akıyordu içime.

Akşam haber saldı, Karpuz Hasan yarın akşama doğru Duman’la Mışo amcaların bahçesinde ol diye. Ne yapacaktım, gidecektim Duman doğasını yaşamalı. Akşam dumanı resmen zeytinyağı ile yağladım. Kolay kolay diş geçilesin diye. O alacalıkta parlıyordu Duman. Karanlıkta parlayan korkutucu bir ışık gibi. Yine Mişo amca’nın kalabalıktı. Bu sefer gelenlerin hepsi yaşlıydı, gençler çok azdı. Alman kurttunu gördüğümde, hırcınlığı, tavrı belliydi bu tarz boğuşmalara çok katılmıştı. Gelişinden hırlayışından, soluk alışından bile korkunçluğu belli oluyordu. Bizim Duman’ı yıkabilirmiydi bu alman kurttu. Hırlamalarla, havlamalarla açılan meydan içinde yaklaştırdık köpekleri. Hırlıyorlar, artık birbirlerine atlama mesafesine gelmişlerdi. Bıraktık ve kavga başladı. Alman kurttu, ilk hamlesinde ağırlığıyla Duman’ı altına aldı, ama hemen sıyrıldı Duman. Karşısındakinin güçünü sezmişti. Şimdi daha temkinli sürekli arkasına gecerek alman kurttunun onu yorarak ve boşluğunu bularak saldırmaya çalışıyordu. Böylece kavga uzun süre sürdü, her saldırısını püskürtürken Duman yavaş yavaş iyice yormuştu onu. Üstelik yer yer geçirdiği dişlerle İyice kanını akıtmıştı Alman kurttunun. Bir ara tam altına alacakken Duman kurtulduğu gibi ön baçagını öyle bir dişledi ki, artık Alman kurttu, yerden kalkamaz oldu. Kurttun sahibi bağırdı
-Al şu köpeğini al.
Ben hiç umursamadım. Kangal’ım doğasını yaşamalıydı. Bir süre sonra artık Alman kurttu kanlar içinde kalmıştı. Ben zorlan çektim Duman’ı. Bir cesetti geride kalan. Duman’la onurlu bir şekilde dönüyorduk, herkes bize gıptayla bakıyordu.

Alman kurttunun halini bütün şehir konuşuyordu. Bu Alman kurttu önceden çoğu köpeği dize getirmişti. Sahibi eve bile götürmemiş orada diri diri gömmüş diyorlardı. Bir daha köpek beslemeyecem diyormuş, bu bana ders oldu. Ama köpeğin doğası bu savaşmak o doğası içinde.

Artık bütün şehir çalkalanıyordu Duman’ın Alman kurttunu parçalamasını. Nereye gitsem saygı,sevgi ve korku vardı bana dair. Sanki elimde bir silah tarayacaktım oraları. Bunu hissediyordum kimden ne istesem hemen buyur diyeceklerdi. Zaten istiyordum da, hakkımdı bu benim. Bu ilin tek yiğidi bendim, benim duman’dı.

İki gün sonra, başka bir köpek var dedi, Karpuz Hasan.
-Çarmuzu’dan Kafkas coban köpeği. Haftaya çarşamba orada ol.
-Tamam, Çarşamba günü Mışo’nun bahçesindeydik.
Yine çok kalabalıktı. Kafkas coban köpeğini görünce şaşırdım, Köpek değil ayıydı bu. Bir canavar, nasılda heybetli ve güçlü bir hayvan. Duman hemen hırlamaya başladı. Oysa Kafkas köpeği çok sakindi, zorlan kızıştırdılar hayvanı. Döğüş başladı, yine benim Duman pire gibiydi, ama bir makineli tüfek gibi çalışıyordu dişleri. Üç dört kere döş vurup yıktığı halde, Kafkas coban köpeği, yine de kurtulamadı yerdeyken bile bizim Duman’ın dişlerinden. Bir evre sonra Kafkas coban köpeği sallanmaya başladı, sahibi hemen köpeğini çekti, her yanı kan olmuştu. Bende Duman’ı zorla zaptettim. Sahibi yenilgiyi kabul etti. Artık bitmişti dövüş.

İlin şanı benim Duman’dı. Sakine ile sohbet ederken,
-Artık bırak bu köpek dövüşlerini.
-Nasıl bırakacam, o benim şanım, herşeyim .
-O zaman ben seninle hiç buluşmayacağım, anladın mı,
-Ne var şimdi, ne oldu sanki.
Hiddetle bağırmamla, arkamı döndüğümde Sakine kaybolmuştu. Üç dört gün görmedim onu. Okula geldi ama, sanki dilsizdi, ne söylesem duymuyordu. Ne diyordu bana biliyor sunuz ne, bırak şanı, onuru, kavgayı. Doğasında yaşatmayı Duman’ı.

Bir ya sonra Karpuz Hasan birden önüme çıktı
-Ne oldu, abi.
-Bir köpek var, Ama çok iyi.
-Hiç bir köpek Duman’dan iyi olamaz dedim,
-Haklısın ama bu pitbull, çok güçlü bir köpek. Kolay kolay zaptedilen bir köpek değil. Benim buldok’umu bile parcaladı bu. Pazar günü Mışo’nun bahçesinde buluşalım akşama doğru. Artık senin Duman benim öçümü de alacak.
-Tamam abi, yarın akşama.
Pitbull’da neydi ilk defa duymuştum.
Akşam doğru Mışo’nun bahcesine vardım. Herkes oradaydı abilerim bile gelmişti, birden yanlarında babamı gördüm. Kıpkırmızı oldum ne diyebilirdimki. Daha o Pitbull denen köpek gelmemişti, nasıl bir köpekti bu. İleriden bir köpeği iki kişi zor zaptederek getirmeye çalışıyorlardı. O köpek ise neyi görse saldırmaya çalışıyordu, köpek değil safi dehşetti. Sarkık ağızı ona korkunç bir hava veriyor, tüysüzlüğü ve kaygan bedeni sanki köpek cinsinden değilde, yılan soyundan gelmiş hissi veriyordu. Böyle bir yaratığa köpek denilebilinir mi. Koca kaslı gövdeyi tutan güçlü kısa ayaklar. Benim Duman bile önce bir çekindi, sonra güçlü bacaklarıyla toprağa sıkı sıka basarak hırlamaya başladı. Meydan açılmıştı iki kişi zor zaptediyordu Pitbull’u. Sahibi Malatya’nın zengin eşrafından Tuzcuoğullarıydı. Bu köpek onların varlığının simgesiydi sanki. “Köpeğin sahibi Mikail bey gelmeden kavga başlamasın dediler” kabul ettim. Birazdan bir mersedesle dört kişi geldi. Sahibi Mikail bey, bizim Duman’a baktı,
– Bu mu, yazık olacak. İstersen kavgadan çek itini.
-Benim ki, kavgayla varoldu, kavgayla yokolur abi,
Baktı baktı,
– Ne yapalım dövüşsünler. Yiğit ölür şan kalır.
Şimdi ikisini salmaktan başka bir şey kalmamıştı.

Beyler, Meydanı daha açın, benim Kerberos sizi de ısırmasın ve Hades’in ülkesine göndermesin. Haydi acın meydanı.
Diye bağırdı Mikail bey. Elini pantolunun çebine koydu. Pitbull’u tutanlara işaret etti, salın anlamında.

İyice hırlamalar ve havlamalarla yanaştılar köpekler birbirine. Artık bırakacaktık, belki de son kez tutuşum Duman’ı mı. Bıraktım o kinle, hırlamayla nasıl daldılar birbirine alt üst oldular ve ayrıldılar, benim Duman nasıl çıktı onun altından anlayamadım. Hızlan duman’a bir döş vurdu bir metre ileriye attı, altına almadan Duman fırladı arkasına geçti kuyruk sokumundan ısırdı, öyle sert dönmeye kalkıştı ki, Dumanla birlikte yuvarlandı. Ama Duman bırakmamıştı kuyruk sokumunu, sanki koparmıştı. Yine sıçradı havaya Pitbull ve terse dönmeye çalıştı, kurtulmak için Duman’dan. Kurtuldu kurtuldu ama artık sendeliyordu. Her an yıkılabilirdi. Bizim Duman oynamaya başlamıştı Pitbull’la. Isırıyor çekiliyor, ısırıyor çekiliyor, böyle böyle çökerti Pitbull’u. Artık her yeri kan içinde kalmıştı Pitbull her an son nefesini verebilirdi. Ben Duman’ın o güzel kavgacı yanını şimdi iyi görüyordum. Kim yıkabilirdi Duman’ı ancak bir aslan, Kim yıkabilirdi beni ancak bir kaplan. Artık kavga bitti sanarken. Birden, Mikail bey silahını çıkartı, önce ben kendi pitbull’unu vuracak sandım, benim Duman’a kurşun yağdırtı. Duman bir iki mermiyi yedikten sonra önce Mikail beye hamle yaptı tam zıplarken son kurşunuda yedi çöküp kaldı kanlar içinde. Pitbull’una çevirdi silahını kafasına sıktı. hiç çevresine bile bakmadı Mikail bey. Hızla arabasına yöneldi,oysa dört kişiydiler gelirken. Kimseyi almadan hemen arabaya bindi, son gaza basarak uzaklaştı.

Orada ki herkes bakakaldık giden arabanın ardından. Yerde kan içinde Duman ve Pitbull.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

Yaşar Kemal’i Ölümünün 6. yılında Anıyoruz

Evrende Yüreğiyle Yer Kaplayan Kurucu Başkanımız Yaşar Kemal’i Ölümünün 6. yılında Anıyoruz Bu büyülü dünyayı, bu büyülü dünyada olup biteni anlatırken aydınlığın, sevincin türküsünü...

ÜLKE SOLU VE AHMED ARİF

ÜLKE SOLU VE AHMED ARİF: TKP'yle ve Ahmed Arif'in çevresindeki solcu arkadaşlarla yaşadığı bu durum, o süreçte solun Kürt sorununa nasıl baktığını göstermesi acısından ilginç....

ŞİİRİMİZİN BIÇKIN DELİKANLISI: AHMED ARİF

TEK KİTAPLI AHMED ARİF Ahmed Arif’in tek kitabı olduğu halde, bu kitap otuzun üzerinde baskı yapmıştı. Üstelik korsan baskıları da var piyasada. Tek kitap iki...

Türk Şiirinde Halk Kültürü Unsurlarının Kullanımına Yetkin Bir Örnek: Hasan Hüseyin Korkmazgil

Türk Şiirinde Halk Kültürü Unsurlarının Kullanımına Yetkin Bir Örnek: Hasan Hüseyin KORKMAZGİL*                          ...

SON YORUMLAR

Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK