9 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 1, 2020
Ana Sayfa Eleştiri DÖNENEN ŞİİR, REKLAM VE HAYDAR ERGÜLEN

DÖNENEN ŞİİR, REKLAM VE HAYDAR ERGÜLEN

Bundan yıllar önceydi, İkibinlerde, Tüyap’ta İnsancıl Yayınlarının standında duruyorum. Kimler vardı benden başka tam hatırlamıyorum. Ama üç dört kişi vardık standda. Metin Celal geldi Yeni sayıyı eline aldı. Beni ağır eleştir misiniz, teşekkür ederim, Reklamın iyisi kötüsü olmaz, dedi. Gülümseyerek yavaşça dönüp gitti. Bakakaldım arkasından.
Reklamın iyisi kötüsü olmaz.

Haydar Ergülen’le tanışmam nasıl oldu, şöyle. Bizim papyonlu, kibar İstanbul beyefendisi Ahmet Necdet, öyle ballandıra ballandıra övdü Haydar Ergülen’i. O ara aldım kırmamak için Ahmet Necdet’i, bulduğum kitaplarını okudum. Okudukça anladım, kendi içinde dönenen yetersiz dil oyunları üzerine yazılmış şiirlerdi. Çoğu şiirinde anlam bütünlüğü bile yoktu. Divan şiiri geleneği desek, divan şiiri geleneğini de karşılamaz. Divan şiirinde bazen anlam bütünlüğü olmasa da duygu bütünlüğü vardır. Çünkü müzik zorunlu olarak duygu bütünlüğünü gerektirir. Divan şiiri veya halk şiiri belirli bir makam veya ağza uygun yazılır. Makam ve ağız biz dikkatli bakamazsak görünmez. Çünkü divan şirinde şiir şiir için yazılmaz aynı zamanda müziği şekillendiren makama göre yazılır. O yüzden o dizelerin ardında her zaman duygusal yoğunluğu taşıyan müzik vardır. Haydar Ergülen müzik ve şiir arasındaki bu yanı bile algılamamıştır. Bazen anlam bütünlüğü olmasa da şiirde, duygusal atmosfer ve müzik vardır. Bu biçimsel özellikler bile şiire önemli şeyler katabilir. Arap şair Adonis derki, bizim şiir geleneği dilsel veya dil içindedir. Bir anlamdan daha çok müziği öncül eder. Haydar Ergülen’in şiirinde bu müziği göremeyiz. Bildiğiniz postmodern şiir.

Nihat Sami Banarlı’ya göre Yahya Kemal, “Her mısrasını halis şiir anlayışını en uygun musiki cümlesi halinde söylemek için, şiirlerinin dünya tarihinde nadir görülmüş bir sabırla işlemiştir.” Üsteki alıntı Tahir Abacının Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’da Müzik kitapından. Şimdi bu ifade doğru bir ifadedir. Gerçekten Yahya Kemal’de şiir de müzik birincil öğedir. Kendisi buna ahenk ve ritm der. Her yazılan şiir önce müziktir. Daha doğrusu şiirin varlığı müziktir.
Arap, Fars ve Divan edebiyatında, birincil olan müziktir. Anlam bütünlüğü, şiirin yapısı içinde çoğu kere aranmaz. Genel itibariyle müziğin kendisi bir ruhsal anlam bütünlüğü içinde algılanır. Buradaki sözler yeterli anlam bütünlüğünü sağlamasa da, müziğin (ritmin, ahengin, makamın, ezginin) anlam bütünlüğü önemlidir. Zaten asıl olan Yahya Kemal’e ve Fars, Arap, Divan edebiyatına göre müziktir. Müzik sonsuzlukta asılı kalan tanrısal ahenktir. Söz değişebilir.

Ahmet Arif’te daha belirgin olan sözün yaratmış olduğu hipnoz etkisidir. Yahya Kemal’de müzik dese de, yer yer kendisi de sözün hipnoz etkisine yaslanır. Şiirin oral olarak yaratığı hipnoz etkisi, şiirler üzerine yapılacak bilimsel çalışmalarla ortaya çıkarılması gerekiyor. Bilakis içice geçmiş sözcük yığınları içinde Fars, Arap Divan edebiyatı araştırılarak yeniden ortaya çıkarılmalıdır. Cumhuriyet edebiyatının, Divan edebiyatına saldırgan tarzı, bize ait bu kültüre geniş bir şekilde bakmamızı engellemiştir. Halk edebiyatında sözün hipnoz etme etkisi, divan edebiyatının yanında çok azdır. İmgenin bizi içine çekmesi, sadece düz anlatımda kaçması ve çelişkili, çatışkılı yapısı değil, aynı zamanda müziksel anlamı gözeterek hipnoz etkisi yaratmasıdır. Bu durumda sözden çok şiirin yarattığı büyü açığa çıkar. Bu özellik Fars, Arap ve Divan edebiyatında yoğun bir şekilde vardır. Oysa halk edebiyatında bu özellik pek hissetirmez kendini. Burada uzun uzun yaptığım bu yorumu Haydar Ergülen’in şiirinde göremeyiz. Şiiri öfkeden arındırılmış mıymıntı bir adamın şiiri gibidir. Müzikle içice geçmiş duygusal bir ortam yaratamaz şiirde. Yükselişler iniş çıkışlar duygusal boşalımlar olmaz. Tek bir ses egemendir şiirinde. Bunun en önemli nedeni şiiri tek sözçük sanatı olarak görmesindendir.

Haydar Ergülen’in şiirine dilekler, toplumsal istekler, duygusal yoğunluklar, insani ilişkiler, davranışlar bol bol girer. Önce ne incelikli bir şair dersiniz. Bak bunu da görmüş, bunu da şiirine almış dersiniz. Bu bu olay ve olguları Haydar Ergülen toplumsal ilişki ve yer ve zeminlerinden kopartarak verir. Yoğun bir insani ilişkileri kullanan bu şiirden yoğun bir toplumsal eleştiri ve devrimcilik beklersiniz. Oysa varolan ilişkilerin yeniden üreten ve meşrulaştıran, toplumsal anlam katmanından kopartılarak anlamsızlaştırılan bir şiirle karşı karşıya kalırız. Bu şiir temel amaçın insan açımlaması olmayan, sanat eseriyle özneleşme sorununun içice girmediği, sanat eserindeki aydınlanma güdüsünün dışlandığı postmodern şiirdir. Postmodern şiir bilakis ülkemizde devrimci mücadelenin reddi ve sistemin meşrulaşması üzerinde var eder kendini. Aynı zamanda devrimci politikaları şiirin dışına atma savaşıdır bu. Sistemin edebiyatçılarının kültürel alanda mücadele edenlerin bu şiiri öne çıkarmaları olağan. Çünkü kendilerini eleştiren devrimci özden yoksundur Postmodern şiir.

Haydar Ergülen İstiklal’de yürürken herkese selam verip herkese öpüldüm diyenlerden. Bilirsiniz İstiklal’enin şiir akşamlarında her şiir alkışlanır. Bu şiir güzel değil denmez, bir ara dedim, beni döveceklerdi nerdeyse. Herkesi alkışlayanlar, böyle sınırı olmayanlar, her hey heyle kervana katılır gider. Yetmez ama Evetçiler gibi. Haydar Ergülen’in hiç sınırı yok yeterki adı duyulsun reklamı olsun, tanınsın. Her dergiye şiir verir. En çok da sermayenin ve belediyelerin dergilerine. Ne kadar çok görünürsek iyi. Zaten kendisi bir reklamcıdır. Yeter ki şiiri, yazısı çok çok sayfalara düşsün. Hiç olmazsa parasız tanıtımı yapılıyor böylece. Bu yazıların çoğu ortalamacı suya sabuna dokunmayan veya övgü yazılarıdır.

Şimdi üst yapıyı elinde tutanlar, demokrasiyi işletmez. Kendilerine uygun yayın yaparlar. Böyle olunca, kültürel alanda kendi ideolojilerini sunacak aydınlara, sanatçılara ihtiyaç duyar. Aydınlar!, sanatçılar! bu gereksinime ihtiyaç duyar ve buna göre hareket eder. Bu uygunluğa dair kültürel üretim hızlı bir şekilde salaklaşmayı (yabancılaşmayı) yaratır. Hele bizim gibi yoğun sömürünün olduğu ülkemizde, kültürel alanın üst yapısında en salaklaşmışlar ve despotlar olur. Despot salakların çoğu kültürel alanda veya sermayenin yönetici alanında bulunurlar. Bu alanda var olmak isteyen her hangi sanatçı ister istemez bu üst yapının kurallarına göre hareket eder. Artık kendisi de bu kurallara uyar ve toplumsal salaklaşmanın üreticisi olur. Burjuva kültürünün gericiliğine zorbalığına hizmet eden bu tipler üst yapı da bir araya gelir. İnsan emeğinin yoğun sömürüsünü gizleyen veya bu sömürüyü meşru hale getiren ideolojiyi üretirler. Reklam alanından gelen birinin sürekli belirli imaj üretme gereksinmesiyle üst yapı da varolmaya çalışması, ancak ve ancak yoğun sömürüyü meşrulaştırması ve gizlemesiyle olur. Üst yapıdakiler kendilerini eleştirmeyenleri yanlarında isterler. Bu çoğu siyasal hareketin üst yapıya dair davranış tarzıdır. Kendini eleştirmeyenlerle hareket etmek. Böyle olunca üst yapıda taşlaşma ve despotluk başlar ve bu taşlaşma despotluğu sağlayanlar üst yapıyı elinde tutanlardır. Ülkemizde gericiliğin ve faşizmin aşılmamasının en önemli nedeni kendi içine katlanmış katılaşmış despot yöneticilerin eleştiriye açık olmamaları. Böyle bir dünya da devrimci bir mücadelenin dayanakları yok olur. Haydar Ergülen veya Metin Celal gibileri bu taşlaşmayı despotluğu meşru görüp yaratanlardır. Zaten kitleleri sürekli manipüle eden reklamın ideolojik karşılığı da bu sistemin var oluşunu sağlamak içindir.

Bir gün Ahmet Necdet’le bir etkinlikte yanyana oturuyoruz. Gözlüğünü masaya koyunca bir bakayım dedim. Meğer Ahmet Necdet miyopmuş.

Haydar Ergülen’in yürek sızlatan yedi sekiz sene sonra yazılmış şu özür yazısı. Bir reklam politikasından başka bir şey değil. Öyle Birgün oluşumunun biraz yüreklerine su serpip, böylece dikkat çekerek reklamını yapmış olacak. Yoksa Haydar Ergülen’in bir vicdan sorgulaması diye bir durumu yok. Yetmez ama Evetçiler bu gün güçlü bir çıkış yapsa ilk kapıyı Haydar Ergülen açar. Bir reklam şovundan başka bir şey değil. Yedi sekiz sene geç kalmış tuhaf bir vicdan titremesi. Nerdeydin be adam, şimdi mi uyandın derler.
Reklamcılar böyledir. Her koşulda kendi tanıtımı mı nasıl yaparım diye düşünür. İşi böyle, Metin Celal geldi, reklamın iyisi kötüsü olmaz, dedi. Yüzüne tükürülen artık, Enişte beni öptü diyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikDÖNMEK ZAMANI
Sonraki İçerikKARANLIKTA İKİ KİŞİ

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK